Evlenmemiş çiftlerin hakları konusu, pratikte çok sık karşımıza çıkıyor. Aynı evde yaşamak, uzun süreli bir ilişki yürütmek, ortak harcama yapmak veya birlikte bir gelecek planlamak, hayatın içinde “aile” hissi yaratabiliyor. Ancak hukuk, çoğu alanda duygusal bağa değil, resmi statüye bakıyor. Bu nedenle evlilik dışı birlikte yaşamda, doğru bilgiye sahip olmak hak kaybı riskini ciddi biçimde azaltır.
Bu yazıda birlikte yaşayan ancak resmi nikâhı bulunmayan çiftlerin hangi alanlarda hak sahibi olabildiğini, hangi alanlarda ise sistemin evliliği şart koştuğunu anlatacağım. Özellikle mal paylaşımı, miras, çocuk, korunma tedbirleri ve günlük hayatta sık yaşanan “kayıt–ispat” problemleri üzerinde duracağız.
Evlenmemiş çiftlerin hukuki konumu
Türk hukukunda evlilik, taraflara sadece “aile” statüsü kazandırmaz; aynı zamanda çok sayıda özel hakkın ve korumanın kapısını açar. Buna karşılık, evlilik olmadan birlikte yaşamak tek başına “eş” sıfatı doğurmaz. Bu ayrım, en basit örneklerle bile kendini gösterir: Mirasçılık, nafaka, edinilmiş mallara katılma gibi pek çok hak, kural olarak resmi evliliğe bağlanmıştır.
Bununla birlikte, evlenmemiş çiftler tamamen “hukuksuz” değildir. Hukuk, bazı alanlarda evlilik dışı birlikteliklere de çözüm üretir. Örneğin iki kişinin birlikte para koyarak mal edinmesi, borçlar hukukunun genel hükümleri kapsamında değerlendirilir. Benzer şekilde şiddet veya tehdit gibi durumlarda koruma mekanizmaları yalnızca evlilere özgü değildir.
Bu nedenle “evlenmemiş çiftlerin hakları var mı?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Doğru yaklaşım şudur: Bazı haklar yalnızca evlilikle gelir; bazı haklar ise genel hukuk kurallarıyla, somut olayın ispatına bağlı olarak korunabilir.
Birlikte yaşamak hukuken suç mu?
Birlikte yaşamak, yani resmi nikâh olmaksızın aynı evde yaşamak, Türk hukukunda kural olarak suç değildir. İki yetişkinin rızaya dayalı birlikteliği, ceza hukuku anlamında başlı başına bir yaptırım doğurmaz. Bu noktada asıl mesele, birlikte yaşamanın “suç” olup olmaması değil; bazı işlemlerde resmi statü aranması nedeniyle günlük hayatta yaşanan güçlüklerdir.
Örneğin hastanede refakat, sağlık bilgilerine erişim veya acil durumlarda karar verme gibi konularda evlilik dışı partner, çoğu zaman resmi “yakın” kabul edilmez. Aynı şekilde ölüm halinde yasal mirasçılık doğmadığı için, uzun yıllar birlikte yaşayan kişi kendiliğinden mirasçı olmaz. Bu durum, “hak yok” anlamına gelmez; ancak hakkın doğması için farklı bir hukuki araç kullanmak gerekir.
Özetle birlikte yaşamak cezai bir sorun yaratmaz; fakat bazı alanlarda evlilik statüsünün sağladığı otomatik haklar bulunmadığı için, hak arama yolları daha çok ispat ve belgelendirme üzerinden ilerler.
Nafaka meselesi
Evlenmemiş çiftlerin hakları konuşulurken en sık sorulan konulardan biri nafakadır. Hukukumuzda nafaka hakkı kural olarak evlilik ilişkisine dayanır. Bu nedenle resmi nikâh olmadan birlikte yaşayan kişiler arasında, ayrılık sonrası “eş nafakası” talep edilemez.
Uzun süre birlikte yaşamak, ekonomik olarak birbirine destek olmak veya fiilen aile hayatı kurmak tek başına nafaka hakkı doğurmaz. Kanun burada açık biçimde evlilik bağını esas alır.
Örnek: On yıl birlikte yaşayan bir çift düşünelim. Taraflardan biri çalışmamış ve diğerinin maddi desteğiyle hayatını sürdürmüş olsun. Ayrılık halinde, evli olmadıkları için yoksulluk nafakası talep edilemez.
Bu durum çoğu zaman adaletsiz gibi algılansa da, mevcut sistem nafakayı evlilik statüsüne bağlamıştır. Bu nedenle birlikte yaşayan çiftlerde ekonomik dengeyi korumak için farklı hukuki araçlara başvurmak gerekebilir.
Tazminat ihtimali
Evlenmemiş çiftler arasında klasik anlamda “boşanma tazminatı” söz konusu olmaz. Ancak bu, hiçbir maddi talepte bulunulamayacağı anlamına gelmez. Genel hukuk kuralları çerçevesinde haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme iddiaları gündeme gelebilir.
Örnek: Partnerinin adına kredi çekip tüm borcu tek başına ödeyen bir kişi, bu paranın karşılıksız kalması halinde alacak talep edebilir.
Örnek: Bir partnerin diğerine yönelik sistematik biçimde dolandırıcılık suçu işlemesi, para alıp geri ödememesi veya ekonomik istismar uygulaması durumunda maddi talep gündeme gelir.
Örnek: Şiddet, tehdit veya özel hayatın ihlali gibi durumlarda manevi tazminat talep edilebilir. Bu tür talepler evlilik şartına bağlı değildir.
Bu noktada belirleyici olan, taraflardan birinin diğerine hukuka aykırı zarar verip vermediğidir.
Miras hakkı var mı?
Evlenmemiş çiftler açısından en net sınır miras hukukunda ortaya çıkar. Resmi nikâh yoksa, partnerler yasal mirasçı değildir. Yani uzun yıllar birlikte yaşamak, kendiliğinden miras hakkı doğurmaz.
Örnek: Yirmi yıl birlikte yaşayan bir çift düşünelim. Taraflardan biri vefat ettiğinde, sağ kalan partner otomatik olarak mirasçı olmaz. Miras, yasal mirasçılara gider.
Bu durumun tek istisnası, kişinin sağlığında yaptığı vasiyetname veya miras sözleşmesidir. Partner lehine düzenlenen bir vasiyetname, mirastan pay alınmasını sağlayabilir.
Örnek: Kişi, noterde düzenlediği vasiyetname ile malvarlığının bir kısmını partnerine bırakabilir. Bu durumda partner mirastan pay alabilir; ancak saklı paylı mirasçıların hakları korunur.
Uygulamada yapılan en büyük hata, “zaten birlikte yaşıyoruz, sorun olmaz” düşüncesidir. Miras hukuku resmi statüye bakar ve duygusal birlikteliği ölçüt almaz.
Çocuk varsa hukuki durum
Evlenmemiş çiftlerin hakları bakımından en hassas alan çocukla ilgili konulardır. Çünkü burada tartışma, yetişkinlerin ilişkisinden çok, çocuğun korunması üzerinden yürür. Resmi nikâh bulunmasa bile çocuk, hukuk düzeninde her durumda korunur. Ancak ebeveynlerin hak ve yükümlülükleri, özellikle soybağı kurulup kurulmadığına göre değişir.
Önce soybağı: “Baba kim?” sorusu neden belirleyici
Evlenmemiş çiftlerde anne açısından soybağı genellikle tartışma konusu olmaz. Çocuk anneden doğduğu için, annenin soybağı kendiliğinden kurulur. Asıl tartışma, baba yönünden soybağının nasıl kurulacağıdır.
Çünkü babalık bağı kurulmadan, babanın çocuk üzerinde velayet, kişisel ilişki veya bazı hakları doğmaz. Buna karşılık, soybağı kurulmadan çocuğun nafaka, miras ve bazı sosyal haklara erişimi de zayıflar.
Babalık tanıma ile kurulabilir
Evlenmemiş çiftlerde en pratik yol, babanın çocuğu tanımasıdır. Tanıma, babanın çocuğu kendi çocuğu olarak kabul ettiğini resmi şekilde beyan etmesidir. Tanıma yapıldığında, baba-çocuk soybağı kurulur.
Örnek: Çocuk doğduktan sonra baba nüfusa gidip tanıma işlemini yapar. Bu işlem tamamlandığında çocuk, babanın nüfusuna kaydedilir ve soybağı kurulur.
Tanıma, her dosyada “sorunsuz” ilerlemez. Bazı durumlarda tanımaya itiraz gündeme gelebilir. Bu nedenle tanıma işleminin, çocuğun ve ebeveynlerin hukuki durumunu nasıl etkilediği iyi bilinmelidir.
Babalık davası ile soybağı kurulabilir
Baba tanıma yapmıyorsa veya baba olduğuna dair tartışma varsa, soybağı babalık davası ile kurulabilir. Bu dava çoğu zaman DNA incelemesiyle sonuçlanır.
Örnek: Anne, babanın çocuğu kabul etmediğini söylüyorsa, babalık davası açarak soybağının kurulmasını talep edebilir. Mahkeme, DNA testi dahil olmak üzere delilleri değerlendirir.
Bu davaların en önemli tarafı, soybağı kurulunca sadece “baba adı” yazılmaz; aynı zamanda çocuğun nafaka ve miras gibi hakları da güçlenir.
Baba öldüyse ne olur?
Uygulamada sık karşılaşılan ihtimallerden biri, baba olduğu iddia edilen kişinin vefat etmesidir. Bu durumda da soybağı kurulması tamamen imkânsız değildir. Dosya, çoğu kez mirasçılarla ihtilaflı hale gelir.
Örnek: Baba vefat etmiş, çocuk nüfusta babasız görünüyor ve anne babanın bu kişi olduğunu ileri sürüyor. Bu durumda soybağının kurulması için dava açılır; gerekirse baba yakınlarından DNA örnekleri üzerinden değerlendirme yapılabilir.
Bu tür dosyalarda, çocuk açısından hem soybağı hem de ileride miras hakları açısından doğru hukuki adım önemlidir.
Soybağı kurulunca neler değişir?
Soybağı kurulduğunda, baba ile çocuk arasında hukuki bağ oluşur. Bu bağın üç temel sonucu öne çıkar:
1) Çocuk, babadan mirasçı olabilir.
2) Baba, çocuğun giderlerine nafaka ile katılmak zorunda kalabilir.
3) Baba ile çocuk arasında kişisel ilişki ve bazı ebeveynlik hakları doğar.
Bu nedenle “tanıma” veya “babalık davası” yalnızca nüfus kaydı meselesi değildir. Çocuğun tüm geleceğini etkileyen bir hukuki temel kurar.
Velayet: Evlenmemiş çiftlerde genel görünüm
Velayet konusunda evlilik dışı çocuklarda uygulamada temel yaklaşım şudur: Çocuğun velayeti çoğu zaman anne üzerinde görünür. Ancak soybağı kurulduktan sonra babanın da çocuğa ilişkin talepleri gündeme gelebilir.
Mahkeme, velayet kararlarında yetişkinlerin ilişkisinden çok, çocuğun üstün yararına bakar. Bu nedenle her dosyada tek tip sonuç beklemek doğru olmaz.
Örnek: Anne çocuğun bakımını düzenli yürütüyor, çocuk anne yanında istikrarlı bir hayata sahipse, velayetin annede kalması daha olasıdır.
Örnek: Çocuğun ihmal edildiği, bakımın sağlanamadığı veya ciddi risklerin bulunduğu bir dosyada, mahkeme velayete ilişkin farklı bir değerlendirme yapabilir.
Kişisel ilişki: Baba çocuğu görebilir mi?
Evlenmemiş çiftlerde “ayrıldık, artık çocukla görüşemezsin” yaklaşımı hukuken doğru değildir. Soybağı kurulmuşsa baba, çocukla kişisel ilişki kurulmasını talep edebilir. Bu ilişki, mahkemece çocuğun yaşına ve şartlara göre düzenlenir.
Örnek: Küçük yaşta bir çocuk için kısa süreli ve sık görüşmeler uygun görülebilir. Çocuk büyüdükçe görüşme düzeni değişebilir.
Örnek: Şiddet iddiası veya çocuğun güvenliği açısından risk varsa, görüşme refakatli düzenlenebilir.
Bu tür düzenlemelerde amaç, ebeveynlerin “hak” yarışına girmesi değil, çocuğun güvenli ve sağlıklı ilişki kurabilmesidir.
İştirak nafakası: Çocuğun giderlerine katılma
Çocuğun bakım giderleri, okul masrafları, sağlık harcamaları ve günlük ihtiyaçları vardır. Ebeveynler birlikte yaşamasa bile bu giderler ortadan kalkmaz. Soybağı kurulduğunda, çocuk için iştirak nafakası talep edilebilir.
Örnek: Anne çocuğa tek başına bakıyor ve baba giderlere katılmıyorsa, mahkemeden çocuğun ihtiyaçları ve babanın ekonomik gücü dikkate alınarak nafaka talep edilebilir.
Örnek: Baba düzensiz gelir beyan ediyor veya gelirini düşük göstermeye çalışıyorsa, mahkeme yaşam standardı, harcamalar ve diğer veriler üzerinden değerlendirme yapabilir.
Nafaka miktarında temel ölçüt, çocuğun ihtiyacı ile ebeveynlerin ödeme gücünün birlikte değerlendirilmesidir.
Doğum giderleri ve gebelik sürecine ilişkin talepler
Uygulamada bazen “doğum masraflarını kim karşılayacak?” sorusu da gündeme gelir. Soybağı tartışması bulunan dosyalarda, gebelik ve doğum giderlerine ilişkin talepler ayrıca değerlendirilir. Bu taleplerin dayanağı, somut olayın özelliklerine göre değişir.
Örnek: Gebelik sürecinde yapılan tıbbi harcamalar, doğum masrafları ve bazı zorunlu giderler için karşı taraftan katkı talep edilmesi gündeme gelebilir.
Bu tür taleplerde belge (fatura, ödeme kaydı) önemli rol oynar.
Çocuğun soyadı ve nüfus kaydı
Soybağı kurulduğunda çocuğun nüfus kaydı, baba adı ve soyadı konuları da pratikte tartışma yaratabilir. Burada her dosyanın kendi dinamiği vardır. Mahkeme ve nüfus işlemleri, soybağına ilişkin hukuki sonuca göre şekillenir.
Örnek: Tanıma yapılınca çocuk babanın nüfusuna geçebilir ve soyadı değişebilir. Bu süreçte anne ve babanın rızası, mevcut kayıtlar ve çocuğun yararı gibi unsurlar gündeme gelir.
Uluslararası boyut: Ebeveynlerden biri yurtdışındaysa
Evlenmemiş çiftlerde ebeveynlerden birinin yurtdışında yaşaması sık görülen bir durumdur. Bu durumda soybağı, nafaka ve kişisel ilişki meseleleri hem ispat hem de tebligat ve uygulama açısından daha teknik hale gelir.
Örnek: Baba yurtdışında yaşıyor ve çocuğu tanımıyor olabilir. Babalık davası açıldığında tebligat ve DNA süreci uzayabilir. Buna rağmen çocuğun hakları korunur ve süreç ilerletilebilir.
Örnek: Nafaka hükmünün yurtdışında tahsili gerekiyorsa, uluslararası prosedürler gündeme gelebilir. Bu durumda planlama daha baştan yapılmalıdır.
En kritik pratik nokta: İspat ve kayıt düzeni
Evlenmemiş çiftlerde çocukla ilgili dosyaların çoğunda asıl problem, “ilişki vardı” cümlesinin ötesine geçememektir. Mahkemeler, soybağı ve nafaka gibi konularda somut delile bakar.
Örnek: Birlikte yaşandığını gösteren adres kayıtları, ortak fotoğraflar, yazışmalar, tanık anlatımları, birlikte yapılan harcamalar, hastane kayıtları ve benzeri veriler dosyayı güçlendirebilir.
Çocuğun hak kaybı yaşamaması için, soybağı sürecinin doğru yürütülmesi ve taleplerin doğru hukuki zemine oturtulması gerekir. Bu alan, “nasıl olsa aynı evdeydik” mantığıyla ilerlemeye uygun değildir.
Sosyal güvenlik ve resmi işlemlerde durum
Evlenmemiş çiftlerin hakları günlük hayatta en çok resmi işlemler sırasında sorgulanır. Çünkü birçok kamu kurumu ve özel kuruluş, “eş” sıfatını resmi evliliğe bağlar. Bu durum birlikte yaşayan çiftler açısından pratik zorluklar yaratır.
Bu alan, ceza veya yaptırım konusu değildir; daha çok “yetki” ve “resmi yakınlık” meselesidir. Yani sorun hukuka aykırılık değil, resmi statü eksikliğidir.
SGK ve sağlık güvencesi
Evlenmemiş partnerler, birbirleri üzerinden otomatik olarak genel sağlık sigortası hakkı kazanamaz. Evlilerde mümkün olan “eş üzerinden sağlık güvencesi” sistemi, evlilik dışı birlikteliklerde uygulanmaz.
Örnek: Sigortalı çalışan bir kişinin resmi nikâhlı eşi, sağlık güvencesinden yararlanabilirken; birlikte yaşadığı ancak evli olmadığı partneri bu haktan yararlanamaz.
Bu nedenle evlenmemiş çiftlerde her bireyin kendi sigortalılık statüsünü ayrıca güvence altına alması gerekir.
Hastane ve acil durum kararları
Hastanelerde kritik durumlarda “yakın” kavramı önem kazanır. Resmi evlilik yoksa partner, çoğu zaman hukuken birinci derece yakın sayılmaz. Bu durum bilgi alma ve karar süreçlerinde sınırlama yaratabilir.
Örnek: Yoğun bakımda yatan bir kişinin tıbbi durumuna ilişkin detaylı bilgi genellikle aile bireyleriyle paylaşılır. Partner, resmi yakınlık yoksa ikinci planda kalabilir.
Örnek: Ameliyat onayı veya tedavi tercihleri gibi konularda, partnerin söz hakkı her zaman kabul edilmeyebilir.
Bu tür riskler nedeniyle bazı kişiler vekâletname düzenleyerek belirli konularda yetki tanımlamayı tercih eder.
Adres kayıtları ve kiracılık ilişkisi
Aynı evde yaşamak, tek başına kiracılık hakkı doğurmaz. Kira sözleşmesinde kimin adı varsa, hukuken kiracı odur.
Örnek: Ev yalnızca bir partner adına kiralanmışsa, ayrılık halinde diğer partner “ben de burada yaşıyordum” diyerek otomatik bir hak ileri süremez.
Örnek: Depozito tek kişi tarafından ödenmişse, iade de kural olarak o kişiye yapılır.
Bu nedenle uzun süreli birlikte yaşamda kira sözleşmelerinin bilinçli düzenlenmesi önemlidir.
Şiddet ve korunma imkânları
Birlikte yaşama ilişkilerinde en çok yanlış bilinen konulardan biri, koruma kararlarının sadece evlilere özgü olduğu düşüncesidir. Oysa 6284 sayılı Kanun, yalnızca evlileri değil; birlikte yaşayan veya duygusal ilişkisi bulunan kişileri de kapsar.
Yani resmi nikâh bulunmasa bile, şiddete maruz kalan kişi koruma talep edebilir. Hukuk burada ilişki statüsüne değil, şiddetin varlığına odaklanır.
Örnek: Partnerinden fiziksel şiddet gören bir kişi, evli olmasa bile uzaklaştırma kararı talep edebilir.
Örnek: Sürekli tehdit, takip veya psikolojik baskı durumlarında da koruma tedbirleri gündeme gelebilir.
Bu tür başvurular hızlı değerlendirilir ve çoğu zaman mahkeme kısa sürede tedbir kararı verebilir.
Önemli olan, şiddetin belgelenmesi ve gecikmeden başvuru yapılmasıdır.
Ayrılık halinde en sık yaşanan sorunlar
Evlenmemiş çiftlerde ayrılık, çoğu zaman duygusal bir mesele olmaktan çıkar ve hızla hukuki bir soruna dönüşür. Çünkü evlilikte kanunun otomatik çözümler sunduğu birçok alan, evlilik dışı birlikteliklerde belirsiz kalır. Bu belirsizlik en çok ayrılık anında hissedilir.
Evden kim ayrılacak?
Aynı evde yaşayan çiftler ayrıldığında en sık tartışma, konutta kimin kalacağıdır. Hukuken belirleyici olan, evin mülkiyetinin veya kira sözleşmesinin kime ait olduğudur.
Örnek: Ev yalnızca bir partner adına kiralanmışsa, diğer partner uzun süredir orada yaşıyor olsa bile otomatik bir kalma hakkı elde etmez.
Örnek: Ev bir partnerin mülkiyetindeyse, diğer partner “yıllardır burada yaşıyorum” diyerek mülkiyet hakkı kazanmaz.
Bu durum, özellikle ekonomik olarak daha zayıf olan taraf için ani barınma sorunlarına yol açabilir.
Ev eşyaları ve ortak alınan mallar
Ayrılıkta “eşyalar kime ait?” sorusu da sıkça gündeme gelir. Temel kural yine aynıdır: Kim aldıysa ve bunu belgeleyebiliyorsa, eşya onundur.
Örnek: Tüm eşyalar bir kişinin kredi kartıyla alınmışsa ve kayıtlar bunu gösteriyorsa, diğer partnerin hak iddiası zayıflar.
Örnek: Taraflar eşyaları birlikte aldıysa ve bu durum dekontlarla ispatlanabiliyorsa, katkı oranına göre talep gündeme gelebilir.
Bu tür uyuşmazlıklarda tanık beyanından çok, finansal kayıtlar önem kazanır.
Ortak hesaplar ve para transferleri
Birlikte yaşayan çiftler arasında para transferleri çoğu zaman “ilişki içinde destek” olarak görülür. Ancak ayrılık sonrası bu ödemelerin hukuki niteliği tartışma yaratabilir.
Örnek: Düzenli para gönderildiği banka kayıtlarıyla sabitse, bunun borç mu yoksa destek mi olduğu ayrıca tartışılır.
Mahkemeler burada ilişkinin niteliğine, ödeme sıklığına ve açıklamalara bakar.
Dijital şiddet ve özel hayatın ihlali
Ayrılık sonrası en riskli alanlardan biri dijital ortamdır. Mesajların ifşası, özel fotoğrafların paylaşılması veya sosyal medya üzerinden küçük düşürme girişimleri ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.
Örnek: Özel görüntüleri rıza dışı yaymak ceza hukuku bakımından suç oluşturabilir.
Örnek: Sürekli mesaj atarak rahatsız etmek veya takip etmek, hukuken yaptırıma konu olabilir.
Bu tür davranışlar “ilişki meselesi” değil, doğrudan hukuki sorumluluk doğuran eylemlerdir.
İmam nikâhlı eşlerin hukuki durumu
Toplumda yaygın olan bir başka birliktelik türü imam nikâhıdır. Dini nikâh, kişiler açısından manevi anlam taşısa da, hukuk düzeninde resmi evlilik yerine geçmez.
Bu nedenle imam nikâhlı birliktelikler, hukuk açısından evlenmemiş çiftlerle aynı kategoride değerlendirilir. Yani miras, nafaka, mal rejimi gibi alanlarda resmi evlilere tanınan haklar otomatik olarak doğmaz.
Örnek: Yıllarca imam nikâhlı yaşayan bir kadın, partneri vefat ettiğinde yasal mirasçı olmaz.
Örnek: İmam nikâhlı birliktelikte ayrılık halinde “eş nafakası” talep edilemez.
Örnek: Birlikte alınan mallar, kimin adına kayıtlıysa ona ait sayılır.
Bu gerçek, uygulamada en çok mağduriyet yaratan alanlardan biridir. Çünkü taraflar çoğu zaman dini nikâhın hukuki güvence sağladığını düşünür. Oysa hukuk, resmi nikâhı esas alır.
Çocuk söz konusu olduğunda ise durum farklıdır. Çocuğun hakları korunur ve soybağı kurulduğunda evlilik içi–dışı ayrımı çocuğun temel haklarını ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle imam nikâhlı birlikteliklerde, özellikle malvarlığı ve miras konularında bilinçli hareket etmek büyük önem taşır.
Birlikte yaşayan çiftler için pratik hukuki önlemler
Birlikte yaşamak başlı başına riskli değildir; ancak hukuki zemini düşünmeden hareket etmek risk yaratır. Basit önlemler ileride ciddi hak kayıplarını önleyebilir.
Örnek önlemler:
• Yüksek tutarlı harcamaları belgelemek
• Ortak alınan mallarda paylı mülkiyet kurmak
• Para transferlerinde açıklama yazmak
• Miras planlaması için vasiyetname düzenlemek
• Gerekirse belirli konular için vekâletname vermek
Bu tür önlemler güvensizlik göstergesi değil, hukuki bilinç göstergesidir.
Evlenmemiş çiftlerin hakları konusu, duygusal ilişkiler ile hukuk kuralları arasındaki farkı en net gösteren alanlardan biridir. Günlük hayatta “aile gibi yaşamak” ile hukuken aile sayılmak aynı şey değildir. Hukuk sistemi, hak ve yükümlülükleri büyük ölçüde resmi statü üzerinden tanımlar.
Birlikte yaşayan çiftlerin yaşadığı sorunların önemli kısmı, ilişkinin başında hukuki sonuçların düşünülmemesinden kaynaklanır. Oysa malvarlığı, miras, çocuk ve barınma gibi konular ilişki iyi giderken konuşulması zor ama gerekli başlıklardır.
Örnek: Yıllarca birlikte yaşayıp tüm yatırımı tek kişi adına yapan çiftlerde, ayrılık sonrası ciddi maddi kayıplar ortaya çıkabilir.
Örnek: Miras planlaması yapılmayan uzun süreli birlikteliklerde, sağ kalan partner hiçbir hak elde edemeyebilir.
Bu tür sonuçlar çoğu zaman kötü niyetten değil, hukuki çerçevenin bilinmemesinden doğar. Bilgi sahibi olmak, birçok uyuşmazlığı daha ortaya çıkmadan önleyebilir.
Her ilişki kendi dinamiklerine sahiptir. Aynı görünen iki birliktelik hukuken farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle genel bilgiler yol gösterici olsa da, somut olayın ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Hukuki güvence yalnızca evlilikle sağlanmaz; bilinçli hareket etmekle de sağlanır. Kayıt tutmak, belgelemek ve büyük kararları planlı almak, birlikte yaşayan çiftler için en güçlü korumadır.
Av. Gizem ARAL SAFSÖZ
Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için bir ceza avukatından profesyonel destek alınmalıdır.