NCMEC (National Center for Missing and Exploited Children) bildirimleri, son yıllarda Türkiye’de yürütülen birçok ceza soruşturmasının merkezinde yer almaktadır. Özellikle çevrim içi platform sağlayıcılarının otomatik tespit sistemleri üzerinden oluşturulan raporlar, soruşturma makamlarının önüne çoğu zaman hazır bir teknik veri paketi olarak gelmekte ve uygulamada mahkûmiyet değerlendirmelerinde güçlü bir dayanak olarak kabul edilebilmektedir. Bu tablo içinde, kendisini bir anda ağır suçlamalarla karşı karşıya bulan ve çoğu zaman dijital süreçlerin nasıl işlediğini dahi bilmeyen kişiler bakımından “NCMEC mağdurları” kavramı fiilen ortaya çıkmış durumdadır.
Uygulamada birçok dosyada, yalnızca bir NCMEC bildiriminin varlığı dahi yargılamanın yönünü belirleyebilmekte; teknik raporların içeriği, eşleştirme yöntemleri ve veri üretim süreçleri yeterince sorgulanmadan dosya kapsamına esas alınabilmektedir. Oysa dijital deliller, niteliği gereği hata payı barındırabilen, üçüncü kişilerce erişime açık olabilen ve teknik yorum gerektiren verilerdir. IP adreslerinin paylaşımlı yapısı, açık ağ kullanımları, cihazların birden fazla kişi tarafından kullanılabilmesi ve otomatik tarama sistemlerinin çalışma prensipleri, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken konulardır.
NCMEC raporuna maruz kalanlar bakımından belirleyici olan nokta, dosyanın yalnızca bir ihbar veya otomatik rapor çerçevesinde değil; ceza muhakemesinin temel ilkeleri ışığında, denetlenebilir ve somut delillerle ele alınmasıdır. Nitekim bazı yargılamalarda, teknik verilerin kaynağı, elde edilme yöntemi, doğrulanabilme imkanı ve kişiyle bağlantısının kesinliği titizlikle incelendiğinde, ilk bakışta güçlü görünen dosyaların farklı bir hukuki zemine oturduğu görülmektedir. Yargı kararlarına yansıyan bu örnekler, NCMEC bildirimlerinin tek başına mutlak bir sonuç doğurmadığını; teknik yönü güçlü, dosyaya hâkim ve dijital delil mantığını bilen bir savunmanın yargılamanın seyrini değiştirebildiğini göstermektedir.
Bu nedenle NCMEC mağdurlarına ilişkin dosyalar, klasik ceza yargılamalarından farklı olarak, hem ceza hukuku hem de bilişim hukuku bilgisi gerektiren özel bir inceleme alanı oluşturur. Aşağıda yer verilen beraat kararları, uygulamada hangi teknik ve hukuki tartışmaların belirleyici hâle geldiğini ortaya koymakta; NCMEC bildirimlerine dayalı yargılamaların tek boyutlu okunamayacağını somut biçimde göstermektedir.
NCMEC Bildirimi Üzerinden Açılan Dosyada “Unsur Yokluğu” Nedeniyle Beraat
NCMEC mağdurları açısından önemli örneklerden biri, İzmir 3. Çocuk Mahkemesi’nin 23/11/2023 tarihli beraat kararıdır. Dosya, NCMEC – 21937755 numaralı CyberTipline raporu üzerinden iletilen bir bildirimle başlamış; sosyal medya hesabı üzerinden müstehcen içerik gönderildiği iddiası ile TCK 226/3 kapsamında kamu davası açılmıştır.
Kararda yer aldığı üzere; NCMEC raporunda, “…” isimli bir Facebook hesabından 10/08/2015 tarihinde bir görselin çok sayıda hesaba gönderildiği bildirilmiş; bu bildirim üzerine IP verileri ve hat aboneliği gibi teknik bilgiler üzerinden tespit çalışmaları yapılmıştır. İncelemelerde, ilgili IP’nin bir internet aboneliğiyle eşleştirildiği, e-posta hesabına ilişkin yurtdışı servis sağlayıcıdan kayıt sorulduğu ve GSM hattı yönünden de abonelik araştırması yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada dikkat çeken noktalardan biri şudur: İnternet aboneliği ile eşleştirilen adres ile sanığın ikamet/ailesi arasında bir bağ kurulabilse de; GSM hattının aboneliğinin başka bir kişi üzerine olması ve paylaşımın yapıldığı hesap üzerinden fiilin kim tarafından işlendiğinin tartışmalı kalması, dosyanın teknik yönünü daha önemli hâle getirmiştir. Savunma, paylaşımın kendisi tarafından yapılmadığını, hesabın kendisine ait olmadığını ve üçüncü kişilerce hesabın açılmış olabileceğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, bütün bu süreç sonunda beraati “delil yetersizliği” veya “şüpheden sanık yararlanır” (CMK 223/2-e) gerekçesiyle değil; doğrudan “atılı suçun yasal unsurlarının oluşmaması” gerekçesiyle kurmuştur. Kararın en kritik cümlesi şu şekildedir:
“… yasal unsurları oluşmayan atılı suçtan suça sürüklenen çocuğun CMK’nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.”
Bu yönüyle karar, NCMEC mağdurları bakımından iki önemli mesaj içerir. Birincisi, NCMEC raporu soruşturmayı başlatabilir; ancak mahkeme aşamasında tartışma, yalnızca bildirimin varlığı üzerinden yürütülemez. İkincisi, somut olayda suçun kanuni tanımıyla örtüşen “unsur” tartışması doğru yerden kurulduğunda, mahkeme doğrudan unsur yokluğu üzerinden beraat kurabilmektedir.
Telefon İncelemesindeki “Cache” Verileri Mahkûmiyet İçin Yeterli Görülmedi – Asliye Ceza Mahkemesi Beraat Kararı
NCMEC mağdurları bakımından dikkat çekici bir diğer karar, NCMEC bildirimi üzerine başlatılan bir soruşturmada Soma 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 26.02.2025 tarihli beraat hükmüdür. Dosyada, bir sosyal medya hesabı üzerinden çocuklara ilişkin müstehcen içerik paylaşıldığı iddiası yer almakta; ayrıca sanığın kullandığı telefonda yapılan incelemede bazı görsel ve video dosyalarına rastlandığı belirtilmektedir.
Yargılama sürecinde sanık, sosyal medya hesabının kendisine ait olduğunu ancak paylaşımları kendisinin yapmadığını, hesabın üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabileceğini ve iş yerinde ortak kullanılan bir telefon üzerinden işlem yapıldığını savunmuştur. Savunmada ayrıca, telefonda tespit edilen içeriklerin bilinçli depolama sonucu değil, otomatik oluşan kayıtlar olabileceği vurgulanmıştır.
Dosyada belirleyici olan teknik tespit, kolluk birimlerince düzenlenen raporda söz konusu görüntülerin telefonun “cache” (önbellek) alanında bulunduğunun belirtilmesidir. Mahkeme, cache klasörlerinin dijital sistemlerde geçici veri depolama alanları olduğunu, silinen içeriklerin dahi burada iz bırakabildiğini ve bu tür verilerin kullanıcının bilinçli tasarrufu sonucu oluştuğunun her zaman kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir.
Mahkeme ayrıca, sanığın olaydan kısa süre sonra platform yönetimiyle iletişime geçerek hesabında kendisine ait olmayan işlemler bulunduğunu bildirmesini de dosya kapsamında dikkate almıştır. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın atılı suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı biçimde ortaya koyan somut delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
“…her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı, somut delil bulunmaması ve yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraatine…”
Bu karar, NCMEC mağdurları açısından özellikle önemlidir. Çünkü mahkeme, dijital materyalin bir cihazda bulunmasının tek başına mahkûmiyet için yeterli olmayacağını; bu verilerin nasıl oluştuğu, hangi koşullarda kaydedildiği ve kullanıcı iradesiyle bağlantısının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini açık biçimde göstermiştir. Dijital delillerde teknik arka planın doğru okunmadığı dosyalarda hatalı sonuçlara gidilebileceği; buna karşılık teknik analiz odaklı savunmaların yargılamanın yönünü değiştirebildiği bu kararda somut şekilde görülmektedir.
NAT IP ve Ele Geçirilmiş Hesap Savunması Beraat Getirdi – Asliye Ceza Mahkemesi Kararı
Dikkat çeken bir başka dosyada, yargılama bir sosyal medya platformu üzerinden yapıldığı iddia edilen paylaşımlara dayanmaktadır. Kişi, başlangıçta Instagram NCMEC Bildirimi almış ve buna ilişkin NCMEC raporu tanzimi sonrası başlatılan soruşturmada, ilgili sosyal medya hesabına tanımlı bir telefon hattı üzerinden sanığa ulaşılmış ve bu nedenle kamu davası açılmıştır.
Sanık, yargılama boyunca söz konusu paylaşımlarla ilgisinin bulunmadığını, önceki sosyal medya hesabının ele geçirildiğini ve paylaşımların bu süreçte yapılmış olabileceğini savunmuştur. Ayrıca aktif olarak kullandığı farklı bir hesabının bulunduğunu ve çalınan hesapla bağlantısının kalmadığını belirtmiştir.
Mahkeme incelemesinde teknik açıdan önemli iki husus öne çıkmıştır. İlk olarak, tespit edilen IP adresinin “NAT IP” niteliğinde olduğu ve bu tür IP’lerin doğrudan belirli bir kullanıcıyı kesin biçimde göstermediği değerlendirilmiştir. İkinci olarak ise, suça konu hesabın pasif durumda bulunması nedeniyle geriye dönük teknik doğrulama yapılamadığı anlaşılmıştır.
Dosyada ayrıca, sanığın hesabının daha önce ele geçirildiğine ilişkin platforma yaptığı başvuruların ve yazışmaların bulunduğu görülmüştür. Mahkeme, hesabın üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabileceği ihtimalinin dosya kapsamındaki delillerle çürütülemediğini özellikle vurgulamıştır.
“…hesabın bağlı bulunduğu telefon numarasının sanığa ait olmasının tek başına paylaşımı sanığın yaptığı anlamına gelmeyeceği; sanığın hesabın başkaları tarafından ele geçirildiğine ilişkin savunmasının çürütülemediği…”
Sonuç olarak Manisa 6. Asliye Ceza Mahkemesi 15.02.2024 tarihli kararında, sanığın atılı suçu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kanaatine ulaşmış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı vermiştir. Bu karar, NCMEC mağdurları açısından özellikle önemlidir. Çünkü yalnızca bir sosyal medya hesabı ile ilişkilendirilen telefon hattının varlığı, teknik ve somut delillerle desteklenmediği sürece mahkûmiyet için yeterli görülmemiştir.
Karar, dijital delillerde teknik doğrulama yapılmadan ve hesap güvenliği ihtimalleri araştırılmadan sonuca gidilmemesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. NCMEC bildirimlerine dayalı dosyalarda, hesap güvenliği, IP yapısı ve platform kayıtlarının niteliği yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.
Yalnızca Abonelik Sahibinin Tespiti Mahkûmiyet İçin Yeterli Görülmedi – Asliye Ceza Mahkemesi Beraat Kararı
NCMEC mağdurları açısından önemli dosyalardan birinde, bir iletişim uygulaması üzerinden çocuk müstehcenliği içeren içerik paylaşıldığına dair NCMEC bildirimi üzerine soruşturma başlatılmıştır. Bildirimde yer alan teknik veriler doğrultusunda, paylaşım sırasında kullanılan IP adresinin belirli bir internet aboneliğiyle eşleştiği tespit edilmiştir.
Sanık, yargılama boyunca söz konusu paylaşımlarla ilgisinin bulunmadığını, bir dönem internet bağlantısını şifresiz kullandığını ve üçüncü kişilerin bağlantıyı kullanmış olabileceğini savunmuştur. Dosyada, paylaşımı gerçekleştiren kullanıcıya ait doğrudan bir kimlik tespiti yapılamadığı, yalnızca internet aboneliği üzerinden bir eşleştirme bulunduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme değerlendirmesinde, teknolojik imkânlar nedeniyle bir IP adresine kullanıcı iradesi dışında erişim sağlanabileceği, cihazlar arasında istemli veya istem dışı bağlantı kurulabileceği ve sosyal medya hesaplarının üçüncü kişilerce ele geçirilebilme ihtimalinin bulunduğu özellikle vurgulanmıştır. Bu nedenle yalnızca abonelik sahipliğinin, fiilin sanık tarafından işlendiğini kesin olarak göstermeyeceği kabul edilmiştir.
“…bir IP adresine kullanıcısının rızası dışında erişim sağlanabilmesi, cihazlar arasında istemli veya istem dışı bağlantı kurulabilmesi ve hesapların üçüncü kişilerce ele geçirilebilmesi ihtimalleri dikkate alındığında somut olayda şüpheli bir durum bulunduğu…”
Mahkeme, ceza yargılamasının temel ilkesi olan in dubio pro reo (şüpheden sanık yararlanır) kuralını hatırlatarak; mahkûmiyetin ihtimale değil, kesin ispata dayanması gerektiğini belirtmiştir. Dosyada, sanığın paylaşımları bizzat gerçekleştirdiğini her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya koyan bir delil bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Tüm bu nedenlerle, Selçuk 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2024 tarihli hükmü ile sanık hakkında CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir. Bu karar, NCMEC mağdurları bakımından önemlidir. Çünkü mahkeme, yalnızca IP–abonelik eşleşmesine dayalı isnadın mahkûmiyet için yeterli olmadığını; failin fiille somut biçimde ilişkilendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Bulut Depolama Hesabı ve GSM Eşleşmesi Mahkûmiyet İçin Yeterli Görülmedi – Asliye Ceza Mahkemesi Beraat Kararı
NCMEC mağdurları açısından dikkat çeken bir başka dosyada, çocuk müstehcenliği içeren bir videonun bir bulut depolama hesabına indirildiği/depolandığı yönünde NCMEC bildirimi üzerine soruşturma başlatılmıştır. Bildirimde, ilgili hesaba ait e-posta adresleri ve doğrulama yapılan GSM hatlarına yer verilmiş, bu bilgiler üzerinden sanığa ulaşılmıştır.
Soruşturma aşamasında sanığın söz konusu bulut depolama hesabını kullandığını kabul ettiği, ancak yargılama aşamasında suçlamaları reddettiği görülmektedir. Sanık, suça konu videoyu indirmediğini, çocuk istismarına yönelik içeriklerle ilgisinin bulunmadığını ve önceki beyanlarının yanlış anlaşılmış olabileceğini ifade etmiştir.
Dosyada yer alan teknik incelemelerde, bildirime konu IP adreslerinden birinin bir şirkete ait çıkması ve dijital verilerin kullanıcı iradesiyle mi yoksa farklı yollarla mı oluştuğunun netleştirilememesi mahkemenin değerlendirmesinde önem kazanmıştır. Yargılama sırasında alınan ayrıntılı bilirkişi raporu da isnadı kesinleştiren bir tespit ortaya koymamıştır.
Mahkeme, dijital delillerde yalnızca hesap sahipliği veya doğrulama yapılan GSM hatlarının varlığının fiilin sanık tarafından işlendiğini kesin biçimde göstermeye yetmeyeceğini değerlendirmiştir. Özellikle bulut depolama sistemlerinde içeriklerin farklı kaynaklardan aktarılabilmesi ve kullanıcı iradesi dışında oluşabilecek kayıt ihtimalleri dikkate alınmıştır.
“…mahkûmiyete yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın CMK 223/2-e maddesi gereğince beraatine…”
İşbu gerekçelerle İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesi 24.04.2025 tarihli ilamı ile, isnadı kesinleştiren teknik ve somut delil bulunmadığı kanaatine ulaşmış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükmü kurmuştur. Karar, NCMEC mağdurları bakımından; yalnızca NCMEC bildirimi, hesap eşleşmesi veya GSM doğrulamasına dayanılarak mahkûmiyet tesis edilemeyeceğini, dijital delillerde fail ile fiil arasındaki bağın teknik olarak ortaya konulmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.
NAT IP ve Tanık Beyanı Beraat Sonucunu Doğurdu – Asliye Ceza Mahkemesi Kararı
NCMEC mağdurları bakımından dikkat çeken dosyalardan birinde, bir sosyal medya hesabı üzerinden müstehcen içerik gönderildiğine ilişkin NCMEC bildirimi üzerine soruşturma başlatılmıştır. Bildirimde, bir sosyal medya hesabından başka bir kullanıcıya çocuk müstehcenliği içeren bir video gönderildiği iddia edilmiştir.
Yapılan araştırmalarda bildirime konu IP adreslerinin NAT IP niteliğinde olduğu, yani aynı zaman diliminde birden fazla kullanıcıya tahsis edilebilen IP yapısında bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durum, IP adresinin tek başına belirli bir kullanıcıyı kesin biçimde göstermesini teknik olarak zorlaştırmaktadır.
Sanık, söz konusu sosyal medya hesabının kendisine ait olduğunu kabul etmekle birlikte, iddia edilen paylaşımı hatırlamadığını, iş yerinde telefonların ortak alanlarda bırakıldığını ve telefonunun şifresiz olduğunu, bu nedenle üçüncü kişilerce kullanılmış olabileceğini beyan etmiştir. Yargılama sırasında dinlenen tanık ise kendisine böyle bir içerik gönderildiğini hatırlamadığını ifade etmiştir.
Mahkeme değerlendirmesinde, dijital verinin hangi cihazdan ve kim tarafından gönderildiğinin teknik olarak ortaya konulamadığına dikkat çekmiştir. Dosyada, paylaşımın sanık tarafından yapıldığını kesin biçimde gösteren bir cihaz incelemesi veya kullanıcı doğrulaması bulunmadığı vurgulanmıştır.
“…soyut iddia dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği…”
Bu gerekçelere dayanarak İzmir 30. Asliye Ceza Mahkemesi, isnadı kesinleştiren teknik ve doğrudan delil bulunmadığı kanaatine ulaşmış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükmü kurmuştur. Karar, NCMEC mağdurları açısından; NAT IP verisinin ve tek başına hesap sahipliğinin mahkûmiyet için yeterli görülmediğini, dijital delillerde fail-fiil bağının teknik olarak ortaya konulmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.
Yurt Dışı IP ve Onaylı Hat Tespiti Yapılamaması Beraat Getirdi – Asliye Ceza Mahkemesi Kararı
İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada, bir sosyal medya hesabı üzerinden çocuklara ilişkin müstehcen fotoğraflar paylaşıldığı yönünde NCMEC raporu üzerine soruşturma başlatılmıştır. Bildirimde, belirli bir sosyal medya hesabından çok sayıda müstehcen fotoğraf paylaşıldığı iddiası yer almıştır.
Yürütülen soruşturmada, bildirime konu IP adreslerine ilişkin kayıtların bulunamadığı, ayrıca paylaşımların yapıldığı hesaba bağlı onaylı cep telefonu hattına ilişkin net bir teknik tespit yapılamadığı anlaşılmıştır. Dosyada yer alan bilirkişi raporunda da, paylaşımların hangi cihazdan ve hangi kullanıcı tarafından gerçekleştirildiğinin teknik olarak ortaya konulamadığı belirtilmiştir.
Sanık, yargılama boyunca söz konusu paylaşımları kendisinin yapmadığını, hesabın bir dönem kardeşi tarafından kullanıldığını ve daha sonra hesabın ele geçirilmesi nedeniyle erişimin kaybedildiğini savunmuştur. Sanığın bu savunmaları yargılama boyunca istikrarlı biçimde tekrar ettiği görülmüştür.
Mahkeme değerlendirmesinde özellikle iki husus belirleyici olmuştur: Paylaşım yapılan IP adreslerinin yurt dışı bağlantılı olması ve paylaşımların yapıldığı hesabın onaylı cep telefonu hattı ile sanık arasında kesin bir bağ kurulamaması. Bu teknik eksiklikler, fail-fiil ilişkisinin net biçimde kurulmasını engellemiştir.
“…paylaşımın yapıldığı hesabın onaylı cep telefonu olduğuna yönelik bir tespitin olmayışı ve paylaşım yapılan IP adreslerinin yurt dışı bağlantılı olması sebebiyle sanık hakkında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği…”
İşbu gerekçelerle mahkeme, varsayımlara dayalı mahkûmiyet kurulamayacağını vurgulamış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükmü kurmuştur. Karar, NCMEC mağdurları bakımından; IP verisi ve hesap eşleşmelerinin tek başına yeterli görülmediğini, dijital delillerde fail ile fiil arasındaki bağın teknik olarak ortaya konulmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.
Hesap Eşleşmeleri ve Akraba Adresindeki IP Kullanımı Mahkûmiyet İçin Yeterli Görülmedi – Asliye Ceza Mahkemesi Beraat Kararı
İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada, bir sosyal medya uygulaması üzerinden çocuk müstehcenliği içeren videoların alenen paylaşıldığına dair NCMEC bildirimi üzerine soruşturma başlatılmıştır. Bildirimde, paylaşımların belirli bir kullanıcı hesabı üzerinden yapıldığı, bu hesaba bir GSM hattı ve e-posta adresi tanımlandığı, ayrıca paylaşımlar sırasında kullanılan IP adresinin belirli bir konuma ait olduğu bildirilmiştir
Soruşturma sürecinde GSM hattı ve e-posta adresi ile sanık arasında bağlantı kurulmuş; IP adresinin ise sanığın akrabasına ait bir internet aboneliğine kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Sanık, paylaşımları kendisinin yapmadığını, hesabı iletişim amacıyla kullandığını, bazı linklere tıkladıktan sonra cihazına zararlı yazılım bulaşmış olabileceğini ve banka hesaplarında da benzer güvenlik sorunları yaşadığını savunmuştur
Mahkeme değerlendirmesinde, ceza yargılamasında mahkûmiyetin ihtimale değil kesin ispata dayanması gerektiği vurgulanmıştır. Masumiyet karinesi ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi çerçevesinde; dijital delillerde hesap bilgileri, GSM eşleşmeleri ve IP verilerinin tek başına fail-fiil ilişkisini kesin olarak göstermeyeceği belirtilmiştir
“…müsnet suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden…”
İşbu gerekçelerle mahkeme, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı kanaatine ulaşmış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükmü kurmuştur. Karar, NCMEC mağdurları açısından; hesap bilgilerinin ve IP eşleşmelerinin tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemeyeceğini, dijital delillerde failin fiille teknik olarak ilişkilendirilmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir.
İzmir BAM 14. Ceza Dairesi’nden NCMEC Dosyalarında Emsal Nitelikte Beraat
NCMEC mağdurları bakımından en güçlü ve yol gösterici kararlardan biri, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi tarafından verilen istinaf kararıdır. Bu kararda Daire, ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararını kaldırmış; sanık hakkında doğrudan beraat hükmü kurmuştur.
Dosya, NCMEC’in CyberTipline sistemi üzerinden iletilen bildirim üzerine açılmış; bir sosyal medya hesabı üzerinden çocukların yer aldığı müstehcen videolar paylaşıldığı iddiasına dayanmıştır. İlk derece mahkemesi hapis cezası tayin etmiş ve HAGB uygulanmasına karar vermiş; ancak bu karar sanık müdafii tarafından istinaf edilmiştir.
İzmir BAM 14. Ceza Dairesi incelemesinde, mahkûmiyet için aranan standardı doğrudan belirleyen teknik eksiklikleri açık biçimde gerekçelendirmiştir. Kararda özellikle şu hususlar öne çıkmaktadır:
- Paylaşım sırasında kullanılan IP bilgisinin NAT IP niteliğinde olması nedeniyle kullanıcı tespitine elverişli olmaması,
- Sanığın cep telefonu dahil dijital materyallerinde inceleme yapılmamış olması,
- Suça konu paylaşıma ilişkin somut teknik tespitin bulunmaması.
Daire, bu tablo karşısında sanığın paylaşımları yaptığına ilişkin her türlü şüpheden arınmış, somut ve kesin delil bulunmadığını belirtmiş; şüphe giderilemediği sürece mahkûmiyet kurulamayacağını vurgulamıştır.
“…mahkûmiyetini gerektirir, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği…”
Kararın bir diğer kritik yönü, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmaksızın dosya üzerinden beraat kararı verebileceğini, CMK 280 ve 303 hükümleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına dayanarak ayrıntılı şekilde temellendirmesidir. Böylece Daire, dosyanın yeniden yargılama yapılmadan da beraat ile sonuçlandırılabileceğini kabul ederek “etkin istinaf” yaklaşımını somutlaştırmıştır.
İşbu gerekçelerle İzmir BAM 14. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırmış ve CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı vermiştir. Bu karar, NCMEC mağdurları açısından yalnızca bir beraat örneği değil; NAT IP ve dijital inceleme eksikliği gibi teknik başlıkların mahkûmiyet standardını nasıl doğrudan etkilediğini gösteren, yüksek değerli bir emsal niteliğindedir.
NCMEC Dosyalarında Savunmanın Esasları
NCMEC mağdurları bakımından incelenen beraat kararları birlikte değerlendirildiğinde, yargı mercilerinin dijital delillere yaklaşımında belirli ortak ölçütlerin öne çıktığı görülmektedir. Bu dosyalar klasik ceza yargılamalarından farklı olarak teknik altyapı bilgisi gerektirir ve savunmanın da bu teknik zeminde kurulması gerekir. Aşağıda yer verilen başlıklar, uygulamada beraatle sonuçlanan dosyalarda öne çıkan ortak savunma eksenlerini ortaya koymaktadır.
1. IP Verisinin Tek Başına Faili Göstermeyeceği Gerçeği
Birçok dosyada IP adresi tespiti soruşturmanın temel dayanağı olsa da mahkemeler, IP verisinin doğrudan kişiyi göstermediğini kabul etmektedir. NAT IP kullanımı, paylaşımlı ağlar, işyeri veya aile internetleri ve dinamik IP tahsisi gibi faktörler, IP bilgisini ancak yardımcı veri hâline getirir. Failin kimliğini kesinleştiren unsur olarak kabul edilmemektedir.
2. Hesap Sahipliği ile Fiil Sahipliğinin Ayrı Kavramlar Olduğu
Sosyal medya hesabının bir kişiye ait olması, o hesap üzerinden yapılan her işlemin de o kişi tarafından yapıldığı anlamına gelmemektedir. Hesap ele geçirilmesi, ortak kullanım, şifre paylaşımı ve üçüncü kişilerce erişim ihtimali, yargı kararlarında dikkate alınan hususlardır. Mahkemeler, hesabın kime ait olduğundan ziyade paylaşımı kimin yaptığına odaklanmaktadır.
3. Dijital Materyal İncelemesinin Belirleyici Rolü
Telefon, bilgisayar ve diğer dijital cihazlar üzerinde yapılmayan incelemeler, birçok dosyada mahkûmiyet standardını karşılamayan eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Cihazda içerik bulunmaması, cache kayıtlarının otomatik oluşabilmesi veya verinin kaynağının belirlenememesi, fail-fiil bağını zayıflatmaktadır.
4. NCMEC Raporlarının İhbar Niteliği
NCMEC raporları soruşturmayı başlatan önemli bildirimlerdir; ancak mahkûmiyet için tek başına yeterli delil olarak kabul edilmemelidir. Bu raporlar, teknik doğrulama ve ulusal soruşturma verileriyle desteklenmediği sürece kesin ispat oluşturmaz. Yargı kararları, bildirimin içeriğinden çok, bildirimin somut delillerle desteklenip desteklenmediğine odaklanmalıdırç
5. Masumiyet Karinesi ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
İncelenen tüm beraat kararlarında ortak nokta, ceza yargılamasında mahkûmiyetin ihtimale değil kesin ispata dayanması gerektiği yönündeki vurgudur. Şüphe giderilemediğinde beraat kararı verilmesi gerektiği yönündeki evrensel ilke, NCMEC dosyalarında da belirleyici olmalıdır.
Bu çerçevede NCMEC raporuna dayalı müstehcenlik davaları, savunmanın teknik bilgiyle desteklenmesini zorunlu kılan özel bir alan hâline gelmiştir. IP yapıları, hesap güvenliği, veri bütünlüğü ve cihaz incelemeleri gibi başlıklar doğru yerden tartışıldığında, dosyanın yönü değişebilmektedir. İncelenen emsal kararlar, ceza yargılamasında dijital delillerin sınırlarını ve ispat standardının yüksekliğini açık biçimde göstermektedir.
NCMEC Dosyalarına İlişkin Yargılamalarda Gözden Kaçırılmaması Gereken Çerçeve
NCMEC mağdurları bakımından incelenen yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir: Bu dosyalar, klasik müstehcenlik yargılamalarından farklı olarak yoğun teknik bilgi ve dikkat gerektiren dosyalardır. Uygulamada zaman zaman NCMEC bildiriminin varlığının tek başına güçlü delil olduğu yönünde bir kabul oluşabilmektedir. Oysa ceza yargılamasında belirleyici olan, bildirimin varlığı değil; bildirimin somut, denetlenebilir ve sanıkla doğrudan bağlantı kuran teknik verilerle desteklenip desteklenmediğidir.
İncelenen beraat kararlarında mahkemelerin özellikle üzerinde durduğu husus, dijital delillerin doğası gereği hata ve karışma ihtimali barındırdığıdır. Paylaşımlı IP kullanımı, NAT IP yapıları, hesap ele geçirilmesi ihtimali, ortak cihaz kullanımı ve otomatik veri kayıt mekanizmaları, fail tespitini teknik bir mesele hâline getirmektedir. Bu nedenle mahkûmiyetin yalnızca olasılıklara veya yüzeysel eşleşmelere dayandırılması mümkün görülmemektedir.
Bu kararların ortaya koyduğu ortak yaklaşım, ceza yargılamasının evrensel ilkeleriyle uyumludur: Mahkûmiyet ihtimale değil kesin ispata dayanır; şüphe giderilemediğinde sanık lehine değerlendirme yapılır. Dijital çağda bu ilkenin uygulama alanı daha görünür hâle gelmiştir. NCMEC kaynaklı dosyalar da bu çerçevenin dışında değildir.
Uygulama göstermektedir ki; teknik altyapıyı doğru okuyan, dijital delilin sınırlarını bilen ve fail-fiil bağının somut biçimde ortaya konulup konulmadığını doğru yerden tartışan savunmalar, yargılamanın seyrini değiştirebilmektedir. Bu nedenle NCMEC dosyaları, yalnızca ceza hukuku bilgisiyle değil; bilişim hukuku ve dijital delil mantığıyla birlikte ele alınması gereken özel bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yukarıda örneklerini sunduğumuz emsal kararlar, NCMEC mağdurları bakımından yargı mercilerinin yaklaşımını somut biçimde ortaya koymaktadır. Dijital delillerin sınırları doğru çizildiğinde, ceza yargılamasında ispat standardının ne denli yüksek olduğu daha net anlaşılmaktadır. NCMEC dosyalarının değerlendirilmesinde teknik gerçeklik ile hukuki standart arasındaki dengenin korunması, adil yargılanma hakkının doğal bir sonucudur.
Av. Ramazan Sertan Safsöz
Avukat bey İzmir bam kararı kesin karar mıydı kedinleşti mi
Çok ama çok değerli kararlar avukat bey her olaya dair ayrı ayrı paylaşmışsınız tebrikler.