Mansuroğlu Mah. 288/6 Sk. No: 12/2, Bayraklı / İzmir

Banka Hesabı Kiralama ve Hukuki Sorumluluk

06.02.2026
26
Banka Hesabı Kiralama ve Hukuki Sorumluluk

Banka hesabı kiralama, uygulamada sıkça “paravan hesap” olarak adlandırılan ve özellikle internet dolandırıcılığı dosyalarında karşımıza çıkan bir olgudur. Bu olgunun hukuki problem hâline gelmesinin nedeni, hesabın suçun icrasında “araç” olarak kullanılabilmesi ve bu aracın çoğu zaman bir gerçek kişi adına kayıtlı olmasıdır. Bu tablo, failin kim olduğu sorusunu teknik verilerle iç içe geçen bir ispat tartışmasına dönüştürür.

Uygulamada dolandırıcılık eylemi çoğu kez uzaktan, kimlik gizlenerek ve dijital izler üzerinden yürütülür. Mağdur ile iletişimi kuran kişi farklı, paranın aktarıldığı banka hesabı sahibi farklı, parayı çeken veya başka hesaba aktaran kişi daha farklı olabilmektedir. Bu parçalı yapı içinde soruşturmanın “en somut” görünen ayağı çoğu zaman banka hesabıdır. Bu nedenle soruşturma pratikte, ilk aşamada hesap sahibine yönelme eğilimi taşır. Ancak ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği, hesabın kime ait olduğu ile eylemi kimin gerçekleştirdiği her zaman aynı şey değildir.

Banka hesabı kiralama dosyalarında hukuki tartışma, yalnızca “hesap kullanıldı” tespiti üzerinden yürütülemez. Bu dosyalarda asıl mesele, hesap sahibinin eylemle ilişkisini kuran irade unsurunun bulunup bulunmadığıdır. Hesap sahibinin bilerek ve isteyerek mi hesabını kullandırdığı, dolandırıcılık planının parçası olup olmadığı, en azından suçun işlenmesine yardım edip etmediği değerlendirilmeden otomatik sorumluluk çıkarılması, ispat standardını zayıflatır.

Bu konuyu ayrı ve hassas kılan bir diğer yön, “hesap kiralama” diye bağımsız bir suç tipinin mevzuatta açıkça düzenlenmemiş olmasıdır. Uygulama, bu olguyu çoğu zaman dolandırıcılığa iştirak (yardım etme veya müşterek faillik), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması, bazen de farklı suç tipleri üzerinden değerlendirmeye çalışır. Bu durum, aynı fiilin farklı dosyalarda farklı nitelendirilmesine ve öngörülemez sonuçlara yol açabilmektedir.

Öte yandan banka hesabı kiralama iddiaları, yalnızca ceza hukuku bakımından değil, idari ve özel hukuk boyutlarıyla da önem taşır. MASAK süreçleri, bankaların uyum yükümlülükleri, şüpheli işlem bildirimleri, bloke ve iade uygulamaları, mağdurun tazminat talepleri gibi başlıklar bu dosyalara çoğu kez eşlik eder. Dolayısıyla banka hesabı kiralama meselesi, salt ceza sorumluluğu tartışması değildir; çok yönlü bir hukuki sorun alanıdır.

Banka Hesabı Kiralama (Paravan Hesap) Kavramı

Banka hesabı kiralama, bir gerçek kişinin kendi adına kayıtlı banka hesabını, fiilen kullanma yetkisini başka bir kişiye bırakması veya bu kullanıma bilerek göz yumması şeklinde ortaya çıkan bir olgudur. Uygulamada bu durum çoğu zaman “paravan hesap” olarak adlandırılır. Ancak bu kavram, teknik bir bankacılık terimi değil; ceza soruşturmalarında oluşan fiilî bir durumu ifade eder.

Banka hesabı kiralama vakalarında belirleyici unsur, hesabın kimin adına kayıtlı olduğundan ziyade, hesabın hangi amaçla ve nasıl kullanıldığıdır. Hesap sahibi, hesabını tek seferlik bir işlem için devretmiş olabilir; uzun süreli ve sistematik bir kullanım söz konusu olabilir ya da hesabın kullanımına dair açık bir izin vermediğini iddia edebilir. Bu farklı ihtimaller, ceza sorumluluğunun değerlendirilmesinde doğrudan etkili olur.

Uygulamada banka hesabı kiralama çoğu zaman dolandırıcılık eylemlerinin “para ayağını” oluşturur. Mağdurdan elde edilen bedelin doğrudan failin hesabına değil, üçüncü bir kişinin hesabına aktarılması; suç gelirinin izinin kaybettirilmesi veya failin kimliğinin gizlenmesi amacına hizmet eder. Bu yönüyle banka hesabı, suçun icrasında kullanılan bir araç hâline gelir.

Ancak banka hesabının suçta araç olarak kullanılması, hesap sahibinin otomatik olarak fail veya iştirakçi olduğu anlamına gelmez. Ceza hukukunda sorumluluğun doğması için yalnızca objektif bir bağ değil; subjektif unsurun, yani irade ve bilginin de ortaya konulması gerekir. Hesap sahibinin, hesabının hangi amaçla kullanılacağını bilip bilmediği, kullanımın sonuçlarını öngörüp öngöremediği ve bu kullanımı isteyip istemediği her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu noktada “tek seferlik kullanım” ile “süreklilik arz eden kullanım” arasında önemli bir fark ortaya çıkar. Hesabın kısa süreli, istisnai bir işlem için kullanılması ile düzenli şekilde para giriş-çıkışına konu edilmesi, banka hesabı kiralama olgusunun hukuki niteliğini doğrudan etkiler. Süreklilik, çoğu zaman hesap sahibinin bilinçli katılımı yönünde güçlü bir karine olarak değerlendirilirken; tek seferlik işlemlerde bu bağın kurulması daha dikkatli bir ispatı gerektirir.

Dolayısıyla banka hesabı kiralama, tek tip bir davranışı değil; farklı yoğunluk ve bilinç düzeylerine sahip çok sayıda fiilî durumu kapsar. Bu nedenle kavramın soyut biçimde ele alınması yerine, her dosyada hesabın kullanım biçimi, zamanlaması ve hesap sahibinin rolü birlikte değerlendirilmelidir.

Banka Hesabı Kiralama Fiilinin Ceza Hukukundaki Yeri

Banka hesabı kiralama, Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiş değildir. Bu durum, uygulamada önemli nitelendirme sorunlarına yol açar. Zira savcılık ve mahkemeler, hesap kiralama olgusunu çoğu zaman mevcut suç tipleri üzerinden değerlendirmek zorunda kalır. Bu değerlendirme ise her dosyada otomatik ve tek tip bir sonuca götürmez.

Uygulamada banka hesabı kiralama fiili en sık, dolandırıcılık suçuna iştirak kapsamında ele alınır. Burada temel tartışma, hesap sahibinin müşterek fail mi yoksa yardım eden mi olduğu noktasında yoğunlaşır. Müşterek faillik için, suçun icrası üzerinde birlikte hâkimiyet kurulması aranır. Hesabın yalnızca “kullanılmış” olması, bu hâkimiyetin varlığını tek başına göstermez. Hesap sahibinin dolandırıcılık planından haberdar olması ve eylemin icrasına bilinçli şekilde katılması gerekir.

Yardım etme hâlinde ise suçun işlenmesine yönelik bilinçli bir katkı söz konusudur; ancak icra üzerinde hâkimiyet bulunmaz. Hesabın bilerek kullandırılması, suçtan elde edilecek paranın bu hesap üzerinden geçirilmesine göz yumulması veya bu yönde kolaylık sağlanması, yardım etme kapsamında değerlendirilebilir. Bu noktada kastın kapsamı belirleyicidir. Hesap sahibinin, hesabın hangi suç kapsamında kullanılacağını bilmesi veya en azından bu ihtimali öngörerek hareket etmesi gerekir.

Banka hesabı kiralama dosyalarında sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, olası kast ve bilinçli taksir tartışmasıdır. Hesap sahibi, hesabını devrederken doğrudan dolandırıcılık kastıyla hareket etmemiş olabilir; ancak bu kullanımın hukuka aykırı sonuçlar doğurabileceğini öngörmesine rağmen kabullenmiş olabilir. Bu tür durumlarda olası kastın varlığı gündeme gelir. Buna karşılık yalnızca ihmalkâr davranışlar, her zaman ceza sorumluluğu doğurmaz.

Bazı dosyalarda banka hesabı kiralama olgusu, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçu kapsamında da tartışılır. Ancak bu nitelendirmenin yapılabilmesi için, suç gelirinin kaynağının bilindiği ve bu gelirin meşru gösterilmesine yönelik hareket edildiğinin somut olarak ortaya konulması gerekir. Sadece hesabın kullanılmış olması, bu suç tipi bakımından da yeterli değildir.

Bu çerçevede banka hesabı kiralama, ceza hukukunda otomatik sonuçlar doğuran bir fiil olarak ele alınamaz. Her somut olayda, hesabın kullanım biçimi, sürekliliği, hesap sahibinin bilgi ve iradesi ile diğer deliller birlikte değerlendirilmeden sağlıklı bir nitelendirmeye ulaşmak mümkün değildir.

“Ben Sadece Hesabımı Verdim” Savunmasının Hukuki Değeri

Banka hesabı kiralama dosyalarında en sık karşılaşılan savunma, hesap sahibinin “ben sadece hesabımı verdim, dolandırıcılık eylemiyle ilgim yok” şeklindeki beyanıdır. Bu savunmanın yaygınlığı, çoğu zaman banka hesabının suçun icrasında yalnızca teknik bir araç olarak kullanıldığı algısından kaynaklanır. Ancak ceza hukuku bakımından bu savunmanın geçerliliği, soyut bir kabule değil; somut olayın özelliklerine göre yapılacak ayrıntılı bir değerlendirmeye bağlıdır.

Ceza sorumluluğu bakımından belirleyici olan husus, hesabın verilmiş olması değil; bu fiilin hangi bilinç ve irade ile gerçekleştirildiğidir. Hesap sahibi, hesabını devrederken bu kullanımın suç teşkil edebileceğini biliyor veya en azından öngörüyorsa, “sadece verdim” savunması tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Zira ceza hukukunda sorumluluk, fiilin sonuçlarından tamamen habersiz olmayı değil; hukuka aykırı sonucu kabullenmeyi de kapsar.

Uygulamada mahkemeler, bu savunmayı değerlendirirken hayatın olağan akışını esas alır. Bir kişinin, bankacılık sistemi içinde kendi adına açılmış bir hesabı, herhangi bir ticari veya hukuki ilişki olmaksızın üçüncü bir kişiye kullandırması, başlı başına şüphe uyandıran bir durumdur. Özellikle hesabın kısa süre içinde yüksek tutarlı para giriş-çıkışlarına konu edilmesi, bu savunmanın inandırıcılığını zayıflatır.

Bu noktada objektif sorumluluk ile kusura dayalı sorumluluk arasındaki farkın altı çizilmelidir. Türk ceza hukukunda kural, kusur sorumluluğudur. Yani yalnızca hesabın kullanılmış olması, otomatik olarak ceza sorumluluğu doğurmaz. Ancak hesap sahibinin, hesabını verirken makul bir kişinin göstereceği özeni göstermemesi ve bu durumun suçun işlenmesini kolaylaştırması hâlinde, yardım etme kapsamında sorumluluğu gündeme gelebilir.

“Ben sadece hesabımı verdim” savunmasının hukuki değeri, hesap sahibinin olay öncesi ve sonrası davranışlarıyla da yakından ilişkilidir. Hesaba gelen paranın akıbetine ilişkin bilgi sahibi olunup olunmadığı, paranın çekilmesine veya başka hesaplara aktarılmasına fiilen katılım, bankadan veya kolluktan gelen uyarılara rağmen kullanımın sürdürülüp sürdürülmediği gibi hususlar, bu savunmanın samimiyetini belirleyen önemli göstergelerdir.

Banka hesabı kiralama dosyalarında bu savunma, tek başına ne mutlak bir kurtuluş ne de otomatik bir mahkûmiyet sebebidir. Savunmanın hukuki değeri, dosyadaki diğer delillerle birlikte, hesap sahibinin bilgi ve iradesini ortaya koyacak şekilde değerlendirilmelidir.

Paravan Hesap ile Suçtan Elde Edilen Gelir İlişkisi

Banka hesabı kiralama dosyalarında tartışmanın odak noktalarından biri, suçtan elde edilen malvarlığı değerleri ile hesap sahibi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Uygulamada çoğu zaman, mağdurdan çıkan paranın bir banka hesabına girmiş olması, bu hesabın sahibini doğrudan suçla ilişkilendirmek için yeterli görülmektedir. Oysa ceza hukuku bakımından bu yaklaşım, tek başına sağlıklı bir değerlendirme sunmaz.

Suçtan elde edilen gelirin banka hesabına girmesi, maddi bir olgudur; ancak bu olgunun hukuki anlam kazanabilmesi için hesap sahibinin bu para üzerindeki fiili ve iradi tasarrufunun ortaya konulması gerekir. Hesaba giren paranın çok kısa süre içinde başka bir hesaba aktarılması, otomatik talimatla çekilmesi veya hesap sahibinin hiçbir müdahalesi olmaksızın sistem üzerinden yönlendirilmesi hâlinde, “menfaat elde etme” unsurunun varlığı ayrıca tartışılmalıdır.

Uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan biri, hesap sahibinin parayı fiilen kullanıp kullanmadığına bakılmaksızın, yalnızca hesabın ara durak olarak kullanılmış olmasına hukuki anlam yüklenmesidir. Oysa ceza sorumluluğu bakımından önemli olan, paranın hesapta görünmesi değil; bu parayla ne yapıldığı ve bu süreçte hesap sahibinin rolünün ne olduğudur.

Bu bağlamda “hesap sahibine para geçmesi” meselesi, mutlak bir kriter olarak kabul edilemez. Bazı dosyalarda para hesapta uzun süre kalabilir ve hesap sahibi bu parayı çekebilir; bazı dosyalarda ise para saniyeler içinde başka bir hesaba yönlendirilebilir. Bu iki durumun hukuki sonuçlarının aynı olması beklenemez. Hesap sahibinin para üzerinde tasarruf imkânına sahip olup olmadığı, bu imkânı bilerek kullanıp kullanmadığı somut olarak ortaya konulmalıdır.

Bloke, iade ve müsadere işlemleri de bu ilişkinin değerlendirilmesinde önem taşır. Özellikle mağdur zararının giderilmesi amacıyla yapılan iadelerde, hesabın yalnızca teknik bir geçiş noktası olup olmadığı netleştirilmeden yapılan işlemler, ceza sorumluluğu bakımından yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. Aynı şekilde müsadere taleplerinde, suçtan elde edilen gelir ile hesap sahibinin şahsi malvarlığı arasındaki bağın dikkatle ayrıştırılması gerekir.

Bu nedenle banka hesabı kiralama dosyalarında suçtan elde edilen gelir tartışması, yüzeysel bir “para girdi–para çıktı” değerlendirmesiyle sınırlı tutulamaz. Paranın hareketi kadar, bu hareket üzerindeki irade ve tasarruf yetkisi de dosya bütünlüğü içinde ele alınmalıdır.

Bankaların Yükümlülükleri ve Sorumluluk Alanı

Banka hesabı kiralama dosyalarında tartışma çoğu zaman yalnızca hesap sahibi ve fail etrafında şekillenir. Oysa bankalar, hem bankacılık mevzuatı hem de suç gelirlerinin önlenmesine ilişkin düzenlemeler çerçevesinde belirli yükümlülüklere sahiptir. Bu yükümlülüklerin kapsamı ve ihlal edilip edilmediği, bazı dosyalarda hukuki sorumluluğun sınırlarını doğrudan etkileyebilir.

Bankaların en temel yükümlülüklerinden biri, müşteriyi tanıma ilkesidir. Hesap açılışında kimlik tespiti yapılması, hesap sahibinin işlem profiline uygun olmayan hareketlerin izlenmesi ve olağandışı işlemlerin fark edilmesi beklenir. Özellikle kısa süre içinde yüksek tutarlı para giriş-çıkışlarının gerçekleştiği, farklı kişiler adına hareket edildiği izlenimi veren hesaplar bakımından bankaların dikkat ve özen yükümlülüğü artar.

Bu çerçevede şüpheli işlem bildirimi, banka hesabı kiralama dosyalarının önemli bir parçasını oluşturur. Bankalar, suç gelirleriyle bağlantılı olabileceğinden şüphe duyulan işlemleri MASAK’a bildirmekle yükümlüdür. Ancak şüpheli işlem bildiriminin yapılmış olması, otomatik olarak bir suç işlendiği anlamına gelmediği gibi; bildirimin yapılmamış olması da her durumda banka kusuru doğurmaz. Her somut olayda bankanın işlem yoğunluğu, müşteri profili ve eldeki veriler birlikte değerlendirilmelidir.

Uygulamada zaman zaman, banka kayıtlarının varlığı tek başına “her şey bankadan görülebilir” gibi bir algıya yol açmaktadır. Oysa bankalar, müşterinin hesabı üzerindeki tüm fiilî kullanımını birebir denetleyen bir konumda değildir. Mobil bankacılık erişimi, doğrulama kodlarının kullanımı ve cihaz bazlı işlemler çoğu zaman bankanın doğrudan kontrol alanı dışındadır. Bu durum, bankanın ceza sorumluluğundan ziyade idari ve denetim yükümlülükleri kapsamında değerlendirilmelidir.

Bankaların yükümlülüklerini açıkça ihlal ettiği hâllerde, hukuki sonuçlar yalnızca idari yaptırımlarla sınırlı kalmayabilir. Özellikle ağır ihmalin bulunduğu ve bu ihmalin suçun işlenmesini kolaylaştırdığı durumlarda, mağdurun özel hukuk yollarına başvurması ve bankaya karşı tazminat talep etmesi gündeme gelebilir. Ancak bu sorumluluk, otomatik değil; kusurun ve illiyet bağının somut olarak ortaya konulmasına bağlıdır.

Banka hesabı kiralama dosyalarında bankaların rolü değerlendirilirken, ceza sorumluluğu ile idari ve özel hukuk sorumluluğunun birbirine karıştırılmaması gerekir. Bankaların her dosyada “sorumlu aktör” olarak konumlandırılması, hem bankacılık sisteminin işleyişi hem de ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Buna karşılık bankaların yükümlülüklerinin tamamen göz ardı edilmesi de hukuki dengeyi bozar.

MASAK Süreci ve Paravan Hesap Dosyaları

Banka hesabı kiralama iddialarının yer aldığı dosyaların önemli bir kısmı, MASAK tarafından hazırlanan raporlarla şekillenmektedir. Suç gelirlerinin izlenmesi ve şüpheli finansal hareketlerin tespiti amacıyla düzenlenen bu raporlar, soruşturmanın yönünü belirleyen temel belgeler arasında yer alır. Ancak MASAK raporlarının hukuki niteliği, uygulamada çoğu zaman yanlış konumlandırılmaktadır.

MASAK raporları, teknik ve mali verilerin analizine dayanır. Hesap hareketleri, para transfer zinciri, işlem yoğunluğu ve olağan dışı finansal davranışlar bu analizlerin merkezindedir. Bu raporlar, suç işlendiğine dair kuvvetli emareler sunabilir; ancak tek başına ceza sorumluluğunu ispatlayan kesin delil niteliği taşımaz. Raporun sunduğu veriler, hukuki bir değerlendirme ile desteklenmediği sürece yalnızca tespit niteliğindedir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, MASAK raporunun adeta bilirkişi raporu gibi mutlaklaştırılmasıdır. Oysa MASAK, failin kim olduğunu veya kastın varlığını belirleyen bir merci değildir. Rapor, finansal akışın haritasını çıkarır; bu haritanın ceza hukuku bakımından nasıl anlamlandırılacağı ise savcılık ve mahkeme tarafından yapılacak değerlendirmeye bağlıdır.

Paravan hesap dosyalarında MASAK raporlarının en çok kullanıldığı alan, hesapların “ara durak” olup olmadığı meselesidir. Paranın kısa süre içinde başka hesaplara aktarılması, farklı kişiler adına çekilmesi veya sistematik şekilde yönlendirilmesi, hesabın fiilî kullanımına ilişkin önemli göstergeler sunar. Ancak bu göstergeler, hesap sahibinin bilgi ve iradesini doğrudan ortaya koymaz. Bu nedenle rapor verilerinin, hesap sahibinin savunması ve diğer delillerle birlikte ele alınması gerekir.

MASAK sürecinin bir diğer önemli boyutu, raporların soruşturma evresindeki etkisidir. Bazı dosyalarda MASAK raporu, soruşturmanın tek dayanağı hâline gelebilmektedir. Bu yaklaşım, ispat yükünün tersine çevrilmesi riskini doğurur. Ceza hukukunda esas olan, sanığın suçluluğunun iddia makamı tarafından ispatlanmasıdır; rapor üzerinden sanıktan masumiyetini ispatlamasının beklenmesi, adil yargılanma ilkesini zedeler.

Bu nedenle banka hesabı kiralama dosyalarında MASAK raporları, yol gösterici ve tamamlayıcı nitelikte değerlendirilmelidir. Raporun sunduğu mali veriler, dosya bütünlüğü içinde ve hukuki süzgeçten geçirilerek ele alınmadıkça, sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Paravan Hesaplarda Dijital Delillerin Rolü

Banka hesabı kiralama dosyalarında dijital deliller, çoğu zaman maddi gerçeğe ulaşmanın tek yolu olarak görülür. Mobil bankacılık kayıtları, IP adresleri, cihaz bilgileri, giriş-çıkış zamanları ve doğrulama mekanizmalarına ilişkin veriler, hesabın fiilen kim tarafından kullanıldığını ortaya koyma potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyelin hukuki değere dönüşebilmesi, delilin nasıl elde edildiği ve nasıl değerlendirildiğiyle doğrudan ilişkilidir.

Uygulamada en sık başvurulan dijital verilerden biri, mobil bankacılık erişim kayıtlarıdır. Hesaba hangi cihazdan, hangi zaman aralığında ve hangi doğrulama adımlarıyla giriş yapıldığı; paranın kim tarafından ve hangi aşamada yönlendirildiği bu kayıtlar üzerinden incelenir. Buna rağmen tek bir IP adresi veya tekil bir cihaz kaydı, her zaman hesap sahibinin fiilî kullanımını kesin biçimde ispatlamaz. Ortak kullanım, yetkisiz erişim veya üçüncü kişilerce yönlendirme ihtimalleri her dosyada ayrıca değerlendirilmelidir.

Dijital deliller bakımından bir diğer kritik mesele, doğrulama kodları ve güvenlik mekanizmalarıdır. SMS doğrulama, mobil bildirim onayı veya çift aşamalı kimlik doğrulama gibi sistemlerin varlığı, hesabın kullanımına ilişkin güçlü karineler oluşturabilir. Ancak bu verilerin kime ulaştığı, kim tarafından kullanıldığı ve bu kullanımın ne ölçüde hesap sahibinin kontrolünde olduğu somut olarak ortaya konulmadıkça, otomatik sorumluluk çıkarılması sağlıklı değildir.

Paravan hesap dosyalarında dijital delillerin değerlendirilmesinde yapılan hatalardan biri, teknik verilerin hukuki yorumdan bağımsız ele alınmasıdır. Dijital kayıtlar, teknik gerçekliği yansıtabilir; ancak bu gerçekliğin ceza sorumluluğuna nasıl yansıyacağı hukuki bir değerlendirme gerektirir. Dijital delilin varlığı, kastın varlığıyla aynı şey değildir. Bu ayrım gözetilmediğinde, teknik veri hukuki sonuca doğrudan bağlanmış olur.

Ayrıca dijital delillerin elde edilme yöntemi de göz ardı edilmemelidir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen veriler, içerik itibarıyla güçlü görünse dahi hükme esas alınamaz. Bu nedenle banka kayıtları, cihaz incelemeleri ve erişim verileri değerlendirilirken, usule uygunluk ve delil zincirinin korunup korunmadığı da titizlikle incelenmelidir.

Bu çerçevede banka hesabı kiralama dosyalarında dijital deliller, tek başına belirleyici değil; maddi olguları aydınlatan tamamlayıcı araçlar olarak ele alınmalıdır. Delilin teknik gücü ile hukuki anlamı arasındaki ayrım korunmadıkça, sağlıklı bir yargısal değerlendirme yapmak mümkün olmaz.

Kişisel Veriler ve Banka Hesabı İncelemelerinde Hukuki Sınırlar

Banka hesabı kiralama dosyalarında delil toplama süreci çoğu zaman geniş kapsamlı banka kayıtları ve dijital veriler üzerinden yürütülür. Hesap hareketleri, işlem saatleri, karşı hesap bilgileri, IP kayıtları ve cihaz verileri soruşturmanın merkezinde yer alır. Ancak bu verilerin tamamı aynı zamanda kişisel veri niteliği taşır ve sınırsız biçimde kullanılmaları hukuken mümkün değildir.

Ceza soruşturması yürütülüyor olması, kişisel verilerin her koşulda ve her kapsamda toplanabileceği anlamına gelmez. Banka kayıtlarının incelenmesi, yalnızca soruşturma konusu fiille bağlantılı verilerle sınırlı olmalıdır. Hesap sahibinin veya üçüncü kişilerin, dosyayla ilgisi bulunmayan finansal geçmişinin detaylı biçimde dosyaya taşınması, ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmaz.

Uygulamada zaman zaman, bir banka hesabına ilişkin tüm hareketlerin otomatik olarak dosyaya alınması yoluna gidildiği görülmektedir. Oysa hangi işlemlerin soruşturma konusu suçla bağlantılı olduğu somutlaştırılmadan yapılan incelemeler, hem delilin hukuki değerini tartışmalı hâle getirir hem de kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel güvenceleri zedeler.

Bu sınır, yalnızca hesap sahibinin verileri bakımından değil; üçüncü kişilere ait bilgiler açısından da önem taşır. Paranın aktarıldığı veya gönderildiği hesaplara ilişkin veriler, bu kişilerin soruşturmayla bağlantısı ortaya konulmadan sınırsız biçimde kullanılmamalıdır. Aksi hâlde soruşturma, dolaylı biçimde ilgisiz kişilerin özel hayatına müdahaleye dönüşebilir.

Kişisel verilerin korunması ile ceza soruşturmasının etkin yürütülmesi arasında hassas bir denge bulunur. Bu denge, birinin diğerini tamamen dışlaması şeklinde kurulamaz. Ancak ceza soruşturmasının varlığı, kişisel verilerin korunmasına ilişkin anayasal ve kanuni güvenceleri ortadan kaldırmaz. Bu nedenle banka hesabı incelemeleri, hem delil elde etme ihtiyacı hem de kişisel verilerin korunması ilkeleri birlikte gözetilerek yürütülmelidir.

Banka hesabı kiralama dosyalarında sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılabilmesi, yalnızca hangi verilere ulaşıldığına değil; bu verilere hangi sınırlar içinde ulaşıldığına da bağlıdır. Bu sınırlar gözetilmediğinde, elde edilen delillerin hükme esas alınması ciddi tartışmalara yol açabilir.

Hesabını Kiralayan Kişinin Karşılaşabileceği Suçlamalar

Banka hesabı kiralama iddiasıyla yürütülen soruşturmalarda, hesap sahibine yöneltilen suçlamalar yalnızca internet dolandırıcılığı ile sınırlı değildir.

En sık yöneltilen suçlamalardan biri, dolandırıcılık suçuna iştirak iddiasıdır. Savcılık, hesabın dolandırıcılık eyleminde kullanıldığını tespit ettiğinde, hesap sahibinin bu suça müşterek fail olarak mı yoksa yardım eden sıfatıyla mı katıldığını tartışma konusu yapar. Hesabın bilerek ve isteyerek kullandırılması, suçun işlenmesini kolaylaştıran bir davranış olarak değerlendirilir. Ancak bu isnadın hukuki geçerliliği, hesap sahibinin dolandırıcılık planından haberdar olup olmadığına ve eylem üzerindeki hâkimiyet derecesine bağlıdır.

Banka hesabı kiralama dosyalarında sıkça karşılaşılan bir diğer suçlama, yasa dışı bahis oynanmasına aracılık edilmesi iddiasıdır. Özellikle bahis sitelerine para yatırma ve çekme işlemlerinin üçüncü kişilere ait banka hesapları üzerinden yapılması, hesap sahibinin bahis organizasyonunun parçası olduğu yönünde değerlendirmelere yol açabilmektedir. Bu tür dosyalarda hesap sahibi, kimi zaman yalnızca bahis oynayan kişi değil; bahis faaliyetlerine finansal altyapı sağlayan kişi olarak konumlandırılmaktadır.

Yasa dışı sanal bahis dosyalarında yöneltilen suçlamaların önemli bir kısmı, hesabın sistematik biçimde kullanılması üzerine kuruludur. Hesaba çok sayıda farklı kişiden para gelmesi, bu paraların kısa süre içinde başka hesaplara aktarılması veya bahis siteleriyle bağlantılı işlem açıklamalarının bulunması, hesap sahibinin bilinçli katılımına karine olarak gösterilebilmektedir. Buna rağmen, bu karinelerin her somut olayda hesap sahibinin kastını kesin biçimde ortaya koyduğu söylenemez.

Bazı dosyalarda hesap sahibine, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçlaması da yöneltilebilmektedir. Yasa dışı bahis gelirlerinin banka hesapları üzerinden geçirilmesi, bu gelirlerin meşru bir faaliyet sonucu elde edilmiş gibi gösterilmeye çalışıldığı iddiasına dayanak yapılır. Ancak bu suçlamanın hukuken geçerli olabilmesi için, hesap sahibinin paranın yasa dışı bahis faaliyeti sonucu elde edildiğini bildiğinin ve bu paranın aklanmasına yönelik iradi bir katkısının bulunduğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Hesabını kiralayan kişinin karşılaşabileceği suçlamalar arasında, bazı dosyalarda bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen suçlara iştirak iddiası da yer alabilmektedir. Mobil bankacılık erişimlerinin paylaşılması, doğrulama kodlarının üçüncü kişilere iletilmesi veya hesap güvenliğinin bilinçli şekilde zayıflatılması, bu yönde değerlendirmelere dayanak yapılabilmektedir. Bu tür isnatlarda teknik verilerin hukuki anlamının doğru kurulması belirleyici önemdedir.

Bu çerçevede banka hesabı kiralama, gerek dolandırıcılık gerekse yasa dışı sanal bahis dosyalarında, hesap sahibini ağır suçlamalarla karşı karşıya bırakabilen bir risk alanıdır. Ancak her hesap kullandırma fiilinin otomatik olarak bu suçları oluşturduğu kabul edilemez. Hesap sahibinin hangi suçtan sorumlu tutulacağı, isnadın kapsamı ve ağırlığı; dosyadaki deliller, hesap kullanım biçimi ve iradi katkı düzeyi birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

Banka hesabı kiralama olgusu, uygulamada çoğu zaman basit bir “hesap kullandırma” davranışı gibi görülse de, ceza hukuku bakımından ciddi sonuçlar doğurabilen bir risk alanıdır. Özellikle internet dolandırıcılığı ve yasa dışı sanal bahis dosyalarında banka hesaplarının paravan olarak kullanılması, hesap sahibinin suç isnadıyla karşı karşıya kalmasına yol açabilmektedir. Ancak bu durum, her hesap kullandırma fiilinin otomatik olarak ceza sorumluluğu doğurduğu anlamına gelmez.

Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde temel ölçüt, hesabın kullanılmış olması değil; hesap sahibinin bu kullanıma hangi bilinç ve iradeyle katkı sunduğudur. Hesabın suçta araç olarak kullanılması ile hesabın suçun icrasına bilerek tahsis edilmesi aynı hukuki düzlemde değerlendirilemez. Bu ayrım gözetilmediğinde, ceza sorumluluğu teknik tespitler üzerinden genişletilmiş olur.

Uygulamada banka hesabı kiralama dosyaları, çoğu zaman dijital deliller, banka kayıtları ve MASAK raporları üzerinden şekillenir. Bu veriler, maddi olguları ortaya koyma bakımından önemlidir; ancak tek başına kastın, iştirak biçiminin veya suçun kapsamının belirlenmesi için yeterli değildir. Teknik verilerin hukuki anlam kazanabilmesi, dosya bütünlüğü içinde ve savunma hakları gözetilerek yapılacak bir değerlendirmeyi gerektirir.

Yasa dışı sanal bahis ve dolandırıcılık dosyalarında karşılaşılan ortak sorun, hesap sahibinin rolünün netleştirilmeden ağır suçlamalar yöneltilmesidir. Oysa ceza hukukunda sorumluluk, kişinin eylemiyle sınırlıdır. Hesap sahibinin fiilî tasarrufu, eylem üzerindeki hâkimiyeti ve suçun işlenmesine yönelik katkısı açık biçimde ortaya konulmadan yapılacak nitelendirmeler, adil yargılama ilkesini zedeler.

Bu nedenle banka hesabı kiralama iddiaları, genellemeler üzerinden değil; her dosyanın kendi koşulları içinde, delil temelli ve ölçülü bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Ancak bu şekilde, hem masum kişilerin cezai risk altına girmesi önlenebilir hem de gerçekten suçla bağlantılı eylemler hukuka uygun biçimde yaptırıma bağlanabilir.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

5/5 - (1 vote)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1