İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Çocuk Düşürtme (TCK m. 99) Suçu ve Cezası / İzmir Avukat

25.05.2025
1.443
Çocuk Düşürtme (TCK m. 99) Suçu ve Cezası / İzmir Avukat

Çocuk Düşürtme Suçu Nedir?

Çocuk düşürtme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 99. maddesinde düzenlenen ve gebeliğin hukuka aykırı şekilde sona erdirilmesine ilişkin bir suç tipidir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, gebeliğin sonlandırılmasına yönelik her müdahaleyi değil, kanunda belirtilen sınırların dışına çıkan ve hukuka aykırı nitelik taşıyan müdahaleleri cezalandırmaktadır. Maddede özellikle kadının rızası, gebelik süresi, tıbbi zorunluluk ve müdahaleyi yapan kişinin yetkisi belirleyici ölçütler olarak öne çıkar.

Bu suçun temel mantığı, gebeliğin sona erdirilmesine dair işlemlerin tamamen serbest bırakılmadığını, fakat her olayda da otomatik olarak suç sayılmadığını göstermesidir. Kanuni sistem, bir yandan kadının beden bütünlüğünü ve irade özgürlüğünü korurken, diğer yandan belirli koşullar aşıldığında cenine yönelen müdahaleyi de ceza hukuku konusu haline getirir. Bundan ötürü çocuk düşürtme suçu, yalnızca tıbbi bir müdahale başlığı altında değil, aynı zamanda beden dokunulmazlığı, üreme hakkı, rıza ve kamu düzeni ekseninde değerlendirilir.

En yalın anlatımla çocuk düşürtme, gebe kadının rahmindeki ceninin doğum gerçekleşmeden önce dış müdahale ile düşürülmesidir. Ne var ki ceza hukuku bakımından asıl mesele, bu müdahalenin hangi şartlarda yapıldığıdır. Kadının rızası bulunmadan yapılan müdahale ile rızaya dayalı müdahale aynı hukuki sonuçları doğurmaz. Aynı şekilde gebeliğin on haftayı geçip geçmediği, tıbbi zorunluluk olup olmadığı ve işlemin uzman hekim tarafından uygun koşullarda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği de suçun varlığını doğrudan etkiler.

Öte yandan her gebelik sonlandırma işlemi ceza tehdidi altında değildir. Türk hukukunda, belirli süre ve koşullar içinde, ayrıca kanuni ve tıbbi usule uygun olarak yapılan müdahaleler hukuka uygun kabul edilebilir. Buna karşılık kanunun öngördüğü sınırların aşılması halinde, işlem artık bir sağlık hizmeti olmaktan çıkar ve ceza yargılamasına konu olabilecek bir fiil haline gelir. Bu yönüyle çocuk düşürtme suçu, yalnızca ceza hukukunu değil, tıp hukuku ve hasta hakları alanını da yakından ilgilendirir.

İzmir’de görülen ceza davalarında da bu suç tipi bakımından en çok tartışılan konuların başında, rızanın geçerliliği, gebelik haftasının doğru tespiti, müdahalenin kim tarafından yapıldığı ve olayda gerçekten tıbbi zorunluluk bulunup bulunmadığı gelir. Çünkü aynı olay, delillerin niteliğine göre kimi zaman TCK m. 99 kapsamında değerlendirilirken, kimi zaman başka suç tipleriyle birlikte incelenebilir. Bu yüzden çocuk düşürtme iddiası içeren davalarda erken aşamada hukuki destek alınması büyük önem taşır.

Çocuk Düşürtme Suçunun Temel Hali ve Cezası

Çocuk düşürtme suçu bakımından temel ceza yapısı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 99. maddesinde kademeli biçimde düzenlenmiştir. Kanun koyucu tek bir fiili değil, gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin farklı ihtimalleri ayrı ayrı değerlendirmiştir. Bu yüzden suçun cezası belirlenirken yalnızca müdahalenin gerçekleşmiş olması yetmez. Kadının rızası, gebelik süresi, tıbbi zorunluluk ve müdahaleyi yapan kişinin hukuki yetkisi birlikte incelenir.

Kadının Rızası Olmaksızın Çocuk Düşürtme

TCK m. 99/1 uyarınca, rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu, maddenin en ağır temel görünümüdür. Çünkü burada yalnızca gebeliğin sona erdirilmesi değil, kadının kendi bedeni üzerindeki karar hakkının da açık biçimde ihlali söz konusudur. Mahkemeler bu tür davalarda rızanın gerçekten bulunup bulunmadığını, beyanların serbest iradeye dayanıp dayanmadığını ve olayın cebir, tehdit veya baskı eşliğinde gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatle değerlendirir.

Örneğin gebe kadının bilgisi dışında ilaç verilmesi, yanıltılarak müdahaleye götürülmesi ya da açık iradesine rağmen işlem yapılması bu kapsamda ele alınabilir. Yine rıza varmış gibi gösterilen, fakat gerçekte iradeyi sakatlayan şartlar altında yapılan müdahalelerde de savunma ve iddia makamı çoğu kez bu fıkra üzerinde yoğunlaşır. Ceza miktarının yüksek tutulmuş olması, kanunun bu fiili ağır bir beden ve irade ihlali olarak gördüğünü açıkça ortaya koyar.

Tıbbi Zorunluluk Bulunmaksızın ve On Haftadan Sonra Yapılan Müdahale

TCK m. 99/2’de farklı bir ihtimal düzenlenmiştir. Buna göre, tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Burada kadının rızası vardır. Buna rağmen suç oluşur. Çünkü hukuk düzeni, isteğe bağlı gebelik sonlandırma bakımından belirli bir süre sınırı kabul etmiştir ve bu sınırın aşılması halinde sadece rıza yeterli görülmemiştir.

Aynı fıkrada ayrıca, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında da bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Bu yönüyle madde, belirli şartlar altında sadece müdahaleyi yapan kişiyi değil, rıza gösteren kadını da ayrı bir ceza normu içinde değerlendirmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Bu sorumluluk, her gebelik sonlandırma işleminde değil, özellikle on haftayı aşan ve tıbbi zorunluluk taşımayan müdahalelerde geçerlidir.

Yetkisiz Kişi Tarafından Müdahale Yapılması

Madde sistematiğinde bir diğer önemli ayrım, müdahalenin yetkili olmayan kişi tarafından gerçekleştirilmesidir. İlgili mevzuat, gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin hangi koşullarda ve kimler tarafından yapılabileceğini ayrıca düzenler. Kanuni şartlara aykırı biçimde, uzmanlık ve yetki dışı şekilde yapılan müdahaleler hem annenin sağlığı bakımından ağır risk doğurur hem de ceza sorumluluğunu derinleştirir. Bu nedenle çocuk düşürtme davalarında failin hekim olup olmadığı, uzmanlık alanı, müdahalenin nerede yapıldığı ve sağlık mevzuatına uyulup uyulmadığı ayrı başlıklar halinde incelenir.

Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesi, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca yoksa istek üzerine rahim tahliyesine izin verir. Buna karşılık on haftayı geçen gebeliklerde rahim tahliyesi genel kural olarak yapılamaz. İlgili tüzükte de on haftayı aşan gebeliklerde ancak belirli tıbbi gerekçelerle işlem yapılabileceği belirtilir. Ceza davasında bu sınırın aşılması, TCK m. 99 bakımından doğrudan önem taşır.

Çocuk Düşürtme Suçunda Nitelikli Haller

Çocuk düşürtme suçunda temel ceza miktarı her olay için aynı kalmaz. Kanun koyucu, fiilin doğurduğu sonucun ağırlığına göre cezayı artıran özel halleri ayrıca düzenlemiştir. Özellikle müdahale nedeniyle kadının beden veya ruh sağlığının zarar görmesi ya da ölmesi halinde, artık sıradan bir gebelik sonlandırma fiilinden değil, çok daha ağır sonuç doğuran bir suç görünümünden söz edilir. TCK m. 99’un üçüncü fıkrası bu ağırlaştırıcı halleri açık biçimde ortaya koyar.

Fiilin Kadının Bedensel veya Ruhsal Sağlığına Zarar Vermesi

TCK m. 99/3’e göre, çocuk düşürtme fiili nedeniyle kadının beden veya ruh sağlığı bozulursa, yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza bir kat artırılır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, artırımın bağımsız bir suç yaratmaması, mevcut suçun cezasını ağırlaştırmasıdır. Başka bir ifadeyle mahkeme önce olayın hangi temel fıkra kapsamında kaldığını belirler, ardından ortaya çıkan ağır sonuca göre cezayı yükseltir.

Bedensel zarar, örneğin iç organ yaralanması, kalıcı üreme kaybı, ağır enfeksiyon, yoğun kanama veya uzun süreli tedavi gerektiren komplikasyonlar şeklinde ortaya çıkabilir. Ruhsal zarar ise travma, ağır depresif tablo, kalıcı psikiyatrik etkiler veya uzman raporlarıyla ortaya konabilen ciddi ruhsal çöküntü biçiminde değerlendirilebilir. Ceza davasında bu sonucun varlığı yalnızca taraf beyanıyla değil, çoğu kez adli tıp raporu, uzman hekim görüşü ve tedavi belgeleriyle ispat edilir.

Fiilin Kadının Ölümüne Neden Olması

Aynı fıkrada daha ağır bir ihtimal daha düzenlenmiştir. Çocuk düşürtme fiili kadının ölümüne neden olmuşsa, fail hakkında on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası uygulanır. Bu ceza aralığı, kanunun söz konusu fiili son derece ağır bir saldırı olarak gördüğünü gösterir. Özellikle rıza dışı müdahaleler, steril olmayan ortamlarda yapılan işlemler, geç müdahale, yoğun kanama veya enfeksiyon nedeniyle ölümle sonuçlanan olaylarda bu hüküm önem kazanır.

Ölüm sonucunun, çocuk düşürtme fiili ile nedensellik bağı içinde bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kadının ölümü, yapılan hukuka aykırı müdahalenin doğal ve hukuken yüklenebilir sonucu olmalıdır. Savcılık ve mahkeme bu bağı değerlendirirken otopsi raporları, adli tıp incelemeleri, hastane kayıtları ve müdahalenin biçimini birlikte dikkate alır. Nedensellik bağının kopması halinde farklı hukuki tartışmalar doğabilir.

Yetkisiz Kişi Tarafından İşlenmesi ve Ağır Sonuç İlişkisi

Çocuk düşürtme suçunda ağır sonuçların ortaya çıkmasında en sık karşılaşılan unsurlardan biri, müdahalenin yetkisiz veya uygun koşulları taşımayan kişilerce yapılmasıdır. Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile ilgili tüzük, gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin müdahalelerin hangi sınırlar içinde ve kimler tarafından yapılabileceğini düzenler. Özellikle on haftayı aşan gebeliklerde genel kural olarak rahim tahliyesi yapılamaz. Ancak belirli tıbbi zorunlulukların varlığı halinde ve ilgili usule uyularak işlem yapılabilir. Bu çerçevenin dışına çıkan müdahaleler, hem TCK m. 99 kapsamındaki suç değerlendirmesini güçlendirir hem de ağır sonuçların ortaya çıkması halinde failin aleyhine ciddi bir tablo oluşturur.

Örneğin tıbbi donanımı bulunmayan bir yerde yapılan müdahale sonrasında ağır enfeksiyon gelişmesi ya da kadının hayatını kaybetmesi halinde, dava yalnızca temel suç üzerinden değil, nitelikli sonuç üzerinden de yürür. Bu nedenle çocuk düşürtme davalarında müdahalenin nerede, kim tarafından, hangi araçlarla ve hangi sağlık koşulları içinde yapıldığı sıradan bir ayrıntı sayılmaz. Çoğu zaman dosyanın en kritik kısmını bu teknik veriler oluşturur.

Çocuk düşürtme suçunda ceza miktarı, olayın hangi fıkra kapsamında kaldığına göre değişir. Özellikle kadının rızasının bulunup bulunmadığı, gebeliğin on haftayı aşıp aşmadığı, tıbbi zorunluluğun varlığı ve müdahalenin doğurduğu sonucun ağırlığı cezanın belirlenmesinde doğrudan etkilidir. Bu yüzden TCK m. 99 bakımından tek bir sabit ceza yoktur. Her somut olay, kendi hukuki yapısı içinde ayrıca değerlendirilir.

Fiilin Türü Uygulanan Hüküm Ceza
Kadının rızası olmaksızın çocuk düşürtme TCK m. 99/1 5 yıldan 10 yıla kadar hapis
Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, on haftadan fazla gebelikte çocuk düşürtme TCK m. 99/2 Çocuğu düşürten kişi için 2 yıldan 4 yıla kadar hapis
On haftadan fazla gebelikte, tıbbi zorunluluk olmadan çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın TCK m. 99/2 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası
Çocuk düşürtme fiili nedeniyle kadının beden veya ruh sağlığının bozulması TCK m. 99/3 Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza 1 kat artırılır
Çocuk düşürtme fiili nedeniyle kadının ölmesi TCK m. 99/3 10 yıldan 20 yıla kadar hapis
Yetkili olmayan kişi tarafından çocuk düşürtme fiilinin işlenmesi TCK m. 99/4 Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır
Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası bulunmak şartıyla gebeliğin uzman hekim tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi TCK m. 99/6 Ceza verilmez

Tablodan da görüleceği üzere, kanun en ağır yaptırımı rıza dışı müdahaleye bağlamıştır. Bunun ardından, rıza bulunsa bile on haftayı aşan ve tıbbi zorunluluk taşımayan müdahaleler suç olarak kabul edilmiştir. Failin yetkisiz kişi olması ise cezanın ayrıca artmasına yol açar. Bir de fiil, kadının beden veya ruh sağlığını bozmuşsa ya da ölümüne neden olmuşsa, ceza ciddi ölçüde yükselir.

Burada ayrıca TCK m. 99/6’nın ayrı bir önem taşıdığını belirtmek gerekir. Kadının mağduru olduğu bir suç nedeniyle gebe kalması halinde, gebelik süresi yirmi haftayı geçmemek, kadının rızası bulunmak ve işlemin uzman hekimlerce hastane ortamında yapılması şartıyla gebeliğin sona erdirilmesi cezalandırılmaz. Bu istisna, maddenin ceza siyaseti bakımından en dikkat çekici hükümlerinden biridir ve uygulamada özel hassasiyetle değerlendirilir.

Ceza yargılamasında tabloya bakılarak doğrudan nihai ceza belirlenmez. Hakim, önce fiilin hangi fıkra kapsamında kaldığını saptar. Ardından teşebbüs, iştirak, içtima, takdiri indirim, failin kastı, delil durumu ve ağırlaştırıcı sonucun varlığı gibi unsurları dikkate alarak sonuca ulaşır. Bu yüzden çocuk düşürtme davalarında ilk bakışta basit görünen ceza hesabı, gerçekte oldukça teknik bir değerlendirme gerektirir.

Çocuk Düşürtme Suçu ile Çocuk Düşürme Suçu Arasındaki Fark

Türk Ceza Kanunu, gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin fiilleri tek bir başlık altında toplamamıştır. Kanunda yer alan çocuk düşürtme suçu ile çocuk düşürme suçu birbirine yakın görünse de, fail, fiilin yöneldiği kişi ve ceza sorumluluğunun kurulma biçimi bakımından ayrı suç tipleridir. Bu ayrımı doğru kurmak, hem savunma stratejisi hem de suç vasfının doğru belirlenmesi açısından önem taşır. TCK m. 99 çocuk düşürtmeyi, TCK m. 100 ise çocuk düşürmeyi düzenlemektedir.

Çocuk düşürtme suçunda fail, kural olarak gebe kadının dışındaki kişidir. Başka bir anlatımla, gebeliği sona erdiren müdahaleyi yapan kişi doktor, sağlık çalışanı, yetkisiz üçüncü kişi ya da olaya katılan başka biri olabilir. Suçun merkezinde, dışarıdan gelen müdahale yer alır. Buna karşılık çocuk düşürme suçunda fail bizzat gebe kadının kendisidir. Bu nedenle iki suç arasındaki ilk ve en net ayrım, fiili kimin gerçekleştirdiği sorusuna verilen cevapta ortaya çıkar.

Bir başka fark, rızanın hukuki konumuyla ilgilidir. Çocuk düşürtme suçunda kadının rızası, suçun niteliğini değiştiren temel unsurlardan biridir. Rıza yoksa daha ağır yaptırım uygulanır. Rıza varsa, bu kez gebelik süresi ve tıbbi zorunluluk ayrıca incelenir. Oysa çocuk düşürme suçunda, fiili zaten gebe kadın kendi üzerinde gerçekleştirdiği için dış failin rızaya aykırı müdahalesinden söz edilmez. Burada tartışma, kadının kendi gebeliğini hangi şartlarda sona erdirdiği üzerinde yoğunlaşır.

Gebelik süresi bakımından da önemli bir ayrım vardır. TCK sistematiğinde, on haftayı aşan gebeliklerde tıbbi zorunluluk yoksa çocuk düşürtme fiili suç niteliği kazanabilir. Çocuk düşürme suçu da yine belirli süre ve koşullar içinde değerlendirilir. Ancak burada ceza sorumluluğu doğrudan üçüncü kişinin müdahalesine değil, kadının kendi fiiline bağlanır. Dolayısıyla aynı olayda, müdahaleyi yapan kişi ile gebeliği sona erdirmeye rıza gösteren kadının hukuki durumu farklı maddeler ve farklı sorumluluk rejimleri içinde incelenebilir.

Örnek olarak, gebe kadının bilgisi dışında ilaç verilerek gebeliğin sona erdirilmesi halinde, gündeme gelen suç çocuk düşürtmedir. Çünkü dışarıdan bir müdahale vardır ve kadının iradesi ihlal edilmiştir. Buna karşılık gebe kadının kendi başına, kanuni sınırların dışında kalacak şekilde gebeliği sonlandırması halinde çocuk düşürme suçu tartışılır. Bir de üçüncü kişinin müdahalesi ile kadının rızasının birleştiği olaylar vardır. Bu tür davalarda, hem müdahaleyi yapan kişinin TCK m. 99 kapsamındaki sorumluluğu hem de kadının hukuki durumu ayrı ayrı ele alınır.

Öte yandan bu iki suçun koruduğu hukuki değerler tamamen kopuk değildir. Her ikisi de gebeliğin hukuka aykırı biçimde sona erdirilmesine ilişkindir. Buna rağmen çocuk düşürtme suçunda kadının beden bütünlüğüne ve irade serbestisine yönelen dış müdahale daha belirgin bir ağırlık taşır. Çocuk düşürme suçunda ise ceza hukuku, kadının kendi fiiline belirli sınırlar içinde müdahale eder. Bu yüzden kanun koyucu iki ayrı madde kurmuş, tek bir hükümle yetinmemiştir.

Ceza davalarında suç vasfının doğru belirlenmesi büyük önem taşır. Çünkü yanlış nitelendirme, hem ceza miktarını hem de savunmanın yönünü doğrudan etkiler. Özellikle gebelik haftası, rızanın içeriği, müdahaleyi yapan kişinin kimliği, kullanılan yöntem ve tıbbi zorunluluk bulunup bulunmadığı netleştirilmeden sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılamaz. Bu nedenle çocuk düşürtme ile çocuk düşürme ayrımı, teorik bir başlık olmanın ötesinde, davanın esasını belirleyen temel ayrımlardan biridir.

Çocuk Düşürtme Suçunda Fail ve Mağdur Kimdir?

Çocuk düşürtme suçunda fail ve mağdurun doğru belirlenmesi, suç vasfının sağlıklı kurulması açısından büyük önem taşır. Çünkü TCK m. 99 ile TCK m. 100 arasındaki ayrım da esasen bu noktada belirginleşir. TCK m. 99’da düzenlenen çocuk düşürtme suçunda, fiili gerçekleştiren kişi kural olarak gebe kadının dışındaki kişidir. TCK m. 100’de ise bizzat gebe kadının kendi fiili ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamasında ilk bakılan hususlardan biri, gebeliği sona erdiren müdahalenin kim tarafından yapıldığıdır.

Fail Bakımından Değerlendirme

Çocuk düşürtme suçunun faili, hukuka aykırı müdahaleyi gerçekleştiren üçüncü kişidir. Bu kişi doktor olabilir, sağlık çalışanı olabilir ya da tamamen yetkisiz biri olabilir. Kanun, failin mutlaka sağlık mensubu olmasını aramaz. Önemli olan, gebeliği sona erdirmeye yönelik fiilin dışarıdan bir kişi tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kadının rızası bulunmasa da fail üçüncü kişidir, rıza bulunsa da ve kanuni sınırlar aşılmışsa yine fail üçüncü kişidir. Yetkisiz kişi tarafından işlenmesi halinde ise ceza ayrıca yarı oranında artırılır.

Örneğin bir hekimin on haftayı aşan gebelikte tıbbi zorunluluk yokken müdahalede bulunması, bir kişinin gebe kadının bilgisi dışında düşük yaptırıcı madde vermesi ya da tıbbi yetkisi bulunmayan bir kimsenin gebeliği sonlandırmaya yönelik işlem yapması halinde fail sıfatı bu kişilere ait olur. Buna karşılık gebe kadın, TCK m. 99 bakımından kural olarak fail sayılmaz. Kadının kendi fiili bakımından sorumluluk tartışılacaksa, bu kez TCK m. 100 devreye girer.

Mağdur Bakımından Değerlendirme

Bu suçta mağdurun kim olduğu meselesi doktrinde ayrıca tartışılmıştır. Ceza yargılaması bakımından en görünür mağdur, gebe kadındır. Özellikle rızası olmaksızın yapılan müdahalelerde kadının beden bütünlüğü, sağlık hakkı ve irade özgürlüğü doğrudan ihlal edilir. Bu yüzden dava pratiğinde mağdur sıfatı en çok gebe kadın üzerinden kurulur. Kanun sistematiği de bunu destekler. Zira maddenin ilk fıkrası doğrudan kadının rızasının yokluğunu esas alır.

Bunun yanında öğretide, anne rahmindeki ceninin gelecekteki yaşam haklarının da bu düzenlemeyle korunduğu ifade edilir. Nitekim akademik çalışmalarda TCK m. 99’un, ceninin gelecekteki yaşamının ve buna bağlı hukuki değerlerin korunmasına hizmet ettiği vurgulanmaktadır. Yine de ceza muhakemesi pratiğinde doğrudan işlem yapılan ve zarar gören kişi gebe kadın olduğundan, mağduriyet değerlendirmesi çoğu kez onun üzerinden yürür.

Gebeyi Suça Azmettiren veya Yardım Eden Kişilerin Durumu

Çocuk düşürtme suçunda yalnızca fiili bizzat gerçekleştiren kişi değil, suça iştirak eden diğer kişiler de sorumluluk altına girebilir. Bir kişiyi gebeliği sona erdirmeye ikna eden, planlayan, araç sağlayan, yer temin eden ya da müdahaleyi kolaylaştıran kişiler hakkında olayın özelliğine göre azmettirme veya yardım etme hükümleri uygulanabilir. Özellikle yetkisiz müdahalelerin organize biçimde yapıldığı davalarda, yalnızca işlemi yapan kişi değil, sürece bilerek katkı sunan başkaları da yargılama konusu olabilir. Bu değerlendirme genel iştirak hükümleri çerçevesinde yapılır.

Bir başka ihtimal de gebeliğin suç mağduru olunan bir olay sonucunda meydana gelmesidir. TCK m. 99/6’ya göre, kadın mağduru olduğu bir suç nedeniyle gebe kalmışsa, gebelik süresi yirmi haftayı geçmemek, kadının rızası bulunmak ve işlemin uzman hekimler tarafından hastane ortamında yapılması koşuluyla ceza verilmez. Bu düzenleme, fail ve mağdur tartışmasında özellikli bir alan yaratır. Çünkü burada kadının suç mağduru olarak bulunduğu önceki olay ile gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin ceza sorumsuzluğu iç içe geçer.

Özetle, çocuk düşürtme suçunda fail kural olarak gebe kadın dışındaki kişidir. Mağdur ise somut olayın yapısına göre öncelikle gebe kadın olarak kabul edilir. Ceninin korunması da maddenin amaçları arasındadır. Davada kimlerin fail, kimlerin mağdur ya da iştirak eden sıfatıyla yer alacağı ise müdahalenin şekline, rıza durumuna, gebelik haftasına ve fiile katkı sunan kişilerin rolüne göre belirlenir. Bu yüzden çocuk düşürtme davalarında kişi sıfatlarının baştan doğru kurulması, hem iddia hem savunma bakımından belirleyici öneme sahiptir.

Hukuka Uygunluk Sebepleri ve Tıbbi Müdahale Sınırı

Çocuk düşürtme suçu bakımından en kritik ayrım, gebeliğin sona erdirilmesine yönelik her müdahalenin otomatik olarak suç sayılmamasıdır. Türk hukukunda belirli şartlar altında yapılan gebelik sonlandırma işlemleri hukuka uygun kabul edilir. Ceza sorumluluğu ise bu sınırların aşılması halinde doğar. Bu yüzden TCK m. 99 değerlendirilirken yalnızca fiilin sonucu değil, müdahalenin hangi hukuki zeminde yapıldığı da ayrıca incelenir. TCK m. 99 ile 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun birlikte okunduğunda, hukuka uygunluk alanının temel çerçevesi açık biçimde ortaya çıkar.

Tıbbi Zorunluluk Halleri

Kanun, her gebelik sonlandırma işlemini yasaklamaz. 2827 sayılı Kanun’un 5. maddesine göre, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar, annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca bulunmuyorsa istek üzerine rahim tahliyesi mümkündür. Bunun yanında gebelik süresi on haftayı aşmış olsa bile, annenin hayatını tehdit eden ya da doğacak çocuk ve onu takip edecek nesiller bakımından ağır maluliyet tehlikesi doğuran hallerde, ilgili uzman raporlarına dayanılarak rahim tahliyesi yapılabilir. Bu çerçevede tıbbi zorunluluk, ceza hukukunda en önemli hukuka uygunluk sebeplerinden biri haline gelir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Tıbbi zorunluluk, soyut bir gerekçe olarak ileri sürülemez. Somut olayda gerçekten annenin hayatı, sağlığı veya ağır tıbbi riskler bakımından objektif bir ihtiyaç bulunmalıdır. Mahkemeler de bu tür davalarda yalnızca taraf anlatımlarına dayanmaz. Hastane kayıtları, uzman hekim raporları, kurul değerlendirmeleri ve adli tıp incelemeleri üzerinden sonuca gider.

Anne Sağlığı ve Hayatına Yönelik Tehlike

Gebeliğin sürdürülmesi annenin hayatı açısından ciddi risk doğuruyorsa, yapılan müdahale suç oluşturmaz. Aynı şekilde derhal müdahale edilmediği takdirde hayati organlardan birinin tehlikeye gireceği acil hallerde de hukuka uygun tıbbi müdahale gündeme gelir. İlgili tüzükte, bu tür durumlarda rahim tahliyesinin hangi usulle yapılacağı ve hangi sağlık koşullarının aranacağı ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Başka bir anlatımla, annenin yaşamını veya ağır biçimde sağlığını korumaya yönelik zorunlu müdahaleler TCK m. 99 kapsamında cezalandırılan fiillerle aynı kategoride değerlendirilmez.

Özellikle acil servis koşullarında, yoğun kanama, hayati komplikasyon, ağır fetal anomali ya da annenin beden bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit eden tablolar ortaya çıktığında, ceza hukuku analizi teknik tıp verileriyle iç içe yürür. Bu nedenle çocuk düşürtme iddiası bulunan davalarda, sağlık kurulunun görüşü ve müdahalenin yapıldığı anki klinik şartlar belirleyici deliller arasında yer alır.

Kanuni Şartlara Uygun Tahliye Müdahalesi ile Suç Arasındaki Ayrım

Kanuni sınırlar içinde, yetkili sağlık personeli tarafından, uygun sağlık kuruluşunda ve gerekli usule uyularak yapılan rahim tahliyesi ile TCK m. 99 anlamında çocuk düşürtme suçu aynı şey değildir. Suçun oluşabilmesi için, ya kadının rızasının bulunmaması ya da rıza bulunsa bile gebelik süresinin on haftayı aşması ve ortada tıbbi zorunluluk bulunmaması gerekir. Yetkisiz kişilerce yapılan müdahaleler de ayrıca cezanın artmasına yol açar.

Bunun yanında TCK m. 99’da özel bir cezasızlık hali de vardır. Kadının mağduru olduğu bir suç nedeniyle gebe kalması halinde, gebelik süresi yirmi haftadan fazla olmamak, kadının rızası bulunmak ve işlemin uzman hekimler tarafından hastane ortamında yapılması koşuluyla ceza verilmez. Bu istisna, hukuka uygunluk sebepleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken özellikli bir düzenlemedir. Çünkü burada kanun koyucu, suç mağduru kadının durumunu ayrı bir koruma alanı içinde ele almıştır.

Çocuk düşürtme suçunda hukuka uygunluk alanı dar ama nettir. On haftaya kadar istek üzerine ve tıbbi sakınca yoksa yapılan müdahale, tıbbi zorunluluk nedeniyle gerçekleştirilen gebelik sonlandırmaları ve TCK m. 99/6 kapsamındaki özel istisna suç oluşturmaz. Buna karşılık bu sınırların dışına çıkan işlemler, özellikle yetkisiz kişiler tarafından yapıldığında, ceza yargılamasına konu olur. Çocuk düşürtme davalarında en önemli mesele de tam olarak burada ortaya çıkar. Somut olayın gerçekten hukuka uygun bir tıbbi müdahale mi, yoksa ceza sorumluluğu doğuran bir fiil mi olduğunun dikkatle ayrılması gerekir.

Çocuk Düşürtme Suçunda Teşebbüs, İştirak ve İçtima

Çocuk düşürtme suçu, yalnızca tamamlanmış fiiller bakımından değil, kimi olaylarda teşebbüs, iştirak ve içtima hükümleri bakımından da değerlendirilir. TCK m. 99 özel suç tipini kurar. Buna karşılık fiilin tamamlanmaması, birden fazla kişinin suça katılması ya da aynı olayda başka suçların da ortaya çıkması halinde, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri devreye girer. Bu yüzden çocuk düşürtme davalarında yalnızca madde metnine bakmak yeterli olmaz. Olayın icra hareketleri, fail sayısı, netice ve diğer suçlarla bağlantı ayrıca incelenir. TCK m. 99 özel düzenlemeyi, TCK’nın genel hükümleri ise bu özel düzenlemenin nasıl uygulanacağını belirler.

Çocuk Düşürtme Suçunda Teşebbüs

Teşebbüs, failin suçu işlemeye elverişli hareketlere başlamasına rağmen, elinde olmayan nedenlerle neticenin gerçekleşmemesi halinde gündeme gelir. Çocuk düşürtme suçunda da bu ihtimal mümkündür. Örneğin gebeliği sona erdirmeye yönelik ilaç verilmiş, cerrahi hazırlık yapılmış ya da doğrudan müdahaleye başlanmış olmasına rağmen gebelik sonlanmamışsa, somut olayın özelliklerine göre teşebbüs hükümleri tartışılabilir. Burada belirleyici husus, failin suç kastıyla icra hareketlerine başlamış olması ve neticenin dış etkenlerle gerçekleşmemesidir. Teşebbüsün genel çerçevesi TCK m. 35’te düzenlenmiştir.

Her başarısız müdahale otomatik olarak teşebbüs sayılmaz. Müdahalenin gerçekten gebeliği sona erdirmeye elverişli olması gerekir. Ayrıca hareketlerin hazırlık aşamasını aşıp icra alanına geçmiş olması aranır. Örneğin yalnızca plan yapılması, ilaç temin edilmesi ya da taraflar arasında konuşma geçmesi çoğu olayda hazırlık hareketi niteliğinde kalabilir. Buna karşılık gebeye düşük yaptırıcı etki doğuracak maddenin verilmesi ya da tıbbi müdahaleye fiilen başlanması daha farklı değerlendirilir.

Çocuk Düşürtme Suçunda İştirak

Bu suç tek faille işlenebileceği gibi, birden fazla kişinin birlikte hareket etmesiyle de ortaya çıkabilir. TCK’nın genel hükümleri uyarınca azmettiren, yardım eden ve fiili birlikte gerçekleştiren kişiler, katkılarının niteliğine göre sorumlu tutulabilir. Özellikle yetkisiz gebelik sonlandırma işlemlerinin organize biçimde yürütüldüğü davalarda, müdahaleyi bizzat yapan kişi yanında yer ayarlayan, araç sağlayan, kadını yönlendiren, işlem için maddi imkan oluşturan ya da süreci planlayan kişiler bakımından iştirak hükümleri önem kazanır. İştirakin genel esasları TCK m. 37, 38 ve 39’da düzenlenmiştir.

Örneğin bir kişi gebeliği sona erdirecek müdahaleyi yaparken, başka bir kişi kadını baskı altına alıyor, üçüncü kişi de gerekli araçları sağlıyorsa, her birinin fiile katkısı ayrı ayrı değerlendirilir. Ceza davasında yalnızca kimin işlemi yaptığı değil, kimin suçu planladığı, kimin kolaylaştırdığı ve kimin yön verdiği de önem taşır. Bu nedenle çocuk düşürtme davalarında telefon kayıtları, mesaj içerikleri, para transferleri ve olay öncesi temaslar çoğu kez kritik delil niteliği taşır.

İlginizi çekebilir: Suça İştirak – Fail ve Şerik Arasındaki Farklar

İçtima ve Başka Suçlarla Birlikte Değerlendirme

Çocuk düşürtme suçu tek başına işlenebileceği gibi, aynı olay içinde başka suçlarla birlikte de gündeme gelebilir. Özellikle kasten yaralama, tehdit, cebir, hürriyeti tahdit ya da kadının ölümüne yol açan ağır sonuçlar içeren olaylarda, hangi fiilin TCK m. 99 kapsamında kaldığı, hangi fiiller bakımından ayrıca ceza verilmesi gerektiği içtima kuralları çerçevesinde incelenir. TCK m. 44’te yer alan fikri içtima ve diğer genel hükümler bu aşamada önem taşır.

Mesela gebe kadının rızası bulunmaksızın zor kullanılarak müdahaleye maruz bırakılması halinde, yalnızca çocuk düşürtme suçu değil, olayın şekline göre ayrıca cebir veya yaralama suçları da tartışılabilir. Yine müdahale ölümle sonuçlandığında TCK m. 99/3 doğrudan uygulanır. Ancak somut olayın kuruluşuna göre başka suç tipleriyle sınır da ayrıca değerlendirilir. Burada mahkemenin görevi, aynı fiil nedeniyle mükerrer cezalandırma yapmadan, fakat suçun tüm hukuki sonuçlarını da göz ardı etmeden doğru bir nitelendirme kurmaktır.

Bir başka önemli husus da, çocuk düşürtme suçu ile çocuk düşürme suçunun aynı olayda farklı kişiler bakımından birlikte tartışılabilmesidir. Müdahaleyi yapan üçüncü kişi TCK m. 99 kapsamında değerlendirilirken, gebe kadının kendi hukuki konumu TCK m. 100 bakımından ayrıca incelenebilir. Bu nedenle davada kişi bazlı nitelendirme yapılması gerekir. Tek bir fiil bütün taraflar bakımından aynı suç tipine bağlanmaz.

Özetle, çocuk düşürtme suçunda teşebbüs neticenin gerçekleşmemesi halinde, iştirak suça katkı sunan birden fazla kişi bulunduğunda, içtima ise aynı olayda başka suçların da gündeme gelmesi halinde önem kazanır. Bu başlıklar teorik görünse de, soruşturmanın yönünü, sevk maddelerini ve mahkemenin vereceği hükmü doğrudan etkiler. Çocuk düşürtme davalarında isabetli savunma için, olayın yalnızca TCK m. 99 üzerinden değil, genel hükümlerin tamamı gözetilerek analiz edilmesi gerekir.

Çocuk Düşürtme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Çocuk düşürtme suçunda görevli mahkemeyi belirlerken önce TCK m. 99’da öngörülen ceza aralıklarına, ardından 5235 sayılı Kanun’daki görev kurallarına bakılır. 5235 sayılı Kanun’a göre, ağır ceza mahkemeleri on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara bakar. Ağır cezanın görevine girmeyen dava ve işlerde ise asliye ceza mahkemesi görevlidir. TCK m. 99/1’de öngörülen ceza beş yıldan on yıla kadar hapis olduğundan ve maddede ayrıca ağır ceza mahkemesini görevli kılan özel bir hüküm de bulunmadığından, çocuk düşürtme suçunda kural olarak görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.

Aynı sonuç, maddenin diğer halleri bakımından da geçerlidir. TCK m. 99/2’de iki yıldan dört yıla kadar hapis, rıza gösteren kadın bakımından ise bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. TCK m. 99/3’te yer alan ölüm sonucu bakımından ceza on yıldan yirmi yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir. Bu görünümde ise ceza üst sınırı on yılı aştığı için somut olayın bu fıkra kapsamında değerlendirilmesi halinde Ağır Ceza Mahkemesi gündeme gelebilir. Buna karşılık temel ve daha hafif görünümlerde yargılama asliye cezada yürür. Bu nedenle görev meselesi, sevk maddesine ve olayın hangi fıkra kapsamında nitelendirildiğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Yetkili mahkeme bakımından temel kural, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesinde yer alır. Buna göre davaya bakma yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir. Teşebbüs halinde son icra hareketinin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir. Zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği yer esas alınır. Çocuk düşürtme davalarında müdahalenin yapıldığı hastane, klinik, muayenehane ya da fiilin icra edildiği başka yer, yetki tespitinde çoğu zaman belirleyici olur.

Örneğin İzmir’de hukuka aykırı müdahalenin gerçekleştiği iddia ediliyorsa, kural olarak yetkili mahkeme İzmir Asliye Ceza Mahkemesidir. Müdahale başka bir ilde yapılmış, ancak sonuç farklı bir yerde ortaya çıkmışsa, dosyanın özelliğine göre icra hareketinin yoğunlaştığı yer ayrıca tartışılabilir. Yine teşebbüs halinde gebeliği sona erdirmeye yönelik son hareketin hangi il veya ilçede gerçekleştiği önem taşır. Bu yüzden çocuk düşürtme davalarında görev kadar yer yönünden yetki de savunma bakımından dikkatle incelenmelidir.

Sıklıkla yapılan hatalardan biri, TCK m. 99 başlığı görüldüğünde otomatik olarak tek bir mahkemenin görevli kabul edilmesidir. Oysa doğru yaklaşım, önce somut olayın hangi fıkraya uyduğunu belirlemek, ardından görevli mahkemeyi buna göre saptamaktır. Çünkü ölüm sonucu doğuran görünüm ile temel hal aynı görev rejimine tabi olmayabilir. Bu ayrım, iddianamenin düzenlenmesi, itirazların ileri sürülmesi ve görevsizlik kararlarının değerlendirilmesi bakımından doğrudan önem taşır.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (5 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1