İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

TCK 104 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki

16.06.2025
1.788
TCK 104 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesinde düzenlenen özel bir suç tipidir. Bu suç, cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın, on beş yaşını bitirmiş bir çocukla cinsel ilişkide bulunulması halinde söz konusu olur. Türk Ceza Kanunu bakımından çocuk, henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. TCK 104, on beş yaşını bitirmiş fakat on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından değerlendirme alanı bulur.

Maddenin ayırt edici yönü, fiilin zor kullanma, baskı veya aldatma olmadan gerçekleşmesi ve kanunda çocukların cinsel istismarı suçundan ayrı şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Kanun koyucu, belirli yaş aralığındaki çocukla kurulan cinsel ilişkiyi, rıza açıklaması bulunsa dahi belirli şartlar altında ceza hukuku yaptırımına bağlamıştır. Bu nedenle reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, yalnızca fiilin varlığına bakılarak değil, mağdurun yaşı, ilişki biçimi ve olayın gerçekleşme şartları birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır.

Her olay doğrudan TCK 104 kapsamında kalmaz. Fiile cebir, tehdit, hile ya da iradeyi sakatlayan başka bir etken eşlik ediyorsa hukuki değerlendirme değişir ve daha ağır sonuçlar doğuran başka suç tipleri doğabilir. Aynı şekilde mağdurun yaşı ve fiilin niteliği de yapılacak vasıflandırmayı doğrudan etkiler. Sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için somut olayın bütün unsurlarının dikkatle incelenmesi gerekir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunda Yaş Aralığı

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun uygulanabilmesi için mağdurun yaşı belirleyici önemdedir. TCK 104, on beş yaşını bitirmiş ve henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocuk bakımından gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu bakımından çocuk sayılma ölçütü de on sekiz yaşın doldurulmamış olmasıdır. Bu nedenle madde, yalnızca belirli bir yaş grubunu kapsayan özel bir düzenleme niteliği taşır.

Yaş sınırının alt çizgisi bakımından kanun metni özellikle on beş yaşını bitirmiş olma şartını arar. Buna karşılık on beş yaşını tamamlamamış çocuklar yönünden aynı fiilin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu halde hukuki nitelendirme, olayın içeriğine göre çocukların cinsel dokunulmazlığını koruyan başka suç tipleri çerçevesinde yapılır. Dolayısıyla doğru maddeye ulaşabilmek için ilk bakılması gereken konu, mağdurun fiil tarihindeki kesin yaşıdır.

Üst yaş sınırı da aynı ölçüde önemlidir. Mağdur on sekiz yaşını doldurmuşsa artık çocuk statüsü sona erer ve fiilin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmaz. Bu nedenle doğum tarihi, olay tarihi ve mağdurun bu tarihte kaç yaşında olduğu, hukuki nitelendirmeyi doğrudan belirleyen temel veriler arasında yer alır. Yanlış yaş tespiti, yalnızca madde numarasını değil, soruşturma usulünü, şikayet rejimini ve ceza aralığını da değiştirir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunun Hukuki Konusu ve Koruduğu Değer

TCK 104 ile korunan hukuki değer, on beş yaşını bitirmiş ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocuğun cinsel dokunulmazlığı, bedensel ve ruhsal gelişimi ile cinsel alandaki iradesinin hukuken korunmasıdır. Kanun, bu yaş grubundaki çocuğun açıklanan rızasını her durumda sınırsız ve yetişkin iradesiyle eşdeğer kabul etmemektedir. Düzenlemenin temel yaklaşımı, belirli bir yaş aralığındaki çocuğun cinsel ilişkide yer almasını yalnızca fiilin dış görünüşüne bakarak değerlendirmemek, yaş küçüklüğünün doğurduğu korunma ihtiyacını ayrıca gözetmektir.

Bu suç tipinin çocukların cinsel istismarı suçundan ayrı düzenlenmiş olması da aynı tercihin sonucudur. Cebir, tehdit veya hile bulunmayan hallerde dahi kanun koyucu, çocuk ile yetişkin arasındaki ilişkinin ceza hukuku bakımından tamamen serbest bir alan oluşturmadığını kabul etmiştir. Böylece madde, bir yandan çocuğun kişilik ve cinsel bütünlüğünü korurken, diğer yandan ergin olmayan bireyin henüz tamamlanmamış gelişim sürecini ceza hukuku düzeyinde güvence altına alır.

Korunan hukuki yarar yalnızca fiziksel bütünlükle sınırlı değildir. Çocuğun yaşına bağlı kırılganlığı, duygusal etkilenmeye açıklığı ve karar verme olgunluğunun henüz gelişme aşamasında bulunması da bu düzenlemenin arka planında yer alır. Bu nedenle reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, salt ahlaki bir değerlendirme üzerinden değil, çocuğun hukuken özel korumaya değer kabul edilen yaşam alanını güvence altına alan bir suç tipi olarak anlaşılmalıdır.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunun Nitelikli Halleri

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bakımından nitelikli hal, kanunda açık biçimde ayrıca düzenlenmiştir. TCK 104/2 uyarınca suçun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, artık temel şekilden farklı ve daha ağır yaptırım öngören bir hukuki rejim uygulanır.

Bu ağırlaştırılmış düzenlemenin dayanağı, fail ile mağdur arasındaki yakınlığın sıradan bir sosyal ilişki niteliği taşımamasıdır. Kanunun evlenme yasağı koyduğu kişiler arasında yer alan failin, mağdurun aile çevresi veya yakın hısımlık ilişkisi içinden çıkması, fiilin hukuki ağırlığını artıran özel bir neden olarak kabul edilmiştir. Ceza miktarındaki artış da bu özel güven ve yakınlık ilişkisinin kötüye kullanılmasına bağlanmıştır. Bu nedenle söz konusu nitelikli hal değerlendirilirken yalnızca cinsel ilişkinin varlığı değil, fail ile mağdur arasındaki hukuki yakınlığın kapsamı da dikkatle belirlenmelidir. Bu yorum, madde metnindeki “evlenme yasağı bulunan kişi” ölçütüne dayanır.

Temel şekil ile nitelikli hal arasındaki fark yalnızca ceza miktarıyla sınırlı değildir. Temel şekilde şikayet takip şartı iken, nitelikli halde şikayet aranmaksızın soruşturma yürütülür. Böylece kanun koyucu, mağdur ile fail arasındaki ilişkinin niteliğini yalnızca cezanın artırılması bakımından değil, kamu makamlarının harekete geçme biçimi bakımından da ayrı bir ağırlık nedeni saymıştır. Somut olayda fail ile mağdur arasında evlenme yasağı bulunup bulunmadığı doğru tespit edilmeden madde uygulanmamalıdır. Çünkü bu tespit, doğrudan doğruya uygulanacak fıkra ile ceza aralığını belirler.

TCK 104 Kapsamında Suçun Cezası

TCK 104 bakımından temel ceza, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Kanun metni, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin bu yaptırımla cezalandırılacağını ve temel şeklin şikayete bağlı olduğunu düzenler. Bu nedenle reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda ceza değerlendirmesi yapılırken yalnızca hapis aralığına değil, aynı zamanda takibin şikayete bağlı olup olmadığına da bakmak gerekir.

Kanunda daha ağır yaptırım öngörülen haller de ayrıca düzenlenmiştir. Suçun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Aynı ceza, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde mağdur üzerinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi bakımından da kabul edilmiştir. Bu iki durumda kanun, fiili yalnızca temel şekle göre değil, mağdur üzerindeki özel yakınlık ve güven ilişkisini de dikkate alarak daha ağır yaptırıma bağlamaktadır.

Ceza miktarı belirlenirken somut olayın hukuki niteliği ayrı bir önem taşır. Çünkü fiilin gerçekten TCK 104 kapsamında mı kaldığı, yoksa cebir, tehdit, hile, yaş küçüklüğü ya da başka nedenlerle farklı bir suç tipine mi girdiği doğrudan sonuç cezayı değiştirir. Bu sebeple madde numarasına bakılarak otomatik sonuca ulaşılması doğru değildir. Önce fiilin hangi suç tipini oluşturduğunun kesin biçimde belirlenmesi, ardından ilgili ceza aralığının uygulanması gerekir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunda Mağdurun Rızası

TCK 104 bakımından mağdurun rızası, suçun değerlendirilmesinde tamamen önemsiz kabul edilmez. Zaten bu madde, cebir, tehdit ve hile olmaksızın kurulan cinsel ilişkiyi esas alır. Başka bir anlatımla kanun koyucu, zor kullanma, baskı veya aldatma içeren halleri bu madde dışında bırakmış, buna karşılık on beş yaşını bitirmiş ve on sekiz yaşını doldurmamış çocukla kurulan cinsel ilişkiyi, rıza bulunsa dahi belirli şartlar altında ayrıca yaptırıma bağlamıştır. Bu nedenle mağdurun rızası, fiili kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez.

Çocuğun açıklanan iradesinin ceza hukuku bakımından hangi sınırlar içinde değer taşıdığı önemlidir. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda kanun, mağdurun rızasını yetişkinler arasındaki ilişkiyle aynı düzlemde değerlendirmemektedir. Kanun, belirli yaş grubundaki çocuğun cinsel ilişkiye yönelik irade açıklamasını tek başına yeterli görmemiş ve bu alanı özel koruma altına almıştır. Bu yüzden somut olayda mağdurun rıza göstermiş olması, tek başına suçun oluşmadığı sonucuna götürmez.

Öte yandan rızanın bulunmadığı, iradenin baskı altına alındığı veya ilişkinin cebir, tehdit ya da hile ile kurulduğu haller artık TCK 104 çerçevesinde değerlendirilemez. Böyle bir durumda hukuki nitelendirme değişir ve fiilin niteliğine göre daha ağır yaptırımlar içeren başka suç tipleri üzerinde durulması gerekir. Bu sebeple rıza meselesi, yalnızca var ya da yok şeklinde yüzeysel bir ayrımla ele alınamaz. Öncelikle ilişkinin gerçekten serbest iradeyle kurulup kurulmadığının, ardından olayın TCK 104 sınırları içinde kalıp kalmadığının dikkatle belirlenmesi gerekir.

Şikayet Şartı ve Şikayet Süresi

TCK 104 bakımından suçun temel şekli şikayete bağlıdır. Kanun metninde bu husus açıkça düzenlenmiştir. Buna göre cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişki fiilinde temel ceza hükmünün uygulanabilmesi için kural olarak şikayet bulunmalıdır. Buna karşılık, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde şikayet aranmaz ve soruşturma resen yürütülür.

Şikayete bağlı suçlarda genel süre kuralı TCK 73 içinde yer alır. Buna göre, şikayet hakkına sahip kişi fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren altı ay içinde şikayette bulunmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Süre geçtikten sonra aynı fiil bakımından şikayet hakkı kullanılamaz ve soruşturma ile kovuşturma yapılamaz. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun temel şeklinde de bu genel kural uygulanır.

Şikayet süresinin başlangıcı bakımından yalnızca olayın öğrenilmesi yeterli değildir. Failin kim olduğunun da bilinmesi gerekir. Bu nedenle somut olayda mağdur veya şikayet hakkı bulunan kişi fiili öğrenmiş olsa bile, failin kimliği daha sonra belirlenmişse altı aylık süre failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bunun yanında, şikayet hakkının süresinde kullanılmış olması tek başına yeterli olmayıp, olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi de gerekir. Çünkü fiil temel şeklin dışına çıkıyor ve resen takip edilen daha ağır bir suç oluşturuyorsa, şikayet rejimi de buna göre değişir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunda Şikayetten Vazgeçme

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun temel şekli, TCK 104/1 uyarınca şikayete bağlıdır. Bu nedenle şikayet hakkı usulüne uygun biçimde kullanıldıktan sonra, hak sahibi tarafından yapılan şikayetten vazgeçme açıklaması ceza yargılaması bakımından doğrudan sonuç doğurabilir. Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesine göre, kovuşturulması şikayete bağlı suçlarda suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür. Hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme ise cezanın infazına engel olmaz. TCK 104 bakımından bu sonuç, yalnızca şikayete bağlı temel şekil için geçerlidir.

Şikayetten vazgeçme ile şikayet süresinin kaçırılması aynı şey değildir. Şikayet süresinin kullanılmaması halinde soruşturma şartı baştan itibaren gerçekleşmemiş olur. Şikayetten vazgeçmede ise önceden yapılmış geçerli bir şikayet vardır ve bu irade daha sonra geri alınmaktadır. Bu nedenle vazgeçme, mevcut soruşturma veya kovuşturma üzerinde etkili olan ayrı bir ceza muhakemesi kurumudur. TCK 104/1 kapsamında açılmış bir soruşturma veya dava bakımından da sonuç bu çerçevede değerlendirilir.

Vazgeçmenin hukuki sonuç doğurabilmesi için iradenin açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması gerekir. Dilekçeyle, tutanağa geçirilmek suretiyle veya duruşmada beyanda bulunularak vazgeçme mümkündür. Şarta bağlı, belirsiz veya kapsamı anlaşılamayan açıklamalar uyuşmazlık yaratabilir. Özellikle birden fazla suç ihtimalinin tartışıldığı davalarda, vazgeçme beyanının hangi fiile ve hangi sanığa yöneldiğinin açık olması gerekir.

TCK 73/6 gereğince, kanunda aksi yazılı olmadıkça şikayetten vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Bu nedenle TCK 104/1 kapsamında yürüyen bir davada şikayetçi vazgeçse bile, sanığın bu vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde düşme sonucu kendiliğinden doğmaz. İştirak halinde işlenen suçlarda ise sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme diğerlerini de kapsar. Ne var ki bu sonuç da kabul rejimiyle birlikte değerlendirilir.

Vazgeçmenin sonuç doğuracağı zaman dilimi de ayrı önem taşır. Hüküm kesinleşmeden önce yapılan vazgeçme, şikayete bağlı suçlarda kamu davasının düşmesine yol açabilir. Hüküm kesinleştikten sonra yapılan vazgeçme ise artık infazı durdurmaz. Mahkumiyet kararı kesinleştikten sonra “şikayetçi değilim” şeklindeki açıklama, kural olarak kesinleşmiş cezanın ortadan kalkmasını sağlamaz. Bu nedenle reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bakımından vazgeçme beyanının hangi aşamada yapıldığı mutlaka dikkate alınmalıdır.

Şikayetten vazgeçme, yalnızca TCK 104/1 bakımından sonuç doğurur. Fiil, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmişse TCK 104/2 gündeme gelir ve bu halde şikayet aranmaz. Aynı şekilde fiilin, şikayete bağlı olmayan başka bir suç tipine girmesi halinde de vazgeçme kamu davasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu sebeple vazgeçme beyanının hukuki etkisi değerlendirilmeden önce, fiilin doğru suç vasfının belirlenmesi gerekir.

Şikayetten vazgeçme, maddi olayın hiç yaşanmadığı veya isnadın asılsız olduğu anlamına gelmez. Ceza muhakemesi bakımından doğurduğu sonuç, şikayete bağlı takip şartının geri alınmasına ilişkindir. Aile içi baskı, sosyal çevre etkisi ya da taraflar arasındaki sonradan gelişen ilişki nedeniyle yapılan vazgeçme açıklamaları, fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği meselesiyle aynı düzlemde değerlendirilemez. Düşme kararı ile maddi olayın varlığı hakkında yapılacak değerlendirme birbirinden farklıdır.

TCK 73/7 gereğince, kamu davasının düşmesi şikayetten vazgeçmeden kaynaklanmış ve vazgeçen kişi bu sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamışsa, artık hukuk mahkemesinde de dava açılamaz. Buna karşılık yalnızca ceza şikayetinden vazgeçilmiş olması, her durumda bütün özel hukuk taleplerinden de vazgeçildiği anlamına gelmez. Bu nedenle vazgeçme beyanının kapsamı dikkatle kurulmalıdır. Dilekçede yalnızca ceza şikayetinden mi vazgeçildiği, yoksa şahsi hakların da bırakılıp bırakılmadığı açık biçimde gösterilmelidir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunun Cinsel İstismar Suçundan Farkı

TCK 104 ile TCK 103 arasındaki ayrım, bu suç tipi bakımından en sık karıştırılan meselelerden biridir. Her iki düzenleme de çocukların cinsel dokunulmazlığı ile ilgilidir. Buna rağmen korudukları alan, fiilin kuruluş biçimi ve uygulanma şartları aynı değildir. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda esas alınan durum, cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın, on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişki kurulmasıdır. Çocuğun cinsel istismarı suçunda ise alan daha geniştir. TCK 103, yalnızca cinsel ilişkiyi değil, kanunun aradığı şartlar altında kalan diğer cinsel davranışları da kapsar. Bu nedenle doğru nitelendirme yapılırken önce olayın hangi maddeye temas ettiğinin dikkatle ayrılması gerekir.

İlk ayrım, yaş ölçütünde ortaya çıkar. On beş yaşını tamamlamamış çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, kural olarak TCK 103 kapsamında değerlendirilir. Buna karşılık TCK 104, yalnızca on beş yaşını bitirmiş ve henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocuk bakımından uygulama alanı bulur. Bu nedenle aynı fiil, mağdurun yaşına göre tamamen farklı bir suç vasfı kazanabilir. Örnek olarak, failin 14 yaşındaki çocukla rızaya dayalı biçimde cinsel birleşme yaşadığı bir olayda değerlendirme TCK 104 üzerinden yapılamaz. Aynı fiil, mağdur 16 yaşında ise ve cebir, tehdit, hile de yoksa bu kez TCK 104 tartışılır.

İkinci ayrım, rıza ve irade serbestisi bakımından görülür. TCK 104, kanun metni gereği cebir, tehdit ve hile bulunmayan halleri esas alır. Demek oluyor ki fail, mağdur üzerinde baskı kurmuşsa, tehdit kullanmışsa, aldatmışsa veya iradeyi sakatlayan başka bir yöntem devreye girmişse artık mesele yalnızca reşit olmayanla cinsel ilişki suçu olarak ele alınamaz. Bu tür durumlarda olay, niteliğine göre TCK 103 çerçevesine kayar. Örnek vermek gerekirse, 16 yaşındaki çocukla cinsel ilişki kurulmuş olması tek başına TCK 104 sonucuna götürmez. İlişki, “ailene söylerim”, “sana zarar veririm” ya da benzeri bir baskı altında gerçekleşmişse, hukuki değerlendirme değişir.

Üçüncü ayrım, fiilin niteliğinde ortaya çıkar. TCK 104 maddesinde suç olarak tanımlanan hareket, doğrudan cinsel ilişkidir. Bu yönüyle madde, cinsel davranışların tamamını kapsayan geniş bir yapı kurmamıştır. TCK 103 ise cinsel davranışlar bakımından daha geniş bir alanı düzenler. Bu nedenle cinsel nitelik taşıyan her eylem otomatik olarak TCK 104 kapsamına girmez. Örnek olarak, 16 yaşındaki mağdura yönelik cinsel içerikli temas, sarkıntılık veya ilişki düzeyine varmayan başka cinsel davranışlar söz konusuysa, sırf mağdur 15 yaşını geçti diye doğrudan TCK 104 sonucu çıkarılamaz. Fiilin niteliği, hangi suç tipinin uygulanacağını belirleyen temel ölçüttür.

Dördüncü ayrım, mağdurun algılama yeteneği bakımından önem taşır. TCK 103, yalnızca on beş yaşını tamamlamamış çocukları değil, on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocukları da kapsar. Bu nedenle nüfus yaşı tek başına yeterli değildir. Mağdur 15 yaşını geçmiş olsa bile, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneği gelişmemişse olay TCK 104 değil, TCK 103 kapsamında değerlendirilir. Örnek olarak, 16 yaşındaki fakat zihinsel, ruhsal veya gelişimsel nedenlerle fiilin anlamını değerlendirme yeteneği bulunmayan bir çocukla cinsel ilişki kurulması halinde, sırf yaş nedeniyle TCK 104 uygulanması doğru olmaz.

Beşinci ayrım, takip usulü ve ceza rejiminde kendini gösterir. TCK 104/1 kural olarak şikayete bağlıdır. Buna karşılık TCK 103 bakımından genel yapı şikayete bağlı bir suç rejimi değildir. Bu fark, soruşturmanın başlaması, vazgeçmenin etkisi ve yargılamanın seyri üzerinde doğrudan sonuç doğurur. Örnek olarak, 16 yaşındaki mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleşen ve TCK 104 kapsamında kalan bir olayda şikayet yoksa soruşturma şartı tartışılır. Aynı yaş grubundaki mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılmışsa bu kez TCK 103 ekseninde resen yürüyen çok daha ağır bir yargılama süreci gündeme gelir.

Aynı maddi olay içinde bu iki suç tipinin sınırı somut örneklerle daha net görülebilir.

Örnek 1: 17 yaşındaki mağdur ile 21 yaşındaki fail arasında, dışarıdan cebir, tehdit ve hile içermeyen, karşılıklı irade açıklamasına dayalı cinsel birleşme yaşanmışsa ilk bakışta TCK 104 değerlendirilir.

Örnek 2: Mağdur 14 yaşındaysa, fiil aynı biçimde gerçekleşmiş olsa bile değerlendirme TCK 103 üzerinden yapılır.

Örnek 3: Mağdur 16 yaşındadır, fail “seni rezil ederim” diyerek ilişkiye zorlamıştır. Bu durumda yaş nedeniyle otomatik olarak TCK 104 uygulanmaz; baskı unsuru nedeniyle olayın TCK 103 yönünden incelenmesi gerekir.

Örnek 4: Mağdur 16 yaşındadır, fail yalnızca cinsel amaçlı temaslarda bulunmuş, fiil ilişki düzeyine ulaşmamıştır. Burada da sırf yaş aralığı sebebiyle TCK 104 sonucuna gidilemez.

Karışıklığın en çok yaşandığı alanlardan biri, “rıza varsa TCK 104, rıza yoksa TCK 103” şeklindeki eksik formüldür. Bu yaklaşım tek başına yeterli değildir. Yaş, fiilin cinsel davranış mı yoksa cinsel ilişki mi olduğu, mağdurun algılama yeteneği ve cebir, tehdit, hile bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir. Yalnızca tek ölçüte dayanmak hatalı sonuca götürür. 15 yaşını tamamlamamış çocuk bakımından rıza açıklaması, TCK 104 alanına geçiş sağlamaz. Aynı şekilde 15 yaşını geçmiş her olay da kendiliğinden TCK 104 kapsamında kabul edilemez.

Uygulamada savunma ve iddia makamları bakımından en kritik nokta, fiilin doğru suç vasfıyla ele alınmasıdır. Çünkü TCK 103 ile TCK 104 arasındaki fark yalnızca madde numarası farkı değildir. Ceza aralığı, soruşturma usulü, şikayet rejimi, delil değerlendirmesi ve yargılamanın genel çerçevesi de değişir. Yanlış vasıflandırma, ya daha ağır bir suçun hafif gösterilmesine ya da farklı bir hukuki yapının yanlış maddede tartışılmasına yol açabilir. Bu sebeple davalarda mağdurun fiil tarihindeki yaşı, beyanlarının içeriği, ilişki iddiasının niteliği, irade serbestisine ilişkin olgular ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Özetle, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu ile çocukların cinsel istismarı suçu arasındaki temel ayrım dört eksende toplanır. Bunlar mağdurun yaşı, fiilin cinsel ilişki düzeyine ulaşıp ulaşmadığı, cebir tehdit hile bulunup bulunmadığı ve mağdurun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğidir. Somut olay bu dört başlık altında dikkatle incelenmeden sağlıklı bir hukuki nitelendirme yapılamaz.

Cebir, Tehdit veya Hile Varsa Hangi Suç Oluşur?

TCK 104, yalnızca cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın kurulan cinsel ilişki bakımından uygulanabilir. Bu nedenle olayda baskı, korkutma, zorlama veya aldatma varsa fiil artık reşit olmayanla cinsel ilişki suçu sınırları içinde değerlendirilemez. Böyle bir durumda hukuki inceleme, somut olayın özelliklerine göre çocuğun cinsel istismarı suçu yönünden yapılır.

Bu ayrımın nedeni, iki suç tipinin aynı hukuki zeminde kurulmamasıdır. TCK 104 serbest irade görünümü altında gerçekleşen cinsel ilişkiyi ayrıca yaptırıma bağlar. TCK 103 ise çocuğun cinsel dokunulmazlığını, iradeyi sakatlayan veya özgür iradeyi ortadan kaldıran cinsel davranışlara karşı daha geniş biçimde korur. Bu yüzden mağdur 15 yaşını bitirmiş olsa bile, fiilin cebir, tehdit veya hile ile gerçekleştirilmesi halinde mesele doğrudan TCK 104 içinde bırakılamaz.

Cebir, mağdurun bedensel direncini kırmaya veya hareket özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelen fiziksel zorlamadır. Tehdit, mağdurun korkutularak istemediği bir cinsel fiile yöneltilmesidir. Hile ise mağdurun olayın niteliği veya sonuçları konusunda aldatılmasıdır. Bu üç unsurun ortak noktası, mağdurun serbest iradesini bozmasıdır. Ceza hukuku bakımından belirleyici olan da budur. Açıklanan irade gerçek anlamda özgür değilse, görünüşteki kabul TCK 104 bakımından koruyucu bir sonuç doğurmaz.

Örnek olarak, 16 yaşındaki mağdurun kolundan tutulup bir yere götürülmesi ve burada cinsel ilişkiye zorlanması halinde fiil TCK 104 kapsamında kalmaz. Aynı yaş grubundaki mağdura “ailene söylerim”, “fotoğraflarını yayarım” veya “sana zarar veririm” denilerek baskı kurulmuşsa, burada da tehdit nedeniyle hukuki değerlendirme değişir. Mağdur, ilişkinin gerçek mahiyeti konusunda kandırılmışsa veya gerçeğe aykırı beyanlarla karar vermeye yöneltilmişse, hile unsuru ayrıca dikkate alınır. Bu tür hallerde mesele, rızaya dayalı bir ilişki gibi görünse bile TCK 104 çerçevesinde ele alınamaz.

Yaş unsuru ile cebir, tehdit ve hile unsuru birlikte değerlendirilmelidir. Mağdur on beş yaşını tamamlamamışsa, fiil zaten TCK 104 kapsamında yer almaz. Mağdur on beş yaşını bitirmiş olsa bile, iradeyi sakatlayan bir etken mevcutsa yine TCK 104 uygulanmaz. Dolayısıyla “mağdur 15 yaşını geçtiyse TCK 104 uygulanır” şeklindeki yaklaşım hatalıdır. Doğru nitelendirme için yaş verisinin yanında fiilin hangi şartlarda gerçekleştiğinin de ortaya konulması gerekir.

Fiilin niteliği de sonucu değiştirir. TCK 104 maddesinde düzenlenen hareket cinsel ilişkidir. Buna karşılık TCK 103 yalnızca cinsel ilişkiyi değil, kanunun kapsamına giren diğer cinsel davranışları da içine alır. Bu nedenle 16 yaşındaki mağdura yönelik cinsel amaçlı temas, sarkıntılık veya ilişki düzeyine varmayan başka fiillerde, sırf yaş aralığı sebebiyle TCK 104 sonucuna gidilemez. Önce fiilin hangi suç tipinin maddi alanına girdiği belirlenmelidir.

Somut olaylarda en sık yapılan hata, görünüşte rıza bulunan her durumda TCK 104 sonucuna yönelmektir. Oysa korku altında verilen kabul, baskı altında sürdürülen ilişki veya hileyle alınan onay, ceza hukuku bakımından gerçek anlamda serbest irade olarak değerlendirilemez. Bu nedenle mağdurun beyanı incelenirken yalnızca “kabul ettim” demesi yeterli görülmez. Beyanın hangi koşullarda ortaya çıktığı, öncesinde tehdit bulunup bulunmadığı, taraflar arasındaki güç ilişkisi, mesaj içerikleri, fiziksel bulgular ve olayın bütün akışı birlikte incelenmelidir.

Suç vasfındaki bu ayrım, soruşturma usulü ve ceza rejimi bakımından da doğrudan sonuç doğurur. TCK 104/1 temel şekliyle şikayete bağlıdır. Buna karşılık TCK 103, çok daha ağır sonuçlar doğuran ve kural olarak şikayete bağlı olmayan bir suç yapısına sahiptir. Bu sebeple cebir, tehdit veya hile içeren bir olayın hatalı biçimde TCK 104 içinde değerlendirilmesi, yalnızca madde numarasını değil, bütün yargılama çerçevesini yanlış kurar.

Sağlıklı hukuki sonuca ulaşılabilmesi için önce mağdurun yaşı, ardından fiilin cinsel davranış mı yoksa cinsel ilişki mi oluşturduğu, sonra da iradenin gerçekten serbest biçimde oluşup oluşmadığı belirlenmelidir. Cebir, tehdit veya hile bulunduğunda, olay çoğu durumda TCK 103 ekseninde ele alınır. TCK 104 ise baskıdan ve aldatmadan arınmış, kanunun ayrıca tanımladığı dar bir alanı ifade eder.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Davalarında Savunma

Reşit olmayanla cinsel ilişki davalarında savunma, yalnızca genel nitelikte inkar cümleleriyle yürütülebilecek bir alan değildir. TCK 104 bakımından savunmanın omurgası, önce fiilin doğru hukuki vasfının belirlenmesine dayanır. Çünkü her cinsel içerikli iddia bu madde kapsamında değerlendirilmez. Olayın cebir, tehdit veya hile içerip içermediği, mağdurun fiil tarihindeki yaşı, fiilin gerçekten cinsel ilişki niteliği taşıyıp taşımadığı ve dosyadaki delillerin bu unsurları ne ölçüde doğruladığı savunmanın çıkış eksenini oluşturur.

İlk savunma alanı, fiilin TCK 104 kapsamında kalıp kalmadığına ilişkindir. Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş olması halinde bu maddeden söz edilemez. Aynı şekilde olayda cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir etken mevcutsa, mesele artık doğrudan reşit olmayanla cinsel ilişki suçu çerçevesinde ele alınamaz. Fiilin ilişki düzeyine ulaşıp ulaşmadığı da ayrıca önem taşır. Bu nedenle savunma, daha ilk aşamada doğru suç tipinin tartışılması üzerine kurulmalıdır. Yanlış vasıflandırılmış bir dosyada maddi olay ne kadar tartışılırsa tartışılsın, hukuki sonuca sağlıklı biçimde ulaşılamaz.

İkinci savunma alanı, mağdurun yaşı ve yaşın dosya içindeki kesin görünümüdür. Nüfus kaydı, doğum tarihi, olay tarihi ve bu tarihte mağdurun hangi yaş grubunda bulunduğu, doğrudan uygulanacak maddeyi etkiler. Savunma bakımından yaş meselesi yalnızca rakamsal bir veri değildir. Yaşın hatalı değerlendirilmesi, suç vasfını, soruşturma usulünü ve ceza aralığını değiştirebilir. Dosyada yaş konusunda tereddüt doğuran bir kayıt, çelişkili resmi belge veya maddi hata varsa bunun üzerinde dikkatle durulmalıdır.

Üçüncü savunma alanı, rıza ve irade serbestisi meselesidir. TCK 104, cebir, tehdit ve hile bulunmayan halleri düzenlediği için, savunma bazen tam tersine olayda gerçekte bu tür etkenlerin var olup olmadığının da netleştirilmesini gerektirir. Çünkü görünüşte TCK 104 kapsamında açılmış bir dava, dosya içeriği doğru okunduğunda aslında başka bir suç tipine işaret ediyor olabilir. Bunun karşısında, dosyada baskı veya aldatma bulunduğu ileri sürülmüş olmakla birlikte, bu iddianın somut delillerle desteklenmemesi de mümkündür. Savunmanın görevi, soyut nitelendirmeyi değil, dosyadaki olguların gerçekten neyi gösterdiğini ortaya koymaktır.

Dördüncü savunma alanı, delil değerlendirmesidir. Bu tür davalarda çoğu zaman taraf beyanları merkezde yer alır. Ne var ki ceza yargılamasında hüküm, yalnızca isnadın tekrarlanmasına değil, delillerin tutarlılığına, birbirini destekleyip desteklemediğine ve dosyanın bütününe uygunluk taşıyıp taşımadığına göre kurulur. Mesaj kayıtları, telefon içerikleri, sosyal medya yazışmaları, olay sonrası davranış biçimleri, tanık anlatımları, adli raporlar ve zaman çizelgesi bu nedenle önem taşır. Savunma, her delilin kaynağını, elde ediliş biçimini, iç tutarlılığını ve diğer delillerle uyumunu ayrı ayrı incelemelidir.

Beyan delilinin bulunduğu davalarda, anlatımın kendi içindeki istikrarı da dikkatle ele alınmalıdır. Olayın zamanı, yeri, gerçekleşme biçimi, tarafların olay öncesi ve olay sonrası ilişkisi, iletişim trafiği ve dış dünyaya yansıyan olgular arasında ciddi uyumsuzluklar bulunuyorsa bu durum savunma bakımından önem taşır. Aynı şekilde, sonradan değişen anlatımların neden değiştiği de açıklığa kavuşturulmalıdır. Savunma, beyanı değersizleştirmeye çalışan yüzeysel bir yaklaşım yerine, beyanın dosyanın bütünü içindeki yerini teknik biçimde tartışmalıdır.

Şikayet şartı da savunmanın temel başlıklarından biridir. TCK 104/1 bakımından soruşturma ve kovuşturma şikayete bağlıdır. Bu nedenle şikayetin süresinde yapılıp yapılmadığı, şikayet hakkının kim tarafından kullanıldığı ve vazgeçme beyanı bulunup bulunmadığı dikkatle incelenmelidir. Altı aylık sürenin başlangıcı bakımından fiilin ve failin öğrenildiği tarih önem taşır. Şikayet yoksa, süre geçmişse veya geçerli vazgeçme koşulları oluşmuşsa, bunun ceza muhakemesi bakımından doğurduğu sonuçlar savunmada açık biçimde ortaya konulmalıdır. Buna karşılık fiil şikayete bağlı olmayan bir nitelikli hale veya başka bir suç tipine giriyorsa, savunmanın bu farkı da doğru şekilde kurması gerekir.

Usul kuralları bakımından da savunma büyük önem taşır. İfade alma ve sorgu işlemlerinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediği, müdafi yardımından yararlanma imkanının sağlanıp sağlanmadığı, dijital delillerin dosyaya nasıl girdiği, iletişim kayıtlarının hangi yöntemle temin edildiği ve raporların hangi veri tabanına dayandığı dikkatle incelenmelidir. Hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağı ilkesi, bu davalarda da tam olarak geçerlidir. Bu sebeple savunma yalnızca maddi olaya değil, dosyanın usul yapısına da yönelmelidir.

Bu davalarda savunmayı zayıflatan en büyük hata, dosyayı yalnızca ahlaki değerlendirme üzerinden okumaktır. Ceza yargılaması, kanaat veya toplumsal tepki üzerinden değil, kanuni tipiklik, delil ve usul kuralları üzerinden yürür. Savunmanın görevi de yargılamayı duygusal dilin dışına çıkarmak ve somut hukuki çerçeveye oturtmaktır. Mağdurun yaşı, fiilin niteliği, iradenin oluşum süreci, şikayet şartı ve delillerin güvenilirliği birlikte değerlendirilmeden kurulan savunma, dosyanın esasına temas etmeyen bir metne dönüşür.

Reşit olmayanla cinsel ilişki davalarında savunma, maddi olayın ayrıntılarını dağıtan uzun anlatımlardan çok, dosyanın düğüm noktalarını isabetle belirleyen bir hukuki çalışma gerektirir. Hangi suç tipinin tartışıldığı, suç vasfının neden o madde içinde kaldığı veya kalmadığı, hangi delilin neyi ispatladığı, hangi usul işleminin hukuka aykırılık taşıdığı ve şikayet rejiminin dosyaya nasıl etki ettiği açık biçimde gösterilmelidir. Etkili savunma, yalnızca karşı çıkmakla değil, dosyanın hukuki yapısını doğru yerden çözmekle kurulur.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

4.9/5 - (15 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1