Yasa dışı bahis ve kumar suçları, son yıllarda ceza soruşturmalarının en karmaşık ve en çok yanlış nitelendirilen alanlarından biri hâline gelmiştir. İnternet temelli bahis ve kumar faaliyetleri, klasik kumar anlayışından farklı olarak çok katmanlı organizasyon yapıları, paravan şirketler, uluslararası bağlantılar ve karmaşık finansal akışlar üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, yasa dışı bahis ve kumar suçlarının yalnızca “oynama” fiili üzerinden değil, esas olarak organizasyon yapıları ve suçtan elde edilen gelir ekseninde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Karşımıza çıkan temel sorunlardan biri, yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri içindeki rollerin net biçimde ayrıştırılmamasıdır. Bahis oynayan kişiler, banka hesabı kullanılan kişiler, finansal akışı yönetenler ve organizasyonu fiilen kuranlar çoğu zaman aynı dosya içinde, benzer isnatlarla değerlendirilmekte; bu durum hem ispat hem de ceza sorumluluğunun belirlenmesi bakımından ciddi sorunlara yol açmaktadır.
Özellikle paravan şirketler aracılığıyla yürütülen faaliyetler, suçtan elde edilen gelirin aklanması yöntemleri ve organizatörlerin yurt dışında bulunması gibi hususlar, yasa dışı bahis ve kumar dosyalarının ayırt edici özellikleri hâline gelmiştir. Bu unsurlar dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler, fiilin gerçek kapsamını ortaya koymakta yetersiz kalmaktadır.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Faaliyetlerinin Hukuki Dayanağı
Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinin hukuki dayanağı, esas itibarıyla devletin bahis ve şans oyunları üzerindeki tekel yetkisine dayanmaktadır. Türkiye’de spor müsabakalarına dayalı bahis ve şans oyunlarının düzenlenmesi, oynatılması ve bu faaliyetlerden gelir elde edilmesi, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile sıkı kurallara bağlanmıştır.
7258 sayılı Kanun, bahis ve şans oyunlarının yalnızca yetkili kurum ve kuruluşlar aracılığıyla yürütülmesini öngörmekte; bu yetkilendirme dışında kalan her türlü bahis faaliyetini hukuka aykırı kabul etmektedir. Bu kapsamda, internet üzerinden erişim sağlanan, yurt dışında kurulu veya farklı ödeme yöntemleri kullanan bahis siteleri de, Türkiye’deki kullanıcıları hedef alması hâlinde yasa dışı bahis faaliyeti kapsamında değerlendirilmektedir.
Kumar faaliyetleri bakımından ise Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu hükümleri devreye girmektedir. Kumar oynatılması ve kumar oynanması için yer ve imkân sağlanması, ceza hukuku bakımından ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulurken; kumar oynama fiili çoğu durumda idari yaptırım kapsamında ele alınmaktadır. İnternet ortamında yürütülen kumar faaliyetleri de bu ayrımı ortadan kaldırmamakta, yalnızca fiilin icra şeklini değiştirmektedir.
Bu hukuki çerçeve, yasa dışı bahis ve kumar suçlarının değerlendirilmesinde temel referans noktasını oluşturmaktadır. Zira bir faaliyetin yasa dışı sayılıp sayılmayacağı, yalnızca oyunun niteliğine değil; faaliyetin hangi mevzuat kapsamında, kim tarafından ve hangi yetkiyle yürütüldüğüne göre belirlenmektedir.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Faaliyetlerinin Genel Yapısı
Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri, günümüzde bireysel ve dağınık eylemlerden ziyade, belirli bir organizasyon yapısı içinde yürütülen sistematik faaliyetler hâline gelmiştir. İnternet altyapısının sunduğu imkânlar sayesinde bu faaliyetler, çoğu zaman klasik anlamda bir “kumar oynatma” görüntüsünden uzak; profesyonelce kurgulanmış, çok katmanlı ve süreklilik arz eden yapılar üzerinden sürdürülmektedir.
Bu tür organizasyonlarda temel yapı genellikle birkaç ana unsur etrafında şekillenir. Öncelikle bahis veya kumar faaliyetinin sunulduğu dijital platform bulunur. Bu platform, doğrudan bir internet sitesi olabileceği gibi mobil uygulamalar, kapalı mesajlaşma grupları veya yönlendirme linkleri üzerinden de işletilebilir. Kullanıcı ile sistem arasındaki temas noktası bu katman üzerinden sağlanır.
İkinci katman, teknik altyapının ve sistem yönetiminin yürütüldüğü alandır. Sunucu hizmetleri, yazılım altyapısı, kullanıcı hesaplarının oluşturulması ve sistemin kesintisiz çalışmasının sağlanması bu aşamada gerçekleştirilir. Bu görevler, çoğu zaman doğrudan organizatörler tarafından değil; teknik bilgiye sahip kişiler veya dış hizmet sağlayıcılar aracılığıyla yürütülmektedir. Ancak bu kişilerin faaliyetlerinin hukuki niteliği, organizasyonun yasa dışı niteliğinden haberdar olup olmadıklarına göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Organizasyonun en kritik unsurlarından biri ise finansal akışın yönetildiği katmandır. Bahis ve kumar faaliyetlerinden elde edilen paranın toplanması, dağıtılması ve sistem içinde dolaşıma sokulması bu aşamada gerçekleşir. Banka hesapları, elektronik para kuruluşları, sanal POS sistemleri ve ön ödemeli kartlar, bu finansal yapının temel araçlarıdır. Özellikle üçüncü kişiler adına açılmış hesaplar veya şirket hesapları üzerinden yürütülen işlemler, organizasyonun gizlenmesine hizmet etmektedir.
Bu yapı içinde yer alan aktörler bakımından, organizasyonun merkezinde yer alan kişiler ile çevresel katkı sunan kişiler arasında net bir ayrım yapılması gerekir. Organizatörler, sistemin kurulmasından ve sürdürülmesinden sorumlu olan; bahis oranlarını belirleyen, finansal akışı yönlendiren ve faaliyetten doğrudan menfaat sağlayan kişilerdir. Bu kişiler bakımından ceza sorumluluğu, organizasyonun bütünü dikkate alınarak değerlendirilir.
Buna karşılık organizasyonun çevresinde yer alan aktörler; teknik destek sağlayanlar, para transferlerini fiilen gerçekleştirenler, hesap temin edenler veya belirli aşamalarda organizasyona katkı sunan kişiler olabilir. Ancak bu kişilerin her biri bakımından, faaliyetlerinin kapsamı, sürekliliği ve organizasyonun yasa dışı niteliğine ilişkin bilgileri ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Sadece bir aşamada yer almak, her durumda organizatör sıfatıyla ceza sorumluluğu doğurmaz.
Yargılamalardaki en büyük problemlerden biri, bu organizasyon yapısı çözülmeden, dosyada adı geçen herkesin aynı konumda değerlendirilmesidir. Oysa yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri, hiyerarşik ve iş bölümü içeren yapılar üzerinden yürütülmekte; her aktör organizasyon içinde farklı bir fonksiyon üstlenmektedir. Bu fonksiyonlar netleştirilmeden yapılan değerlendirmeler, ceza sorumluluğunun sınırlarını belirsiz hâle getirmektedir.
Bu nedenle yasa dışı bahis ve kumar suçlarında sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılabilmesi için, öncelikle organizasyonun genel yapısının ortaya konulması, ardından bu yapı içinde yer alan aktörlerin konumlarının somut verilerle belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde, fiili katkısı sınırlı olan kişilerin organizasyonun merkezindeymiş gibi değerlendirilmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Organizatörlerinin Paravan Şirket Yapıları
Yasa dışı bahis ve kumar organizasyonlarının en belirgin özelliklerinden biri, faaliyetlerini doğrudan gerçek kişiler üzerinden yürütmek yerine paravan şirket yapıları aracılığıyla sürdürmeleridir. Bu yöntem, hem finansal hareketlerin gizlenmesi hem de organizatörlerin ceza sorumluluğundan uzaklaşması amacıyla tercih edilmektedir. Paravan şirketler, çoğu zaman kâğıt üzerinde hukuka uygun ticari faaliyet yürüten yapılar gibi gösterilmekte, fiili olarak ise yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinin finansal omurgasını oluşturmaktadır.
Bu şirketler genellikle reklam, yazılım, danışmanlık, dijital hizmetler veya e-ticaret faaliyeti yürüttüğü izlenimi verecek şekilde kurulmaktadır. Şirket ana sözleşmelerinde yer alan faaliyet konuları ile fiilen yürütülen işlemler arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Ancak bu uyumsuzluk, ilk bakışta fark edilmesi güç olan karmaşık para hareketleri ve çok aşamalı finansal işlemlerle gizlenmektedir.
Paravan şirket yapılarının temel amacı, yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin meşru bir ticari kazanç gibi sisteme sokulmasını sağlamaktır. Bu kapsamda, bahis sitelerinden veya aracı hesaplardan gelen paralar, şirket hesaplarına “hizmet bedeli”, “reklam ücreti” veya “yazılım lisans bedeli” gibi açıklamalarla aktarılmaktadır. Bu tür işlemler, ilk aşamada sıradan ticari faaliyet izlenimi verse de, paranın kaynağı ile şirketin gerçek faaliyeti arasındaki kopukluk dikkat çekicidir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer yöntem, birden fazla paravan şirketin zincirleme biçimde kullanılmasıdır. Bu yapılarda para, önce bireysel hesaplardan şirket hesaplarına, ardından başka şirketlere veya yurt dışındaki hesaplara aktarılmakta; böylece finansal izlerin takibi zorlaştırılmaktadır. Şirketlerin kısa süreli faaliyette bulunması, sık sık ortak ve yönetici değişiklikleri yapılması da bu yapının karakteristik özellikleri arasındadır.
Paravan şirketlerin yönetici ve ortakları çoğu zaman organizasyonun gerçek yöneticileri değildir. Bu kişiler, şirket üzerinde fiili hâkimiyeti bulunmayan, çoğu zaman sınırlı ekonomik imkânlara sahip veya üçüncü kişiler tarafından yönlendirilen kişilerden seçilmektedir. Gerçek organizatörler ise perde arkasında kalarak şirketler üzerindeki kontrolü dolaylı yollarla sürdürmektedir.
Ceza hukuku bakımından paravan şirket kullanımı, organize bir yapının varlığına işaret eden önemli bir göstergedir. Ancak sırf bir şirketin bahis faaliyetleriyle ilişkilendirilen para hareketlerine konu olması, otomatik olarak şirket yöneticilerinin veya ortaklarının ceza sorumluluğunu doğurmaz. Şirketin fiilen hangi amaçla kullanıldığı, kararların kim tarafından alındığı ve bahis organizasyonuyla nasıl bir bağlantı kurulduğu somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Bu tür yapılarda en önemli hukuki tartışma, görünürdeki ticari faaliyet ile gerçekte yürütülen yasa dışı faaliyetin ayrıştırılmasıdır. Paravan şirketler, bu ayrımı bilinçli şekilde bulanıklaştırmakta; bu da hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında ispat sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yasa dışı bahis ve kumar dosyalarında paravan şirket yapıları, yalnızca ticaret hukuku perspektifiyle değil, ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesi gözetilerek değerlendirilmelidir.
Paravan Şirketler Üzerinden Yürütülen Finansal Akış ve Ödeme Sistemleri
Yasa dışı bahis ve kumar organizasyonlarında paravan şirketlerin en temel işlevi, para hareketlerinin kaynağını ve amacını görünmez hâle getirmektir. Bu yapılarda finansal akış, doğrudan bahis veya kumar faaliyetiyle ilişkilendirilemeyecek şekilde kurgulanır. Amaç, elde edilen gelirin meşru bir ticari faaliyet sonucunda kazanılmış izlenimi yaratmasıdır.
Finansal akış çoğu zaman bireysel hesaplar üzerinden başlatılır. Bahis oynayan kişilerden veya aracı konumundaki hesaplardan toplanan paralar, belirli bir eşik aşılmadan parça parça şirket hesaplarına yönlendirilir. Bu aşamada transfer açıklamaları özellikle seçilir; reklam bedeli, danışmanlık ücreti, yazılım hizmeti veya komisyon gibi ifadelerle işlemler sıradan bir ticari ilişki görüntüsü altına sokulur.
Paravan şirket hesaplarına ulaşan para, genellikle aynı hesapta uzun süre tutulmaz. Kısa aralıklarla başka şirketlere, farklı banka hesaplarına veya elektronik para kuruluşlarına aktarılır. Bu zincirleme yapı sayesinde, paranın ilk kaynağı ile son ulaştığı nokta arasındaki bağlantı zayıflatılır. Finansal hareketlerin çok katmanlı hâle getirilmesi, iz sürmeyi zorlaştıran temel unsurlardan biridir.
Elektronik para kuruluşları ve sanal POS sistemleri bu yapının önemli bir parçasıdır. Bu sistemler, klasik bankacılık altyapısına kıyasla daha hızlı işlem yapılmasına imkân tanır. Ayrıca farklı ülkelerde yerleşik kuruluşlar üzerinden hizmet alınması, para hareketlerine uluslararası bir boyut kazandırır. Bu durum, finansal akışın denetlenmesini daha da güçleştirmektedir.
Bazı yapılarda şirket hesapları, fiilen ticari faaliyeti olmayan ya da sınırlı faaliyeti bulunan işletmeler adına açılmaktadır. Bu şirketler, yüksek hacimli para giriş-çıkışına rağmen gerçek bir mal veya hizmet üretmemektedir. Gelir-gider dengesi ile şirketin personel yapısı, fiziki varlığı ve sektörel faaliyetleri arasındaki uyumsuzluk, bu tür yapıların ayırt edici özellikleri arasında yer alır.
Finansal akışın bir diğer yönü, paranın yurt dışına çıkarılmasıdır. Paravan şirketler aracılığıyla toplanan gelirler, çoğu zaman yurt dışındaki banka hesaplarına, elektronik cüzdanlara veya kripto varlıklara yönlendirilir. Bu aşamada transferler, ticari ödeme veya yatırım gerekçesiyle yapılmış gibi gösterilir. Böylece hem paranın ülke dışına çıkarılması sağlanır hem de suçtan elde edilen gelirin kaynağı daha da belirsiz hâle getirilir.
Ceza hukuku bakımından bu finansal yapıların değerlendirilmesi, yalnızca para hareketlerinin varlığına indirgenemez. Şirketin gerçek faaliyeti, yapılan ödemelerin ekonomik karşılığı, transferlerin zamanlaması ve yasa dışı bahis yapısıyla olan bağlantısı birlikte ele alınmalıdır. Aksi hâlde, görünürde ticari işlem niteliği taşıyan ancak gerçekte yasa dışı faaliyetin parçası olan işlemler doğru şekilde tespit edilemez.
Bu nedenle paravan şirketler üzerinden yürütülen finansal akış, yasa dışı bahis ve kumar suçlarının anlaşılmasında merkezi bir rol oynar. Paranın hangi aşamalardan geçtiği, kimlerin kontrolünde dolaştığı ve hangi noktada aklama sürecine girdiği ortaya konulmadan, organizasyonun gerçek boyutunun kavranması mümkün değildir.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Suçlarında Suçtan Elde Edilen Gelir ve Aklanması
Yasa dışı bahis ve kumar suçlarının ceza hukuku bakımından en kritik yönlerinden biri, bu faaliyetlerden elde edilen gelirin niteliği ve bu gelirin sistem içinde nasıl dolaşıma sokulduğudur. Zira bahis ve kumar organizasyonlarının temel amacı, yalnızca bahis oynatmak değil; bu faaliyetlerden elde edilen gelirleri denetlenebilir ve meşru görünümlü bir yapıya dönüştürmektir.
Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinden elde edilen gelir, ceza hukuku bakımından suçtan elde edilen gelir niteliğindedir. Halk dilinde kara para aklama da denilmektedir. Bu gelir, organizasyonun merkezinde yer alan kişiler açısından doğrudan suçun maddi konusunu oluşturur. Bahis siteleri üzerinden toplanan paralar, aracı hesaplar yoluyla yönlendirilen meblağlar veya paravan şirket hesaplarına aktarılan tutarlar, kaynağı itibarıyla hukuka aykırı bir faaliyetin sonucudur.
Bu tür gelirlerin doğrudan kullanılması, organizasyonun görünürlüğünü artırdığı için tercih edilmemektedir. Bunun yerine gelir, farklı aşamalardan geçirilerek izinin kaybettirilmesi hedeflenir. Bu süreç, ceza hukuku literatüründe suçtan elde edilen gelirin aklanması olarak tanımlanan faaliyetlerin temelini oluşturur. Yasa dışı bahis ve kumar suçlarında aklama süreci çoğu zaman bahis faaliyetiyle eş zamanlı olarak kurgulanmaktadır.
Aklama sürecinin ilk aşamasında, elde edilen gelir bireysel hesaplar veya üçüncü kişiler adına açılmış hesaplar üzerinden dolaşıma sokulur. Bu hesaplar, bahis oynayan kişilerle doğrudan bağlantı kurulamayacak şekilde seçilir. Ardından para, paravan şirket hesaplarına yönlendirilerek ticari bir işlem görüntüsü altında sisteme dahil edilir. Bu aşamada yapılan transferler, hizmet bedeli, reklam ücreti veya danışmanlık karşılığı gibi açıklamalarla gerekçelendirilmektedir.
İkinci aşamada, para hareketleri katmanlı hâle getirilir. Aynı para, kısa süre içinde birden fazla şirket veya hesap arasında dolaştırılır. Bu işlem, paranın ilk kaynağı ile son ulaştığı nokta arasındaki bağlantının zayıflatılmasını amaçlar. Özellikle farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor gibi görünen şirketlerin kullanılması, finansal akışın takibini zorlaştıran unsurlar arasında yer alır.
Üçüncü aşamada ise gelir, çoğu zaman yurt dışına çıkarılır veya farklı finansal araçlara yönlendirilir. Yabancı banka hesapları, elektronik para kuruluşları ve kripto varlıklar bu aşamada devreye girer. Paranın ülke dışına aktarılması, hem denetim mekanizmalarını zorlaştırmakta hem de soruşturma süreçlerini uluslararası işbirliğine bağımlı hâle getirmektedir.
Bu süreçlerin tamamı, Türk Ceza Kanunu’nun suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu düzenleyen hükümleriyle doğrudan ilişkilidir. Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinden elde edilen gelirin, kaynağını gizleyecek veya meşru bir izlenim yaratacak şekilde işleme tabi tutulması, bahis suçundan bağımsız olarak ayrıca değerlendirilmesi gereken bir fiil ortaya çıkarmaktadır.
Ceza yargılamasında en önemli tartışma noktalarından biri, bahis faaliyeti ile aklama fiili arasındaki sınırın nasıl çizileceğidir. Her para transferi veya her ticari işlem, otomatik olarak aklama faaliyeti olarak nitelendirilemez. Paranın suçla bağlantısının, yapılan işlemlerin amacıyla birlikte somut biçimde ortaya konulması gerekir. Aksi hâlde, ticari faaliyet görüntüsü altında yürütülen her işlem aklama şüphesiyle değerlendirilir hâle gelir.
Bu nedenle yasa dışı bahis ve kumar suçlarında suçtan elde edilen gelir ve aklama iddiaları, yalnızca para hareketlerinin varlığına bakılarak değil; organizasyonun yapısı, kullanılan şirketler, işlem gerekçeleri ve finansal davranışların bütünlüğü içinde ele alınmalıdır. Gelirin hangi aşamada suçtan koparıldığı, hangi noktada meşrulaştırılmaya çalışıldığı ortaya konulmadan yapılan değerlendirmeler, sağlıklı bir ceza sorumluluğu tespiti yapılmasına imkân vermez.
MASAK Raporlarının Yasa Dışı Bahis ve Kumar Suçlarındaki Hukuki Niteliği
Yasa dışı bahis ve kumar suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan raporlar çoğu zaman dosyanın temel dayanaklarından biri hâline gelmektedir. Özellikle suçtan elde edilen gelirin varlığı ve bu gelirin aklanmasına ilişkin iddialar, büyük ölçüde MASAK analizleri üzerinden şekillenmektedir. Bununla birlikte, MASAK raporlarının ceza yargılamasındaki hukuki niteliği ve delil değeri, uygulamada sıklıkla yanlış konumlandırılmaktadır.
MASAK, idari bir kurumdur ve temel görevi, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesine yönelik mali analizler yapmaktır. Bu kapsamda hazırlanan raporlar, teknik ve finansal verilerin değerlendirilmesine dayanır. Ancak bu raporlar, ceza muhakemesi anlamında bir bilirkişi raporu niteliği taşımaz. MASAK tarafından yapılan tespitler, hukuki nitelendirme içermeyen; mali hareketlere ilişkin analiz ve değerlendirmelerden ibarettir.
MASAK raporlarında yer alan “şüpheli işlem” tespitleri, ceza hukuku bakımından doğrudan suçun işlendiğini ortaya koyan kesin deliller olarak kabul edilemez. Şüpheli işlem kavramı, mali mevzuat çerçevesinde risk ve olağan dışılık değerlendirmesine dayanır. Bu değerlendirme, işlemin suç teşkil ettiğini değil; incelenmeye değer görüldüğünü ifade eder. Dolayısıyla şüpheli işlem tespiti ile suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşmiş olması arasında doğrudan ve zorunlu bir bağ kurulamaz.
Yasa dışı bahis ve kumar dosyalarında MASAK raporları çoğu zaman banka hesap hareketleri, para transfer zincirleri ve şirket hesapları üzerinden kurgulanmaktadır. Ancak bu finansal hareketlerin bahis veya kumar faaliyetiyle nasıl ilişkilendirildiği, ceza yargılamasında ayrıca ortaya konulmalıdır. Para hareketlerinin varlığı, tek başına suçun işlendiğini veya sanığın bahis organizasyonunun parçası olduğunu göstermeye yeterli değildir.
Ceza yargılamasında MASAK raporlarının işlevi, soruşturmanın yönünü belirleyen ve diğer delillerle desteklenmesi gereken yardımcı bir araç olmaktan ibarettir. Dijital deliller, iletişim kayıtları, şirket belgeleri ve tanık beyanları ile desteklenmeyen MASAK analizlerinin, tek başına mahkûmiyet hükmüne esas alınması ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.
Özellikle suçtan elde edilen gelirin aklanması iddialarında, MASAK raporları ile Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen aklama suçunun unsurları arasındaki ayrımın titizlikle yapılması gerekir. Her karmaşık veya çok aşamalı para hareketi, otomatik olarak aklama fiili olarak nitelendirilemez. Paranın suçtan elde edildiğinin ve yapılan işlemlerin bu geliri gizlemeye veya meşrulaştırmaya yönelik olduğunun somut biçimde ortaya konulması gerekir.
Bu bağlamda MASAK raporlarının ceza yargılamasında doğru konumlandırılması, hem maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hem de ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesinin korunması açısından önem taşır. MASAK analizleri, suçun varlığına ilişkin kesin kanaat oluşturan belgeler değil; hâkimin serbestçe takdir edeceği deliller arasında yer alan teknik değerlendirmeler olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak MASAK raporları, yasa dışı bahis ve kumar suçlarında önemli bir inceleme aracıdır; ancak bu raporların hukuki niteliği aşırı genişletilerek, ceza sorumluluğunu tek başına belirleyen belgeler hâline getirilmesi hukuken isabetli değildir. Ceza yargılamasında MASAK raporlarının değeri, diğer delillerle kurduğu ilişki ölçüsünde belirlenmelidir.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Faaliyetlerinde Yurt Dışı Unsurunun Türk Ceza Kanunu Bakımından Değerlendirilmesi
Yasa dışı bahis ve kumar suçlarında yurt dışı unsuru, gerek soruşturma gerekse savunma aşamasında en fazla tartışma yaratan konulardan biridir. Özellikle organizatörlerin yurt dışında bulunması, bahis veya kumar sitelerinin yurt dışında barındırılması ve faaliyetin yürütüldüğü ülkede suç teşkil etmemesi, Türk ceza hukukunun uygulanabilirliğini sorgulayan temel argümanlar olarak ileri sürülmektedir. Ancak bu argümanlar, Türk Ceza Kanunu’nun suçun yer bakımından uygulanmasına ilişkin sistematiğiyle örtüşmemektedir.
Türk ceza hukukunda suçun hangi ülke hukukuna tabi olacağı belirlenirken, yalnızca failin bulunduğu yer esas alınmaz. Türk Ceza Kanunu, suçun işlendiği yerin tespitinde icra ve netice kriterlerini birlikte dikkate alan geniş bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu çerçevede bir fiilin, icra hareketlerinin tamamen veya kısmen Türkiye’de gerçekleştirilmesi ya da suçun neticesinin Türkiye’de meydana gelmesi hâlinde, Türkiye’de işlenmiş sayılacağı kabul edilmektedir.
Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri bakımından bu değerlendirme özel bir önem taşır. Zira bu tür faaliyetlerde icra hareketleri çoğu zaman çok katmanlıdır ve farklı ülkelerde gerçekleşmektedir. Bahis sitesinin sunucularının yurt dışında bulunması, yazılım altyapısının yabancı bir ülkede barındırılması veya organizatörün fiziken Türkiye dışında ikamet etmesi, fiilin bütün unsurlarının yurt dışında gerçekleştiği anlamına gelmez. Aksine, Türkiye’de yerleşik kişilerin bahis veya kumar faaliyetlerine katılması, bu fiillerin neticelerinin Türkiye’de ortaya çıktığını göstermektedir.
Ceza hukuku bakımından belirleyici olan husus, yasa dışı bahis veya kumar faaliyetinin Türkiye’de hukuki sonuç doğuracak şekilde yöneltilmiş olup olmadığıdır. Türkiye’deki kullanıcıların siteye erişmesi, bahis oynaması ve buna bağlı olarak ekonomik bir risk veya kazanç sürecine girmesi, suçun neticesinin Türkiye’de gerçekleştiğini ortaya koyar. Bu durumda fiilin, Türk Ceza Kanunu’nun yer bakımından uygulanmasına ilişkin hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Bu bağlamda organizatörlerin bulunduğu ülkede bahis veya kumar faaliyetinin suç teşkil etmemesi de Türk hukuku bakımından belirleyici değildir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri, her devletin kendi kamu düzenini ilgilendiren alanlarda suç ve yaptırım politikalarını bağımsız olarak belirleme yetkisine sahip olmasıdır. Bahis ve kumar faaliyetleri, Türkiye’de kamu düzeni ve ekonomik düzenle yakından ilişkili kabul edilen alanlar arasında yer almakta; bu nedenle devlet tekelinde düzenlenmektedir.
Dolayısıyla bir faaliyetin yabancı bir ülkede hukuka uygun olması, bu faaliyetin Türkiye bakımından da hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmaz. Türk Ceza Kanunu’nun uygulanabilirliği, yabancı hukukun değerlendirmesine değil; fiilin Türkiye ile kurduğu bağlantıya dayanır. Türkiye’deki kullanıcıları hedef alan, Türkiye’de erişilebilir kılınan ve Türkiye’de ekonomik veya toplumsal etki yaratan bahis ve kumar faaliyetleri, yurt dışı unsuruna rağmen Türk ceza hukukunun denetim alanına girer.
Bu yaklaşım, yalnızca ulusal ceza hukuku bakımından değil, uluslararası ceza hukuku ve devletlerin ceza yetkisine ilişkin genel ilkelerle de uyumludur. Suçun neticesinin bir devletin ülkesinde meydana gelmesi, o devlete ceza yargılaması yapma yetkisi tanıyan kabul görmüş bir kriterdir. Yasa dışı bahis ve kumar suçlarında bu netice, bahis faaliyetinin Türkiye’de icra edilmesi ve bu faaliyet kapsamında ekonomik değerlerin dolaşıma girmesi şeklinde somutlaşmaktadır.
Bu nedenle yasa dışı bahis ve kumar organizatörlerinin yurt dışında bulunması veya faaliyetlerini suç olarak değerlendirmeyen ülkelerde yürütmeleri, Türk Ceza Kanunu bakımından mutlak bir hukuki koruma sağlamaz. Faaliyetin Türkiye’ye yönelmiş olması ve Türkiye’de hukuki sonuç doğurması hâlinde, ceza sorumluluğu Türk hukuku çerçevesinde ele alınmaya devam eder. Yurt dışı unsuru, bu sorumluluğu ortadan kaldıran değil; değerlendirilmesi gereken bir unsur niteliği taşır.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Oynamak Suç mu?
Yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri bakımından ceza sorumluluğunun belirlenmesinde en çok karıştırılan hususlardan biri, bahis veya kumar oynamanın tek başına suç teşkil edip etmediğidir. Bu sorunun sağlıklı biçimde cevaplanabilmesi için, yasa koyucunun bahis ve kumar olgusuna yaklaşımının ve ilgili mevzuatta yapılan ayrımların birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Türk hukuk sisteminde yasa dışı bahis ve kumar faaliyetleri, tüm yönleriyle Türk Ceza Kanunu içinde düzenlenmiş suç tipleri olarak ele alınmamıştır. Aksine, bu alanda ağırlıklı olarak 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Kabahatler Kanunu hükümleri devreye girmektedir. Bu durum, yasa koyucunun bahis ve kumar oynama fiilini her hâlükârda ceza hukuku yaptırımıyla karşılamayı tercih etmediğini göstermektedir.
7258 sayılı Kanun sistematiği incelendiğinde, esasen cezai yaptırımların bahis ve kumar organizasyonunu kuran, yöneten veya bu faaliyetlere aracılık eden kişilere yöneltildiği görülmektedir. Bahis oynayan kişiler bakımından ise kural olarak idari yaptırım öngörülmüştür. Bu tercih, yasa koyucunun bahis oynama fiilini, kamu düzenini esaslı biçimde tehdit eden bir davranıştan ziyade, idari tedbirlerle kontrol altına alınması gereken bir fiil olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır.
Kumar oynama fiili bakımından da benzer bir yaklaşım söz konusudur. Türk Ceza Kanunu’nda ağırlıklı olarak kumar oynatılması ve kumar oynanması için yer ve imkân sağlanması fiilleri cezai yaptırıma bağlanmış; kumar oynama fiili ise çoğu durumda Kabahatler Kanunu kapsamında ele alınmıştır. Bu ayrım, kumar oynayan ile kumar faaliyetini organize eden kişiler arasında bilinçli bir sorumluluk farklılaştırması yapıldığını göstermektedir.
Bu çerçevede, yasa dışı bahis veya kumar oynama fiilinin tek başına ceza hukuku anlamında bir suçtan söz edilmesi mümkün değildir. Ancak bu durum, bahis veya kumar oynayan kişinin hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmayacağı anlamına da gelmez. İdari para cezaları ve ilgili diğer idari tedbirler bu fiiller bakımından uygulanabilirliğini korumaktadır.
Buna karşılık, bahis veya kumar oynama fiilinin organizasyonel faaliyetlerle iç içe geçmesi hâlinde hukuki nitelendirme değişmektedir. Kişinin yalnızca kendi adına bahis oynamakla yetinmeyip, başkalarının bahis oynamasına aracılık etmesi, bahis gelirlerinin toplanmasına katkı sunması, hesap temin etmesi veya bu faaliyetlerden sistematik bir menfaat elde etmesi durumunda artık idari yaptırım alanı aşılmakta ve ceza sorumluluğu gündeme gelmektedir.
Ceza hukuku bakımından bu ayrımın temelinde, fiilin yoğunluğu, sürekliliği ve organizasyonla kurduğu bağ yer almaktadır. Bahis veya kumar oynama sınırında kalan bireysel davranışlar ile bahis organizasyonunun bir parçası hâline gelen faaliyetlerin aynı hukuki sonuçlara bağlanması, ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesine aykırı sonuçlar doğurur.
Bu nedenle “yasa dışı bahis ve kumar oynamak suç mu?” sorusu, soyut ve tek yönlü bir cevapla geçiştirilemez. Değerlendirme, kişinin fiilinin hangi sınırlar içinde kaldığına, organizasyonel yapı ile bağlantısına ve bu faaliyetlerden elde edilen menfaatin niteliğine göre yapılmalıdır. Yasa koyucunun iradesi, bahis ve kumar oynama fiilini değil; bu faaliyetleri organize eden ve bundan sistematik şekilde gelir elde eden yapıları ceza hukuku yaptırımına konu etmektedir.
Yasa Dışı Bahis ve Kumar Oynayanlar Hakkında Uygulanan Yaptırımlar
Yasa dışı bahis ve kumar oynayan kişiler bakımından uygulanacak yaptırımların niteliği, fiilin ceza hukuku alanında mı yoksa idare hukuku alanında mı değerlendirileceği sorusuyla doğrudan ilişkilidir. Türk hukuk sisteminde yasa koyucu, bahis ve kumar oynama fiilini kural olarak ceza hukuku yaptırımlarından ziyade idari yaptırımlarla karşılamayı tercih etmiştir. Bu tercih, yaptırım politikasının temelini oluşturmaktadır.
7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca, yasa dışı bahis oynayan kişiler hakkında idari para cezası uygulanması öngörülmüştür. Bu yaptırım, ceza mahkemeleri tarafından hükmedilen bir ceza niteliği taşımamakta; idari makamlar tarafından tesis edilen bir idari yaptırım olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bahis oynayan kişiler bakımından ceza yargılamasına konu olacak bir suç isnadı, kural olarak söz konusu değildir.
İdari yaptırımların uygulanmasında dikkat edilmesi gereken temel husus, fiilin kapsamının doğru tespit edilmesidir. Bahis veya kumar oynama sınırında kalan davranışların, organizasyonel faaliyetlerle karıştırılması hâlinde, idari yaptırım alanında kalması gereken fiiller ceza soruşturmasına konu edilebilmektedir. Bu durum, yaptırım rejiminin amacına aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
Öte yandan idari yaptırım uygulanmış olması, fiilin başka bir suçla bağlantılı olduğu hâllerde ceza sorumluluğunu mutlak biçimde ortadan kaldırmaz. Bahis veya kumar oynama fiilinin, suçtan elde edilen gelirin aklanması, örgütlü faaliyet veya başka bir suç tipinin icrası kapsamında değerlendirilmesi hâlinde, farklı hukuki sonuçlar gündeme gelebilir. Bu tür durumlarda, idari yaptırım ile ceza sorumluluğu arasındaki sınırın somut olayın özelliklerine göre titizlikle çizilmesi gerekir.
Yaptırımlar bakımından bir diğer önemli mesele, ölçülülük ilkesidir. Yasa koyucunun bahis ve kumar oynayanlar için idari yaptırım öngörmesi, bu fiillerin kamu düzeni bakımından tamamen önemsiz görüldüğü anlamına gelmez.
Bu çerçevede yasa dışı bahis ve kumar oynayanlar hakkında uygulanan yaptırımlar, ceza hukukunun son çare olması ilkesine uygun şekilde kurgulanmıştır. Bahis ve kumar faaliyetlerinin merkezinde yer alan organizasyonlar ağır ceza yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakılırken, oynama sınırında kalan bireysel davranışlar idari yaptırımlarla sınırlandırılmıştır. Bu ayrım, yaptırım sisteminin bütünlüğünü ve hukuki tutarlılığını sağlayan temel unsurlardan biridir.
Av. Ramazan Sertan Safsöz