İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

TCK m. 165 Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi

02.09.2026
14
TCK m. 165 Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, Türk Ceza Kanunu’nun malvarlığına karşı suçlar bölümünde TCK m. 165 kapsamında düzenlenmiştir. Madde, bir suçun işlenmesine iştirak etmeyen kişinin, suçun işlenmesinden elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değerini daha sonra ekonomik dolaşıma sokan davranışlarını cezalandırmaktadır. Güncel düzenleme yalnızca satın alma ve kabul etmeyi değil; suçtan elde edilen değerin satılması veya devredilmesini de kapsar.

TCK m. 165’e göre bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin suçun işlenmesinden elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Düzenleme seçimlik hareketli bir suç yapısına sahiptir. Bu hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi suçun maddi unsurunun oluşması bakımından yeterli olabilir.

Suçun yaygın görünümü, hırsızlık sonucu elde edilmiş telefon, araç, ziynet eşyası veya elektronik cihazın üçüncü kişi tarafından satın alınmasıdır. Ancak TCK m. 165 yalnızca klasik anlamda “çalıntı mal satın alma” fiilinden ibaret değildir. Suçtan elde edilmiş ekonomik değerin bedelsiz kabul edilmesi, üçüncü kişiye satılması veya başka şekilde devredilmesi de kanuni tanımın kapsamına girebilir.

Ceza sorumluluğunun kurulabilmesi için iki ayrı bağlantının ortaya konulması gerekir. İlk olarak eşya veya malvarlığı değerinin gerçekten önceden işlenmiş bir suçtan elde edilmiş olması gerekir. İkinci olarak sanığın bu değerin suçtan kaynaklandığını bilerek kanunda belirtilen hareketlerden birini gerçekleştirmiş olması aranır. Eşyanın yalnızca sanığın elinde bulunması, bu iki unsurun birlikte gerçekleştiğini kendiliğinden göstermez.

TCK m. 165’in yapısında öncül suç ile sonraki edinme veya devir hareketinin birbirinden ayrılması özel önem taşır. Kanun, öncül suça katılmamış kişiyi hedef almaktadır. Hırsızlığı, dolandırıcılığı veya başka bir öncül suçu işleyen kişinin suçtan elde ettiği değeri daha sonra kullanması ile suç tamamlandıktan sonra bu değeri bilerek satın alan üçüncü kişinin hukuki konumu aynı değildir.

TCK m. 165 Suçunun Konusu: Eşya ve Diğer Malvarlığı Değerleri

TCK m. 165’in konusu yalnızca fiziksel eşya değildir. Kanun açık biçimde “eşya veya diğer malvarlığı değeri” ifadesini kullanmaktadır. Böylece ceza koruması, taşınır bir nesnenin ötesine geçerek ekonomik değer taşıyan başka malvarlığı unsurlarını da kapsayabilecek şekilde kurulmuştur.

Cep telefonu, bilgisayar, televizyon, araç, motosiklet, ziynet eşyası ve benzeri maddi varlıklar suçun konusu bakımından en sık karşılaşılan örneklerdir. Para veya ekonomik değer taşıyan başka malvarlığı unsurları da elde ediliş biçimine göre TCK m. 165 kapsamında değerlendirilebilir. Belirleyici olan, değerin meşru bir işlemden değil, bir suçun işlenmesinden elde edilmiş olmasıdır.

Örneğin çalınmış bir telefonun satın alınması klasik suç eşyası örneğidir. Aynı şekilde dolandırıcılık sonucu elde edilen belirli bir malın üçüncü kişiye devredilmesi veya suçtan elde edilen ekonomik değerin başka bir kişiye aktarılması da olayın özelliklerine göre TCK m. 165 bakımından inceleme konusu olabilir.

Malvarlığı değerinin suçla bağlantısı yalnız nesnenin türüne bakılarak kurulamaz. İkinci el piyasasında satılan bir telefon, araç veya elektronik cihaz kendi başına şüpheli değildir. Ceza sorumluluğu açısından eşyanın hangi suçtan elde edildiği, kimden kime geçtiği, sanığın ne zaman devreye girdiği ve edinme sırasındaki bilgi düzeyi belirlenmelidir.

Dijital varlıklar, elektronik para ve hesaplar arasında aktarılan ekonomik değerler bakımından değerlendirme daha karmaşıktır. Bu tür olaylarda TCK m. 165’in yanında bilişim yoluyla işlenen malvarlığı suçları ve TCK m. 282’de düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu da gündeme gelebilir. Bu nedenle fiziksel suç eşyasına ilişkin klasik yaklaşımın her dijital değer aktarımına doğrudan uygulanması doğru bir hukuki nitelendirme sağlamaz.

Eşyanın Bir Suçun İşlenmesiyle Elde Edilmiş Olması Şartı

TCK m. 165’in uygulanabilmesi için eşya veya diğer malvarlığı değerinin bir suçun işlenmesinden elde edilmiş olması zorunludur. Kaynağı hukuka uygun olan bir malın sonradan şüpheli koşullarda satılması bu maddeyi oluşturmaz. Önce malvarlığı değerinin suçla bağlantısının kurulması, ardından sanığın bu değeri hangi bilgi ve iradeyle edindiğinin incelenmesi gerekir.

Öncül suç çoğu kez hırsızlık suçu olabilir. Çalınan telefonun, otomobil parçasının, ziynet eşyasının veya başka bir taşınır malın üçüncü kişiye satılması TCK m. 165’in en bilinen görünümüdür. Bununla birlikte kanun, suç eşyasının mutlaka hırsızlıktan elde edilmesini aramaz.

Yağma suçu sonucunda alınan eşyanın daha sonra üçüncü kişiye devredilmesi de aynı değerlendirmeyi doğurabilir. Benzer şekilde dolandırıcılık suçu sonucunda elde edilen bir malın, öncül suça iştirak etmeyen kişi tarafından suçtan geldiği bilinerek satın alınması TCK m. 165 kapsamında tartışılabilir.

Bu nedenle öncül suçun mutlaka hırsızlık veya başka belirli bir malvarlığı suçu olması şart değildir. Kanuni düzenlemenin merkezinde, ekonomik değerin bir suçun işlenmesi sonucunda elde edilmiş olması bulunur. Bununla birlikte eşya ile öncül suç arasındaki ilişkinin varsayıma dayanmaması gerekir. Malın mağdura aidiyeti, seri veya şasi numarası, IMEI kaydı, fatura, kolluk tespiti, dijital kayıtlar veya başka deliller bu bağlantının kurulmasında kullanılabilir.

Öncül suç hakkında ayrı bir soruşturma veya dava bulunması ispat bakımından önemli olabilir. Ancak TCK m. 165 yönünden yapılacak değerlendirme yalnızca öncül suç faili hakkında verilmiş kesinleşmiş mahkumiyet kararının varlığına indirgenemez. Ceza mahkemesi, suç eşyası olduğu ileri sürülen değerin hangi olaydan kaynaklandığını ve suçtan elde edildiğini dava kapsamındaki deliller üzerinden belirlemelidir.

Malın geçmişinin bilinmemesi veya yalnız “çalıntı olabileceği” yönünde soyut bir şüphenin bulunması ise yeterli değildir. Hem suçtan kaynaklanma olgusu hem de sanığın buna ilişkin bilgisi ayrı ayrı ispatlanmalıdır.

Öncül Suça İştirak Eden Kişi TCK m. 165’ten Cezalandırılabilir mi?

TCK m. 165’in ayırt edici unsurlarından biri, kanun metnindeki “bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin” şartıdır. Suç eşyasını satın alan, kabul eden, satan veya devreden kişinin öncül suçun faili ya da iştirakçisi olmaması gerekir. Bu şart, TCK m. 165 ile öncül suç arasındaki sınırı doğrudan belirler.

Bir kişi hırsızlık suçunu bizzat işleyip çaldığı eşyayı daha sonra satarsa, kendi elde ettiği suç eşyasını satması nedeniyle ayrıca TCK m. 165 kapsamında cezalandırılması söz konusu olmaz. Ceza sorumluluğu öncelikle işlediği hırsızlık suçu üzerinden belirlenir. Aynı yaklaşım, suçun müşterek faili veya kanundaki iştirak hükümleri anlamında öncül suça katılan kişiler bakımından da geçerlidir.

Daha hassas sorun, eşyanın henüz elde edilmesinden önce üçüncü kişiyle yapılan anlaşmalarda ortaya çıkar. Bir kişinin “çalacağın telefonları ben satın alırım” şeklinde önceden güvence vermesi, yalnız suç tamamlandıktan sonraki bir satın alma davranışı olarak görülemez. Böyle bir anlaşmanın öncül suçun işlenmesini kolaylaştırması veya faili teşvik etmesi halinde kişinin TCK’nın iştirak hükümleri kapsamında öncül suça yardım eden veya olayın özelliklerine göre başka bir iştirak konumunda bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Buna karşılık kişi öncül suçtan habersizken suç tamamlandıktan sonra devreye girer, eşyanın suçtan elde edildiğini öğrenir ve buna rağmen satın alır veya kabul ederse TCK m. 165’in tipik uygulama alanı ortaya çıkar. Zamanlama bu nedenle yalnız kronolojik bir ayrıntı değildir; kişinin hangi suçtan sorumlu tutulacağını etkileyebilir.

Suç eşyasının satıcısıyla önceden tanışıklık bulunması da tek başına öncül suça iştirak anlamına gelmez. İştirak için kişinin öncül suçun işlenmesine yönelik bilinçli katkısının ortaya konulması gerekir. Aynı şekilde eşyanın suçtan geldiğini bilerek sonradan satın almak, geriye doğru öncül suçun iştirakçisi olunduğu anlamına gelmez.

Öncül suçtan önce veya suç işlenirken verilen katkı ile suç tamamlandıktan sonra suç eşyasının ekonomik dolaşımına katılmak birbirinden ayrılmalıdır. Bu ayrım yapılmadan yalnız eşyanın sanıkta bulunmasına veya sanığın öncül suç failiyle ilişkisine dayanılarak hukuki nitelendirme kurulması isabetli değildir.

Satın Alma, Kabul Etme, Satma ve Devretme Fiilleri

TCK m. 165 seçimlik hareketli bir suçtur. Kanun, suçtan elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değerini satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek şeklinde dört ayrı hareket öngörmektedir. Bu hareketlerden herhangi birinin kanundaki diğer şartlarla birlikte gerçekleştirilmesi suçun maddi unsurunu oluşturabilir.

Satın alma, suçtan elde edilen eşya veya malvarlığı değerinin bir bedel karşılığında edinilmesini ifade eder. Bedelin piyasa değerine uygun olup olmaması suçun oluşumu için tek başına belirleyici değildir. Bununla birlikte çok düşük fiyat, eşyanın kaynağının bilinip bilinmediğinin değerlendirilmesinde diğer delillerle birlikte önem taşıyabilir.

Kabul etme ise satın almadan daha geniş bir hareket biçimidir. Eşyanın mutlaka para ödenerek edinilmesi gerekmez. Suçtan elde edilen değerin failin hakimiyet alanına alınması, olayın özelliklerine göre kabul etme kapsamında değerlendirilebilir. Eşyanın hediye olarak verilmesi veya herhangi bir satış ilişkisi bulunmaksızın teslim edilmesi bu hareket bakımından önem taşıyabilir.

Her kısa süreli temas veya eşyanın birkaç dakika elde tutulması ise otomatik olarak kabul etme suçunu oluşturmaz. Teslimin amacı, süresi, sanığın eşya üzerinde fiili hakimiyet kurup kurmadığı ve eşyanın suçtan kaynaklandığını bilip bilmediği birlikte incelenmelidir. Bir kişinin yalnız taşıma amacıyla kısa süreli fiziksel temasının bulunması ile malı kendi hakimiyet alanına alması aynı hukuki nitelikte değildir.

Satma, suçtan elde edilen eşya veya malvarlığı değerinin bedel karşılığında başka bir kişiye aktarılmasını; devretme ise satış dışındaki hukuki veya fiili aktarım biçimlerini kapsayabilir. Böylece TCK m. 165 yalnız suç eşyasının alıcısını değil, öncül suça iştirak etmemiş olmak kaydıyla suçtan gelen değeri sonraki kişilere aktaran kişiyi de yaptırıma bağlamaktadır.

Aynı eşya üzerinde seçimlik hareketlerden birden fazlasının gerçekleştirilmesi her durumda ayrı suçların oluştuğu anlamına gelmez. Örneğin suç eşyasını bilerek kabul eden kişinin daha sonra aynı eşyayı satması halinde fiiller arasındaki hukuki ilişki, suçun seçimlik hareketli yapısı ve olayın bütünlüğü dikkate alınarak belirlenmelidir.

TCK m. 165 davalarında bu hareketlerden hangisinin sanığa isnat edildiğinin açık biçimde belirlenmesi gerekir. “Suç eşyasıyla bağlantılı olma” şeklindeki genel bir değerlendirme kanuni tanımın yerini tutmaz. Eşyanın ne zaman, kimden, hangi bedelle veya hangi hukuki ilişki içinde edinildiği ya da kime devredildiği somutlaştırılmalıdır.

Suç Eşyasının Suçtan Elde Edildiğinin Bilinmesi ve Kast

TCK m. 165 kapsamında ceza sorumluluğunun kurulabilmesi için eşya veya diğer malvarlığı değerinin suçtan elde edilmiş olması tek başına yeterli değildir. Sanığın, gerçekleştirdiği satın alma, kabul etme, satma veya devretme hareketi sırasında malvarlığı değerinin suçtan kaynaklandığını bilmesi gerekir. Kanunda ayrıca taksirli bir hal düzenlenmediğinden, kişinin gerekli dikkat ve özeni göstermediği gerekçesiyle TCK m. 165 kapsamında cezalandırılması mümkün değildir.

Bilme unsurunun doğrudan ikrarla ortaya konulması çoğu davada mümkün değildir. Bu nedenle eşyanın satın alınma koşulları, satış bedeli, satıcı ile alıcı arasındaki ilişki, eşyanın tanımlayıcı bilgilerindeki değişiklikler, işlem sırasında belge düzenlenip düzenlenmediği ve sanığın eşyanın kaynağına ilişkin açıklamalarının tutarlılığı birlikte değerlendirilir. Suç eşyasının satın alınması suçunda asıl tartışma çoğu kez eşyanın suçtan geldiğinden ziyade, sanığın bunu satın aldığı sırada bilip bilmediği üzerinde yoğunlaşır.

Piyasa değeri yüksek bir eşyanın olağan koşullarla açıklanamayacak derecede düşük bedelle alınması, bilme unsurunun değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek bir olgudur. Ancak düşük fiyat tek başına kastı ispatlamaz. İkinci el piyasasındaki acil satışlar, hasarlı ürünler, eski modeller veya taraflar arasındaki kişisel ilişkiler fiyat farklılığını açıklayabilir. Ceza mahkemesinin fiyat ile eşyanın suçtan geldiğinin bilindiği sonucunu otomatik biçimde eşitlememesi gerekir.

Fatura bulunmaması, satıcının kimliğinin bilinmemesi, seri numarasının kazınmış olması, telefonun IMEI bilgilerinde olağandışı değişikliklerin bulunması veya aracın şasi numarasıyla ilgili müdahale tespit edilmesi de diğer delillerle birlikte önem kazanabilir. Sanığın birbiriyle bağdaşmayan açıklamalar yapması, eşyayı kimden aldığını gösterememesi veya alış tarihine ilişkin farklı beyanlarda bulunması da kast değerlendirmesine dahil edilebilir.

Buna karşılık ikinci el eşyanın belgesiz alınmış olması, satıcının daha sonra bulunamaması veya ürünün piyasa değerinden düşük bedelle edinilmiş olması kendi başına suçtan kaynaklandığını bilme sonucunu zorunlu kılmaz. Şüpheli görünen alış koşulları ile eşyanın suçtan elde edildiğini bilerek hareket etmek aynı kavram değildir. Mahkumiyet için sanığın bilgi düzeyinin somut olayın bütününden çıkarılabilecek yeterli delillerle ortaya konulması gerekir.

“Çalıntı olduğunu bilmiyordum” şeklindeki savunmanın değerlendirilmesinde de yalnız sanığın beyanına bağlı kalınmaz. İlan kaydı, satın alma yazışmaları, banka transferi, kargo belgesi, tanık anlatımları, ürünün seri veya IMEI bilgileri ve satış koşulları savunmanın doğrulanmasını veya çürütülmesini sağlayabilir. Ceza sorumluluğu, sanığın daha dikkatli davranması gerektiği düşüncesine değil, suçtan kaynaklanma özelliğini bildiğinin ispatına dayanır.

İkinci El Telefon, Araç ve Elektronik Eşya Alımlarında TCK m. 165

Suç eşyasının satın alınması suçunun günümüzde sık karşılaşılan görünümlerinden biri ikinci el telefon, bilgisayar, araç ve elektronik cihaz satışlarıdır. Bu ürünlerin seri numarası, IMEI, şasi veya motor numarası gibi tanımlayıcı teknik verilere sahip olması, hem eşyanın geçmişinin hem de sanığın satın alma sürecine ilişkin savunmasının araştırılmasına imkan verir.

İkinci el telefon davalarında cihazın IMEI numarası, mağdur tarafından bildirilen cihaz bilgileri, satın alma tarihi, kullanılan SIM kartlar, satış ilanı ve ödeme kayıtları birbirleriyle karşılaştırılabilir. Telefonun sanığın kullanımında bulunması, cihazın suçtan elde edildiğini bilerek satın alındığını tek başına göstermez. Cihazın sanığa hangi tarihte geçtiği, kimden alındığı ve suç tarihinden sonraki el değiştirme süreci ayrıca belirlenmelidir.

IMEI bilgisinin değiştirilmiş veya cihaz üzerindeki tanımlayıcı bilgilerin müdahaleye uğramış olması satın alma koşullarının değerlendirilmesinde anlam taşıyabilir. Buna rağmen teknik müdahalenin ne zaman ve kim tarafından gerçekleştirildiği bilinmeden doğrudan alıcının kastına ilişkin kesin bir çıkarım yapılamaz. Telefon sanığa ulaşmadan önce birden fazla kişinin elinden geçmiş olabilir.

Motorlu araçlarda ise şasi ve motor numarası, ruhsat bilgileri, noter satış kayıtları, araç parçalarının kaynağı ve ödeme belgeleri önem taşır. Özellikle parçalanmış araçlar veya ikinci el yedek parça ticaretinde, suçtan elde edilmiş parçanın hangi araçtan geldiğinin teknik olarak belirlenmesi gerekebilir. Sanığın ticari faaliyetinin niteliği ve daha önce aynı satıcıdan yaptığı işlemler de olayın açıklanmasına katkı sağlayabilir.

Elektronik eşyanın internet ilanı üzerinden satın alınması halinde dijital kayıtların önemi daha da artar. İlanın ekran görüntüsü, ilan numarası, satıcı profili, platform içi mesajlaşmalar, telefon görüşmeleri, banka veya elektronik ödeme kayıtları ve kargo bilgileri satın alma ilişkisinin gerçek koşullarını gösterebilir. Bu veriler aynı zamanda sanığın eşyanın kaynağı hakkında hangi bilgilere sahip olduğunu ortaya koyabilir.

İkinci el eşya satın almak başlı başına ceza hukuku bakımından şüpheli bir davranış değildir. TCK m. 165 açısından belirleyici olan, somut eşyanın suçtan elde edilmiş olması ve sanığın bu özelliği bilerek kanunda belirtilen hareketlerden birini gerçekleştirmesidir. Ticari hayatın olağan riskleri ile ceza sorumluluğunu birbirinden ayıran çizgi kast unsurunda ortaya çıkar.

İnternet ve Sosyal Medya Üzerinden Suç Eşyasının Satışı

İkinci el ticaretinin internet ortamına taşınması, suç eşyasının satılması ve satın alınmasına ilişkin delil yapısını da değiştirmiştir. İlan platformları, sosyal medya hesapları, kapalı mesajlaşma grupları ve çevrim içi pazar yerleri üzerinden yapılan işlemlerde taraflar çoğu zaman fiziksel olarak hiç karşılaşmadan satış gerçekleştirebilmektedir.

Suç eşyasının internet üzerinden satışa çıkarıldığı iddiasında öncelikle ilanın kim tarafından oluşturulduğu belirlenmelidir. Profilde sanığa ait isim, fotoğraf veya telefon numarasının bulunması önemli bir veri olabilir; ancak hesabın suç tarihindeki fiili kullanıcısının ayrıca araştırılması gerekebilir. Hesap oturumları, telefon numarası, e-posta bilgisi, IP kayıtları, cihaz verileri ve platform içi mesajlaşmalar fail tespitinde birbirini tamamlayan deliller oluşturabilir.

Satın alan kişi yönünden ilan metninin içeriği de kast değerlendirmesine katkı sağlayabilir. Ürünün seri numarasının gizlenmesi, belgesiz olduğu açıkça belirtilmesi, kaynağına ilişkin olağandışı ifadeler kullanılması veya piyasa değerine göre dikkat çekici bir fiyat sunulması diğer koşullarla birlikte incelenebilir. Buna karşılık sıradan bir ikinci el ilanının sonradan suç eşyasına ilişkin olduğunun anlaşılması, alıcının satın alma sırasında bunu bildiğini kendiliğinden göstermez.

Kargo yoluyla gerçekleştirilen satışlarda gönderici bilgileri, teslim tarihi ve adres kayıtları; banka transferlerinde hesap sahibi ve açıklama bilgileri; elektronik ödeme sistemlerinde işlem geçmişi önemli deliller arasında yer alabilir. Kripto varlıkla ödeme yapılmış olması da tek başına suçun niteliğini değiştirmez. Asıl mesele, ödeme ile belirli eşyanın devri arasındaki ilişkinin ve tarafların bilgi düzeyinin ortaya konulmasıdır.

İnternet üzerinden yapılan işlemlerde ekran görüntüleri tek başına yeterli olmayabilir. İlanın gerçekliği, hesabın aidiyeti, mesajların bütünlüğü ve ödeme kaydıyla eşleştirilmesi mümkün olduğu ölçüde teknik verilerle doğrulanmalıdır. Dijital satış kaydı, suç eşyasının dolaşımını görünür hale getirebilir; ancak kaydın varlığı sanığın suçtan kaynaklanma özelliğini bildiğini ayrıca ispatlama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

TCK m. 165 ile TCK m. 166 Bilgi Vermeme Suçu Arasındaki Fark

TCK m. 165 ile TCK m. 166 arasındaki ayrım, kişinin eşyanın suçtan kaynaklandığını hangi aşamada öğrendiği bakımından önem taşır. TCK m. 165’te satın alma, kabul, satma veya devretme hareketi gerçekleştirilirken eşyanın suçtan elde edildiğinin bilinmesi gerekir. TCK m. 166 ise başlangıçta hukuka uygun görünen farklı bir durumu düzenlemektedir.

TCK m. 166’ya göre bir kişi, hukuki bir ilişkiye dayanarak elde ettiği eşyanın gerçekte suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edildiğini sonradan öğrenir ve buna rağmen suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmazsa bilgi vermeme suçundan sorumlu olabilir. Bu suç için öngörülen yaptırım altı aya kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Örneğin kişi ikinci el bir telefonu olağan piyasa koşullarında satın almış ve satın alma sırasında cihazın çalıntı olduğuna ilişkin bilgi sahibi olmamış olabilir. Daha sonra cihazın gerçek sahibinden, kolluktan veya başka güvenilir bir kaynaktan telefonun hırsızlık sonucu elde edildiğini öğrenmesi halinde, edinme anında gerekli kast bulunmadığından TCK m. 165 değerlendirmesi farklılaşır. Bu aşamadan sonra eşyanın suçtan geldiğinin öğrenilmesine rağmen gerekli bildirimin yapılmaması TCK m. 166 bakımından değerlendirmeye konu olabilir.

İki suç arasındaki ayrım yalnız sanığın “bilmiyordum” veya “sonradan öğrendim” şeklindeki beyanına göre yapılamaz. Satın alma sırasındaki mesajlar, fiyat, satıcının açıklamaları, eşyanın fiziksel durumu ve diğer koşullar sanığın bilgi düzeyini gösterebilir. Sonradan öğrenme iddiasının zamanı ve kaynağı da mevcut delillerle karşılaştırılmalıdır.

Edinme sırasında suçtan kaynaklanma özelliğini bilmek ile hukuki ilişki kurulduktan sonra bunu öğrenmek farklı suç tiplerine yol açabilecek bir ayrımdır. Bu nedenle TCK m. 165 isnadında kastın hangi tarihte oluştuğunun belirlenmesi, yalnız manevi unsur bakımından değil hukuki nitelendirme bakımından da önem taşır.

TCK m. 165 ile Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu Arasındaki Sınır

TCK m. 165 ile suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu arasında özellikle suç gelirinin satın alınması veya kabul edilmesi bakımından yakın bir ilişki bulunmaktadır. TCK m. 282/2, birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeyen kişinin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini bu özelliğini bilerek satın almasını, kabul etmesini, bulundurmasını veya kullanmasını ayrıca cezalandırmaktadır.

TCK m. 282 bakımından öncül suç yönünden özel bir eşik vardır. Birinci fıkra, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini esas almaktadır. TCK m. 165 ise kanun metninde öncül suçun ceza alt sınırına ilişkin böyle bir sınırlama getirmemektedir. Bu fark, iki düzenleme arasındaki hukuki nitelendirmede ilk incelenmesi gereken unsurlardan biridir.

Hareket biçimleri de tamamen aynı değildir. TCK m. 165 suçtan elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değerinin satılmasını, devredilmesini, satın alınmasını veya kabul edilmesini düzenler. TCK m. 282/2 ise satın alma ve kabul etmenin yanında bulundurma ve kullanmayı da açıkça suç olarak tanımlar. Buna karşılık satma ve devretme ifadeleri ikinci fıkrada ayrıca sayılmamıştır.

TCK m. 282/1’de malvarlığı değerinin gayrimeşru kaynağını gizleme veya meşru yoldan elde edildiği konusunda kanaat uyandırma amacı aranır. Ancak TCK m. 282/2 bakımından aynı özel amaç ayrıca aranmamaktadır. İkinci fıkra, nitelikli öncül suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini bu özelliğini bilerek satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma hareketlerini bağımsız biçimde cezalandırır. Bu nedenle yalnız “aklama amacı yoktu” savunması, olay TCK m. 282/2’nin unsurlarını taşıyorsa tek başına yeterli değildir.

TCK m. 165 ile TCK m. 282/2’nin aynı somut hareket bakımından kesişebildiği durumlarda, uygulanacak norm öncül suçun niteliği, malvarlığı değerinin kaynağı ve sanığa isnat edilen hareket dikkate alınarak belirlenmelidir. TCK m. 282/2’nin daha ağır yaptırım öngören ve belirli öncül suçlardan kaynaklanan malvarlığı değerlerine ilişkin özel yapısı nedeniyle, iki hüküm arasındaki norm ilişkisi göz ardı edilerek otomatik biçimde TCK m. 165’e başvurulmamalıdır.

Özellikle banka hesapları, elektronik para, kripto varlıklar veya suç gelirinin farklı kişiler üzerinden dolaştırıldığı olaylarda hukuki nitelendirme daha hassas hale gelir. Fiziksel bir suç eşyasının ikinci el olarak satın alınması ile nitelikli bir öncül suçtan elde edilen yüksek tutarlı malvarlığı değerinin bilerek kabul edilmesi aynı hukuki yapı içinde değerlendirilmemelidir. Suç gelirinin kaynağı, öncül suçun ceza sınırı, gerçekleştirilen hareket ve sanığın bilgisi birlikte belirlenmeden TCK m. 165 ile TCK m. 282 arasındaki ayrım kurulamaz.

Suç Eşyasının Satın Alınmasında Deliller ve İspat

TCK m. 165 davalarında eşyanın sanıkta bulunması önemli bir maddi tespit olmakla birlikte, mahkumiyet için tek başına yeterli değildir. İspat faaliyetinin hem eşyanın bir suçtan elde edildiğini hem de sanığın satın alma, kabul, satma veya devretme sırasında bu niteliği bildiğini ortaya koyması gerekir. Suç eşyasının zilyetliği ile suç eşyası olduğunu bilerek edinme birbirinden farklı olgulardır.

Cep telefonu ve diğer elektronik cihazlarda fatura, seri numarası, IMEI bilgisi, cihazın ilk aktivasyon ve kullanım kayıtları ile mağdurun sunduğu satın alma belgeleri eşyanın kimliğinin belirlenmesinde kullanılabilir. Motorlu araçlarda ruhsat, şasi ve motor numarası, noter kayıtları ve araç parçalarına ilişkin teknik incelemeler aynı işlevi görür. Eşyanın öncül suçtaki mal ile aynı olduğunun güvenilir biçimde belirlenememesi halinde TCK m. 165’in maddi konusu yönünden ciddi bir ispat sorunu ortaya çıkar.

Sanığın eşyayı kimden satın aldığına ilişkin savunması da araştırılmalıdır. İnternet ilanı, platform mesajları, WhatsApp yazışmaları, banka havalesi, elektronik ödeme, kargo kaydı veya tanık anlatımı satın alma ilişkisinin gerçekliğini destekleyebilir. Satıcının daha sonra tespit edilememesi, sanığın açıklamasını tek başına gerçek dışı hale getirmez. Buna karşılık verilen isim ve iletişim bilgilerinin gerçeğe aykırı çıkması, satın alma tarihinin diğer kayıtlarla çelişmesi veya sanığın farklı aşamalarda değişen anlatımlarda bulunması diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir.

Piyasa değerinin belirgin biçimde altında bedel, faturasız satış, seri numarasındaki müdahale veya olağandışı teslim koşulları kastın ispatında önem taşıyabilir. Ancak ceza sorumluluğu bu belirtilerden herhangi birine tek başına bağlanamaz. Mahkeme, satın alma koşullarının tamamından sanığın suçtan kaynaklanma özelliğini bildiği sonucuna ulaşmalıdır.

Suç Eşyasının İadesi, Elkoyma ve Müsadere Sorunları

Suç eşyasının soruşturma sırasında ele geçirilmesi halinde eşyanın delil olarak muhafaza edilmesi ile nihai olarak kime teslim edileceği farklı meselelerdir. Telefon, araç, ziynet eşyası veya başka bir malın öncül suçtaki hak sahibine ait olduğu belirlenmişse ve delil olarak saklanmasına artık ihtiyaç bulunmuyorsa, ceza muhakemesindeki iade hükümleri kapsamında hak sahibine teslim edilmesi mümkündür.

Elkoyma geçici bir koruma tedbiridir. Müsadere ise mahkeme kararıyla malvarlığı üzerinde kalıcı sonuç meydana getiren bir güvenlik tedbiridir. Bu nedenle soruşturma sırasında bir eşyanın muhafaza altına alınmış olması, eşyanın mutlaka müsadere edileceği anlamına gelmez.

TCK m. 54, kasıtlı suçta kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesini düzenlerken iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşya bakımından koruma öngörmektedir. Suçtan elde edilmiş bir malın gerçek hak sahibine iade edilmesinin mümkün olduğu olaylarda mağdurun malının devlet lehine müsaderesi ile hak sahibine geri verilmesi birbirine karıştırılmamalıdır. TCK m. 55 kapsamındaki kazanç müsaderesinde de suçtan elde edilen maddi menfaatin mağdura iade edilebilmesi müsadere değerlendirmesini etkiler.

Suç eşyasını iyiniyetle satın aldığını ileri süren kişinin satış bedeli bakımından durumu ise eşyanın mağdura iadesinden ayrı bir hukuki ilişkidir. Alıcının ödediği bedelin otomatik olarak suçtan zarar gören gerçek hak sahibinden tahsil edilebileceği kabul edilemez. Satıcıya veya hukuki ilişkinin diğer taraflarına yönelik özel hukuk talepleri, satın alma şekli ve eşyanın edinildiği koşullara göre ayrıca değerlendirilebilir.

Suç Eşyasının Satın Alınması Suçunda Ceza, Soruşturma ve Yargılama

TCK m. 165 uyarınca suçun cezası altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır. Hapis cezası ile adli para cezası seçimlik değil, birlikte öngörülmüştür. Temel cezanın belirlenmesinde eşyanın değeri, suçun işleniş biçimi, sanığın kastının ağırlığı ve TCK m. 61’deki diğer ölçütler dikkate alınır.

Suçun soruşturulması genel olarak şikayete bağlı değildir. Cumhuriyet savcılığı suç şüphesini öğrendiğinde resen soruşturma yürütebilir. TCK m. 165 yetişkinler bakımından CMK m. 253’te doğrudan sayılan uzlaştırma suçları arasında yer almamaktadır. Suça sürüklenen çocuklar bakımından ise CMK m. 253’te üst sınırı üç yılı geçmeyen belirli suçlara ilişkin getirilen özel uzlaştırma rejiminin şartları ayrıca değerlendirilir.

TCK m. 165 için görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Suçun kanuni ceza üst sınırı dikkate alındığında genel dava zamanaşımı süresi TCK m. 66 kapsamında sekiz yıldır. Zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin bulunması halinde süre somut dava bakımından ayrıca hesaplanmalıdır.

TCK m. 167’deki şahsi cezasızlık ve cezada indirim hükümleri TCK m. 165 bakımından da önem taşır. Kanun, yağma ve nitelikli yağma dışında aynı bölümde bulunan suçları kapsadığından; haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler, belirli üstsoy-altsoy ve kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve aynı konutta yaşayan kardeşler arasındaki fiillerde şartları varsa cezaya hükmolunmaz. İkinci fıkrada belirtilen diğer akrabalık ilişkilerinde ise suç şikayete bağlı hale gelir ve verilecek ceza yarı oranında indirilir.

TCK m. 168’de düzenlenen etkin pişmanlık hükmü ise maddede sayılan suçlar arasında TCK m. 165’e yer vermemektedir. Bu nedenle suç eşyasının sonradan iade edilmesi veya zararın giderilmesi, TCK m. 168 uyarınca kendiliğinden bir etkin pişmanlık indirimi doğurmaz. Bununla birlikte eşyanın iadesi, zararın giderilmesi ve sanığın sonraki davranışları cezanın bireyselleştirilmesi kapsamında farklı hukuki sonuçlara sahip olabilir.

Mahkemece belirlenecek sonuç hapis cezasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının ertelenmesi veya kısa süreli hapis cezasına ilişkin seçenek yaptırımların şartları ayrıca değerlendirilebilir. Bu kurumların uygulanması yalnız suçun adından değil; sonuç ceza, sanığın adli geçmişi, zarar durumu ve ilgili kurumun kendi kanuni şartlarından hareketle belirlenir.

TCK m. 165 Suçlamasında Hukuki Nitelendirme ve Savunmada İncelenmesi Gereken Hususlar

TCK m. 165 suçlamasında öncelikle sanıkta bulunan veya sanık tarafından devredildiği ileri sürülen eşyanın gerçekten bir suçun işlenmesiyle elde edilip edilmediği belirlenmelidir. Eşyanın kaynağı ortaya konulamıyor veya öncül suçla bağlantısı yalnız varsayıma dayanıyorsa suçun maddi unsuru tamamlanmış sayılmaz.

İkinci inceleme sanığın öncül suçla ilişkisidir. Sanık hırsızlık, yağma, dolandırıcılık veya başka bir öncül suça iştirak etmişse olayın doğrudan TCK m. 165 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Özellikle suçtan önce “elde edeceğin malları ben alırım” şeklinde kurulmuş bir bağlantı mevcutsa, sonradan satın alan kişi görünümünün arkasında öncül suça iştirak bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Sanığın eşyanın suçtan kaynaklandığını hangi tarihte öğrendiği de suç vasfını etkiler. Edinme sırasında bu özelliğin bilinmesi TCK m. 165 bakımından değerlendirilebilirken, eşyanın hukuki bir ilişkiye dayanılarak iyiniyetle edinilmesinden sonra suçtan kaynaklandığının öğrenilmesi TCK m. 166 yönünden farklı bir hukuki inceleme gerektirir.

Kast değerlendirmesi yalnız satın alma bedeline veya fatura bulunmamasına indirgenmemelidir. İlanın içeriği, satış görüşmeleri, satıcının kimliği, ödeme şekli, teslim koşulları, IMEI veya seri numarası, banka ve kargo kayıtları ile sanığın açıklamaları birlikte incelenmelidir. İkinci el bir ürünün ucuz veya belgesiz alınmış olması ile onun suçtan elde edildiğini bilerek satın almak aynı hukuki olgu değildir.

İnternet üzerinden gerçekleştirilen satışlarda hesap aidiyeti ayrıca belirlenmelidir. İlan hesabında sanığa ait telefon numarası veya banka hesabının bulunması önemli bir bağlantı sağlayabilir; ancak ilanı kimin oluşturduğu, mesajları kimin gönderdiği ve eşyanın fiilen kim tarafından teslim edildiği gerektiğinde platform, cihaz ve iletişim kayıtlarıyla doğrulanmalıdır.

Suç konusu değer fiziksel bir ikinci el eşyadan ziyade banka hesabındaki para, elektronik para veya başka bir suç geliri niteliğindeyse TCK m. 282 ile TCK m. 165 arasındaki norm ilişkisi ayrıca incelenmelidir. Öncül suçun niteliği ve sanığa isnat edilen satın alma, kabul, bulundurma veya kullanma hareketleri dikkate alınmadan suç vasfının yalnız “suçtan gelen değerin alınması” biçiminde kurulması yeterli değildir.

Suç eşyasının sanıkta ele geçirilmesi, TCK m. 165 kapsamında mahkumiyet için başlangıç verisi olabilir; ancak eşyanın suçtan elde edildiğinin, sanığın öncül suça iştirak etmediğinin ve bu özelliği bilerek kanunda sayılan hareketlerden birini gerçekleştirdiğinin ayrı ayrı ispatlanması gerekir. Ceza sorumluluğu, ikinci el alışverişin olağan dışı görünmesine değil, suçun maddi ve manevi unsurlarının her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulmasına dayanmalıdır.

Kaynaklar: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun.

Av. Ramazan Sertan Safsöz Profil Fotoğrafı.
Yazar
Kurucu Avukat
Teknik mahiyeti güçlü uyuşmazlıklarda ceza hukuku ile bilişim hukuku kesişiminde yürüttüğü çalışmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle dijital delillerin belirleyici olduğu soruşturma ve kovuşturmalarda, elektronik cihaz incelemeleri, iletişim verileri ve sayısal / mali kayıtlar etrafında şekillenen hukuki uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede, teknik inceleme ile hukuki değerlendirmeyi aynı düzlemde ele alan ve yerleşik kabullerin ötesine geçen savunma yaklaşımları geliştirmektedir
 
Yasal Uyarı
Bu makaledeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, hukuki durumunuza uygun değerlendirme için profesyonel destek alınması gerekir.
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1