Çekişmeli boşanma davası, eşlerin boşanmanın şartları veya sonuçları üzerinde anlaşamadığı durumlarda açılan ve tamamen ispat sistemine dayanan bir dava türüdür. Uygulamada en sık görülen boşanma biçimi budur. Çünkü birçok evlilikte taraflar boşanmayı istese bile; nafaka, velayet, mal paylaşımı veya kusur konularında uzlaşma sağlanamaz.
Bu dava türünde mahkeme, tarafların beyanlarından çok olayları ve delilleri dikkate alır. Kim haklı hissediyor sorusu değil; kim iddiasını ispatlayabiliyor sorusu belirleyicidir.
İzmir gibi büyük şehirlerde çekişmeli boşanma davaları hem sayıca fazla hem de hukuki açıdan yoğun dosyalardır. Tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporları, dijital deliller ve kusur değerlendirmeleri davanın seyrini doğrudan etkiler.
Bu nedenle çekişmeli boşanma davası, duygusal bir süreçten ziyade teknik bir hukuk süreci olarak görülmelidir.
Çekişmeli boşanma davası nedir?
Çekişmeli boşanma davası, eşlerin boşanma konusunda veya boşanmanın sonuçlarında anlaşamaması halinde açılan dava türüdür. Taraflardan biri boşanmak istemez ya da taraflar nafaka, velayet, tazminat gibi konularda uzlaşamazsa dava çekişmeli hale gelir.
Anlaşmalı boşanmadan farklı olarak burada hâkim, tarafların iradesine göre değil; Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen boşanma sebeplerinin oluşup oluşmadığına göre karar verir.
Türk Medeni Kanunu m.166’ya göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Uygulamada çekişmeli davaların büyük kısmı bu maddeye dayanır.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması; taraflar arasında güven, saygı ve ortak yaşam iradesinin ciddi biçimde zedelenmesi anlamına gelir. Sürekli tartışma, ilgisizlik, hakaret, şiddet, sadakatsizlik veya fiili ayrılık bu kapsamda değerlendirilebilir.
Önemli bir gerçek: Çekişmeli boşanma davasında “boşanmak istemiyorum” demek davayı otomatik olarak engellemez. Mahkeme, evliliğin fiilen yürüyüp yürümediğine bakar. Bu hususta eşlerden birinin boşanmak istememesi konulu yazımızı okuyabilirsiniz.
Çekişmeli boşanma hangi durumlarda açılır?
Çekişmeli boşanma davası, eşler arasında evliliği sürdürülemez hale getiren ciddi sorunlar ortaya çıktığında açılır. Bu dava, yalnızca “anlaşamıyoruz” demekle değil; hukuken anlamlı sebeplerle ve delillerle yürütülür.
Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini iki ana grupta düzenler: genel boşanma sebebi ve özel boşanma sebepleri.
Genel sebep: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK 166/1)
Uygulamada en sık dayanılan sebep budur. Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede sarsılmışsa boşanma gündeme gelir.
Yargıtay’a göre bu durum; taraflar arasındaki sevgi ve saygının ciddi biçimde zedelenmesi, güven ilişkisinin kaybolması ve ortak yaşamın fiilen çekilmez hale gelmesi anlamına gelir.
Örnek: Sürekli hakaret, aşağılayıcı sözler ve evlilik yükümlülüklerine ilgisizlik Yargıtay kararlarında boşanma sebebi kabul edilmektedir.
Örnek: Uzun süreli fiili ayrılık, iletişimsizlik ve evlilik yükümlülüklerinden kaçınma da evlilik birliğinin sarsılması sayılır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında vurguladığı üzere, evlilik birliği taraflar için çekilmez hale gelmişse boşanma kararı verilebilir; burada önemli olan kusur oranıdır.
Özel boşanma sebepleri
Kanunda ayrıca bazı özel boşanma sebepleri düzenlenmiştir. Bu hallerde ispat edilen olay, doğrudan boşanma nedeni sayılır.
Zina (TMK 161)
Sadakat yükümlülüğünün ihlalidir. Otel kayıtları, mesajlaşmalar ve tanık beyanları ispatta kullanılır. Yargıtay, güçlü karinelerle desteklenen aldatma iddialarını boşanma sebebi kabul etmektedir.
Hayata kast, kötü muamele, onur kırıcı davranış (TMK 162)
Fiziksel şiddet, tehdit veya ağır hakaret bu kapsamdadır. Darp raporları ve kolluk başvuruları önemli delildir.
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK 163)
Eşin yüz kızartıcı suç işlemesi veya toplumca hoş görülmeyen bir yaşam tarzı sürmesi boşanma sebebi olabilir.
Terk (TMK 164)
Eşin ortak konutu haklı sebep olmadan terk etmesi ve dönmemesi halinde uygulanır. Bu sebep belirli usullere bağlıdır.
Akıl hastalığı (TMK 165)
Resmi sağlık kurulu raporu gerekir ve evliliğin çekilmez hale geldiği ispatlanmalıdır.
Uygulamada davaların büyük kısmı TMK 166’ya dayansa da, özel sebepler doğru ispatlandığında davanın seyri ciddi biçimde değişir.
Önemli nokta: Sebep ne olursa olsun, çekişmeli boşanma davasında belirleyici olan iddianın güçlü delillerle desteklenmesidir.
Kusur kavramı: Davanın kaderini belirleyen unsur
Çekişmeli boşanma davasında en kritik mesele kusurdur. Çünkü mahkeme yalnızca “evlilik yürümüyor” demekle boşanma kararı vermez; evlilik birliğinin neden sarsıldığını ve bu sarsılmada hangi eşin ne ölçüde sorumlu olduğunu değerlendirir.
Kusur; evlilik yükümlülüklerine aykırı davranışla evlilik birliğini zedeleyen eşin sorumluluğunu ifade eder. Sadakat, saygı, birlikte yaşama, dayanışma ve özen yükümlülüklerinin ihlali kusur sayılır.
Kusur türleri
Uygulamada kusur genellikle üç kategoride değerlendirilir:
Ağır kusur: Aldatma, fiziksel şiddet, ağır hakaret, evi terk etme gibi evliliği ciddi biçimde zedeleyen davranışlardır.
Daha az kusur: Evliliği zedeleyen ancak ağır kusur kadar yıkıcı olmayan davranışlardır.
Eşit kusur: Her iki eşin de evlilik birliğinin sarsılmasına benzer ölçüde katkı sağlamasıdır.
Yargıtay’ın temel yaklaşımı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, daha ağır kusurlu eşin açtığı boşanma davası, diğer eş karşı çıkarsa reddedilebilir. Çünkü hukuk sistemi, tamamen kusurlu eşin kendi kusuruna dayanarak boşanma elde etmesini sınırlamaktadır.
Yargıtay birçok kararında şu ilkeyi vurgular: “Tam kusurlu eşin davası, diğer eşin boşanmaya itirazı halinde kabul edilmez.”
Örnek Yargıtay yaklaşımı: Aldatan, şiddet uygulayan veya evi terk eden eşin tamamen kusurlu sayıldığı dosyalarda; diğer eş evliliğin devamını istiyorsa dava reddedilebilir.
Buna karşılık taraflar eşit kusurluysa veya davacı daha az kusurluysa, mahkeme boşanmaya karar verebilir.
Kusurun nafaka ve tazminata etkisi
Kusur yalnızca boşanmanın kabulünü değil; nafaka ve tazminatı da doğrudan etkiler.
Yargıtay uygulamasına göre:
• Ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmez.
• Maddi ve manevi tazminat, kusursuz veya daha az kusurlu eş lehine değerlendirilir.
• Eşit kusur halinde tazminat talepleri çoğu zaman reddedilir.
Örnek: Aldatan eş, ekonomik olarak zayıf olsa bile sırf bu nedenle nafaka alamayabilir. Yargıtay, kusur ilkesini burada açıkça uygular.
Kusur değerlendirmesi nasıl yapılır?
Kusur değerlendirmesi soyut değil; somut olaylara dayanır. Mahkeme; tanık anlatımları, mesaj kayıtları, sosyal medya yazışmaları, sağlık raporları ve diğer delilleri birlikte inceler.
Yargıtay kararlarında sıkça vurgulanan bir ilke de şudur: Her evlilikte tartışma olabilir; önemli olan bunun evliliği temelinden sarsacak boyuta ulaşıp ulaşmadığıdır.
Bu nedenle tekil ve hafif olaylar ağır kusur sayılmaz; süreklilik ve ağırlık aranır.
Uygulamada yapılan hatalar
Taraflar çoğu zaman “o da yaptı” diyerek kusuru dengelemeye çalışır. Ancak karşı tarafın kusuru, kişinin kendi kusurunu ortadan kaldırmaz.
Örnek: Aldatılan eşin sonradan hakaret etmesi, ilk kusuru ortadan kaldırmaz. Yargıtay bu tür durumlarda kusurun kaynağına ve ağırlığına bakar.
Kusur, çekişmeli boşanma davalarında yalnızca bir detay değil; çoğu zaman davanın kaderini belirleyen unsurdur.
Delil sistemi: Çekişmeli boşanma davasının omurgası
Çekişmeli boşanma davası iddia değil, ispat davasıdır. Mahkeme, tarafların ne söylediğine değil; söylediklerini hangi delille desteklediğine bakar. Hukuki gerçeklik, dosyaya giren deliller üzerinden kurulur.
Bu nedenle güçlü delile dayanmayan bir çekişmeli dava, haklılık hissine rağmen kaybedilebilir.
Tanık delili
Boşanma davalarında en sık başvurulan delil tanıktır. Yargıtay’a göre tanığın olaylara doğrudan şahit olması önemlidir. “Duydum, tahmin ediyorum” şeklindeki anlatımlar zayıf kabul edilir.
Örnek: Sürekli hakaret edildiğini gören komşu tanık güçlüdür; yalnızca taraflardan birinden dinleyen akraba tanık daha zayıftır.
Yargıtay içtihatlarında, tanık anlatımlarının somut olay içermesi gerektiği vurgulanır. Genel ifadeler hükme esas alınmaz.
WhatsApp ve sosyal medya kayıtları
Dijital yazışmalar günümüzde önemli deliller arasındadır. Mesaj içerikleri sadakat ihlali, hakaret veya tehdit iddialarını destekleyebilir.
Yargıtay, tarafların kendi erişiminde bulunan mesaj kayıtlarını delil olarak kabul etmektedir. Ancak hukuka aykırı şekilde ele geçirilen kayıtlar tartışma yaratabilir.
Örnek: Eşin açık bıraktığı telefondaki mesajları görmek ile gizlice şifre kırarak erişmek aynı değerlendirilmez.
Otel kayıtları ve zina ispatı
Zina çoğu zaman doğrudan fotoğrafla ispatlanmaz. Yargıtay, güçlü karinelerle desteklenen durumları yeterli görebilir.
Örnek: Aynı tarihte aynı otelde konaklama, yoğun mesajlaşma ve tanık anlatımı birlikte değerlendirilerek sadakat ihlali kabul edilebilir.
Tek başına şüphe yeterli değildir; olayların birlikte anlamlı bir bütün oluşturması gerekir.
Ses kayıtlarının hukuki durumu
Ses kayıtları en tartışmalı deliller arasındadır. Yargıtay bazı kararlarında, kişinin kendisine yönelen haksızlığı ispatlamak için başka türlü delil elde etme imkânı yoksa bu kayıtları değerlendirmeye alabilmektedir.
Ancak her ses kaydı otomatik olarak kabul edilmez. Kayıt alma amacı, zamanı ve yöntemi önemlidir.
Sağlık raporları ve resmi başvurular
Darp raporları, kolluk başvuruları ve uzaklaştırma kararları güçlü delil niteliği taşır. Şiddet iddialarında bu belgeler davanın yönünü değiştirebilir.
Mahkemeler resmi belgelere yüksek ispat değeri atfeder.
Delil sunmada zamanlama
Delillerin dilekçeler aşamasında sunulması önemlidir. Geç bildirilen deliller bazen dikkate alınmayabilir.
Yargıtay uygulamasında, usule uygun sunulmayan delillerin hükme esas alınmadığı birçok karar vardır.
Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında strateji, yalnızca ne yaşandığı değil; bunun nasıl ve ne zaman ispatlandığıdır.
Çekişmeli boşanma davası süreci adım adım
Çekişmeli boşanma davasında süreç, klasik bir “davacı–davalı” şemasından daha dinamik işler. Uygulamada çok sık şekilde davalı eş de karşı dava açar. Böylece dosya tek bir boşanma talebinden çıkıp, aynı dosyada iki ayrı boşanma talebinin tartışıldığı bir yapıya dönüşür.
Bu noktada kritik bir ayrım vardır: Karşı dava açıldığında mahkeme, “iki taraf da boşanmak istiyor” diye otomatik olarak boşanmaya karar vermez. Mahkeme her iki davayı da ayrı ayrı değerlendirir, iddiaları ayrı ayrı inceler ve kusur–ispat dengesine göre hüküm kurar.
Dava dilekçesi: Dosyanın çerçevesi burada çizilir
Süreç, boşanmak isteyen eşin aile mahkemesine sunduğu dava dilekçesi ile başlar. Bu dilekçede yalnızca “geçinemiyoruz” denmesi yeterli görülmez. Mahkeme; boşanma sebebini, somut olayları, talepleri ve delilleri açık şekilde görmek ister.
Uygulamada doğru kurgu: Vakıalar tarih sırasıyla yazılır, her vakıa bir delille ilişkilendirilir. Tanık listesi, belge ve dijital kayıtlar baştan planlanır.
Cevap dilekçesi ve karşı dava: Dosya çoğu zaman burada çift yönlü hale gelir
Davalı eş, dava dilekçesine cevap verir. Bu cevap sadece “kabul etmiyorum” şeklinde olmaz; çoğu dosyada davalı eş kendi iddialarını öne sürer ve karşı boşanma davası açar.
Karşı dava açılmasıyla birlikte dosyada iki ayrı dava bulunur:
• Asıl dava (ilk açılan boşanma davası)
• Karşı dava (davalı eşin açtığı boşanma davası)
Örnek: Asıl davada “hakaret ve şiddet” iddia edilirken, karşı davada “sadakatsizlik” iddia edilebilir. Mahkeme bu iddiaları tek bir cümlede eritmez; her birini delilleriyle birlikte değerlendirir.
Karşı dava varken mahkeme nasıl karar verir?
Karşı davalı dosyalarda mahkemenin önünde aslında üç temel karar ihtimali vardır. Uygulamada en sık görülen ilk iki ihtimaldir, üçüncü ihtimal daha nadirdir.
1) Asıl dava kabul edilir, karşı dava reddedilir
Bu senaryo, asıl davayı açan eşin daha az kusurlu olduğu ve iddialarını ispatladığı dosyalarda görülür. Karşı davacı ise ya ispat getirememiştir ya da kusur bakımından zayıftır.
Örnek: Asıl davacı şiddeti rapor ve tanıkla ispatlar. Karşı dava “geçimsizlik” iddiasına dayanır ancak somut delil yoktur. Mahkeme, asıl davayı kabul ederken karşı davayı reddedebilir.
2) Karşı dava kabul edilir, asıl dava reddedilir
Bu senaryoda mahkeme, asıl davayı açan eşin daha ağır kusurlu olduğuna kanaat getirir. Böyle bir durumda, asıl davanın reddi gündeme gelebilir; buna karşılık karşı dava, daha az kusurlu eş tarafından açıldığı için kabul edilebilir.
Örnek: Asıl davayı açan eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği güçlü delillerle sabittir. Diğer eş boşanmaya karşı çıkmak yerine karşı dava açmış ve ispatlamıştır. Mahkeme asıl davayı reddedip karşı davayı kabul edebilir.
3) İstisnai ihtimal: Hem asıl dava hem karşı dava reddedilebilir
Bu senaryo uygulamada daha nadirdir ancak mümkündür. Genellikle iki ana nedenle ortaya çıkar:
a) İspat yetersizliği: Her iki taraf da ağır iddialar ileri sürer, fakat bu iddiaları destekleyen güçlü deliller sunamaz. Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını hukuken kuracak yeterlilikte bir ispat bulamazsa her iki davayı da reddedebilir.
Örnek: Taraflar karşılıklı “hakaret etti, ilgisiz” der; ancak tanıklar yalnız duyuma dayalı konuşur, yazışma veya resmi kayıt yoktur. Mahkeme delil yetersizliğinden her iki davayı da reddedebilir.
b) Kusur dengesi ve itiraz: Mahkeme, davayı açan eşin tam kusurlu olduğuna kanaat getirir ve diğer eşin boşanmaya açık şekilde itirazı varsa asıl dava reddedilebilir. Karşı davada da karşı davacının ispatı yetersiz ya da kusuru ağırsa, ikinci dava da reddedilebilir.
Örnek: Asıl davacı evi terk etmiş ve uzun süre dönmemiştir (ağır kusur). Diğer eş boşanmak istemediğini net biçimde beyan eder. Buna karşılık diğer eşin açtığı karşı dava da somut delil barındırmaz. Mahkeme her iki talebi de reddedebilir.
Bu ihtimal, taraflar açısından “evlilik bitti ama mahkeme bitirmedi” hissi doğurur. Ancak çekişmeli boşanmada mahkeme, dosyaya giren delille bağlıdır.
Ön inceleme: Çekişmenin sınırları burada netleşir
Mahkeme, asıl dava ve karşı davayı birlikte ele alır. Hangi vakıaların çekişmeli olduğu belirlenir, delil listeleri kesinleştirilir, tanıkların dinlenmesi ve raporların alınması planlanır.
Bu aşamada davanın “yol haritası” çizilir. Eksik kalan deliller için süreler burada önem kazanır.
Tahkikat: Dosyanın ağır yükü burada taşınır
Tanıkların dinlenmesi, dijital delillerin incelenmesi, resmi kayıtların celbi ve varsa sosyal inceleme raporları bu aşamada yapılır. Velayet ihtilafı varsa raporlar ve gözlemler davanın ritmini belirler.
Karşı dava varsa tahkikat daha uzun sürer. Çünkü mahkeme iki farklı boşanma iddiasını aynı dosyada ispat bakımından test eder. Bu da tanık sayısını, delil çeşidini ve inceleme kapsamını genişletir.
Sözlü yargılama ve karar: Hangi dava hangi gerekçeyle sonuçlandı?
Tahkikat bittikten sonra mahkeme, tarafların son beyanlarını alır ve karar verir. Karar verilirken asıl dava ve karşı dava için hüküm kısmında ayrı ayrı değerlendirme yapılır. Hangi davanın hangi gerekçeyle kabul/red edildiği, kusur tespiti ve delil değerlendirmesiyle açıklanır.
İstinaf ve temyiz: Karşı dava dosyaları daha çok üst mahkemeye gider
Karşı dava bulunan dosyalarda kusur, nafaka ve tazminat tartışması daha yoğun olduğu için üst mahkeme süreci daha sık görülür. Taraflar çoğu zaman yalnız boşanmayı değil, kusur tespitini ve mali sonuçları hedefleyerek istinafa gider.
Bu nedenle karşı davalı çekişmeli boşanma dosyası, baştan itibaren “tek karar–tek aşama” gibi değil; planlı şekilde yürütülmesi gereken uzun soluklu bir süreç olarak ele alınmalıdır.
Çekişmeli boşanma davası ne kadar sürer?
Çekişmeli boşanma davası için en sık sorulan sorulardan biri süredir. Ancak bu davalarda “standart süre” yoktur. Çünkü her dosyanın delil yapısı, tanık sayısı, karşı dava durumu ve çekişme yoğunluğu farklıdır.
Uygulamada süreyi belirleyen ana faktör, davanın ne kadar karmaşık olduğudur.
Ortalama süreler
Türkiye genelinde ilk derece mahkemesinde bir çekişmeli boşanma davası çoğu zaman 1–2 yıl aralığında sonuçlanır.
Dosya istinafa giderse bu süreye ortalama 6–12 ay eklenebilir.
Yargıtay incelemesi gereken dosyalarda toplam süre daha da uzayabilir.
Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında 2–3 yıllık toplam süreçler uygulamada şaşırtıcı değildir.
Süreyi uzatan faktörler
Her çekişmeli dava uzun sürmez; ancak bazı durumlar süreyi ciddi biçimde artırır:
Karşı dava açılması
Karşı dava olduğunda mahkeme iki ayrı boşanma talebini inceler. Tanık sayısı artar, delil kapsamı genişler.
Fazla tanık gösterilmesi
Her tanık ayrı celse demektir. Özellikle farklı şehirlerde yaşayan tanıklar süreci uzatır.
Velayet ihtilafı
Sosyal inceleme raporu, pedagog değerlendirmesi ve gözlem süreçleri zaman alır.
Delillerin geç sunulması
Mahkeme eksik deliller için süre verir. Bu da dosyanın ilerlemesini yavaşlatır.
Tarafların duruşmalara katılmaması
Mazeretler ve ertelemeler zincirleme gecikmeye yol açar.
Çekişmeli Boşanma Davalarında İzmir pratiği
İzmir Aile Mahkemeleri, büyük şehir yoğunluğu nedeniyle yüksek dosya sayısıyla çalışır. Bu durum duruşma aralıklarının bazen birkaç ay sonrasına verilmesine yol açabilir.
Yoğun mahkemelerde bir celseden diğerine 3–4 ay süre verilmesi uygulamada sık görülür. Tanık sayısı arttıkça dava takvimi genişler.
Hızlı biten çekişmeli davalar var mı?
Evet, ancak bu dosyalar genellikle:
• Delilleri hazır olan
• Tanık sayısı sınırlı olan
• Karşı dava içermeyen
• Velayet ihtilafı bulunmayan
dosyalardır.
Bu tür davalar bazen 8–12 ay içinde sonuçlanabilir. Ancak bu istisnadır; kural değildir.
Gerçekçi beklenti neden önemlidir?
Çekişmeli boşanma davası bir “maraton”dur. Tarafların psikolojik ve ekonomik hazırlık yapması gerekir. Sürecin uzunluğu çoğu zaman davanın kaybedildiği anlamına gelmez; yalnızca çekişmenin yoğun olduğunu gösterir.
Doğru stratejiyle yürütülen dosyalarda süre uzasa bile sonuç daha sağlıklı olur.
Nafaka ve tazminat boyutu
Çekişmeli boşanma davasında tarafların en çok çekiştiği konuların başında nafaka ve tazminat gelir. Çünkü boşanmanın mali sonuçları, yalnız davanın kabulüyle değil; kusur durumu ve ekonomik koşullarla birlikte değerlendirilir.
Mahkeme nafaka ve tazminata karar verirken üç ana unsura bakar:
• Kusur oranı
• Tarafların ekonomik durumu
• Evliliğin süresi ve yaşam standardı
Tedbir nafakası
Dava devam ederken hükmedilen geçici nafakadır. Amaç, ekonomik olarak zayıf eşin dava sürecinde mağdur olmamasıdır.
Tedbir nafakası için kusur aranmaz. Yargıtay uygulamasında, ekonomik ihtiyaç ön plandadır.
Örnek: Geliri olmayan eş lehine dava süresince tedbir nafakası bağlanabilir.
Yoksulluk nafakası
Boşanma sonrası ekonomik olarak yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilir.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre yoksulluk nafakası için:
• Talep eden eş boşanmayla yoksullaşmalı
• Ağır kusurlu olmamalı
• Talep açıkça ileri sürülmeli
Ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmez. Bu ilke Yargıtay kararlarında istikrarlı biçimde uygulanır.
Örnek: Aldatan eş, gelir durumu zayıf olsa bile yoksulluk nafakası alamayabilir.
İştirak nafakası
Çocuk için ödenen nafakadır. Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkı amacı taşır.
Burada kusur dikkate alınmaz. Çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin ekonomik gücü esas alınır.
Yargıtay, iştirak nafakasında çocuğun yaşam standardının korunmasına önem verir.
Maddi tazminat
Boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen eş lehine hükmedilir.
Maddi tazminat için talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir.
Örnek: Evlilik nedeniyle kariyerinden vazgeçmiş bir eş, boşanma sonrası maddi tazminat talep edebilir.
Manevi tazminat
Kişilik hakları zedelenen eş lehine hükmedilir.
Yargıtay uygulamasında aldatma, şiddet, ağır hakaret gibi davranışlar manevi tazminat sebebi sayılır.
Manevi tazminat zenginleşme aracı değildir; yaşanan manevi zararı telafi amacını taşır.
Miktarlar nasıl belirlenir?
Kanunda sabit rakam yoktur. Mahkeme; tarafların gelir düzeyi, yaşam standardı, evlilik süresi ve kusur oranını birlikte değerlendirir.
Yargıtay kararlarında “hakkaniyet” ölçütü özellikle vurgulanır. Aşırı yüksek veya sembolik düzeyde düşük tazminatlar üst mahkemede düzeltilmektedir.
Bu nedenle nafaka ve tazminat, yalnız talep meselesi değil; doğru temellendirme meselesidir.
Velayet ve çocukla kişisel ilişki
Çekişmeli boşanma davasında en kritik başlıklardan biri velayettir. Çünkü burada tartışılan şey yalnız ebeveyn hakları değil; doğrudan çocuğun geleceğidir. Mahkemeler velayet konusunda ebeveynlerin taleplerine göre değil, çocuğun üstün yararı ilkesine göre karar verir.
Bu ilke hem Türk Medeni Kanunu’nun ruhuna hem de Yargıtay içtihatlarına yön verir. Taraflardan hangisinin daha iyi ebeveyn olduğu değil; hangi ebeveyn yanında çocuğun gelişiminin daha sağlıklı olacağı araştırılır.
Velayet belirlenirken hangi kriterlere bakılır?
Mahkemeler velayet konusunda çok yönlü değerlendirme yapar. Uygulamada öne çıkan kriterler şunlardır:
• Çocuğun yaşı
• Eğitim düzeni ve sosyal çevresi
• Ebeveynlerin yaşam koşulları
• Bakım ve ilgi kapasitesi
• Psikolojik ortam
• Kardeşlerin durumu
Yargıtay uygulamasında özellikle küçük yaştaki çocukların anne bakım ve şefkatine ihtiyaç duyduğu sıkça vurgulanır. Ancak bu otomatik bir kural değildir. Annenin yetersiz olduğu durumlarda velayet babaya verilebilir.
Sosyal inceleme raporunun rolü
Velayet ihtilafı bulunan dosyalarda pedagog veya sosyal çalışmacı raporu büyük önem taşır. Bu rapor, ebeveyn–çocuk ilişkisini ve yaşam ortamını değerlendirir.
Yargıtay, eksik sosyal inceleme ile verilen velayet kararlarını bozma sebebi sayabilmektedir. Çünkü velayet kararının bilimsel gözleme dayanması beklenir.
Örnek: Çocuğun bir ebeveynle güçlü bağ kurduğu, diğerinden çekindiği raporla sabitse velayet buna göre şekillenebilir.
Çocuğun görüşü dikkate alınır mı?
İdrak çağındaki çocuğun görüşü önemlidir. Yargıtay, belirli olgunluğa ulaşan çocuğun beyanının dikkate alınması gerektiğini kabul eder.
Ancak çocuğun beyanı tek başına belirleyici değildir. Yönlendirme ihtimali ve psikolojik etki değerlendirilir.
Kişisel ilişki hakkı
Velayet kendisine verilmeyen ebeveynin çocukla bağ kurma hakkı vardır. Bu hak hem ebeveyn hem çocuk açısından korunur.
Mahkeme, kişisel ilişki gün ve saatlerini çocuğun düzenine uygun biçimde belirler.
Yargıtay içtihatlarında, kişisel ilişkinin çocuğun eğitimini, uyku düzenini ve psikolojisini bozmayacak şekilde kurulması gerektiği vurgulanır.
Kişisel ilişki engellenirse ne olur?
Kişisel ilişki kararına uyulmaması hukuki sonuç doğurur. Teslim merkezleri ve yasal yaptırımlar devreye girebilir.
Yargıtay uygulamasında, çocuğu diğer ebeveynden uzaklaştırmaya yönelik davranışlar velayet değerlendirmesini dahi etkileyebilir.
Örnek: Sürekli engelleme yapan ebeveyn, ileride velayet değişikliği riskiyle karşılaşabilir.
Velayet değiştirilebilir mi?
Evet. Şartlar değişirse velayet yeniden düzenlenebilir. Çocuğun yararına aykırı durum oluştuğunda mahkeme yeni karar verebilir.
Velayet kararları kesin değildir; çocuğun yararı her zaman önceliklidir.
Ayrılık kararı (TMK 170): Az bilinen ama önemli bir kurum
Boşanma davası açıldığında herkes mahkemenin yalnızca iki seçenekle karşı karşıya olduğunu düşünür: ya boşanma ya ret. Oysa Türk Medeni Kanunu hâkime üçüncü bir imkân daha tanır: ayrılık kararı.
TMK m.170’e göre hâkim, boşanma sebebi ispatlanmış olsa bile, evlilik birliğinin tamamen sona ermesi yerine tarafların belirli süre ayrı yaşamasına karar verebilir.
Ayrılık kararı nedir?
Ayrılık kararı, evliliği hukuken sona erdirmez. Evlilik devam eder; ancak eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğü geçici olarak kaldırılır.
Bu karar, evliliğin kurtarılma ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığı durumlarda gündeme gelir.
Ne kadar süre için verilir?
Kanuna göre ayrılık süresi en az 1 yıl, en fazla 3 yıl olabilir. Hâkim, somut olayın özelliklerine göre süre belirler.
Bu süre içinde taraflar ayrı yaşar; ancak evlilik hukuken sürer.
Hangi durumlarda ayrılık kararı verilir?
Uygulamada ayrılık kararı nadir görülür. Çünkü taraflardan biri boşanmakta kararlıysa çoğu zaman boşanma tercih edilir.
Ayrılık kararı genellikle:
• Evliliğin tamamen bitmediği kanaati varsa
• Çocukların psikolojik durumu hassassa
• Tarafların yeniden bir araya gelme ihtimali görülüyorsa
gündeme gelir.
Yargıtay uygulamasında, tarafların evliliği sürdürme ihtimalinin somut emarelerle desteklenmesi gerektiği kabul edilir. Sırf teorik ihtimal yeterli görülmez.
Ayrılık süresinde nafaka ve velayet ne olur?
Ayrılık kararı verilse bile mahkeme; nafaka, velayet ve kişisel ilişki konularında düzenleme yapar.
Yani ayrılık, tarafları hukuki yükümlülüklerden tamamen kurtarmaz.
Ayrılık süresi sonunda ne olur?
Ayrılık süresi bitince evlilik otomatik sona ermez. Taraflar yeniden bir araya gelebilir veya boşanma davası açabilir.
Taraflar ayrı yaşamaya devam eder ve evlilik fiilen kurulamazsa, bu durum yeni bir boşanma davasında önemli bir veri oluşturur.
Uygulamada neden az görülür?
Modern uygulamada ayrılık kararı nadirdir. Çünkü taraflar genellikle evliliği sürdürme iradesi taşımıyorsa boşanma daha gerçekçi bir çözüm olur.
Buna rağmen bazı dosyalarda hâkim, özellikle çocukların korunması amacıyla ayrılık yolunu tercih edebilir.
Bu nedenle ayrılık kurumu, her ne kadar az bilinse de aile hukukunda varlığını sürdüren bir seçenektir.
İzmir’de çekişmeli boşanma davaları pratiği
Çekişmeli boşanma davalarının teorik çerçevesi Türkiye genelinde aynı olsa da, uygulama pratiği şehirden şehre farklılık gösterebilir. İzmir’de çekişmeli boşanma davaları, büyük şehir dinamikleri nedeniyle belirli özellikler taşır.
Yoğun dosya yükü gerçeği
İzmir Aile Mahkemeleri, yüksek nüfus ve dava sayısı nedeniyle yoğun çalışır. Bu durum duruşma aralıklarının birkaç ay sonrasına verilmesine yol açabilir.
Özellikle tanık dinlenecek dosyalarda bir celseden diğerine 3–4 ay süre verilmesi uygulamada sık görülür. Tanık sayısı arttıkça yargılama takvimi genişler.
Delil ve tanık kalitesi İzmir dosyalarında belirleyici
Uygulamada görülen önemli bir gerçek şudur: Çok sayıda tanık göstermek davayı güçlendirmez. Somut olay bilen, doğrudan gözlem sahibi tanıklar daha etkilidir.
İzmir mahkemelerinde hâkimler, soyut anlatımlar yerine somut vakıaya dayalı tanıklara önem verir. Bu durum Yargıtay’ın genel yaklaşımıyla da uyumludur.
Velayet ihtilaflarında rapor süreci
Velayet çekişmesi olan dosyalarda sosyal inceleme raporu süreci süreyi etkileyebilir. Pedagog ve sosyal çalışmacı değerlendirmeleri, özellikle büyük şehirlerde yoğunluk nedeniyle zaman alabilir.
Ancak bu raporlar çoğu zaman velayet kararında belirleyici rol oynar.
İzmir’de avukatla takip neden önemlidir?
Çekişmeli boşanma davaları usul hatasını kaldırmaz. Delilin zamanında sunulmaması, yanlış talepler veya eksik dilekçeler ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Yerel uygulamayı bilen bir avukatla ilerlemek;
• Doğru delil stratejisi kurulmasını
• Usul sürelerinin kaçırılmamasını
• Gereksiz uzamaların önlenmesini
sağlayabilir.
Çekişmeli boşanma davaları yalnızca evliliğin sona ermesiyle ilgili değildir; mali ve kişisel sonuçları uzun yıllar etkisini sürdürebilir. Bu nedenle sürecin bilinçli ve planlı yürütülmesi büyük önem taşır.
Av. Gizem ARAL SAFSÖZ
Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için bir ceza avukatından profesyonel destek alınmalıdır.