Dijital arama ve el koyma, ceza soruşturmalarında telefon, bilgisayar, tablet, harici disk, USB bellek ve benzeri dijital materyallerde bulunan verilere erişilmesini sağlayan en yoğun koruma tedbirlerinden biridir. Bir akıllı telefon yalnızca iletişim kayıtlarını değil, fotoğrafları, konum geçmişini, banka hareketlerini, sağlık bilgilerini, mesleki yazışmaları, bulut hesaplarını ve üçüncü kişilere ait çok sayıda veriyi aynı anda barındırabilir. Bu nedenle dijital cihaz üzerinde yapılan arama, klasik anlamda bir eşyanın aranmasından çok daha geniş bir özel hayat müdahalesi doğurabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesi uzun süredir bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koymanın kanuni dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi 12 Şubat 2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla maddenin esaslı hükümlerini iptal etmiş, bağlantılı hükümler de uygulanma imkanları kalmadığı için iptal kapsamına alınmıştır. Karar 25 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış ancak iptal hükümlerinin yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir.
18 Eylül 2026 itibarıyla CMK m. 134 halen yürürlüktedir. Mevcut dijital arama ve el koyma rejimi 25 Şubat 2027 tarihine kadar uygulanmaya devam edecektir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dijital arama işlemlerini bugün itibarıyla yasaklamadığı gibi daha önce elde edilmiş bütün dijital delilleri de kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmemiştir. Buna karşılık karar, dijital verilerin yalnızca elde edilme anına değil, saklanması, kullanılması, sınırlandırılması ve yargılama sonrasındaki akıbetine ilişkin yeni bir kanuni düzenleme yapılmasını zorunlu hale getirmiştir.
Dijital Arama ve El Koymada Neden Yeni Bir Döneme Giriliyor?
Anayasa Mahkemesinin CMK m. 134 hakkında verdiği kararın önemi, dijital arama yetkisinin gerekli olup olmadığından çok bu yetkinin hangi güvencelerle kullanılacağına ilişkindir. Mahkeme, suçların soruşturulması ve maddi gerçeğe ulaşılması amacıyla bilgisayar ve diğer dijital materyallerde arama yapılmasının meşru ve gerekli olabileceğini kabul etmiştir.
İptal kararının gerekçesi, hakim kararının bulunmaması veya mevcut maddede arama şartlarının hiçbir şekilde belirlenmemiş olması değildir. Mahkeme aksine, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe, başka surette delil elde edilememe, hakim denetimi, arama kararına itiraz, yedekleme ve şüpheliye kopya verilmesi gibi mevcut güvencelerin önemli bir bölümünü ayrıca değerlendirmiştir.
Asıl anayasal sorun, dijital arama sonucunda elde edilen kişisel verilerin yargılama kesin hükümle sona erdikten sonraki durumunun kanun düzeyinde yeterince düzenlenmemiş olmasıdır. Verilerin ne kadar süre saklanacağı, hangi koşullarda silineceği, silinmediği takdirde kullanımının nasıl sınırlandırılacağı, saklamaya hangi makamın karar vereceği ve ilgili kişinin verilerin silinmesini veya kullanımının sınırlandırılmasını hangi usulle talep edebileceği konusunda yeterli kanuni güvence bulunmadığı kabul edilmiştir.
Karar bu yönüyle dijital arama hukukunun ağırlık merkezini değiştirmektedir. Tartışma artık yalnızca telefonun veya bilgisayarın hangi kararla alınabileceğinden ibaret değildir. Dijital verinin elde edilmesinden imhasına kadar geçen bütün sürecin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.
CMK m. 134 Hangi Dijital Materyalleri Kapsıyor?
CMK m. 134 lafzında bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinden söz etmektedir. Teknolojik gelişim nedeniyle hüküm yalnızca masaüstü veya dizüstü bilgisayarlarla sınırlı yorumlanmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bilgisayar kütükleri kavramının telefon, çıkarılabilir bellek, sabit disk ve diğer dijital veri taşıyıcılarını kapsayabileceğini kabul etmektedir.
Akıllı telefonlar günümüzde bilgisayarlardan daha yoğun kişisel veri barındırabilmektedir. Mesajlaşma kayıtları, rehber, fotoğraflar, uygulama verileri, internet geçmişi, konum kayıtları ve dijital cüzdan bilgileri aynı cihaz içinde bulunabilir. Bu nedenle telefon üzerinde içerik incelemesi yapılması sıradan eşya aramasından farklı hukuki koşullara tabidir.
Dijital veri türleri ve bunların ceza muhakemesindeki niteliği hakkında daha geniş açıklamalar Dijital Deliller ve Ceza Davalarındaki Önemi başlıklı yayınımızda bulunmaktadır.
Fiziksel Cihaza El Koymak ile İçindeki Verileri Aramak Aynı İşlem Değildir
Telefonun veya bilgisayarın fiziksel olarak kolluğun eline geçmesi, cihazın bütün içeriğinin serbestçe incelenebileceği anlamına gelmez. Fiziksel eşyanın muhafaza altına alınması ile dijital verinin aranması birbirinden farklı müdahalelerdir.
Bir telefon suçüstü aramasında ele geçirilmiş olabilir. Cihazın bulunması ve muhafaza altına alınması, içindeki mesajların, fotoğrafların, silinmiş kayıtların veya uygulama verilerinin doğrudan incelenmesi için tek başına yeterli hukuki dayanak oluşturmaz. Dijital içerik üzerinde inceleme yapılması CMK m. 134 kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu ayrım özellikle rıza ile telefon teslim edilen olaylarda önem taşır. Yargıtayın yakın tarihli kararlarında, şüphelinin rızasının dahi CMK m. 134’teki kanuni usul yerine geçirilerek kolluğa sınırsız telefon inceleme yetkisi vermediği kabul edilmektedir. Ceza muhakemesinde temel haklara yönelik koruma tedbirleri, yalnızca ilgilinin fiili teslim davranışına dayanılarak genişletilemez.
Mevcut CMK m. 134 Rejiminde Dijital Aramanın Koşulları
CMK m. 134 kapsamında dijital arama yapılabilmesi için bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmanın bulunması, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması gerekir. Dijital arama bu nedenle genel bir araştırma yöntemi değil, kanunda daha ağır koşullara bağlanmış özel bir koruma tedbiridir.
Kararı hakim verebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da karar verebilir ancak savcı kararı yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulmalıdır. Hakimin de en geç yirmi dört saat içinde karar vermesi gerekir. Sürenin dolması veya hakimin aksine karar vermesi halinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhal imha edilmelidir.
Başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması şartı, dijital aramanın tali nitelikte olduğunu gösterir. Soruşturma makamı yalnızca olayda telefon veya bilgisayar bulunduğu gerekçesiyle bütün dijital içeriğin incelenmesine yönelmemelidir. Aramanın neden gerekli olduğu ve başka delil toplama yöntemlerinin neden yeterli olmayacağı somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.
Dijital Arama Kararının Sınırları
Arama kararının bulunması incelemenin sınırsız olduğu anlamına gelmez. Soruşturulan fiil ile dijital materyal arasında bağlantı kurulması, incelenecek verinin soruşturma amacıyla ilişkili olması ve müdahalenin ölçülü kalması gerekir.
Aynı evde bulunan her telefonun veya bilgisayarın otomatik biçimde aynı kişi tarafından kullanıldığı kabul edilemez. Aile bireylerine, çalışanlara veya üçüncü kişilere ait cihazların hangi gerekçeyle soruşturmayla ilişkilendirildiği ayrıca açıklanmalıdır.
Dijital cihazların veri kapasitesi nedeniyle kararın kapsamı büyük önem taşır. Belirli tarihlerde gerçekleştiği ileri sürülen bir olay nedeniyle kişinin yıllar boyunca oluşmuş bütün dijital hayatının taranması, arama amacı ile müdahale arasında ölçülülük tartışması yaratabilir.
İncelenecek tarih aralığının, hesapların, kullanıcıların ve veri kategorilerinin mümkün olduğu ölçüde somutlaştırılması hem temel hakların korunmasına hem de elde edilen teknik verinin güvenilir biçimde yorumlanmasına katkı sağlar. Bilirkişiye yalnızca “cihazda suç unsuru araştırılsın” biçiminde sınırsız bir görev verilmesi, arama kararının fiilen teknik inceleme aşamasında genişletilmesine yol açabilir.
Telefona veya Bilgisayara Ne Zaman El Konulabilir?
Mevcut CMK m. 134/2’ye göre bilgisayar, bilgisayar programı veya bilgisayar kütüğüne şifrenin çözülememesi nedeniyle girilememesi, gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması veya işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi amacıyla araca el konulabilir.
El koymanın amacı cihazı süresiz biçimde adli makamların elinde tutmak değildir. Kanun, şifrenin çözülmesi ve gerekli kopyaların alınması halinde cihazların gecikme olmaksızın iade edilmesini öngörmektedir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2026 tarihli bir kararında da dijital materyalin imajı alındıktan ve gerekli çözümleme gerçekleştirildikten sonra cihazın fiziksel olarak tutulmaya devam edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Delil olarak korunması gereken unsur birçok olayda cihazın kendisinden ziyade usulüne uygun biçimde alınmış dijital kopyadır.
Cihazın uzun süre iade edilmemesi yalnızca mülkiyet hakkını etkilemez. Telefon veya bilgisayar kişinin mesleki faaliyetinin, ticari işletmesinin veya günlük iletişiminin merkezi olabilir. Bu nedenle el koymanın devamı her aşamada amaç ve süre yönünden ölçülü kalmalıdır.
Adli Kopya, Yedekleme ve Hash Değeri
CMK m. 134, dijital materyale el konulması sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklenmesini ve alınan yedekten bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesini öngörmektedir. Kopya teslimi tutanağa geçirilerek imza altına alınmalıdır.
Bu güvence, dijital delilin sonradan değiştirildiği veya inceleme raporunda seçilerek sunulduğu yönündeki iddiaların denetlenebilmesi bakımından önem taşır. Şüpheli veya müdafi, kendisine verilen veri kopyasını bağımsız uzmana inceletebilir ve resmi rapordaki tespitleri kaynak veriyle karşılaştırabilir.
Adli bilişim incelemesinde orijinal materyal üzerinde mümkün olduğunca doğrudan çalışma yapılmaması, uygun teknik yöntemle adli kopya oluşturulması ve analizlerin doğrulanabilir kopya üzerinde yürütülmesi tercih edilir. Kullanılan yazılım, kopyalama yöntemi, işlem tarihi ve materyalin kimliği raporda gösterilmelidir.
Hash değeri, belirli bir veri kümesinin dijital özetidir. Kaynak veriden alınan değer ile adli kopyanın değeri eşleşiyorsa iki veri kümesinin bit düzeyinde aynı olduğunun denetlenmesine yardımcı olur. Hash değerinin bulunması ise verinin sanığa ait olduğunu, hukuka uygun elde edildiğini veya içerdiği bilginin gerçek olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Hash değeri ilk kez incelemeden uzun süre sonra hesaplanmışsa önceki dönemde veri üzerinde değişiklik yapılmadığını geriye dönük olarak göstermez. Dijital materyal incelemelerinde yöntem, ham veri ve teknik rapor ilişkisi hakkında Dijital Materyal İncelemelerinde Bilirkişi Raporlarına İtiraz başlıklı yayınımız incelenebilir.
Anayasa Mahkemesi CMK m. 134’ü Neden İptal Etti?
Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli kararını yalnızca “telefon araması Anayasa’ya aykırı bulundu” şeklinde okumak kararın esas gerekçesini yansıtmaz. Mahkeme, dijital arama ve el koymanın suç soruşturması bakımından meşru bir amaca hizmet ettiğini ve gerekli bir tedbir olabileceğini kabul etmiştir.
Kararda mevcut sistemde birçok güvencenin bulunduğu da belirtilmiştir. Arama nedeninin ve aranacak eşyanın gösterilmesi, ilgilinin veya avukatının arama sırasında bulunabilmesi, verinin yedeklenmesi, kopyanın şüpheliye verilmesi, bilirkişi raporuna itiraz edilebilmesi, elde edilen delilin duruşmada tartışılması ve hukuka aykırı delilin reddedilmesi bunlar arasındadır.
Mahkeme esas anayasal eksikliği kişisel verilerin yargılama sonrasındaki yaşam döngüsünde tespit etmiştir. Dijital aramayla elde edilen veriler arasında soruşturma konusu olayın ötesinde kişinin özel yaşamına ilişkin son derece geniş bilgiler bulunabilir. Sağlık kayıtları, dini veya felsefi bilgiler, cinsel yaşama ilişkin veriler, biyometrik kayıtlar, mali bilgiler ve üçüncü kişilerle yapılan özel iletişimler aynı dijital kopyada yer alabilir.
Ceza yargılaması devam ederken delilin saklanması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve savunmanın delile erişimi açısından gerekli olabilir. Kesin hükümden sonraki dönemde ise verilerin sonsuza kadar aynı kullanım rejimine tabi tutulması farklı bir hukuki sorun yaratır.
AYM, kişisel verilerin kesin hükümden sonra hangi süreyle saklanacağı, hangi koşullarda silineceği, delil amacıyla saklanması gerekiyorsa kullanımının nasıl sınırlandırılacağı, saklama kararının hangi makam tarafından verileceği ve veri sahibinin bu işlemlere karşı hangi hakları kullanacağı konusunda kanuni düzenleme bulunmadığını tespit etmiştir.
Bu eksiklik nedeniyle özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu kabul edilmiş ve hükümler Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulunmuştur.
AYM Kararı Dijital Arama ve El Koymayı Tamamen Yasakladı mı?
AYM kararı dijital cihazlardan delil elde edilmesinin başlı başına Anayasa’ya aykırı olduğunu söylememektedir. Mahkeme, dijital arama ve el koymanın etkin ceza soruşturması bakımından elverişli ve gerekli olabileceğini açık biçimde kabul etmiştir.
İptal, tedbirin kendisinden ziyade kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanuni sistemin eksikliğiyle bağlantılıdır. Bu nedenle kanun koyucunun 25 Şubat 2027’den önce yeni bir düzenleme yaparak dijital arama, kopyalama, saklama, kullanımın sınırlandırılması ve imha süreçlerini yeniden düzenlemesi mümkündür.
Mahkeme hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edeceğini de kabul etmiş, iptal hükmünü derhal yürürlüğe sokmak yerine dokuz aylık süre tanımıştır. Erteleme kararının kendisi, dijital arama yetkisinin ceza soruşturmasındaki gerekliliğinin reddedilmediğini göstermektedir.
25 Şubat 2027’ye Kadar Hangi Kurallar Uygulanacak?
AYM kararının Resmi Gazete’de yayımlanması CMK m. 134’ü aynı gün yürürlükten kaldırmamıştır. İptal hükümleri 25 Şubat 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğinden, o tarihe kadar mevcut maddenin şartları geçerliliğini korur.
18 Eylül 2026 itibarıyla dijital arama için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe, başka surette delil elde edilememe, hakim veya kanuni koşullarda savcı kararı, savcı kararının hakim onayına sunulması, el koymada yedekleme, şüpheliye kopya verilmesi ve gerekli kopyalar alındıktan sonra cihazın iade edilmesi gibi hükümler uygulanmaya devam etmektedir.
AYM kararının gerekçesi ise mevcut tedbirlerin yorumlanmasında önem taşıyabilir. Kararın hemen yürürlüğe girmemiş olması, dijital aramanın ölçülülükten bağımsız yürütülebileceği veya soruşturmayla ilgisiz kişisel verilerin sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez.
25 Şubat 2027’den Sonra Ne Olacak?
Kanun koyucu iptal hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce yeni düzenleme yaparsa, 25 Şubat 2027 sonrasındaki dijital arama işlemleri yürürlükteki yeni hükümlere göre değerlendirilecektir. 18 Eylül 2026 itibarıyla CMK m. 134’ün yerine geçen yeni bir kanuni düzenleme yürürlüğe girmiş değildir.
Yeni düzenleme yapılmaksızın iptal hükümlerinin yürürlüğe girmesi halinde ise CMK m. 134’ün sağladığı özel dijital arama ve el koyma dayanağı ortadan kalkacaktır. Temel hakları sınırlayan bir koruma tedbirinin yalnızca yönetmelik, idari talimat veya kolluk uygulamasıyla yeniden oluşturulması mümkün değildir. Anayasa m. 13 ve m. 20 gereğince müdahalenin kanuni dayanağının bulunması gerekir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli hukuki gelişmesi, dijital materyallerde arama ve el koymanın hangi yeni kanuni güvencelerle düzenleneceği olacaktır.
Yeni Düzenlemede Hangi Güvencelerin Bulunması Gerekiyor?
Arama Kapsamının Somutlaştırılması
Dijital cihaz bütün yaşamın arşivi niteliğindedir. Yeni düzenlemenin arama kararının kapsamını kişi, cihaz, suç, veri kategorisi ve mümkün olduğunda zaman aralığı bakımından daha belirgin hale getirmesi beklenebilir.
Soruşturulan olayla ilgisi bulunmayan yıllara ait mesajların, fotoğrafların veya mali kayıtların sırf aynı telefonda bulunduğu için incelenmesi ölçülülük sorununa yol açabilir. Teknik imkanların gelişmesi, hedefli veri çıkarımını geçmişe göre daha uygulanabilir hale getirmiştir.
İlgisiz Verilerin Ayrıştırılması
Dijital arama sırasında soruşturma konusu suçla ilgisi olmayan kişisel verilerin görülmesi çoğu zaman kaçınılmazdır. Yeni sistemin ilgisiz verilerin kullanılmasını, aktarılmasını ve uzun süre tutulmasını sınırlandıran kurallar içermesi gerekir.
Üçüncü kişilere ait özel yazışmalar, sağlık kayıtları, ticari sırlar ve özel nitelikli kişisel veriler yönünden daha sıkı koruma yöntemleri öngörülmesi AYM kararının kişisel veri yaklaşımıyla uyumlu olacaktır.
Saklama, Silme ve Kullanımın Sınırlandırılması
AYM kararının doğrudan işaret ettiği eksiklik bu alandadır. Dijital verilerin hangi makamda tutulacağı, saklama süresinin nasıl belirleneceği, kesinleşmeden sonra hangi verilerin silineceği ve delil amacıyla tutulması gereken verilerin hangi işlemlere kapatılacağı kanunda gösterilmelidir.
Yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yolları nedeniyle belirli delillerin korunması gerekebilir. Böyle bir gereklilik, verinin bütün amaçlarla ve süresiz biçimde kullanılabilmesini zorunlu kılmaz. Delil olarak saklama ile verinin aktif biçimde işlenmeye devam edilmesi birbirinden ayrılabilir.
Teknik İşlem Kayıtları
Dijital veriye kim tarafından, hangi tarihte ve hangi amaçla erişildiğinin kaydedilmesi denetlenebilirliği güçlendirir. Adli kopyanın alınması, kopyanın doğrulanması, analizde kullanılan yazılım, yapılan veri çıkarımları ve oluşturulan raporlar izlenebilir olmalıdır.
Bu kayıtlar hem verinin güvenilirliğinin hem de kişisel verilerin korunmasının denetlenmesini sağlar. Aynı veri üzerinde farklı tarihlerde yapılan müdahalelerin kaydı bulunmadığında sonradan ortaya çıkan teknik uyuşmazlıkların çözülmesi güçleşir.
Telefon Şifresinin Bilinmemesi El Koyma İçin Yeterli mi?
Mevcut CMK m. 134/2, şifrenin çözülememesi nedeniyle sisteme girilememesi veya gizlenmiş verilere ulaşılamaması halinde cihazın çözüm ve kopyalama amacıyla alınmasına imkan tanımaktadır. İşlemin uzun sürecek olması da mevcut hükümde el koyma sebepleri arasındadır.
Şifrenin bilinmemesi cihazın süresiz olarak tutulması için yeterli değildir. Teknik çözüm tamamlandığında ve gerekli kopyalar alındığında kanun cihazın gecikmeden iade edilmesini öngörür.
Şüphelinin telefon şifresini açıklayıp açıklamaması ile adli makamların kanuni yetki çerçevesinde cihaz üzerinde teknik işlem yapması birbirinden farklı meselelerdir. Şifrenin verilmemesi, tek başına cihazdaki içeriğin suç teşkil ettiğini veya kişinin suçlamayı kabul ettiğini göstermez.
Bulut Verileri ve Uzaktaki Hesaplar
Modern telefonlarda ekranda görülen birçok veri gerçekte cihazın yerel hafızasında değil, uzak sunucularda tutulmaktadır. Bulut depolama hesapları, elektronik posta servisleri ve sosyal medya platformları cihazla sürekli senkronize olabilir.
Cihaz üzerinde yapılan adli arama ile uzaktaki hizmet sağlayıcının sunucusundan veri temin edilmesi aynı teknik ve hukuki işlem değildir. Arama kararının telefonun fiziksel hafızasıyla mı sınırlı olduğu, açık oturum üzerinden bulut hesabına erişimin karar kapsamına girip girmediği ve üçüncü taraf sunucudan veri istenmesi için başka usullerin gerekip gerekmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
Telefonun kilidi açıldıktan sonra erişilebilen her çevrim içi hesabın otomatik biçimde sınırsız arama alanına dönüştürülmesi, arama kararının kapsamını fiilen genişletebilir. Dijital aramanın hukuki sınırı cihazın ekranından değil, verilen kararın amacı ve kapsamından hareketle belirlenmelidir.
Avukat ve Mesleki Sır İçeren Cihazlarda Dijital Arama
Avukata ait bilgisayar veya telefonda yalnızca avukatın kişisel verileri bulunmaz. Çok sayıda müvekkile ait yazışmalar, savunma hazırlıkları, hukuki görüşler, dava stratejileri ve üçüncü kişilere ait belgeler aynı cihazda saklanabilir.
Avukat bürolarında aramayı düzenleyen CMK m. 130’daki özel güvenceler, dijital materyal söz konusu olduğunda ayrıca önem taşır. Dijital arama kararı, soruşturmayla ilgisiz müvekkil sırlarının genel biçimde incelenmesini meşru hale getirmemelidir.
Benzer risk doktor, mali müşavir ve mesleki sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişilerin cihazlarında da ortaya çıkabilir. Yeni dijital arama rejiminin mesleki sır içeren verilerin ayrıştırılmasına yönelik daha belirgin usuller kurması, müdahalenin ölçülülüğü bakımından önem taşımaktadır.
Hukuka Aykırı Dijital Arama Sonucunda Elde Edilen Deliller
Anayasa m. 38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m. 206 ve m. 217 de hükmün hukuka uygun biçimde elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delillere dayanmasını gerektirir.
Hakim veya kanuni koşullarda savcı kararı bulunmaksızın telefonun incelenmesi, savcı kararının süresinde hakim onayına sunulmaması, arama kararının kapsamının aşılması veya aramayla ilgisi bulunmayan veri alanlarına hukuki dayanak olmadan girilmesi delilin hukuka uygunluğu bakımından incelenmelidir.
Dijital delilde hukuka uygunluk ile teknik güvenilirlik de birbirinden ayrılmalıdır. Bir mesajın gerçekten cihazda bulunması, verinin hukuka uygun elde edildiğini göstermez. Tersine usule uygun arama kararı bulunması da teknik verinin değiştirilmediğini veya doğru kişiye ait olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Mahkeme hem elde etme yöntemini hem de teknik güvenilirliği ayrı ayrı değerlendirmelidir. Hukuka aykırı elde edilmiş dijital verinin daha sonra bilirkişi raporuna aktarılması, ilk elde etme yöntemine ilişkin sorunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Dijital Arama ve El Koymada Kontrol Edilmesi Gereken Kayıtlar
Dijital materyalin delil olarak kullanıldığı bir ceza davasında inceleme yalnızca bilirkişi raporunun sonuç bölümüne indirgenmemelidir. Koruma tedbirinin başlangıcından teknik analizin tamamlanmasına kadar oluşturulan kayıtların birbirleriyle uyumu kontrol edilmelidir.
Arama veya inceleme kararı
Kararı veren makam, soruşturulan suç, cihazla kişi arasındaki bağlantı ve kararın kapsamı belirlenmelidir.
Savcı kararı ve hakim onayı
Gecikmesinde sakınca bulunduğu gerekçesiyle savcı tarafından karar verilmişse yirmi dört saatlik onay sürelerinin korunup korunmadığı incelenmelidir.
Materyal kimliği
Cihazın marka, model, seri numarası, IMEI bilgisi ve fiziksel durumu ilk tutanakla sonraki inceleme kayıtlarında eşleşmelidir.
Yedekleme ve kopya teslimi
CMK m. 134 kapsamında alınması gereken yedeğin oluşturulup oluşturulmadığı, şüpheli veya vekiline kopya verilip verilmediği ve işlemin tutanağa bağlanıp bağlanmadığı kontrol edilmelidir.
Hash ve imaj kayıtları
Kaynak materyal ile inceleme kopyasının bütünlüğünü doğrulamaya yarayan değerlerin hangi aşamada ve hangi yöntemle hesaplandığı belirlenmelidir.
İnceleme yöntemi
Kullanılan adli bilişim yazılımı, sürüm, çıkarım yöntemi, incelenen veri kategorileri ve işlemi yapan kişilerin kayıtları raporda bulunmalıdır.
Cihazın iade tarihi
Gerekli kopyalar alındıktan sonra fiziksel materyalin neden tutulmaya devam edildiği veya ne zaman iade edildiği değerlendirilmelidir.
AYM Kararının Devam Eden Ceza Davalarına Etkisi
AYM’nin iptal kararları kural olarak geriye yürümez. CMK m. 134 hakkındaki iptal hükmünün ayrıca 25 Şubat 2027 tarihine ertelenmiş olması nedeniyle, kararın yayımlandığı tarihten önce veya yürürlük tarihinden önce gerçekleştirilen her dijital arama işleminin kendiliğinden geçersiz olduğu söylenemez.
Her işlemin hukuka uygunluğu, gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve somut işlemde uyulması gereken anayasal güvenceler üzerinden incelenmelidir. Kararın gelecekte yürürlüğe girecek olması, geçmiş işlemde zaten mevcut olan hakim kararı, kuvvetli şüphe, başka delil elde edilememe, yedekleme veya kopya verme şartlarındaki eksiklikleri de ortadan kaldırmaz.
25 Şubat 2027 sonrasında gerçekleştirilecek yeni aramalar ise o tarihte yürürlükte bulunan kanuni düzenleme üzerinden değerlendirilmelidir. Yeni kanun kabul edilirse AYM kararından sonra oluşan rejim, önceki CMK m. 134 metninden farklı güvenceler içerebilir.
Dijital Arama ve El Koymada Yeni Dönemin Hukuki Anlamı
AYM kararı, dijital cihazın klasik bir eşya gibi değerlendirilemeyeceğini kişisel verilerin korunması üzerinden güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Bir çekmecenin aranması ile yıllarca oluşmuş mesajların, konumların, fotoğrafların, sağlık bilgilerinin ve mali hareketlerin bulunduğu telefonun tamamının kopyalanması aynı yoğunlukta müdahale değildir.
Dijital delilin soruşturma bakımından değeri küçümsenemez. Günümüzde birçok suç ancak elektronik kayıtlar üzerinden aydınlatılabilmektedir. Fakat teknik olarak bütün veriye erişilebilmesi, hukuken bütün verinin incelenebileceği veya süresiz saklanabileceği anlamına gelmez.
Yeni dönemde kanuni düzenlemenin yalnızca “kim arama kararı verebilir” sorusuna cevap vermesi yeterli olmayacaktır. Verinin hangi kapsamda elde edileceği, kimlerin erişebileceği, hangi teknik yöntemlerle korunacağı, hangi amaçla kullanılabileceği, kesin hükümden sonra ne kadar süre saklanacağı ve hangi koşullarda silineceği aynı sistem içinde düzenlenmelidir.
Dijital arama ve el koymanın hukuka uygunluğu artık yalnızca cihazın alınma anındaki kararın varlığı üzerinden değerlendirilemez. Delilin elde edilmesi, kopyalanması, incelenmesi, muhafazası, kullanılması, erişime kapatılması ve imhası birbirini izleyen hukuki aşamalardır. Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli kararıyla başlayan yeni dönem, ceza muhakemesinde dijital verinin bütün yaşam döngüsünün temel hak güvenceleri içinde ele alınmasını gerektirmektedir.
Temel Mevzuat ve Güncellik Bilgisi
Dijital arama ve el koyma işlemlerinin değerlendirilmesinde başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13, 20 ve 38. maddeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun arama, el koyma, dijital materyal incelemesi, bilirkişilik ve delillerin değerlendirilmesine ilişkin hükümleri uygulanır. CMK m. 119, m. 127, m. 130, m. 134, m. 206, m. 217 ve m. 267 somut olayın niteliğine göre birlikte değerlendirilmelidir.
Son mevzuat kontrol tarihi 18 Eylül 2026’dır. Anayasa Mahkemesinin 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı 25 Mayıs 2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. CMK m. 134 hakkındaki iptal hükümleri 25 Şubat 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar mevcut madde yürürlükte olup yeni bir kanuni düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde dijital arama ve el koyma rejiminin yeniden değerlendirilmesi gerekecektir.
Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, Anayasa Mahkemesinin 12.02.2026 tarihli E.2023/128 ve K.2026/36 sayılı kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2019/495 K.2021/116 sayılı kararı, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24.12.2025 tarihli E.2024/21419 K.2025/11227 sayılı kararı, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 05.01.2026 tarihli E.2023/9780 K.2026/29 sayılı kararı
