İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Tam Yargı Davası

07.03.2026
26
Tam Yargı Davası

Tam Yargı Davası Nedir

Tam yargı davası, idarenin işlem, eylem veya hareketsiz kalması nedeniyle kişinin malvarlığında ya da manevi dünyasında ortaya çıkan zararın giderilmesi amacıyla açılan idari dava türüdür. Bu dava ile davacı, yalnızca hukuka aykırılığın tespitini istemez. Aynı zamanda uğradığı zararın tazmin edilmesini talep eder.

İdare hukuku alanında kişilerin en çok başvurduğu yollardan biri olan tam yargı davası, özellikle belediyelerin faaliyetlerinden, kamu hastanelerinin uygulamalarından, kolluk müdahalelerinden, imar işlemlerinden ve çeşitli kamu hizmetlerinin kötü işlemesinden doğan zararların giderilmesinde önem taşır. Kişi, idarenin hukuka aykırı davranışı nedeniyle bir kayıp yaşamışsa, bu kaybın para ile karşılanmasını idari yargıda talep edebilir.

Bu dava türünün merkezinde zarar yer alır. Yalnızca hukuka aykırılık iddiası tek başına yeterli değildir. Davacının, idarenin davranışı ile kendi zararı arasında makul ve hukuken kabul edilebilir bir bağ kurması gerekir. Bu nedenle tam yargı davası, teorik bir denetim yolu değil, doğrudan doğruya hak ihlalinin telafisine yönelen bir dava niteliği taşır.

Tam yargı davası ile iptal davası çoğu zaman karıştırılır. İptal davasında amaç, hukuka aykırı idari işlemin hukuk düzeninden çıkarılmasıdır. Tam yargı davasında ise amaç, zararın giderilmesidir. Bir başka ifadeyle iptal davası işlem üzerinde yoğunlaşırken, tam yargı davası kişinin uğradığı kaybı esas alır. Bu yüzden aynı olay içinde kimi zaman önce iptal davası, ardından tazminat istemi gündeme gelebilir. Kimi hallerde ise doğrudan tam yargı davası açılması mümkündür.

Tam yargı davası, yalnızca maddi zararlar için açılmaz. Şartları oluştuğunda manevi tazminat talebi de ileri sürülebilir. Örneğin idarenin ağır kusurlu bir işlemi nedeniyle kişinin itibarı zedelenmiş, bedensel bütünlüğü zarar görmüş veya yakınını kaybetmesi gibi ağır bir sonuç doğmuşsa, manevi tazminat istemi de dava dilekçesinde yer alabilir. Bu yönüyle tam yargı davası, kişiyi yalnızca ekonomik kayıpları bakımından değil, kişilik değerleri bakımından da koruyan bir mekanizmadır.

Özellikle idare karşısında hak kaybı yaşayan kişiler açısından tam yargı davası, etkili bir hukuki güvence sağlar. Ancak bu davalarda süreler, başvuru usulü, görevli mahkeme, zarar kalemlerinin belirlenmesi ve illiyet bağının kurulması büyük önem taşır. Bu sebeple davanın çerçevesi daha en başta dikkatle kurulmalı, olayın niteliğine uygun hukuki yol doğru tespit edilmelidir.

Tam Yargı Davasının Hukuki Dayanağı

Tam yargı davası, idarenin hukuka aykırı davranışları nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesini sağlayan bir yargısal mekanizmadır. Bu davanın hukuki temeli hem Anayasa hükümlerine hem de idari yargı mevzuatına dayanır. İdarenin işlem ve eylemlerinin yargı denetimine açık olması, hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Bu çerçevede temel düzenleme Anayasa’nın 125. maddesinde yer alır. Söz konusu hüküm, idarenin işlem ve eylemlerinden doğan zararları karşılamakla yükümlü olduğunu açık biçimde ortaya koyar.

Anayasa m.125 hükmüne göre idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır. Ayrıca idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Bu anayasal düzenleme, idarenin sorumsuz olmadığı ilkesini açık biçimde kabul eder. Kamu gücünü kullanan idare, faaliyetleri sırasında kişilere zarar verirse bu zararı telafi etmek zorundadır. Tam yargı davası, bu anayasal yükümlülüğün yargı yoluyla hayata geçirilmesini sağlar.

İdari yargı sisteminde davaların usulü ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanunda idari dava türleri üç başlık altında toplanır. İptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar bu kategorileri oluşturur.

İYUK m.2 hükmüne göre idari dava türleri arasında idari işlem ve eylemler nedeniyle kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları da yer alır.

Bu düzenleme, tam yargı davasının yalnızca teorik bir hak olmadığını, kanun tarafından açık biçimde tanınmış bir dava yolu olduğunu gösterir. Kişi, idarenin davranışı nedeniyle zarara uğradığını ileri sürüyorsa, idari yargı mercileri önünde tazminat talep edebilir.

Hukuki dayanak yalnızca bu iki düzenleme ile sınırlı değildir. İdarenin sorumluluğu öğretide ve yargı içtihatlarında da geliştirilmiştir. Danıştay kararlarında idarenin sorumluluğu iki ana ilke etrafında değerlendirilir. Bunlardan ilki hizmet kusuru ilkesidir. Diğeri ise kusur aranmaksızın uygulanan kusursuz sorumluluk ilkeleridir. Bu yaklaşımlar, idarenin verdiği zararın hangi şartlarda tazmin edileceğini belirleyen temel ölçütleri oluşturur.

Bu nedenle tam yargı davası, yalnızca kanunda yazılı bir dava türü değildir. Aynı zamanda idarenin hukuka bağlılığını sağlayan önemli bir denetim aracıdır. Kişilerin uğradığı zararların giderilmesi sayesinde kamu gücü kullanımı daha dikkatli ve sorumlu hale gelir. Böylece hukuk devleti ilkesinin pratikte karşılık bulması mümkün olur.

Hangi Hallerde Tam Yargı Davası Açılır

Tam yargı davası, idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemleri nedeniyle kişisel hakları zarar gören kişiler tarafından açılır. Davanın temel amacı, ortaya çıkan zararın idare tarafından karşılanmasını sağlamaktır. Bu nedenle her idari işlem tam yargı davasına konu olmaz. Davanın açılabilmesi için davacının malvarlığında veya kişilik değerlerinde somut bir zarar doğmuş olmalıdır.

İdare hukukunda zararın ortaya çıkmasına yol açan idari davranışlar üç ana grupta değerlendirilir. Bunlar idari işlemler, idari eylemler ve kamu hizmetinin kusurlu yürütülmesi olarak kabul edilir. Her üç durumda da zarar ile idarenin davranışı arasında hukuki bir bağ kurulabilirse tam yargı davası açılması mümkün hale gelir.

İdari işlem, idarenin tek taraflı irade açıklamasıyla hukuki sonuç doğuran kararlarını ifade eder. Bir ruhsatın hukuka aykırı biçimde iptal edilmesi, bir memurun haksız şekilde görevden uzaklaştırılması veya imar planı nedeniyle mülkiyet hakkının zarar görmesi gibi durumlar bu kapsama girer. Böyle bir işlem sonucunda kişi ekonomik veya manevi bir kayıp yaşamışsa tam yargı davası açarak zararının tazminini isteyebilir.

İdari eylem ise idarenin fiili davranışlarını ifade eder. Örneğin belediyenin yol bakımını ihmal etmesi nedeniyle meydana gelen bir trafik kazası, kamu hastanesinde yapılan hatalı tıbbi müdahale veya kolluk görevlilerinin ölçüsüz güç kullanımı sonucu ortaya çıkan zararlar idari eylem kapsamında değerlendirilir. Bu tür durumlarda zararın kaynağı bir karar değil, idarenin fiili davranışıdır. Zarar gören kişi idare aleyhine tam yargı davası açarak tazminat talep edebilir.

Bir diğer durum ise kamu hizmetinin kusurlu yürütülmesidir. Kamu hizmeti geç işlemiş, eksik yürütülmüş ya da hiç yerine getirilmemiş olabilir. Böyle bir aksama nedeniyle kişilerin zarar görmesi halinde idarenin sorumluluğu doğabilir. Her ne kadar kamu görevini kasten hatalı yapan görevli hakkında görevi kötüye kullanma suçu gibi cezai işlem söz konusu olsa da, verilen zararın tazmininde yine tam yargı davası gündeme gelir.  Örneğin belediyenin altyapı çalışmalarını zamanında yapmaması nedeniyle meydana gelen zararlar veya kamu kurumunun gerekli güvenlik önlemlerini almaması sonucu oluşan kayıplar bu kapsamda değerlendirilir.

Tam yargı davası yalnızca maddi zararlarla sınırlı değildir. Şartları oluştuğunda manevi tazminat talebi de ileri sürülebilir. Kişinin bedensel bütünlüğünün zarar görmesi, yakınını kaybetmesi, onurunun veya itibarının zedelenmesi gibi durumlarda manevi zarar da tazminat talebine konu olabilir. Mahkeme, olayın niteliğine göre hem maddi hem manevi tazminata hükmedebilir.

Ancak her zarar idarenin sorumluluğunu doğurmaz. Davanın kabul edilebilmesi için idarenin davranışı ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Başka bir ifadeyle zarar, doğrudan doğruya idarenin işlem veya eyleminin sonucu olmalıdır. Bu bağ kurulamadığında tam yargı davasının kabul edilmesi mümkün olmaz.

Bu nedenle tam yargı davası açılmadan önce olayın hukuki niteliği dikkatle değerlendirilmelidir. Zararın kaynağı, idarenin hangi davranışıyla bağlantılı olduğu ve davanın hangi hukuki zeminde kurulacağı doğru şekilde belirlenmelidir. Aksi halde dava sürecinde ciddi hak kayıpları ortaya çıkabilir.

Tam Yargı Davasının Şartları

Tam yargı davası açılabilmesi için belirli hukuki şartların birlikte bulunması gerekir. İdari yargı mercileri yalnızca zarar iddiasına bakarak tazminata hükmetmez. Davanın kabulü için idarenin davranışı ile ortaya çıkan zarar arasında hukuken kabul edilebilir bir ilişki kurulmalıdır. Bu nedenle tam yargı davalarında mahkeme, olayın hukuki yapısını belirli unsurlar üzerinden değerlendirir.

İlk şart idareye atfedilebilen bir işlem veya eylemin bulunmasıdır. İdari sorumluluğun doğabilmesi için zararın kamu gücü kullanan bir idari faaliyetle bağlantılı olması gerekir. Bir başka ifadeyle zarar, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkmalıdır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar idari yargının değil adli yargının konusunu oluşturur.

İkinci şart zararın varlığıdır. Tam yargı davasının temelinde zarar bulunduğu için davacı, uğradığı kaybı somut şekilde ortaya koymalıdır. Maddi zararlar çoğu zaman ekonomik değerlerle ölçülebilir. Tedavi giderleri, kazanç kaybı, değer kaybı veya destekten yoksun kalma gibi zarar kalemleri bu kapsamda değerlendirilir. Bunun yanında kişinin kişilik değerlerine yönelen ihlaller de manevi zarar olarak kabul edilebilir.

Üçüncü unsur illiyet bağıdır. İdarenin işlem veya eylemi ile zarar arasında doğrudan bir bağ kurulmadıkça idari sorumluluk ortaya çıkmaz. Mahkeme, zarar ile idarenin davranışı arasında uygun nedensellik ilişkisi bulunup bulunmadığını inceler. Eğer zarar farklı bir nedenin sonucuysa veya idari faaliyet ile bağ kurulamıyorsa tam yargı davasının kabul edilmesi mümkün olmaz.

Bir diğer önemli unsur hukuka aykırılıktır. İdarenin davranışı hukuk düzenine uygun ise kural olarak tazmin sorumluluğu doğmaz. Bununla birlikte idare hukukunda yalnızca kusura dayalı sorumluluk söz konusu değildir. Kimi durumlarda idarenin kusuru bulunmasa dahi zararın tazmini gerekebilir. Özellikle risk ilkesi veya fedakarlığın denkleştirilmesi gibi sorumluluk türleri bu kapsamda değerlendirilir.

Tam yargı davası açılabilmesi için ayrıca davacının kişisel ve güncel bir menfaat ihlali içinde bulunması gerekir. Zarar ile davacı arasında doğrudan bir ilişki kurulmalıdır. Başka bir kişinin zararına dayanılarak dava açılması mümkün değildir. Bu nedenle mahkeme, davacının olaydan doğrudan etkilenip etkilenmediğini de ayrıca değerlendirir.

Tüm bu şartlar birlikte değerlendirildiğinde tam yargı davalarının teknik bir hukuki yapı taşıdığı görülür. Davanın doğru temellendirilmesi, zarar kalemlerinin açık biçimde belirlenmesi ve idari davranış ile zarar arasındaki ilişkinin güçlü delillerle ortaya konulması büyük önem taşır. Aksi halde dava sürecinde tazminat talebinin reddi riski ortaya çıkabilir.

İdari İşlemden Kaynaklanan Tam Yargı Davası

Tam yargı davası, idarenin tesis ettiği bir idari işlem nedeniyle kişilerin zarara uğraması halinde de açılabilir. İdari işlem, idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı şekilde tesis ettiği ve hukuki sonuç doğuran kararlardır. Bu işlemler hukuka aykırı şekilde uygulanmış ve kişilerin malvarlığı veya kişilik hakları üzerinde zarar doğurmuşsa, zarar gören kişi idari yargı yoluna başvurabilir.

İdari işlemler çoğu zaman yazılı bir karar şeklinde ortaya çıkar. Ruhsatın iptali, kamu görevlisinin görevden uzaklaştırılması, disiplin cezası verilmesi, imar planı değişikliği yapılması veya bir izin talebinin reddedilmesi gibi kararlar bu kapsamda değerlendirilir. Bu tür işlemler hukuka aykırı şekilde tesis edilmişse yalnızca işlemin ortadan kaldırılması değil, doğurduğu zararın giderilmesi de talep edilebilir.

Tam yargı davası ile iptal davası arasındaki ilişki, idari işlem kaynaklı uyuşmazlıklarda özel bir önem taşır. İdari işlem doğrudan zarar üretmişse davacı iki farklı yol izleyebilir. İlk yol, işlemin iptalini talep etmek ve iptal kararı sonrasında zararın tazminini istemektir. İkinci yol ise doğrudan tazminat talebi içeren tam yargı davası açmaktır. Tercih edilecek yol, işlemin hukuki yapısına ve zararın ortaya çıkış biçimine göre belirlenir.

Birçok uyuşmazlıkta idari işlemin hukuka aykırı olup olmadığı önce iptal davasında incelenir. Mahkeme işlemi hukuka aykırı bularak iptal ederse, bu karar zararın idari işlemden doğduğunu da güçlü şekilde ortaya koyar. Ardından açılan tam yargı davasında davacı, iptal edilen işlem nedeniyle uğradığı kaybın karşılanmasını talep edebilir. İmar işlemleri, ruhsat iptalleri ve disiplin kararları bu yöntemin sık görüldüğü alanlar arasındadır.

Bununla birlikte bazı olaylarda zararın giderilmesi için iptal davasının sonucunu beklemek gerekmez. İdari işlem uygulanmış ve zarar ortaya çıkmışsa, kişi doğrudan tam yargı davası açarak tazminat talebinde bulunabilir. Mahkeme bu durumda hem işlemin hukuka uygunluğunu hem de zararın kapsamını birlikte değerlendirir.

İdari işlem kaynaklı davalarda zarar çoğu zaman ekonomik nitelik taşır. Hukuka aykırı bir karar nedeniyle ticari faaliyetin durması, ruhsat iptali sebebiyle işletmenin gelir kaybına uğraması veya kamu görevlisi hakkında verilen bir işlem nedeniyle maaş kaybı yaşanması bu duruma örnek gösterilebilir. Böyle bir davada zarar kalemleri ayrıntılı biçimde ortaya konmalı ve idari işlem ile zarar arasındaki bağ güçlü delillerle desteklenmelidir.

Bu nedenle idari işlemden kaynaklanan tam yargı davası, yalnızca hukuka aykırılık iddiasına dayanan bir süreç değildir. Davacı, ortaya çıkan zararın niteliğini, kapsamını ve hesaplama yöntemini açık biçimde ortaya koymalıdır. İdari işlemin etkileri dikkatle analiz edildiğinde dava sürecinin sağlıklı ilerlemesi mümkün hale gelir.

İdari Eylemden Kaynaklanan Tam Yargı Davası

Tam yargı davası, yalnızca idari işlemler nedeniyle değil, idarenin fiili davranışlarından doğan zararların giderilmesi için de açılabilir. İdari eylem, idarenin bir karar tesis etmeden gerçekleştirdiği faaliyetleri ifade eder. Kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan fiili davranışlar kimi zaman kişilerin malvarlığında veya kişilik haklarında zarara yol açabilir. Böyle bir zarar ortaya çıktığında idare aleyhine tam yargı davası açılması mümkündür.

İdari eylemler çoğu zaman günlük kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkar. Belediyenin yol bakımını ihmal etmesi sonucu meydana gelen kazalar, kamu hastanesinde yapılan hatalı tıbbi müdahale, kolluk görevlilerinin ölçüsüz güç kullanımı veya kamu kurumunun gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle ortaya çıkan zararlar bu kapsama girer. Bu tür olaylarda zararın kaynağı bir karar değil, idarenin fiili davranışıdır.

Tam yargı davası açılmadan önce idari eylemlere ilişkin özel bir başvuru usulü uygulanır. İdarenin eylemi nedeniyle zarara uğrayan kişi, öncelikle ilgili idareye başvurarak zararının giderilmesini talep etmelidir. Bu başvuru, idarenin zararı kendiliğinden telafi etmesine imkan tanır. İdare başvuruyu reddeder veya belirli süre içinde cevap vermezse, dava açma yolu gündeme gelir.

İdari eylem kaynaklı uyuşmazlıklarda en önemli meselelerden biri zararın kaynağının doğru belirlenmesidir. Mahkeme, zararın gerçekten idari faaliyetten doğup doğmadığını ayrıntılı şekilde inceler. Eğer zarar başka bir kişinin davranışından kaynaklanmışsa veya idari faaliyet ile bağlantı kurulamıyorsa, idarenin sorumluluğuna gidilemez.

Bu tür davalarda zarar çoğu zaman bilirkişi incelemesi ile belirlenir. Özellikle trafik kazaları, sağlık hizmetleri veya teknik altyapı sorunları gibi olaylarda mahkeme uzman görüşüne başvurur. Bilirkişi raporu, idarenin davranışı ile zarar arasındaki ilişkiyi ve zararın miktarını ortaya koyan önemli bir delil niteliği taşır.

İdari eylemden kaynaklanan tam yargı davası, kamu hizmetinin güvenli ve düzenli şekilde yürütülmesini sağlayan önemli bir denetim aracıdır. İdare, yürüttüğü faaliyetler sırasında kişilere zarar verdiğinde bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu sorumluluk, kamu gücünün hukuka bağlı şekilde kullanılmasının temel güvencelerinden biridir.

Hizmet Kusuru ve Kusursuz Sorumluluk Ayrımı

Tam yargı davası bakımından idarenin sorumluluğu her zaman kusura dayanmaz. İdare hukukunda sorumluluk iki temel başlık altında incelenir. Bunlar hizmet kusuruna dayanan sorumluluk ile kusursuz sorumluluk olarak ifade edilir. Bu ayrım, idarenin zararı hangi hukuki gerekçeyle karşılayacağını belirleyen temel ölçütlerden biridir.

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmemesini ifade eder. Bir kamu hizmeti geç yerine getirilmiş, eksik yürütülmüş veya hiç yerine getirilmemiş olabilir. Böyle bir durumda idarenin faaliyetinde kusur bulunduğu kabul edilir. Hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi için zarar gören kişiler idare aleyhine tam yargı davası açabilir.

Örneğin belediyenin gerekli altyapı bakımını yapmaması sonucu meydana gelen zararlar, kamu hastanesinde yürütülen sağlık hizmetinin hatalı uygulanması veya kolluk görevlilerinin görev sırasında hukuka aykırı davranışları hizmet kusuruna dayanan sorumluluk kapsamında değerlendirilir. Bu tür olaylarda idarenin yürüttüğü kamu hizmeti olması gerektiği gibi işlemediği için zararın ortaya çıktığı kabul edilir.

İdare hukukunda sorumluluk yalnızca kusurla sınırlı değildir. Bazı durumlarda idarenin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi ortaya çıkan zararların idare tarafından karşılanması gerekir. Bu tür sorumluluk kusursuz sorumluluk olarak adlandırılır. Kusursuz sorumluluk ilkesi, kamu gücünün doğası gereği kişilerin belirli risklere maruz kalabileceği düşüncesine dayanır.

Kusursuz sorumluluk çerçevesinde en çok bilinen ilkeler arasında risk ilkesi, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi ve sosyal risk ilkesi yer alır. Özellikle tehlikeli faaliyetlerin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan zararlar veya toplumun genel güvenliğini ilgilendiren olaylar bu kapsamda değerlendirilebilir. Böyle durumlarda idarenin kusuru aranmaz. Zararın kamu faaliyetinden kaynaklanmış olması sorumluluğun doğması için yeterli kabul edilir.

Mahkemeler tam yargı davası incelerken olayın niteliğine göre hangi sorumluluk ilkesinin uygulanacağını belirler. Eğer zarar kamu hizmetinin hatalı yürütülmesinden doğmuşsa hizmet kusuru değerlendirilir. Zarar kamu faaliyetinin doğasında bulunan risklerden kaynaklanıyorsa kusursuz sorumluluk ilkeleri devreye girer.

Bu ayrımın doğru yapılması dava sürecinde büyük önem taşır. Çünkü zararın hangi sorumluluk türüne dayandığı, idarenin sorumluluğunun kapsamını ve tazminatın hesaplanma yöntemini doğrudan etkiler. Bu nedenle tam yargı davası açılırken olayın hukuki niteliği dikkatle analiz edilmeli ve sorumluluğun hangi ilkeye dayandığı açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Tam Yargı Davasında Ön Başvuru Zorunluluğu

Tam yargı davası açılmadan önce bazı hallerde ilgili idareye başvurulması gerekir. Özellikle idari eylemler nedeniyle ortaya çıkan zararlar bakımından bu başvuru önemli bir usul kuralıdır. İdari yargı sistemi, idarenin zararı mahkeme sürecine geçmeden önce kendiliğinden gidermesine imkan tanır. Böylece hem idari uyuşmazlıkların büyümesi engellenir hem de yargının gereksiz şekilde meşgul edilmesi önlenir.

Bu başvuru usulü 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu içinde düzenlenmiştir. Kanun, idari eylemler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin dava açmadan önce ilgili idareye başvurmalarını öngörür.

İYUK m.13 hükmüne göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişiler, bu eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelidir.

Başvuru üzerine idare talebi inceleyerek zararı karşılayabilir veya talebi reddedebilir. İdarenin açık bir ret kararı vermesi halinde dava açma süresi işlemeye başlar. İdare belirli bir süre içinde cevap vermezse başvuru zımnen reddedilmiş sayılır ve kişi idari yargıya başvurabilir.

Tam yargı davası bakımından bu başvuru süreci yalnızca bir formalite değildir. Başvurunun hiç yapılmaması veya süresinde yapılmaması davanın usulden reddine yol açabilir. Bu nedenle zararın idari eylemden kaynaklandığı durumlarda başvuru süresi dikkatle takip edilmelidir.

Başvuru dilekçesinde olayın nasıl meydana geldiği, zararın niteliği ve talep edilen tazminat açık biçimde belirtilmelidir. Ayrıca zararı gösteren belgelerin başvuruya eklenmesi sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar. İdare başvuru sırasında sunulan bilgi ve belgeleri inceleyerek zararın giderilmesine karar verebilir.

Ön başvuru mekanizması, idare ile birey arasındaki uyuşmazlıkların yargı aşamasına geçmeden çözülmesine katkı sağlayan bir yöntemdir. Buna rağmen idare zararı karşılamazsa veya başvuruyu reddederse, zarar gören kişi idari yargı mercilerinde tam yargı davası açarak tazminat talep edebilir.

Tam Yargı Davası Açma Süresi

Tam yargı davası açılırken süre kuralları büyük önem taşır. İdari yargıda süreler kamu düzeni niteliği taşır ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Sürelerin kaçırılması halinde davanın esasına girilmez ve dava usulden reddedilir. Bu nedenle dava açma süresinin doğru belirlenmesi hak kaybının önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

İdari yargıda dava açma süresi temel olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu içinde düzenlenmiştir. Kanunun dava açma süresine ilişkin genel hükmü 7. maddede yer alır.

İYUK m.7 uyarınca idari davalarda dava açma süresi özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmemişse altmış gündür. Bu süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

İdari işlemlerden doğan zararlar bakımından davacı çoğu zaman iki farklı yol izler. Önce hukuka aykırı işlemin ortadan kaldırılması amacıyla iptal davası açılabilir. İptal kararı sonrasında ortaya çıkan zararın giderilmesi için ayrıca tam yargı davası açılması mümkündür. Bu durumda süre hesabı, iptal kararının kesinleşmesi ve zararın ortaya çıkışı dikkate alınarak belirlenir.

İdari eylemlerden doğan zararlar bakımından ise farklı bir süre sistemi uygulanır. Bu tür uyuşmazlıklarda önce ilgili idareye başvuru yapılması gerekir. Bu başvurunun süresi ve dava açma sürecinin nasıl işleyeceği yine kanunda açık şekilde düzenlenmiştir.

İYUK m.13 hükmüne göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişiler, zararı öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmak zorundadır.

İdare başvuruyu reddederse veya belirli süre içinde cevap vermezse, davacı bu ret işlemine karşı idari yargıda tam yargı davası açabilir. Bu aşamada dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve davacı genel dava açma süresi içinde mahkemeye başvurabilir.

Sürelerin doğru belirlenmesi, davanın kabul edilebilirliği bakımından belirleyici bir unsurdur. İdari işlem ile idari eylem arasında süre bakımından önemli farklar bulunduğu için olayın hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi gerekir. Bu nedenle tam yargı davası açılmadan önce süre hesaplaması dikkatle yapılmalı ve başvuru yolları usule uygun şekilde izlenmelidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tam yargı davası, idari yargı mercileri önünde görülür. Bu dava türünde görevli mahkeme kural olarak idare mahkemeleridir. İdarenin işlem veya eylemi nedeniyle kişisel hakları zarar gören kişiler, tazminat taleplerini idare mahkemesi önünde ileri sürer. İdari yargı sistemi içinde iptal davaları ve tam yargı davaları çoğunlukla aynı yargı merciinin görev alanına girer.

İdari yargının görev alanı ve dava türleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu içinde düzenlenmiştir.

İYUK m.2 hükmüne göre idari işlem ve eylemler nedeniyle kişisel hakları doğrudan ihlal edilen kişiler tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında yer alır.

Yetki bakımından genel kural, davanın zararı doğuran idari işlemi veya eylemi gerçekleştiren idarenin bulunduğu yer mahkemesinde açılmasıdır. Özellikle idari eylemlerden doğan tam yargı davalarında olayın gerçekleştiği yer mahkemesi de yetkili kabul edilir. Böylece zararın ortaya çıktığı yer ile yargılama yeri arasında makul bir bağlantı kurulması amaçlanır.

İdari yargı teşkilatı Türkiye’nin her bölgesinde aynı şekilde kurulmuş değildir. Bazı yerlerde ayrı bir idare mahkemesi bulunmayabilir. Böyle bir durumda davaların hangi mahkemede görüleceği de mevzuatta açık biçimde düzenlenmiştir.

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkında Kanun uyarınca idare mahkemesi bulunmayan yerlerde idari davalar, yargı çevresi içinde bulunan en yakın idare mahkemesinde görülür. Bu mahkemelerin yargı çevresi Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.

Bu düzenleme sayesinde idari yargı hizmetinin ülke genelinde kesintisiz şekilde yürütülmesi sağlanır. Davacıların yalnızca büyük şehirlerde bulunan mahkemelere başvurmak zorunda kalmaması için her mahkemenin yargı çevresi belirlenmiştir. Böylece idare mahkemesi bulunmayan bir ilde meydana gelen uyuşmazlık da ilgili yargı çevresine dahil mahkeme tarafından incelenebilir.

Bazı özel uyuşmazlıklarda görev doğrudan Danıştay tarafından kullanılabilir. Ancak bu durum istisnaidir ve kanunda açık şekilde belirtilmiş sınırlı konularla ilgilidir. Genel uygulamada idarenin işlem veya eylemlerinden doğan zararların giderilmesine ilişkin tam yargı davası, ilk derece mahkemesi olarak idare mahkemelerinde görülür.

Görev ve yetki kurallarının doğru belirlenmesi dava sürecinin sağlıklı ilerlemesi açısından önem taşır. Yanlış mahkemede açılan davalar görev veya yetki yönünden reddedilebilir. Bu nedenle tam yargı davası açılmadan önce idari yargı teşkilatının yapısı ve yargı çevresi dikkatle değerlendirilmelidir.

Tam Yargı Davasında Tazminat Türleri

Tam yargı davası, idarenin işlem veya eylemleri nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesini amaçlayan bir dava türüdür. Bu dava kapsamında mahkeme, zararın niteliğine göre farklı tazminat türlerine hükmedebilir. İdari yargı uygulamasında tazminat talepleri genel olarak maddi tazminat ve manevi tazminat başlıkları altında değerlendirilir.

Maddi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmenin giderilmesini ifade eder. İdari faaliyet nedeniyle ortaya çıkan ekonomik kayıplar bu kapsamda değerlendirilir. Örneğin hukuka aykırı bir işlem nedeniyle ticari faaliyetin durması, hatalı bir idari karar sonucunda gelir kaybı yaşanması veya kamu hizmetinin kusurlu yürütülmesi nedeniyle malvarlığında zarar meydana gelmesi halinde maddi tazminat talep edilebilir.

Maddi zararların belirlenmesinde zarar kalemlerinin açık biçimde ortaya konması gerekir. Tedavi giderleri, iş gücü kaybı, kazanç kaybı, destekten yoksun kalma zararı veya malvarlığında meydana gelen değer kaybı gibi unsurlar mahkeme tarafından ayrı ayrı incelenir. Bu zararların miktarı çoğu zaman bilirkişi incelemesi ile belirlenir.

Manevi tazminat ise kişinin ekonomik değerleri dışında kalan zararlarının telafi edilmesini amaçlar. İdari faaliyet nedeniyle kişinin bedensel bütünlüğünün zarar görmesi, yakınını kaybetmesi veya kişilik değerlerinin ağır biçimde zedelenmesi manevi zarar kapsamında değerlendirilebilir. Manevi tazminat, yaşanan elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini hedefleyen bir hukuki araçtır.

Mahkeme manevi tazminat miktarını belirlerken olayın ağırlığını, zararın kişide yarattığı etkileri ve idarenin davranışının niteliğini dikkate alır. Bu nedenle manevi tazminat belirli bir hesaplama yöntemine dayanmaz. Her somut olayın özelliklerine göre mahkeme tarafından takdir edilir.

Birçok uyuşmazlıkta maddi ve manevi zarar birlikte ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda davacı, tam yargı davası içinde her iki tazminat türünü de talep edebilir. Mahkeme, zarar kalemlerini ayrı ayrı değerlendirir ve şartları oluşmuşsa hem maddi hem manevi tazminata hükmedebilir.

Tazminat talebinin doğru kurulması, dava sonucunu doğrudan etkiler. Zararın türü, kapsamı ve hesaplama yöntemi açık şekilde ortaya konmadığında tazminat miktarı beklenen seviyede belirlenmeyebilir. Bu nedenle tam yargı davası açılırken zarar kalemlerinin hukuki temeli dikkatle belirlenmeli ve talep sonucu açık biçimde ifade edilmelidir.

Tam Yargı Davaları Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Tam yargı davası, idarenin işlem veya eylemleri nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesini sağlayan temel idari dava türlerinden biridir. Kamu gücü kullanan idarenin faaliyetleri bireylerin hak alanını doğrudan etkileyebilir. Bu faaliyetler sırasında ortaya çıkan zararların giderilmesi ise hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Tam yargı davası, bu ilkenin somut hayata yansımasını sağlayan en önemli yargısal araçlardan biridir.

İdari yargı sistemi içinde bu dava türü, yalnızca hukuka aykırılığın tespit edilmesi ile sınırlı değildir. Davacı, idarenin davranışı nedeniyle ortaya çıkan zararın karşılanmasını talep eder. Bu yönüyle tam yargı davası, bireyin uğradığı kaybın telafi edilmesini sağlayan etkili bir hukuki koruma mekanizmasıdır. Maddi zararların yanında kişilik değerlerine yönelen ihlaller de dava kapsamında değerlendirilir.

Bu davalarda en önemli unsurlardan biri, zararın idari faaliyet ile bağlantısının açık biçimde ortaya konulmasıdır. İdarenin işlem veya eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı kurulmadıkça tazmin sorumluluğu doğmaz. Bu nedenle dava dilekçesinde olayın hukuki yapısı dikkatle kurulmalı ve zarar kalemleri somut delillerle desteklenmelidir.

İdari işlem ve idari eylem ayrımı, dava açma süresi ve başvuru usulü bakımından önemli sonuçlar doğurur. Özellikle idari eylemlerden doğan zararlar bakımından idareye ön başvuru yapılması gerekir. Bunun yanında sürelerin doğru hesaplanması, görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi de dava sürecinin sağlıklı ilerlemesi açısından büyük önem taşır.

Tam yargı davası, kamu hizmetlerinin hukuka uygun şekilde yürütülmesini sağlayan güçlü bir denetim mekanizmasıdır. İdarenin sorumluluğu yalnızca hizmet kusuru ile sınırlı değildir. Bazı durumlarda kusursuz sorumluluk ilkeleri de devreye girer ve kamu faaliyetinden doğan zararların karşılanması gerekir. Bu yaklaşım, birey ile idare arasındaki dengenin korunmasını sağlar.

İdare karşısında hak kaybı yaşayan kişilerin, olayın hukuki niteliğini doğru değerlendirmeleri ve dava sürecini usule uygun şekilde yürütmeleri gerekir. Zararın niteliği, sorumluluk türü ve dava açma süresi doğru tespit edildiğinde tam yargı davası, kişilerin uğradıkları zararların giderilmesi bakımından etkili bir yargı yolu sunar.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (2 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1