İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

TCK m. 94 İşkence Suçu ve Cezası

10.06.2025
1.390
TCK m. 94 İşkence Suçu ve Cezası

İşkence suçu, ceza hukuku içinde yalnızca beden bütünlüğüne yönelen bir saldırı olarak görülmez, kamu gücünün veya kamu görevinin sağladığı etkinin kötüye kullanılmasıyla bağlantılı biçimde ortaya çıkabilen, kişiyi yalnızca acı çektirmeye değil, aynı zamanda aşağılamaya ve iradesini kırmaya yönelen ağır bir suç tipidir. Bu yönüyle basit kötü muamele, sıradan bir yaralama fiili veya disiplin sınırını aşan davranışlarla aynı düzlemde değerlendirilemez, aynı zamanda insan onuruna, ruhsal bütünlüğe, algılama ve irade özgürlüğüne yönelen ağır bir ihlal niteliği taşır. Türk Ceza Kanunu da bu nedenle TCK m. 94 içinde işkence fiilini ayrı bir suç olarak düzenlemiş ve ağır yaptırıma bağlamıştır. Ceza hukukunun bu alandaki sert yaklaşımı, insan onurunun mutlak korunması düşüncesine dayanır.,

İşkence Suçu Nedir

İşkence suçu, kamu görevlisinin bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama ya da irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunmasıyla ortaya çıkan ağır bir suç tipidir. Türk Ceza Kanunu, bu fiili sıradan bir kötü muamele olarak değil, ayrı ve ağır yaptırıma bağlı bir suç olarak düzenlemiştir. Kanun metninde TCK m. 94/1 şu şekilde yer almaktadır:

“Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

Bu hüküm, işkence suçunun yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını açıkça göstermektedir. Kanun koyucu, bedensel acının yanında ruhsal çöküntüye, algılama ve irade yeteneğinin bozulmasına, kişilik değerlerinin zedelenmesine ve aşağılayıcı muameleye de koruma alanı tanımıştır. Bu nedenle işkence suçu, sadece darp veya yaralama ile açıklanamaz. Kimi olaylarda psikolojik baskı, sistematik küçük düşürme, yoğun korkutma, tehdit altında tutma veya kişiyi insan onurunu zedeleyen koşullara zorlama da TCK m. 94 kapsamında değerlendirme konusu olabilir.

Kanun metnindeki “kamu görevlisi” vurgusu da son derece önemlidir. İşkence suçu, herhangi bir kişi tarafından işlenen her ağır muameleyi kapsayan genel bir suç değildir. Bu suç tipi, kamu gücü kullanan veya kamusal yetkiyle hareket eden kişinin, sahip olduğu otoriteyi hukuka aykırı biçimde kullanmasıyla bağlantılıdır. Türk Ceza Kanunu’nda kamu görevlisi tanımı da ayrıca yapılmış ve kamusal faaliyetin yürütülmesine herhangi bir surette katılan kişiler bu kapsamda değerlendirilmiştir.

İşkence suçunu diğer benzer suçlardan ayıran, fiilin yoğunluğu kadar taşıdığı anlamdır. Burada yalnızca acı verme değil, kişiyi insan onurundan uzaklaştıran, iradesini kıran ve aşağılayan bir müdahale söz konusudur. Bu sebeple işkence suçu, kasten yaralama suçu ile bütünüyle aynı düzlemde değerlendirilemez. Aynı şekilde her sert muamele de doğrudan TCK m. 94 kapsamına girmez. Doğru nitelendirme yapılabilmesi için fiilin niteliği, mağdur üzerinde bıraktığı etki, kamu görevlisinin konumu ve olayın bütünü birlikte incelenmelidir.

İşkence Suçu, kamu görevlisinin, insan onurunu zedeleyen ve kişide bedensel veya ruhsal yönden ağır sonuçlar doğurabilen davranışları nedeniyle sorumlu tutulduğu özel bir suç tipidir. TCK m. 94’ün lafzı da bu korumayı açık biçimde ortaya koymaktadır.

TCK m. 94 Kapsamında İşkence Suçunun Cezası

İşkence suçu, Türk Ceza Kanunu içinde ağır yaptırıma bağlanan suç tiplerinden biridir. Bunun nedeni, bu fiilin yalnızca bedensel zarar doğurması değildir. Kanun koyucu, işkenceyi aynı zamanda insan onuruna, ruhsal bütünlüğe ve bireyin irade serbestisine yönelen ağır bir saldırı olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, TCK m. 94 ve devamındaki düzenlemelerde açık biçimde görülür. Temel halde, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Kanun metni, ceza miktarını belirlerken suçun işlendiği kişiye ve fiilin etkisine göre daha ağır sonuçlar da öngörmüştür. TCK m. 94/2 uyarınca, suçun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesi halinde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Aynı fıkrada, suçun avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenmesi hali de aynı yaptırım aralığında düzenlenmiştir. Böylece kanun koyucu, mağdurun kırılganlığı veya kamusal görev bağlantısı bulunan olaylarda ceza tehdidini yükseltmiştir.

Kadına karşı işlenme hali bakımından da özel bir düzenleme vardır. TCK m. 94/3-A gereğince, işkence suçunun kadına karşı işlenmesi halinde verilecek cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Bu hüküm, kadına karşı şiddet ve ağır insan hakları ihlallerine karşı daha güçlü ceza koruması sağlama amacı taşır. Bu nedenle olayın TCK m. 94 kapsamında kaldığı hallerde, mağdurun kadın olması doğrudan cezanın alt sınırını etkileyen bir sonuç doğurur.

İşkence fiilinin mağdur üzerinde daha ağır neticeler doğurması halinde yalnızca TCK m. 94 değil, TCK m. 95 de devreye girer. Kanun, işkence sonucunda kasten yaralama suçuna ilişkin ağır neticelerin meydana gelmesi halinde bunlara göre ayrıca artırım yapılacağını kabul etmiştir. İşkence mağdurunun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, konuşmasında sürekli zorluk, yüzünde sabit iz, yaşamını tehlikeye sokan durum, erken doğum, organ işlevinin yitirilmesi, iyileşme olanağı bulunmayan hastalık, bitkisel hayat veya ölüm gibi neticeler, ceza miktarını ciddi biçimde artırır. İşkence sonucunda ölüm meydana gelirse ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası söz konusu olur.

Bu yaptırım yapısı, işkence suçunun neden yalnızca bir disiplin ihlali veya basit yaralama fiili gibi görülmediğini açıkça ortaya koyar. Kanun koyucu, kamu gücünün kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan ve kişiyi fiziksel ya da ruhsal olarak çökerten bu fiile karşı çok katmanlı bir ceza sistemi kurmuştur. Bu nedenle TCK m. 94 kapsamında doğru vasıflandırma yapılması, hem uygulanacak ceza hem de görevli mahkeme bakımından belirleyici önemdedir.

Başlık Kanuni Dayanak Ceza
İşkence Suçunun Temel Hali TCK m. 94/1 3 yıldan 12 yıla kadar hapis
Nitelikli Haller TCK m. 94/2 8 yıldan 15 yıla kadar hapis
Kadına Karşı İşlenmesi TCK m. 94/3-A Alt sınır 5 yıldan az olamaz
İşkence Sonucu Ağır Neticeler TCK m. 95/1-2 Kasten yaralamanın ağır neticelerine göre artırımlı hapis cezaları
İşkence Sonucu Ölüm TCK m. 95/4 Ağırlaştırılmış müebbet hapis

Görüleceği üzere, işkence suçu bakımından ceza sistemi yalnızca temel fiile odaklanmamaktadır. Mağdurun niteliği, fiilin yol açtığı sonuçlar ve özel koruma gerektiren haller de yaptırımın ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Bu yüzden TCK m. 94 ve 95 hükümleri birlikte okunmadan sağlıklı bir ceza değerlendirmesi yapmak mümkün değildir.

İşkence Suçunun Nitelikli Halleri

İşkence suçu bakımından nitelikli haller, fiilin daha ağır ceza ile karşılanmasını gerektiren özel durumları ifade eder. Türk Ceza Kanunu, TCK m. 94/2 içinde bu halleri tek tek saymış ve temel hale göre daha yüksek ceza öngörmüştür. Buna göre işkence suçunun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesi halinde, ayrıca suçun avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenmesi halinde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis olarak uygulanır. Bu düzenleme, mağdurun özel korunma ihtiyacı taşıdığı veya fiilin kamusal işleyişe yönelen daha ağır bir anlam kazandığı durumlarda ceza tehdidini yükseltmektedir.

Çocuğa Karşı İşlenmesi

İşkence suçunun çocuğa karşı işlenmesi, kanunun en ağır değerlendirdiği hallerden biridir. Çocuklar yaşları gereği fiziksel, ruhsal ve sosyal bakımdan çok daha kırılgan bir konumda bulunur. Bu nedenle kamu gücünü kullanan veya kamu görevinin etkisiyle hareket eden kişinin çocuğa yönelen işkence fiili, yalnızca mağdurun bedeni üzerinde değil, gelişim süreci üzerinde de kalıcı sonuçlar doğurabilir. TCK m. 94/2 de bu nedenle çocuğa karşı işlenen işkenceyi nitelikli hal saymış ve temel halden daha ağır ceza öngörmüştür. Burada önemli olan, mağdurun fiil tarihinde çocuk olmasıdır. Böyle bir durumda ceza doğrudan sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis aralığında belirlenir.

Beden veya Ruh Bakımından Kendisini Savunamayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı İşlenmesi

Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen işkence de ayrı bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Burada mağdurun yaşı, sağlık durumu, engellilik hali, ruhsal kırılganlığı veya fiilen kendini koruyamayacak durumda bulunması önem taşır. Kanun koyucu, bu kişilerin kamu görevlisi karşısında daha ağır bir korunma ihtiyacı içinde olduğunu kabul etmektedir. Çünkü savunma gücü zayıflamış bir kişiye yönelen işkence, sadece ağır bir güç kullanımı değil, aynı zamanda mağdurun korunmasızlığından yararlanma niteliği de taşır. Bu nedenle TCK m. 94/2 kapsamında ceza artırımlı şekilde uygulanır.

Gebe Kadına Karşı İşlenmesi

İşkence suçunun gebe kadına karşı işlenmesi, hem annenin hem de doğmamış çocuğun korunması bakımından daha ağır sonuç doğuran bir nitelikli haldir. Gebelik sürecindeki bir mağdura yönelen işkence, yalnızca mevcut bedensel ve ruhsal bütünlüğe değil, aynı zamanda gebeliğin güvenli seyrine de yönelen bir risk içerir. Bu sebeple kanun koyucu, gebe kadını özel olarak koruma altına almış ve bu halde temel ceza yerine daha yüksek yaptırım öngörmüştür. Nitekim işkence sonucunda erken doğum, çocuğun etkilenmesi veya daha ağır neticeler doğarsa, TCK m. 95 hükümleri de ayrıca gündeme gelebilir.

Avukata Karşı Görevi Dolayısıyla İşlenmesi

İşkence suçunun avukata karşı görevi dolayısıyla işlenmesi, savunma hakkının korunması bakımından özel önem taşır. Avukatlık faaliyeti, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir. Bu nedenle bir avukatın sırf mesleki görevi nedeniyle işkence fiiline maruz bırakılması, yalnızca bireysel mağduriyet yaratmaz. Aynı zamanda savunma makamına ve yargısal güvence sistemine yönelen ağır bir saldırı niteliği taşır. Kanun koyucu bu nedenle avukata karşı görevi nedeniyle işlenen işkenceyi nitelikli hal saymış, temel cezanın üstüne çıkan ayrı bir yaptırım rejimi kurmuştur.

Diğer Kamu Görevlisine Karşı Görevi Dolayısıyla İşlenmesi

Diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenen işkence de TCK m. 94/2 içinde ayrıca düzenlenmiştir. Buradaki amaç, kamu hizmetinin tarafsız ve güvenli biçimde yürütülmesini korumaktır. Bir kamu görevlisinin, görevi nedeniyle işkence fiiline maruz kalması halinde saldırı yalnızca kişiye yönelmiş sayılmaz. Aynı zamanda kamusal işleyişe ve devlet faaliyetinin hukuka uygun yürütülmesine karşı ağır bir ihlal ortaya çıkar. Bu nedenle mağdurun kamu görevlisi olması tek başına yetmez; fiilin onun görevi nedeniyle işlenmiş olması gerekir. Bu bağ kurulduğunda ceza, temel halden daha ağır şekilde belirlenir.

Kadına Karşı İşlenmesi

İşkence suçunun kadına karşı işlenmesi, TCK m. 94 içinde ayrıca düzenlenmiş özel bir ağırlaştırıcı nedendir. Kanun, bu halde doğrudan yeni bir ceza aralığı kurmamış, ancak verilecek cezanın alt sınırını yükseltmiştir. Buna göre suç kadına karşı işlendiğinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Bu düzenleme, kadına yönelik ağır şiddet ve insan onurunu hedef alan fiiller karşısında daha güçlü ceza koruması sağlama amacına dayanır. Bu nedenle mahkeme, kadına karşı işlenen işkence suçunda temel ceza tayin ederken bu alt sınır kuralını gözetmek zorundadır.

İşkence suçunun nitelikli halleri, yalnızca mağdurun kimliğine ilişkin teknik ayrıntılar değildir. Her biri, fiilin toplumsal ve hukuki ağırlığını artıran özel durumlardır. Bu nedenle soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurun yaşı, fiziksel ve ruhsal durumu, gebelik hali, avukat veya kamu görevlisi sıfatı ve fiilin görev bağlantısı dikkatle incelenmelidir. Doğru nitelendirme yapılmadığında hem ceza miktarı hem de olayın hukuki çerçevesi yanlış kurulmuş olur.

İşkence Suçunda Kamu Görevlisi Şartı

İşkence suçu bakımından kamu görevlisi bağlantısı, suçun en ayırt edici yönlerinden biridir. Türk Ceza Kanunu, bu fiili herkes tarafından işlenebilen genel bir suç olarak değil, kamu gücünün veya kamusal otoritenin etkisi altında ortaya çıkan özel bir suç olarak düzenlemiştir. Nitekim TCK m. 94/1 doğrudan “kamu görevlisi” ifadesini kullanmakta ve insan onuruyla bağdaşmayan davranışları gerçekleştiren kamu görevlisini cezalandırmaktadır. Bu nedenle failin sıfatı, yalnızca teknik bir ayrıntı değil, suçun hukuki kimliğini kuran temel unsurlardan biridir.

Türk Ceza Kanunu’nda kamu görevlisi tanımı da açık biçimde yapılmıştır. TCK m. 6/1-c uyarınca kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi”dir. Bu tanım, yalnızca klasik memur statüsünü değil, kamusal işlev gören daha geniş bir alanı da kapsar. Dolayısıyla işkence suçunda fail değerlendirilirken yalnızca unvana bakılmaz. Kişinin fiil anında kamusal faaliyetin yürütülmesine hangi ilişki içinde katıldığı da incelenir.

Kamu görevlisi şartının belirleyici olmasının nedeni, işkence suçunun devlet gücüyle kurduğu özel ilişkidir. Sıradan iki kişi arasındaki ağır kötü muamele, olayın niteliğine göre yaralama, eziyet veya başka bir suçu oluşturabilir. Buna karşılık aynı ya da benzer davranış, kamu görevlisinin sahip olduğu otorite, denetim gücü veya kamusal konumun sağladığı üstünlükle işlendiğinde çok daha ağır bir anlam kazanır. Çünkü burada yalnızca mağdurun bedeni veya ruhu hedef alınmaz. Aynı zamanda kamu gücüne duyulan güven de sarsılır. Bu nedenle işkence suçu, bireysel şiddet ile kamusal otoritenin kötüye kullanılması arasındaki çizgide değerlendirilir.

Bu ayrım, işkence suçunun neden kasten yaralama veya eziyet suçundan farklı bir başlık altında düzenlendiğini de açıklar. Yaralama suçunda fail herkes olabilir. Eziyet suçunda da genel fail yapısı vardır. Oysa işkence suçunda kanun, failin kamu görevlisi olmasını özellikle aramıştır. Çünkü işkence fiilini ağırlaştıran şey yalnızca mağdura verilen acı değildir. Fiilin, kamusal yetkinin koruyucu değil yıkıcı şekilde kullanılmasıyla ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle kamu görevlisi şartı ortadan kalktığında, aynı fiilin TCK m. 94 kapsamında mı yoksa başka bir suç tipi içinde mi değerlendirileceği ayrıca tartışılır.

İştirak bakımından da bu konu önem taşır. Uygulamada işkence fiiline yalnızca kamu görevlisinin değil, onunla birlikte hareket eden başka kişilerin de dahil olduğu olaylar görülebilir. Böyle durumlarda fail sıfatı, iştirak hükümleriyle birlikte değerlendirilir. Kamu görevlisi olmayan kişinin, kamu görevlisinin işlediği fiile hangi düzeyde katıldığı, fiilin kamusal güçten nasıl yararlandığı ve ortak hareketin niteliği dikkatle incelenir. Bu nedenle kamu görevlisi şartı sadece failin kim olduğunu değil, diğer kişilerin ceza sorumluluğunun nasıl kurulacağını da etkiler.

Bir başka önemli sonuç da görev alanı ve hukuki nitelendirme bakımından ortaya çıkar. Eğer dosyada kamu görevlisi bağlantısı net biçimde kurulamazsa, olayın doğrudan işkence suçu olarak değerlendirilmesi güçleşir. Böyle bir durumda suç vasfı eziyet, kasten yaralama, tehdit veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi başka suç tiplerine kayabilir. Buna karşılık kamu görevlisinin kamusal konumunu kullanarak insan onuruyla bağdaşmayan ve mağdurun bedensel ya da ruhsal bütünlüğünü ağır biçimde hedef alan davranışları varsa, TCK m. 94 ekseni güç kazanır.

İşkence suçunda kamu görevlisi şartı, suçun sıradan bir şiddet fiilinden ayrılmasını sağlar. Kanun koyucu, insan onuruna yönelik bu ağır saldırıyı özellikle kamusal otoritenin kötüye kullanılması halinde ayrı ve daha sert bir ceza rejimine bağlamıştır. Bu nedenle TCK m. 94 bakımından doğru değerlendirme yapılabilmesi için, failin kamusal sıfatı, fiilin görevle ilişkisi ve mağdur üzerindeki etkinin kamusal güçle nasıl birleştiği dikkatle incelenmelidir.

İşkence Suçunda Zamanaşımı

İşkence suçu bakımından en dikkat çekici ceza hukuku sonuçlarından biri, dava zamanaşımının işlememesidir. Türk Ceza Kanunu bu konuda açık bir hüküm kurmuştur. TCK m. 94/6 uyarınca, bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez. Aynı kural, neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunu düzenleyen TCK m. 95 bakımından da geçerlidir. Bu düzenleme, işkence fiilinin sıradan bir ceza davası mantığı içinde değerlendirilmediğini; insan onuruna yönelen en ağır ihlallerden biri olarak ele alındığını gösterir.

Ceza hukukunda kural olarak birçok suç bakımından belirli sürelerin geçmesi halinde dava zamanaşımı gündeme gelir. Böyle durumlarda devletin cezalandırma yetkisi belli bir sürenin sonunda ortadan kalkabilir. Ancak işkence suçu bakımından kanun koyucu bu genel sisteme istisna getirmiştir. Bunun nedeni, işkencenin yalnızca bireysel mağduriyet yaratan bir fiil değil, aynı zamanda kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla bağlantılı ağır bir insan hakları ihlali olarak görülmesidir. Bu nedenle yıllar geçmiş olsa bile, şartları varsa soruşturma ve kovuşturma yapılmasının önü kapatılmamıştır.

Zamanaşımının işlememesi, özellikle mağdurun olaydan hemen sonra başvuru yapamadığı dosyalarda büyük önem taşır. İşkence iddiasına maruz kalan kişiler kimi zaman korku, baskı, tehdit, kamu otoritesinden çekinme, delillere ulaşamama veya ruhsal çöküntü nedeniyle uzun süre şikayette bulunamayabilir. Kanun koyucu, bu tür durumlarda mağdurun adalete erişim imkanını ortadan kaldırmamak için süre engelini kaldırmıştır. Böylece olayın üzerinden uzun zaman geçmiş olması tek başına ceza soruşturmasının kapatılmasına yol açmaz.

Zamanaşımı hususu, işkence suçu ile eziyet suçu arasındaki farkı da gösterir. Eziyet suçunda genel zamanaşımı rejimi uygulanırken, işkence suçunda kanun özel bir koruma kurmuştur. Bu nedenle suç vasfının doğru belirlenmesi, yalnızca ceza miktarı bakımından değil, soruşturmanın sürdürülüp sürdürülemeyeceği bakımından da belirleyici olur. Bir dosyada fiilin işkence mi, eziyet mi, yoksa başka bir suç mu oluşturduğu tartışılırken zamanaşımı sonucu da doğrudan değişebilir.

Savcılık ve mahkeme, dosyada TCK m. 94 veya 95 kapsamında bir fiil bulunduğu kanaatine varırsa, sırf olay eski diye kovuşturma imkanının ortadan kalktığını kabul edemez. Elbette delillerin varlığı, ispat gücü, tanık anlatımlarının değeri, tıbbi belgelerin durumu ve diğer maddi olgular ayrıca incelenir. Ancak zamanın geçmiş olması tek başına davayı düşüren bir neden oluşturmaz. Bu yönüyle işkence suçunda zamanaşımı meselesi, yalnızca teknik bir usul sorunu değil, mağdurun adalete erişimini koruyan temel bir güvencedir.

Kısa şekilde ifade etmek gerekirse, TCK m. 94 işkence suçu ve TCK m. 95 kapsamındaki ağır neticeli halleri bakımından dava zamanaşımı işlemez. Bu nedenle işkence iddialarında zamanın geçmiş olması, dosyanın otomatik biçimde kapanacağı anlamına gelmez. Davalarda asıl mesele, fiilin doğru nitelendirilmesi ve eldeki delillerin hukuka uygun biçimde değerlendirilmesidir.

İşkence Suçu ile Eziyet Suçu Arasındaki Fark

İşkence suçu ile eziyet suçu aynı başlık altında düşünülmeye elverişli görünse de, Türk Ceza Kanunu bu iki fiili farklı maddelerde ve farklı ağırlık düzeylerinde düzenlemiştir. TCK m. 94 işkence suçunu, TCK m. 96 ise eziyet suçunu düzenler. Kanun metinleri karşılaştırıldığında ilk büyük fark, işkence suçunun fail bakımından kamu görevlisi bağlantılı bir yapıya sahip olması, eziyet suçunun ise genel suç olarak düzenlenmiş olmasıdır. Eziyet suçunda bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışlar cezalandırılırken, işkence suçunda kamu gücünün veya kamu görevinin sağladığı etkinin ağır biçimde kötüye kullanılması söz konusudur.

Kanun metni de bu ayrımı açık biçimde ortaya koyar. TCK m. 94/1 işkence suçunu, “bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi” üzerinden kurmaktadır. Buna karşılık TCK m. 96/1 ise “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi” ifadesini kullanır. Böylece işkence suçunda kamu görevlisi sıfatı veya kamusal yetki ekseni belirleyici hale gelirken, eziyet suçunda bu şart aranmaz.

Bir başka temel fark, suçun hukuki ve toplumsal ağırlığındadır. İşkence suçu, insan onuru ile devlet gücü arasındaki ilişki bakımından çok daha ağır değerlendirilir. Çünkü burada mağdur, kamu görevlisinin veya kamusal otoritenin etkisi altında insan onuruyla bağdaşmayan bir muameleye maruz bırakılmaktadır. Eziyet suçunda da mağdurun bedensel veya ruhsal bütünlüğü hedef alınır. Ancak fiilin devlet otoritesiyle bağlantılı ağır ihlal niteliği her olayda bulunmaz. Bu nedenle ceza miktarları da farklıdır. TCK m. 94’te temel ceza üç yıldan on iki yıla kadar hapis iken, TCK m. 96’da temel ceza iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir.

Süreklilik ve yöntem bakımından de ayrım önemlidir. İşkence suçuna ilişkin akademik ve uygulamaya dönük değerlendirmelerde, bu suçun çoğu zaman ani bir yaralama fiilinden ibaret olmadığı; kişiyi bedensel veya ruhsal olarak yıpratan, aşağılayan ve iradesini kıran bir süreç içinde ortaya çıktığı vurgulanmaktadır. Doktrinde ve uygulamada eziyet suçu da çoğu kez süreklilik gösteren davranışlarla ilişkilendirilir. Ne var ki işkence suçunda kamu görevinin sağladığı otorite, mağdur üzerindeki baskıyı daha ağır hale getirir. Bu nedenle her süreklilik arz eden kötü muamele doğrudan işkence oluşturmaz; önce kamu görevlisi bağlantısı ve fiilin TCK m. 94’teki yapıya ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilir.

Nitelikli haller bakımından da önemli farklar vardır. İşkence suçunda çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye, gebe kadına, avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenme gibi özel nitelikli haller TCK m. 94/2’de ayrıca düzenlenmiştir. Eziyet suçunda da benzer mağdur grupları bakımından ağırlaştırıcı düzenlemeler yer almakla birlikte, işkence suçunun yaptırım sistemi daha serttir. Ayrıca işkence sonucunda ağır neticeler veya ölüm meydana gelirse TCK m. 95 devreye girer ve ceza çok daha ileri seviyeye çıkar. Bu durum, kanun koyucunun işkenceyi eziyetten daha ağır bir ihlal olarak gördüğünü açık biçimde gösterir.

Eziyet suçunda bir kişiye eziyet verici davranışların uygulanması cezalandırılır. İşkence suçunda ise kamu görevlisinin, insan onuruyla bağdaşmayan ve mağdurun bedensel veya ruhsal bütünlüğünü ağır biçimde hedef alan davranışları söz konusudur. Bu nedenle her işkence aynı zamanda ağır bir eziyet görünümü taşısa da, her eziyet fiili işkence suçuna dönüşmez. Doğru hukuki nitelendirme yapılabilmesi için failin sıfatı, fiilin kamu gücüyle ilişkisi, mağdur üzerindeki etki ve olayın bütünü birlikte değerlendirilmelidir.

İşkence Suçu ile Kasten Yaralama Suçu Arasındaki Fark

İşkence suçu ile kasten yaralama suçu ilk bakışta aynı sonuca, yani mağdurun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelen bir müdahaleye temas ediyor gibi görünür. Ne var ki Türk Ceza Kanunu bu iki fiili farklı hukuki yapılar içinde düzenlemiştir. TCK m. 94 işkence suçunu, TCK m. 86 ve 87 ise kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını düzenlemektedir. Kasten yaralamada esas alınan koruma alanı, kişinin vücut dokunulmazlığıdır. İşkence suçunda ise buna ek olarak insan onuru, irade serbestisi ve kişinin ruhsal bütünlüğü üzerinde daha ağır bir saldırı söz konusudur.

Kanun metinleri bu farkı açık biçimde gösterir. TCK m. 86/1 uyarınca “kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi” kasten yaralama suçundan sorumlu tutulur. Buna karşılık TCK m. 94/1, “bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi” ifadesini kullanmaktadır. Görüldüğü üzere işkence suçunda yalnızca acı verme değil, insan onuruyla bağdaşmayan bir muamele ve aşağılayıcı nitelik taşıyan bir davranış bütünlüğü öne çıkmaktadır.

En önemli farklardan biri fail bakımındandır. Kasten yaralama suçu herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur. İşkence suçu ise kamu görevlisinin konumunu ve kamu gücünün etkisini merkeze alan özel bir suç tipidir. Başka bir anlatımla aynı bedensel zarar, sıradan iki kişi arasındaki ilişkide yaralama suçu olarak ortaya çıkabilirken, aynı ya da benzer yoğunluktaki fiil kamu görevlisinin mağdur üzerindeki otoritesiyle birleştiğinde işkence suçuna yaklaşabilir. Bu nedenle yalnızca sonuca bakmak yeterli değildir. Fiilin hangi ilişki içinde ve kim tarafından işlendiği de hukuki nitelendirmeyi doğrudan etkiler.

Bir başka fark, fiilin niteliği ve yoğunluğundadır. Kasten yaralama suçu tek bir darp eylemi, ani bir saldırı veya mağdurun vücudunda acıya ya da sağlık bozulmasına yol açan bir fiille oluşabilir. İşkence suçunda ise fiil, çoğu zaman mağduru küçük düşüren, iradesini kıran, aşağılayan ve insan onurunu hedef alan daha ağır bir içerik taşır. Bu suç bakımından yalnızca bedensel zarar değil, ruhsal baskı, yoğun korkutma, sistematik küçük düşürme ve insanlık dışı muamele niteliği de önem kazanır. Bu yüzden her ağır darp olayı işkence sayılmaz; ancak bazı olaylarda meydana gelen fiziksel yaralanma, işkence suçunun dışa yansıyan sonucu olabilir.

Ceza miktarları bakımından da belirgin fark vardır. Kasten yaralamanın temel halinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir. Neticenin ağırlığına göre TCK m. 87 devreye girerek ceza artabilmektedir. İşkence suçunda ise temel ceza doğrudan üç yıldan on iki yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. Nitelikli hallerde bu ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis düzeyine çıkmakta, işkence sonucunda ağır neticeler veya ölüm meydana geldiğinde TCK m. 95 kapsamında çok daha ağır yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu farklılık, kanun koyucunun işkenceyi yaralamadan daha ağır bir insan hakları ihlali olarak gördüğünü açık biçimde ortaya koyar.

Davalar bakımından en kritik nokta, suç vasfının doğru belirlenmesidir. Çünkü kimi olaylarda mağdurda darp izi, kırık, morluk veya başka tıbbi bulgular bulunur ve ilk bakışta dosya yalnızca kasten yaralama suçu gibi değerlendirilebilir. Oysa fiilin işlendiği ortam, failin kamu görevlisi sıfatı, mağdur üzerindeki baskı ilişkisi, fiilin aşağılayıcı niteliği ve iradeyi kırmaya dönük yapısı birlikte incelendiğinde, dosyanın TCK m. 94 kapsamına girmesi mümkündür. Bu nedenle işkence ile yaralama arasındaki fark, sadece tıbbi sonuca değil, fiilin hukuki ve insani anlamına göre belirlenmelidir.

Kasten yaralama suçunda esas mesele mağdurun bedenine veya sağlığına yönelen hukuka aykırı müdahaledir. İşkence suçunda ise kamu görevlisinin insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel ve ruhsal yönden ağır sonuç doğuran, aşağılayıcı ve iradeyi etkileyici davranışları söz konusudur. Bu nedenle her işkence olayında yaralama sonucu bulunabilir; ancak her yaralama fiili işkence suçuna dönüşmez. Doğru nitelendirme yapılabilmesi için fiilin niteliği, failin sıfatı, mağdur üzerindeki etkisi ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

İşkence Suçunda Soruşturma, Yargılama Süreci ve Savunma

İşkence suçu, şikayete bağlı suçlardan değildir. Bu nedenle savcılık, suç şüphesini öğrendiği anda resen soruşturma yürütür. Bu yaklaşım, TCK m. 94 kapsamında düzenlenen fiilin yalnızca bireysel mağduriyet doğuran bir eylem değil, aynı zamanda kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla bağlantılı ağır bir insan hakları ihlali olarak görülmesinden kaynaklanır. Üstelik işkence suçunda zamanaşımı da işlemediği için, olayın üzerinden uzun süre geçmiş olması tek başına soruşturma yapılmasına engel oluşturmaz. Bu yönüyle işkence suçuna ilişkin dosyalar, sıradan yaralama veya tehdit davalarından daha farklı ve daha hassas bir usul çerçevesi içinde ele alınır.

Soruşturma aşamasında en önemli mesele, fiilin gerçekten işkence suçu niteliğine ulaşıp ulaşmadığının doğru belirlenmesidir. Bu nedenle yalnızca mağdur beyanı ile yetinilmez. Doktor raporları, adli muayene kayıtları, darp ve cebir bulguları, kamera görüntüleri, gözaltı giriş çıkış evrakı, tutanaklar, nezarethane kayıtları, kurum içi yazışmalar, tanık anlatımları, HTS verileri ve olayın geçtiği yerdeki teknik kayıtlar birlikte değerlendirilir. Özellikle mağdurun maruz kaldığı muamelenin bedensel acı vermenin ötesine geçip geçmediği, ruhsal baskı ve aşağılanma boyutu taşıyıp taşımadığı, fiilin insan onuruyla bağdaşmayan bir yoğunluğa ulaşıp ulaşmadığı dikkatle incelenir. Çünkü soruşturmanın yönünü belirleyen temel sorun, olayın yalnızca yaralama mı, eziyet mi, yoksa doğrudan TCK m. 94 kapsamında işkence mi olduğudur.

Yargılama sürecinde mahkeme, dosyayı yalnızca ortaya çıkan fiziksel sonuca göre değerlendirmez. Asıl inceleme, failin kamu görevlisi sıfatı, fiilin görevle ilişkisi, mağdur üzerindeki etkisi, davranışın aşağılayıcı niteliği ve olayın bütün yapısı üzerinden yürütülür. İşkence suçunda kamu görevlisi bağlantısı belirleyici olduğu için, failin gerçekten TCK anlamında kamu görevlisi sayılıp sayılmadığı, kamusal otoritenin sağladığı güçten yararlanıp yararlanmadığı ve fiilin bu güç ilişkisi içinde işlenip işlenmediği ayrıca değerlendirilir. Ceza miktarının ağırlığı da dikkate alındığında bu davalar ağır ceza mahkemesi boyutunda sonuç doğurur ve yargılama buna uygun ciddiyetle yürütülür.

Savunma bakımından en kritik başlık, suç vasfının doğru kurulup kurulmadığıdır. Her ağır müdahale otomatik olarak işkence suçunu oluşturmaz. Bu nedenle savunmada önce şu sorulara cevap aranmalıdır. Fail gerçekten kamu görevlisi midir. Fiil, kamu gücünün sağladığı etkiyle mi işlenmiştir. Davranış, insan onuruyla bağdaşmayan ve mağdurun bedensel veya ruhsal yönden ağır biçimde etkilenmesine yol açan bir yoğunluğa ulaşmış mıdır. Olay, gerçekte eziyet suçu veya kasten yaralama suçu sınırlarında mı kalmaktadır. Güçlü bir müdafilik çalışması, yalnızca inkarla değil, deliller arasındaki ilişkiyi çözümleyerek ve suç tipleri arasındaki ayrımı teknik biçimde ortaya koyarak kurulmalıdır.

Mağdur vekilliği bakımından ise dosyada yer alan her verinin insan onuruna aykırı muamelenin ağırlığını ortaya koyacak şekilde yapılandırılması gerekir. Tıbbi raporların zamanlaması, kurum kayıtlarıyla mağdur anlatımı arasındaki uyum, tanık beyanlarının birbirini destekleyip desteklemediği, görüntü kayıtlarının zinciri ve olayın sistematik yönü bu tür davalarda büyük önem taşır. Çünkü işkence suçunda değerlendirme yalnızca tek bir darp izi üzerinden yapılmaz. Olayın tamamı, mağdur üzerindeki etkisi ve kamu görevlisinin davranışının anlamı birlikte incelenir. Bu nedenle hem savunma hem de vekillik çalışması, son derece dikkatli, teknik ve dosyanın tamamına hakim bir yaklaşımla yürütülmelidir.

İşkence iddiası içeren davalarda hem mağdurun korunması hem de doğru hukuki nitelendirme yapılması için, dosyanın alanında uzman bir ceza avukatı tarafından titizlikle ele alınması gerekir.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

4.9/5 - (9 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1