İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Boşanma

Anasayfa » Boşanma

İzmir Boşanma Avukatı ve Boşanma Davaları

İzmir Boşanma Avukatı Ramazan Sertan Safsöz

Boşanma hukuku, evlilik birliğinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesinin yanında eşlerin ve çocukların boşanma sürecindeki kişisel ve mali durumlarını da kapsar. Boşanma sebebinin belirlenmesi, geçici önlemler, velayet, çocukla kişisel ilişki, nafaka, maddi ve manevi tazminat, aile konutu, mal rejiminin tasfiyesi ve boşanma kararının kesinleşmesi birbirinden farklı koşullara bağlıdır.

Her evlilikte yaşanan sorunlar ve mevcut deliller farklıdır. Aynı davranış bir dosyada evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterebilirken başka bir dosyada tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayabilir. Olayların zamanı, ağırlığı, evlilik üzerindeki etkisi, tarafların kusurları ve ileri sürülen vakıaların hukuka uygun delillerle kanıtlanıp kanıtlanamadığı birlikte değerlendirilir.

Boşanma davasının yalnızca evliliğin sona erdirilmesine odaklanılarak hazırlanması, dava devam ederken barınma, geçim, çocukların bakımı ve malvarlığının korunmasına ilişkin sorunların karşılıksız kalmasına neden olabilir. Dava dilekçesinde boşanma sebebiyle birlikte tedbir nafakası, geçici velayet, aile konutunun kullanımı, çocukla kişisel ilişki ve gerekli malvarlığı önlemleri de dosyanın özelliklerine göre ele alınmalıdır.

Safsöz Hukuk Bürosunun boşanma ve aile hukukuna ilişkin çalışmaları Av. Gizem Aral Safsöz tarafından yürütülmektedir. Av. Gizem Aral Safsöz; boşanma, velayet, nafaka, mal rejiminin tasfiyesi, aile konutu ve 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir süreçleri ile aile hukukunun ceza hukukuyla kesiştiği uyuşmazlıklar üzerinde çalışmaktadır.

Boşanma Davasının Hukuki Niteliği

Evlilik, tarafların tek taraflı bildirimi veya kendi aralarında imzaladıkları bir belgeyle sona ermez. Eşlerin boşanma konusunda anlaşmış olması hâlinde dahi yetkili aile mahkemesinin boşanma kararı vermesi ve kararın kesinleşmesi gerekir.

Boşanma davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılmasına dayanır. Eşlerden biri boşanma davası açabileceği gibi kanuni koşulları varsa ayrılık kararı verilmesini de isteyebilir. Mahkeme, dava yalnızca ayrılık talebiyle açılmışsa boşanmaya karar veremez. Boşanma talep edilmişse ortak hayatın yeniden kurulması ihtimalinin bulunduğu kanaatine varıldığında ayrılık kararı verilebilir.

Boşanma kararı kesinleşinceye kadar evlilik hukuken devam eder. Tarafların fiilen ayrı yaşamaları, başka adreslere taşınmaları veya boşanma konusunda anlaşmaları medeni hâllerini değiştirmez. Yeniden evlenme, eşlerin mirasçılığı ve mal rejiminin tasfiyesi bakımından kararın kesinleşme tarihi önem taşır.

Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Ayrımı

Boşanma davaları tarafların boşanmanın koşulları üzerinde anlaşmasına göre anlaşmalı veya çekişmeli biçimde yürüyebilir. Ayrım yalnızca tarafların boşanmak isteyip istemediğine dayanmaz. Nafaka, tazminat, çocukların velayeti ve çocukla kurulacak kişisel ilişki gibi boşanmanın mali ve kişisel sonuçlarında da anlaşma sağlanması gerekir.

Eşlerin boşanmak istemelerine rağmen velayet, nafaka veya tazminat üzerinde uzlaşamamaları hâlinde dava anlaşmalı boşanma koşullarını taşımaz. Tarafların boşanma sebebi ve kusur konusunda uyuşmazlık yaşaması da çekişmeli yargılama yapılmasını gerektirir.

Çekişmeli başlayan bir davada tarafların sonradan anlaşması mümkündür. Anlaşmanın Türk Medeni Kanunu’nun aradığı koşulları taşıması ve mahkeme tarafından uygun bulunması hâlinde dava anlaşmalı boşanma hükümleri doğrultusunda sonuçlandırılabilir.

Anlaşmalı Boşanmanın Koşulları

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıllık süre evlenme tarihinden itibaren hesaplanır. Evlilik bir yılını doldurmamışsa tarafların bütün konularda anlaşmış olması anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

Eşler mahkemeye birlikte başvurabilir veya eşlerden biri tarafından açılan boşanma davası diğer eş tarafından kabul edilebilir. Bunun yanında hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, boşanma iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi ve kabul ettikleri düzenlemeyi uygun bulması gerekir.

Tarafların yalnızca avukatları aracılığıyla anlaşmalı boşanma iradesi açıklaması yeterli değildir. Eşlerin duruşmada bizzat dinlenmesi kanuni koşuldur. Taraflardan birinin duruşmaya katılmaması, boşanma iradesini açıklamaması veya protokoldeki düzenlemeleri kabul etmemesi hâlinde anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

Mahkeme, tarafların hazırladığı protokolle bağlı değildir. Eşlerin ve çocukların menfaatlerini gözeterek gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Değişikliklerin taraflarca kabul edilmemesi durumunda anlaşmalı boşanma kararı kurulamaz.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü

Anlaşmalı boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçları ile ergin olmayan çocukların durumu tereddüt oluşturmayacak biçimde düzenlenmelidir. Maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, çocukların velayeti, iştirak nafakası ve çocukla kişisel ilişki konularındaki irade açıkça yazılmalıdır.

Bir eşin nafaka veya tazminat talep etmediği kararlaştırılıyorsa hangi haktan vazgeçildiği anlaşılır biçimde belirtilmelidir. “Tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacağı yoktur” gibi çok geniş ifadeler, boşanmanın fer’î sonuçları ile mal rejimi, ziynet eşyası, eşya ve başka alacakların kapsamı bakımından sonradan uyuşmazlık doğurabilir.

Mal rejiminin tasfiyesi, anlaşmalı boşanma kararının verilebilmesi için mutlaka karara bağlanması gereken konulardan biri değildir. Eşler mal rejiminden doğan taleplerini ayrıca saklı tutabilir. Tasfiyeyi protokolle sona erdirmek istiyorlarsa taşınmaz, araç, şirket payı, banka birikimi, borç ve diğer malvarlığı değerleri yönünden açık ve uygulanabilir hükümler kurulmalıdır.

Taşınmazın devri, araç kaydının geçirilmesi veya belirli miktarda ödeme yapılması kararlaştırılıyorsa işlemin süresi, masrafları, devrin yapılmamasının sonucu ve icra edilebilirlik koşulları da değerlendirilmelidir.

Anlaşmalı boşanma hakkında daha geniş açıklamalara Anlaşmalı Boşanma Davası başlıklı yayınımızdan ulaşılabilir.

Çekişmeli Boşanma Davası

Çekişmeli boşanma davasında taraflar boşanma sebebi, olayların gerçekleşip gerçekleşmediği, kusur dağılımı veya boşanmanın sonuçları üzerinde uyuşmazlık yaşar. Davacı dayandığı olayları dilekçesinde açıklamak ve kanuni süresi içinde delillerini bildirmek zorundadır. Davalı ise cevaplarını, itirazlarını, karşı vakıalarını ve varsa karşı dava taleplerini usulüne uygun biçimde ileri sürmelidir.

Boşanma sebebinin yalnızca madde numarası veya genel ifadelerle belirtilmesi yeterli değildir. Hangi olayın ne zaman gerçekleştiği, taraflar arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediği ve hangi delille kanıtlanacağı açıklanmalıdır.

Dava dilekçesinde ileri sürülmeyen vakıaların yargılamanın sonraki aşamalarında dosyaya eklenmesi usul kuralları nedeniyle mümkün olmayabilir. Delillerin ve taleplerin dava başlangıcında doğru kurulması, özellikle kusur, tazminat ve nafaka değerlendirmesini doğrudan etkiler.

Boşanma Sebepleri

Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini özel ve genel sebepler olarak düzenlemiştir. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı özel boşanma sebepleridir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise genel boşanma sebebidir.

Aynı olay birden fazla boşanma sebebiyle ilişkilendirilebilir. Dilekçede sebeplerin asli veya terditli olarak ileri sürülmesi mümkündür. Ancak her sebebin kanuni koşulları, dava süresi ve ispat ölçütü ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Zina Nedeniyle Boşanma

Eşlerden birinin evlilik devam ederken başka bir kişiyle cinsel ilişki kurması zina nedeniyle boşanma davasına konu olabilir. Zina iddiası doğrudan tanıkla veya görüntüyle kanıtlanmak zorunda değildir. Otel kayıtları, seyahat bilgileri, mesajlar, fotoğraflar, tanık anlatımları ve olayların bütünü zinanın varlığına ilişkin kanaat oluşturabilir.

Zina sebebine dayanan dava, diğer eşin zina eylemini öğrenmesinden itibaren altı ay ve her hâlde eylemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Devam eden zina ilişkilerinde her yeni eylem bakımından süre ayrıca değerlendirilir.

Zina eden eşin affedilmesi hâlinde affedilen olaya dayanılarak özel boşanma sebebi kapsamında dava açılamaz. Affın açık bir beyanla yapılması zorunlu değildir. Evliliği sürdürme iradesini gösteren davranışların af niteliğinde olup olmadığı somut olay üzerinden belirlenir.

Zina nedeniyle boşanma hakkında Aldatma Sebebiyle Boşanma Davaları başlıklı yayınımız incelenebilir.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Eşin diğer eşin yaşamına yönelik saldırıda bulunması, ağır fiziksel veya psikolojik şiddet uygulaması ya da ağır derecede aşağılayıcı davranış gerçekleştirmesi özel boşanma sebebi oluşturabilir.

Her tartışma, kırıcı söz veya tekil saygısızlık bu özel sebebin koşullarını taşımaz. Davranışın ağırlığı, meydana geldiği ortam, taraflar üzerindeki etkisi ve evlilik ilişkisinin özellikleri birlikte değerlendirilir.

Dava hakkı, olayın öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde olayın üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Affeden eş, affettiği olaya dayanarak bu özel sebep kapsamında boşanma talep edemez.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi veya haysiyetsiz hayat sürmesi tek başına boşanma için yeterli değildir. Bu davranış nedeniyle diğer eşten ortak hayatı sürdürmesinin beklenememesi gerekir.

Suçun adı, işleniş biçimi, kamuya yansıması, aile üzerindeki etkisi ve eşin davranışının sürekliliği değerlendirilir. Her mahkûmiyet kararı veya her hukuka aykırı davranış özel boşanma sebebinin koşullarını oluşturmaz.

Kanunda bu sebep için zina ve hayata kasttaki gibi altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süre düzenlenmemiştir. Bununla birlikte olaydan sonra ortak hayatın uzun süre devam ettirilmesi, birlikte yaşamanın çekilmez olduğu iddiasının değerlendirilmesini etkileyebilir.

Terk Nedeniyle Boşanma

Terk, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak yaşamı bırakması veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesidir. Diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya dönüşünü engelleyen eş de terk eden eş sayılabilir.

Terk nedeniyle boşanma, yalnızca eşlerin altı ay ayrı yaşamış olmasına dayanmaz. Ayrılığın en az altı ay sürmesi, devam etmesi ve kanuna uygun dönüş ihtarının sonuçsuz kalması gerekir.

İhtar talebinde ayrılığın dördüncü ayı tamamlanmadan bulunulamaz. İhtarda eşe ortak konuta dönmesi için iki aylık süre verilir. İhtardan sonra iki ay geçmeden boşanma davası açılamaz.

Ortak konutun bağımsız, güvenli ve birlikte yaşamaya elverişli olması gerekir. Dönüş giderinin sağlanması, anahtarın temini, davetin samimi olması ve ihtarın kanuni unsurları taşıması önemlidir. Usulüne uygun olmayan ihtar, terk nedeniyle boşanma kararı verilmesini engelleyebilir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma

Eşlerden birinin akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi hâlinde boşanma davası açılabilir.

Her psikiyatrik tanı veya ruhsal rahatsızlık bu boşanma sebebini oluşturmaz. Hastalığın niteliği, evlilik yaşamına etkisi ve iyileşme ihtimali resmî sağlık kurulu değerlendirmesiyle belirlenmelidir.

Akıl hastası eşe kusur yüklenemediği için bu sebebe dayanan boşanma ile kusura bağlı maddi veya manevi tazminat talepleri birbirinden ayrılmalıdır.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Evlilik birliği, ortak hayatın sürdürülmesi eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Uygulamada en sık başvurulan boşanma sebebi bu düzenlemedir.

Fiziksel ve psikolojik şiddet, hakaret, güven sarsıcı davranışlar, ekonomik baskı, aile yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi, eşin sürekli küçümsenmesi, bağımlılık oluşturan davranışlar, aile bireylerinin evliliğe müdahalesine kayıtsız kalınması ve ortak hayatın gerektirdiği dayanışmanın ortadan kalkması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik içinde her anlaşmazlığın kanıtlanması gerekmez. İspatlanan olayların ortak hayatı sürdürülemez hâle getirip getirmediği ve tarafların kusur durumları değerlendirilir.

Davacının kusuru davalıdan daha ağırsa davalı boşanmaya itiraz edebilir. İtirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evliliğin devamında korunmaya değer bir yararın kalmaması hâlinde boşanma kararı verilmesi mümkündür. Tam kusurlu eşin boşanma talebi ile kusuru daha ağır olan eşin talebi aynı hukuki durumda değildir.

Önceki Davanın Reddinden Sonra Ortak Hayatın Kurulamaması

Boşanma sebeplerinden biriyle açılan davanın reddine karar verilmesi ve ret hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamaması hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasında daha önce üç yıl olarak düzenlenen süre, 7532 sayılı Kanunla bir yıla indirilmiştir. Bir yıllık süre ilk davanın açıldığı veya reddedildiği tarihten değil, ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren hesaplanır.

Yeni davada önceki boşanma sebebinin yeniden ispatlanması aranmaz. Önceki davanın reddedilmiş ve kesinleşmiş olması, kesinleşmeden itibaren bir yıl geçmesi ve ortak hayatın yeniden kurulamaması gerekir.

Boşanma Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Boşanma, ayrılık, velayet, nafaka ve boşanmaya bağlı tazminat talepleri aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar.

Boşanma veya ayrılık davası eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde ya da eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir.

Yerleşim yeri yalnızca nüfus veya adres kayıt sistemindeki kayda göre belirlenmez. Sürekli kalma niyetiyle oturulan yer esas alınır. Geçici görev, kısa süreli konaklama veya yalnızca dava açmak amacıyla yapılan adres değişikliği yetki itirazına neden olabilir.

Boşanma Davası Açılınca Alınabilecek Geçici Önlemler

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, dava devam ederken eşlerin ve çocukların korunması için gerekli geçici önlemleri alır. Bu önlemler evliliğin devam ettiği dönemdeki ihtiyaçları düzenler ve boşanma kararı kesinleşinceye kadar etkili olabilir.

Tedbir Nafakası

Dava devam ederken geçimini tek başına sağlayamayan eş ve çocuklar için tedbir nafakasına karar verilebilir. Tedbir nafakasında boşanmaya neden olan olaylardaki kusur, yoksulluk nafakasında olduğu biçimde belirleyici değildir.

Tarafların gelirleri, düzenli giderleri, yaşam koşulları, çocukların ihtiyaçları ve ekonomik güçleri araştırılır. Kayıtlı gelirin gerçek ekonomik durumu yansıtmadığı iddia ediliyorsa taşınmazlar, araçlar, banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yaşam standardına ilişkin diğer veriler değerlendirilebilir.

Geçici Velayet

Ergin olmayan çocukların dava süresince hangi ebeveynle kalacağı geçici velayet kararıyla belirlenebilir. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, eğitim durumu, yaşı, bakım ihtiyaçları, ebeveynlerle ilişkisi ve güvenliği esas alınır.

Geçici velayet kararı nihai velayet kararını zorunlu olarak belirlemez. Dava süresinde ortaya çıkan gelişmeler, sosyal inceleme ve diğer deliller doğrultusunda nihai karar farklı kurulabilir.

Konuya ilişkin açıklamalar için Boşanma Davasında Geçici Velayet başlıklı yayınımız incelenebilir.

Çocukla Geçici Kişisel İlişki

Çocuğun yanında kalmadığı ebeveynle dava süresince görüşmesi için geçici kişisel ilişki düzenlenebilir. Görüşmenin günleri, saatleri, teslim yeri, okul tatilleri ve özel günler çocuğun yaşı ve ihtiyaçları gözetilerek belirlenir.

Şiddet, bağımlılık, çocuğun kaçırılması veya güvenliğine yönelik ciddi risk iddiası varsa görüşmenin uzman veya görevli eşliğinde kurulması, sınırlandırılması ya da geçici olarak durdurulması değerlendirilebilir.

Aile Konutunun Kullanımı

Dava süresinde aile konutundan hangi eşin ve çocukların yararlanacağı konusunda geçici karar verilebilir. Taşınmazın tapuda hangi eş adına kayıtlı olduğu, geçici kullanım kararını tek başına belirlemez.

Aile konutunun diğer eşin rızası olmadan devredilmesi veya üzerindeki hakların sınırlandırılması kanunen kısıtlanmıştır. Malik olmayan eş, koşulları varsa tapu siciline aile konutu şerhi verilmesini talep edebilir.

Aile konutu şerhi, malik olmayan eşe taşınmaz üzerinde ortak mülkiyet hakkı kazandırmaz. Şerhin amacı aile yaşamının sürdürüldüğü konut üzerindeki belirli tasarrufları sınırlandırmaktır.

Konuya ilişkin açıklamalar Aile Konutu Şerhi başlıklı yayınımızda yer almaktadır.

Malvarlığının Korunmasına Yönelik Önlemler

Eşlerden birinin aile ekonomisini veya diğer eşin mali haklarını tehlikeye düşüren tasarruflarda bulunduğu iddia ediliyorsa belirli malvarlığı değerleri üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırılması talep edilebilir.

Boşanma davasının açılması, eşlerin bütün taşınmazları, banka hesapları veya araçları üzerine kendiliğinden tedbir konulmasını sağlamaz. Tedbir talebinin hangi malvarlığı değerine ilişkin olduğu, korunacak hak ve somut tehlike açıklanmalıdır.

Boşanma Davasında Kusurun Önemi

Kusur, boşanma kararı ile boşanmanın mali sonuçları bakımından farklı işlevlere sahiptir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebinde tarafların hangi davranışlarının evliliği sürdürülemez hâle getirdiği ve bu davranışların ağırlığı değerlendirilir.

Maddi tazminat talep eden eşin kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu olması gerekir. Manevi tazminat bakımından boşanmaya neden olan olayların kişilik hakkına saldırı oluşturması ve karşı tarafın kusurlu olması aranır.

Yoksulluk nafakası talep eden eşin kusuru diğer eşten daha ağır olmamalıdır. Nafaka yükümlüsünün boşanmada kusurlu olması ise kanuni koşul değildir.

Velayet konusunda eşlerin birbirlerine karşı kusuru değil, davranışların çocuğun güvenliği, bakımı ve gelişimi üzerindeki etkisi önem taşır. Sadakatsiz davranış veya eşler arasındaki kişisel çatışma, çocuğun bakımına olumsuz etkisi gösterilmeden velayeti tek başına belirlemez.

Boşanma Davasında Deliller

Boşanma davasında taraflar iddia ettikleri vakıaları hukuka uygun delillerle kanıtlamalıdır. Hâkim, tarafların olaylara ilişkin kabulüyle mutlak biçimde bağlı değildir ve delilleri serbestçe değerlendirir.

Tanık anlatımları, mesajlar, e-postalar, sosyal medya içerikleri, fotoğraf ve videolar, banka kayıtları, otel ve seyahat kayıtları, sağlık belgeleri, kolluk tutanakları, ceza soruşturması dosyaları, iletişim kayıtları ve uzman raporları olayın niteliğine göre delil olarak kullanılabilir.

Tanık Delili

Tanığın taraflardan birinin yakını olması, beyanının kendiliğinden geçersiz sayılmasını gerektirmez. Tanığın olayı doğrudan görüp görmediği, bilgiyi kimden edindiği, anlatımının somutluğu, diğer delillerle uyumu ve taraflarla ilişkisi birlikte değerlendirilir.

Tanığın yalnızca taraflardan duyduğu olayları aktarması ile doğrudan gözlemlediği davranışları anlatması aynı ispat gücüne sahip değildir. Tanıkların hangi olay hakkında bilgi sahibi olduğu dava hazırlığında belirlenmelidir.

Mesajlar ve Sosyal Medya Kayıtları

WhatsApp mesajları, kısa mesajlar, e-postalar ve sosyal medya yazışmaları boşanma davasında delil olabilir. Ancak kaydın kim tarafından oluşturulduğu, bütünlüğü, konuşmanın tamamını yansıtıp yansıtmadığı ve hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği incelenir.

Yalnızca ekran görüntüsü sunulması, karşı tarafın kaydın doğruluğuna itiraz ettiği her durumda yeterli olmayabilir. Telefon incelemesi, yedekleme verileri, mesajın gönderildiği hesap, tarih bilgisi ve konuşmanın devamı değerlendirmeyi etkileyebilir.

Ses ve Görüntü Kayıtları

Bir kişinin özel konuşmalarının planlı ve sistematik biçimde kaydedilmesi, özel hayatın gizliliği ve haberleşmenin gizliliği bakımından hukuka aykırılık oluşturabilir. Hukuka aykırı elde edilen deliller hukuk yargılamasında dikkate alınamaz ve kayıt işlemi ayrıca ceza sorumluluğu doğurabilir.

Ani gelişen bir olayda, başka türlü delil elde etme imkânı bulunmayan kişinin kendisine yönelen davranışı kaydetmesi farklı biçimde değerlendirilebilir. Bununla birlikte her gizli kaydın “delil toplama” gerekçesiyle hukuka uygun kabul edileceği yönünde genel bir kural bulunmaz.

Hukuka Aykırı Hesap Erişimi

Eşlerden birinin diğer eşe ait telefonun şifresini kırması, sosyal medya veya e-posta hesabına izinsiz girmesi, casus yazılım kullanması ya da sürekli konum takibi yapması hukuka aykırı delil ve ceza sorumluluğu sorunları doğurabilir.

Evlilik ilişkisi eşlerin bütün dijital hesaplarına sınırsız erişim yetkisi vermez. Mevcut kaydın mahkemeye sunulmasından önce nasıl elde edildiği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin sınırlar değerlendirilmelidir.

Velayet

Velayet kararında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Anne veya babanın cinsiyeti, gelirinin daha yüksek olması ya da ortak konutun maliki olması tek başına belirleyici değildir.

Çocuğun yaşı, fiziksel ve duygusal ihtiyaçları, eğitim düzeni, sağlık durumu, kardeşleriyle ilişkisi, mevcut sosyal çevresi, ebeveynlerin bakım kapasitesi ve çocukla kurdukları ilişki birlikte değerlendirilir.

Çocuğun yaşı ve olgunluk düzeyi elveriyorsa görüşünün alınması gerekir. Çocuğun beyanı önemli olmakla birlikte tek başına kararın yerine geçmez. Beyanın serbest iradeyi yansıtıp yansıtmadığı ve çocuğun üstün yararıyla uyumu incelenir.

Çocuğu diğer ebeveyne karşı yönlendirmek, kişisel ilişkiyi engellemek, çocuğu davanın tarafı hâline getirmek veya eşler arasındaki çatışmanın aracı olarak kullanmak velayet değerlendirmesini olumsuz etkileyebilir.

Sosyal İnceleme Raporu

Mahkeme, çocuğun ve ebeveynlerin durumunun değerlendirilmesi için sosyal inceleme raporu alınmasına karar verebilir. Uzman; ebeveynlerle ve çocukla görüşebilir, yaşam koşullarını inceleyebilir ve çocuğun ihtiyaçları hakkında değerlendirme sunabilir.

Sosyal inceleme raporu mahkemeyi bağlayan nihai karar değildir. Raporun eksik görüşmeye, hatalı bilgiye veya dosyadaki delillerle uyuşmayan değerlendirmeye dayanması hâlinde gerekçeli itiraz sunulabilir.

Velayetin Sonradan Değiştirilmesi

Boşanma kararından sonra ortaya çıkan yeni olgular çocuğun üstün yararı bakımından velayet değişikliğini gerektirebilir. Velayet sahibinin çocuğun bakımını ihmal etmesi, sürekli yer değişikliği, bağımlılık, şiddet, çocuğun diğer ebeveynle ilişkisini ağır biçimde engelleme veya çocuğun ihtiyaçlarında önemli değişiklikler meydana gelmesi değerlendirmeye alınabilir.

Velayet kararının değiştirilebilmesi için yalnızca diğer ebeveynin yaşam koşullarının iyileşmesi yeterli değildir. Mevcut düzenin çocuk bakımından değiştirilmesini gerektiren önemli ve sürekli bir gelişme bulunmalıdır.

Çocukla Kişisel İlişki

Velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocukla düzenli ilişki kurması, hem ebeveyn hem de çocuk bakımından önem taşır. Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun sağlık, eğitim, dinlenme ve güvenlik ihtiyaçları esas alınır.

Görüşme günlerinin belirsiz bırakılması yeni uyuşmazlıklara neden olabilir. Hafta sonları, okul tatilleri, bayramlar, doğum günleri, teslim saatleri ve gerektiğinde şehir dışına çıkış koşulları açık biçimde belirlenmelidir.

Kişisel ilişkinin engellenmesi hâlinde çocuk teslimine ilişkin güncel kanuni usuller kullanılabilir. Buna karşılık görüşme hakkının çocuğun güvenliğini tehlikeye düşürdüğü iddia ediliyorsa ilişkinin değiştirilmesi veya sınırlandırılması aile mahkemesinden talep edilmelidir.

İştirak Nafakası

Velayeti kendisine verilmeyen ebeveyn, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmakla yükümlüdür. İştirak nafakası çocuğun hakkı niteliğindedir ve tarafların birbirlerine karşı kusurundan bağımsızdır.

Nafaka miktarında çocuğun yaşı, eğitim ve sağlık giderleri, sosyal ihtiyaçları, ebeveynlerin gelirleri, malvarlıkları ve bakım yükümlülükleri değerlendirilir. Çocuğun özel okulda eğitim görmesi, düzenli tedavi ihtiyacı veya özel bakım gereksinimi miktarı etkileyebilir.

Tarafların gelirinde veya çocuğun ihtiyaçlarında önemli değişiklik meydana gelirse iştirak nafakasının artırılması ya da azaltılması talep edilebilir. Hâkim, talep hâlinde gelecek yıllarda uygulanacak artış yöntemini kararda belirleyebilir.

Yoksulluk Nafakası

Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla mali güç oranında yoksulluk nafakası talep edebilir. Kadın veya erkek olmak nafaka hakkının koşulu değildir.

Yoksulluk değerlendirmesinde yalnızca düzenli maaş bulunup bulunmadığına bakılmaz. Kişinin gelirinin zorunlu yaşam giderlerini karşılayıp karşılamadığı, yaşı, çalışma gücü, mesleği, malvarlığı, çocukların bakım yükü ve diğer ekonomik koşullar birlikte ele alınır.

Yoksulluk nafakasının kanunda süresiz olarak talep edilebilmesi, her nafakanın ömür boyunca değişmeden devam edeceği anlamına gelmez. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölmesi hâlinde irat biçimindeki nafaka kendiliğinden sona erer.

Nafaka alacaklısının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla nafakanın kaldırılması mümkündür. Tarafların mali durumlarında değişiklik olması hâlinde nafakanın artırılması veya azaltılması da istenebilir.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat

Maddi Tazminat

Boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu eşten uygun miktarda maddi tazminat talep edebilir.

Maddi tazminat, mal rejiminin tasfiyesi veya eşin malvarlığının yarısının verilmesi anlamına gelmez. Boşanma yüzünden kaybedilen mevcut veya beklenen menfaatlerin karşılanmasını amaçlar.

Tazminat talep eden eşin karşı taraftan daha ağır kusurlu olması hâlinde maddi tazminata hükmedilemez. Tarafların eşit kusurlu olması durumunda da maddi tazminat koşulları oluşmaz.

Manevi Tazminat

Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş, kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat talep edebilir.

Fiziksel şiddet, ağır hakaret, aşağılayıcı davranışlar, sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemler ve özel hayatın ihlali kişilik hakkına saldırı oluşturabilir. Her kusurlu davranış kendiliğinden manevi tazminat hakkı doğurmaz.

Manevi tazminatın amacı zarar gören eşin yaşadığı manevi etkinin kısmen giderilmesidir. Ceza verme veya zenginleşme aracı olarak kullanılamaz. Olayların ağırlığı, kusur, tarafların koşulları ve hakkaniyet değerlendirilir.

Tazminat ve Nafaka Taleplerinde Süre

Boşanmadan doğan maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri boşanma davası içinde ileri sürülebilir. Dava içinde istenmemişse boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi içinde ayrı dava açılması gerekir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde tazminat veya yoksulluk nafakası talebinden açık biçimde vazgeçilmesi, sonradan bu hakların ileri sürülmesini engelleyebilir. Protokoldeki vazgeçme ifadeleri sonuçları değerlendirilmeden kullanılmamalıdır.

Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Mal Paylaşımı

Boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi aynı dava türü değildir. Boşanma, evlilik bağının sona ermesine ve buna bağlı kişisel sonuçlara ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesi ise eşlerin evlilik dönemindeki malvarlığı değerleri üzerindeki alacaklarının belirlenmesini amaçlar.

Boşanma davasıyla birlikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talep ileri sürülebilir. Ancak tasfiye talebi bağımsız dava niteliğindedir ve hesaplama yapılabilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi beklenir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

1 Ocak 2002 tarihinden itibaren eşler arasında kanunen edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler noterlikte düzenlenen mal rejimi sözleşmesiyle kanunda öngörülen başka bir rejimi seçebilir.

1 Ocak 2002 tarihinden önce kurulmuş evliliklerde, eşler başka bir seçim yapmamışsa bu tarihe kadar önceki mal rejimi, sonrasındaki dönem için edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Bir malın yalnızca kimin adına kayıtlı olduğuna bakılarak tasfiyeye girip girmediği belirlenemez. Malın edinilme tarihi, bedelin kaynağı, kişisel mal katkıları, borçlar ve mal rejimi devam ederken yapılan ödemeler değerlendirilir.

Kişisel Mallar

Evlilikten önce sahip olunan mallar, miras veya bağış yoluyla edinilen değerler, manevi tazminat alacakları ve kişisel kullanım eşyaları kural olarak kişisel maldır.

Kişisel malın kendisi tasfiyeye katılmasa bile kişisel malın geliri, taraflar aksini mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırmamışsa edinilmiş mal niteliği taşıyabilir. Kişisel malın edinilmesi veya iyileştirilmesi için edinilmiş mallardan ödeme yapılması denkleştirme ve değer artış payı taleplerine neden olabilir.

Katılma Alacağı

Her eş, diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olabilir. Artık değer, edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan ve kanuni ekleme ile denkleştirmeler yapıldıktan sonra belirlenir.

“Evlilikte alınan her mal yarı yarıya bölünür” anlatımı hukuken tam değildir. Tasfiye çoğu zaman eşya veya taşınmazın fiziksel olarak ikiye bölünmesiyle değil, hesaplanan alacağın para olarak ödenmesiyle gerçekleştirilir.

Değer Artış Payı

Eşlerden biri diğer eşin malının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız katkıda bulunmuşsa maldaki değer artışı üzerinden katkısı oranında alacak talep edebilir.

Evlilikten önce alınmış bir konutun kredi taksitlerinin evlilik döneminde ödenmesi veya bir eşe ait işletmeye diğer eşin malvarlığından katkı yapılması değer artış payı ve denkleştirme hesaplarını gündeme getirebilir.

Mal Kaçırma İddiaları

Mal rejiminin sona ermesinden önce diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla gerçekleştirilen devirler, kanuni koşulları varsa tasfiye hesabına değer olarak eklenebilir.

Her satış veya mal devri kötü niyetli mal kaçırma işlemi sayılmaz. Devrin zamanı, bedeli, alıcıyla ilişki, ödemenin yapılıp yapılmadığı ve işlemin ekonomik nedeni incelenir.

Boşanma davalarında mal rejimi hakkında Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı başlıklı yayınımızdan bilgi alınabilir.

Ziynet Eşyası ve Ev Eşyaları

Düğünde takılan ziynet eşyalarının kime ait olduğu, tarafların iddiaları, takıların niteliği, kime takıldığı, yerel gelenek ve somut deliller üzerinden değerlendirilir. Bütün takıların her durumda ve hiçbir ayrım yapılmadan eşlerden birine ait olduğuna ilişkin genelleme yapılmamalıdır.

Ziynet eşyasının varlığı, miktarı, kimde kaldığı, bozdurulup bozdurulmadığı ve geri verilmek üzere teslim edilip edilmediği konusunda fotoğraf, video, fatura, kuyumcu kaydı, banka hareketi ve tanık anlatımları kullanılabilir.

Ev eşyaları bakımından mülkiyet, eşyanın hangi kaynakla edinildiği ve tarafların anlaşması değerlendirilir. Aile konutunda kalan her eşya, konutta kalmaya devam eden eşin mülkiyetine kendiliğinden geçmez.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Tedbirleri

Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir talep edebilir.

Koruma tedbiri istenebilmesi için boşanma davası açılmış olması gerekmez. Tedbir süreci boşanma davasından bağımsız yürüyebileceği gibi boşanma dosyasındaki velayet, kişisel ilişki, aile konutu ve güvenlik değerlendirmesini de etkileyebilir.

Şiddet uygulayanın ortak konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi, çocukla kişisel ilişkinin sınırlandırılması, silahın teslimi ve geçici koruma sağlanması olayın özelliklerine göre gündeme gelebilir.

6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararı, boşanma davasındaki kusurun kesin olarak belirlendiği veya şiddet iddiasının ceza hukuku bakımından sabit olduğu anlamına gelmez. Her yargılama kendi amacı ve ispat kuralları doğrultusunda değerlendirilir.

Aile Hukukunun Ceza Hukukuyla Kesiştiği Durumlar

Boşanma sürecindeki olaylar aynı zamanda ceza soruşturmasına konu olabilir. Fiziksel şiddet, tehdit, hakaret, ısrarlı takip, özel hayatın gizliliğinin ihlali, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi, mala zarar verme ve çocuklara yönelik eylemler buna örnek oluşturabilir.

Ceza soruşturmasının bulunması, aile mahkemesinin her durumda ceza davasının sonucunu beklemesini gerektirmez. Aile mahkemesi kendi dosyasındaki deliller üzerinden değerlendirme yapabilir. Bununla birlikte ceza dosyasındaki sağlık raporları, görüntüler, tanık ifadeleri, dijital incelemeler ve kesinleşmiş kararlar boşanma davasında önem taşıyabilir.

Boşanma davasında delil elde etmek amacıyla karşı tarafın hesaplarına izinsiz erişilmesi veya gizli kayıt yapılması ayrı bir ceza soruşturmasına neden olabilir. Delil ihtiyacı, sınırsız biçimde özel hayata müdahale yetkisi vermez.

Boşanma Davasında Çocukların Tanıklığı

Tarafların ortak çocuğunun boşanma davasında tanık olarak dinlenmesi hukuken bütünüyle yasak değildir. Ancak çocuğun yaşı, olgunluğu, anlatacağı olayla ilişkisi ve tanıklığın çocuk üzerindeki etkisi dikkatle değerlendirilmelidir.

Çocuğun ebeveynler arasındaki çatışmanın içine çekilmesi, taraf seçmeye zorlanması veya mahkeme sürecinde baskı altında bırakılması çocuğun gelişimine zarar verebilir. Çocuğun görüşünün velayet değerlendirmesi kapsamında uzman aracılığıyla alınması ile ebeveynlerin kusuruna ilişkin tanık olarak dinlenmesi aynı işlem değildir.

Boşanma Davasında Duruşmanın Gizli Yapılması

Boşanma davaları tarafların özel hayatına ilişkin hassas bilgi ve belgeler içerebilir. Taraflardan birinin istemi üzerine hâkim, duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

Gizlilik kararı, dava dosyasındaki bütün belgelerin taraflardan saklanacağı anlamına gelmez. Tarafların adil yargılanma ve dosyaya erişim hakları korunur. Gizlilik, duruşmanın kamuya kapatılması ve özel hayatın korunması amacı taşır.

Boşanma Kararının Kesinleşmesi

Aile mahkemesinin boşanma kararı vermesiyle evlilik aynı gün sona ermez. Kararın taraflara usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi, kanun yolu süresinin geçmesi veya kanun yolu incelemesinin tamamlanması gerekir.

Taraflar yalnızca boşanma hükmünü değil, kusur, tazminat, nafaka, velayet ve kişisel ilişki düzenlemelerini de kanun yoluna taşıyabilir. Kararın yalnızca belirli bölümlerine başvurulması hâlinde kesinleşmenin kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir.

Boşanma kararı kesinleşmeden taraflar yeniden evlenemez. Kesinleşen karar nüfus kayıtlarına işlenir ve tarafların medeni hâli boşanmış olarak güncellenir.

Boşanmanın Mirasçılığa Etkisi

Boşanma hükmünün kesinleşmesiyle eşler birbirlerinin yasal mirasçısı olamaz. Boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla eşe sağlanan haklar da tasarruftan aksi anlaşılmadıkça kaybedilir.

Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi hâlinde evlilik ölümle sona erer. Kanuni koşulları bulunan mirasçılar davaya kusur tespiti yönünden devam edebilir. Davalının kusurunun kanıtlanması, sağ kalan eşin mirasçılık durumunu etkileyebilir.

Boşanma Sonrasında Soyadı

Boşanan kadın kural olarak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadının boşandığı eşin soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun eski eşe zarar vermeyeceğini kanıtlaması hâlinde mahkemeden soyadını kullanmaya devam etme izni istemesi mümkündür.

Koşulların sonradan değişmesi hâlinde eski eş verilen iznin kaldırılmasını talep edebilir. Soyadının mesleki tanınırlık, çocuklarla aynı soyadını taşıma veya başka bir menfaat nedeniyle korunması talebi somut koşullarla açıklanmalıdır.

Yurt Dışında Verilen Boşanma Kararları

Yabancı bir ülkede verilen boşanma kararının Türkiye’de kendiliğinden bütün sonuçlarıyla uygulanacağı kabul edilemez. Kararın niteliğine göre nüfus kütüğüne tescil, tanıma veya tenfiz işlemi gerekebilir.

Yalnızca medeni hâlin Türkiye’de de boşanmış olarak düzeltilmesi ile nafaka, tazminat veya velayet hükmünün Türkiye’de icra edilmesi birbirinden farklıdır. Yabancı kararın kesinleşmesi, savunma hakkı, kamu düzeni ve gerekli belge tasdikleri değerlendirilmelidir.

Konuya ilişkin açıklamalar için Yurt Dışında Boşanma ve Tanıma Tenfiz Davaları başlıklı yayınımız incelenebilir.

Boşanma Davası Açılmadan Önce Yapılması Gereken İnceleme

Boşanma sebebi
Yaşanan olayların hangi kanuni boşanma sebebi kapsamında ileri sürülebileceği belirlenmelidir.

Süreler
Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış ve terk gibi sebeplerde hak düşürücü süreler ile özel usuller kontrol edilmelidir.

Deliller
Tanıklar, mesajlar, belgeler, sağlık kayıtları, ceza dosyaları ve diğer delillerin hukuka uygunluğu ve ispat gücü değerlendirilmelidir.

Geçici ihtiyaçlar
Barınma, geçim, çocukların bakımı, geçici velayet, kişisel ilişki ve malvarlığının korunmasına ilişkin talepler belirlenmelidir.

Mali talepler
Tedbir ve yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat talepleri ile tarafların ekonomik durumları incelenmelidir.

Mal rejimi
Taşınmazlar, araçlar, banka hesapları, şirket payları, krediler, kişisel mallar ve evlilik dönemindeki katkılar tespit edilmelidir.

Çocukların durumu
Çocuğun mevcut bakım düzeni, eğitimi, sağlığı, ebeveynlerle ilişkisi ve dava süresinde korunması gereken yaşam düzeni değerlendirilmelidir.

Görev ve yetki
Davanın hangi aile mahkemesinde açılacağı ve tarafların gerçek yerleşim yerleri belirlenmelidir.

Av. Gizem Aral Safsöz ve Boşanma Hukuku Çalışmaları

Av. Gizem Aral Safsöz, Safsöz Hukuk Bürosu bünyesinde aile hukuku ve ceza hukuku alanlarında çalışmaktadır. Boşanma, velayet, nafaka, mal rejiminin tasfiyesi, aile konutu ve koruyucu veya önleyici tedbir süreçlerinde hukuki hizmet sunmaktadır.

Aile hukukuyla ceza hukukunun kesiştiği dosyalarda fiziksel ve psikolojik şiddet, tehdit, hakaret, ısrarlı takip, kişisel veriler, özel hayatın gizliliği ve dijital iletişim kayıtlarına ilişkin ceza soruşturmaları boşanma dosyasıyla birlikte değerlendirilmektedir.

Boşanma dosyalarında öncelikle olayların hukuki niteliği, ileri sürülebilecek talepler, geçici önlemler, çocukların durumu, mali haklar ve kullanılabilecek deliller belirlenmektedir. Anlaşmalı boşanma süreçlerinde protokol hükümlerinin uygulanabilirliği, çekişmeli davalarda ise iddia ve savunmaların somut vakıalarla ilişkisi incelenmektedir.

Safsöz Hukuk Bürosu, İzmir’de anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, velayet, nafaka, tazminat, mal rejiminin tasfiyesi ve aile hukukundan doğan diğer uyuşmazlıklarda avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Temel Mevzuat ve Güncellik Bilgisi

Boşanma ve aile hukuku uyuşmazlıklarının değerlendirilmesinde başta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ve ilgili özel düzenlemeler uygulanır.

Son mevzuat kontrol tarihi 6 Ağustos 2026’dır. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasında 7532 sayılı Kanunla yapılan değişiklik, anlaşmalı boşanma koşulları, boşanma sebeplerindeki süreler, geçici önlemler, nafaka, tazminat, velayet ve mal rejimine ilişkin hükümler güncel mevzuat üzerinden kontrol edilmiştir.

Hukuki Bilgilendirme

Boşanma sebebi, deliller, kusur durumu, velayet, nafaka, tazminat ve mal rejiminden doğan talepler her dosyanın özelliklerine göre değişir. İnternet sitesindeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımakta olup belirli bir evlilik veya uyuşmazlık hakkında verilmiş hukuki görüş yerine geçmez.

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1