Mansuroğlu Mah. 288/6 Sk. No: 12/2, Bayraklı / İzmir

DEAŞ – IŞİD Terör Örgütü Üyeliği Suçlamaları ve Davaları

07.02.2026
37
DEAŞ – IŞİD Terör Örgütü Üyeliği Suçlamaları ve Davaları

DEAŞ – IŞİD terör örgütüne ilişkin Türkiye’de yürütülen ceza yargılamalarının önemli bir bölümü, kamuoyunda sanılanın aksine çatışma bölgelerine katılım, silahlı faaliyet veya sınır ötesi operasyonlara dayanmamaktadır. Uygulamada açılan çok sayıda dosyada sanıkların Suriye veya Irak’ta fiilen bulunduğuna dair somut bir tespit yer almamasına rağmen, silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılandıkları görülmektedir. Bu durum, DEAŞ / IŞİD dosyalarının klasik terör yargılamalarından belirgin biçimde ayrıldığını göstermektedir.

Türkiye’deki DEAŞ / IŞİD yargılamaları çoğunlukla örgüt adına icra edilen şiddet eylemleri yerine, örgütle kurulduğu iddia edilen ideolojik ve sosyal bağlar üzerinden şekillenmektedir. Savcılık makamı, örgüt üyeliğini ispat etmeye çalışırken fiilî saldırılar ya da silahlı faaliyetlerden çok, kişinin düşünsel yönelimi, dini referansları, sosyal ilişkileri ve finansal hareketleri üzerinden bir yapı kurmaktadır. Bu nedenle DEAŞ / IŞİD dosyalarında maddi fiiller kadar, kişinin zihinsel ve sosyal dünyasına ilişkin olgular da delil değerlendirmesine konu edilmektedir.

Bu dosyaların tipik kurgusunda savcılık makamı bir “radikalleşme süreci anlatısı” inşa etmektedir. Buna göre kişi önce örgütün ideolojik içerikleriyle temas etmekte, ardından benzer düşüncedeki kişilerle sosyal çevre oluşturmakta ve zamanla bu çevre içinde daha aktif roller üstlenmektedir. Ders halkaları, dini sohbet toplantıları, video izleme grupları ve bağış organizasyonları bu sürecin aşamaları olarak sunulmaktadır. Yargılamalarda bu aşamalar tek tek değil, bütüncül bir örgütsel aidiyet tablosu içinde değerlendirilir.

DEAŞ dosyalarının en ayırt edici yönlerinden biri, ideolojik referansların büyük ölçüde dini söylem ve dini terminoloji üzerinden kurulmasıdır. “Hicret”, “cihad”, “tevhid”, “şirk düzeni”, “tağut”, “infak”, “bacılara yardım” gibi kavramlar soruşturma dosyalarında sıkça karşımıza çıkar. Ancak bu kavramların İslam düşünce tarihinde de yer alması nedeniyle, yargı makamları bu ifadelerin hangi bağlamda ve hangi amaçla kullanıldığını ayrıca değerlendirmek zorunda kalmaktadır. Sadece dini terminoloji kullanımı, tek başına örgüt üyeliği delili olarak kabul edilmemelidir.

Uygulamada DEAŞ / IŞİD dosyaları genellikle üç ana eksen üzerinde şekillenir:

  1. ideolojik yakınlık iddiası,
  2. sosyal çevre ve toplantılar,
  3. finansal hareketlilik.

Savcılık makamı bu üç alanın birlikte varlığını örgütle organik bağın göstergesi olarak sunma eğilimindedir. Buna karşılık mahkemeler çoğu dosyada bu unsurların gerçekten örgütsel bir yapı içinde mi yoksa bireysel dini yönelimler çerçevesinde mi ortaya çıktığını tartışmaktadır.

Bu noktada DEAŞ / IŞİD dosyaları yalnızca ceza hukuku perspektifiyle değerlendirilemez. Sosyolojik arka plan, dini referansların anlam dünyası ve kişinin sosyal çevresi birlikte ele alınır. Özellikle dini amaçlarla yapılan yardımlar ile örgütsel finansman arasındaki sınır, uygulamada en tartışmalı alanlardan biridir. Aynı nitelikte görünen para transferleri, bir dosyada insani yardım olarak kabul edilirken başka bir dosyada örgüt finansmanı delili sayılabilmektedir.

Bir diğer önemli husus, DEAŞ / IŞİD dosyalarında örgüt üyeliği isnadının çoğu zaman klasik anlamda hiyerarşik yapı ve emir-talimat ilişkisi üzerinden kurulmamasıdır. Klasik terör örgütü dosyalarında örgüt içi görev, konum ve talimat zinciri açık biçimde ortaya konulurken; DEAŞ dosyalarında bu yapı çoğu zaman soyut kalmaktadır. Bunun yerine ideolojik yakınlık, dini içeriklere yoğun ilgi, belirli kişilerle temas ve bağış faaliyetlerine katılım gibi olgular üzerinden üyelik iddiası kurulmaktadır.

Bu nedenle DEAŞ / IŞİD yargılamaları, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü ve ceza hukukunun maddi delil standardı arasında hassas bir denge alanında yürümektedir. Hangi eylemin bireysel dini yönelim, hangisinin propaganda, hangisinin örgüte yardım ve hangisinin silahlı terör örgütü üyeliği sayılacağı sorusu bu davaların temel tartışma alanını oluşturur. Uygulamada aynı tür eylemlerin farklı dosyalarda farklı hukuki nitelendirmelere konu olabildiği de görülmektedir.

Dolayısıyla DEAŞ / IŞİD üyeliği dosyalarını anlamak için yalnızca kanun maddelerine bakmak yeterli değildir. Yargılama pratiği, delil değerlendirme yöntemleri ve mahkemelerin ideolojik faaliyetlere yaklaşımı birlikte incelenmelidir. DEAŞ üyeliği davalarının kendine özgü yapısı da tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır.

İçindekiler

Dijital Materyallerde Ele Geçirilen Videoların DEAŞ Üyeliği Davalarındaki Delil Değeri

DEAŞ / IŞİD soruşturma ve kovuşturmalarında en sık başvurulan delil kategorilerinden biri, şüphelilere ait telefon, bilgisayar ve harici depolama cihazlarında ele geçirilen video içerikleridir. Dijital materyal inceleme raporlarında yer alan bu videolar çoğu zaman iddianamelerde “örgüt ideolojisini benimseme” ve “örgütle fikrî irtibat” göstergesi olarak sunulur. Ancak bu tür içeriklerin örgüt üyeliği suçunun ispatında hangi ölçüde belirleyici olabileceği, doktrinde ve uygulamada tartışmalıdır.

Uygulamada savcılık makamı, dijital materyallerde bulunan videoları tek başına maddi fiil delili olarak değil, örgütsel aidiyetin zihinsel ve ideolojik boyutunu ortaya koyan veriler şeklinde kullanmaktadır. DEAŞ dosyalarında delillendirme çoğu zaman fiziksel eylemlerden ziyade, kişinin örgüt ideolojisiyle kurduğu iddia edilen ilişki üzerinden ilerler. Bu nedenle dijital içerikler, maddi delilden çok aidiyetin tamamlayıcı göstergeleri olarak dosyada yer alır.

1) DEAŞ / IŞİD dosyalarında karşılaşılan video içeriklerinin niteliği

Uygulamada ele geçirilen videolar belirli kategorilerde yoğunlaşır. Bunlar arasında örgütün resmi medya organları tarafından üretilmiş propaganda videoları, çatışma görüntüleri, infaz kayıtları, ideolojik anlatımlar ve dini referanslı konuşmalar yer alır. Küresel düzeyde DEAŞ propagandasının ana kanalları olarak bilinen Al-Furqan, Al-Hayat Media Center, Amaq Agency gibi yapılanmaların içerikleri, birçok dosyada dijital materyal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunun yanında örgüt ideolojisine yakın selefi-cihadi çizgide içerik üreten bireysel vaizlerin konuşmaları da dosyalara girmektedir. Türkiye bağlamında Ebû Hanzala olarak bilinen Halis Bayancuk’un geçmişte yayımladığı videoların, birçok DEAŞ dosyasında dijital materyal olarak yer aldığı bilinmektedir. Uluslararası dosyalarda ise Anwar al-Awlaki, Abdullah al-Faisal, Abu Muhammad al-Adnani gibi isimlere ait konuşmaların benzer biçimde delil klasörlerinde yer aldığı görülür. Horasan yapılanmalarıyla irtibatlı radikal çevrelerde de benzer içerik üreticilerinin videolarının dolaşımda olduğu bilinmektedir.

Bu noktada yargısal değerlendirme açısından belirleyici olan, videonun kim tarafından üretildiği kadar, sanığın bu videoyla kurduğu ilişkinin niteliğidir. Bir videonun cihazda bulunması ile o videonun örgütsel bağ kurmaya yarayan bir araç olarak kullanılması aynı şey değildir.

2) Dijital materyal bulundurmanın ceza hukuku bakımından sınırları

Ceza hukukunda temel prensip, düşüncenin değil fiilin cezalandırılmasıdır. Bir kişinin radikal, sert ya da toplumun çoğunluğunca kabul görmeyen içerikleri izlemesi, tek başına suç oluşturmaz. Aksi yaklaşım, ceza hukukunu düşünce denetimine dönüştürür. Bu nedenle dijital materyallerde bulunan videoların örgüt üyeliğine delil sayılabilmesi için, sadece içerik tüketiminin ötesine geçen unsurlar aranır.

Doktrinde genel kabul gören yaklaşım, dijital içeriklerin ancak örgütsel bağın varlığını destekleyen tamamlayıcı emareler olarak değerlendirilebileceği yönündedir. İçeriğin sistematik biçimde arşivlenmesi, örgütsel propaganda niteliği taşıyan videoların bilinçli şekilde biriktirilmesi, benzer içeriklerin yoğunluğu ve sürekliliği gibi hususlar dosyada tartışma konusu yapılabilir. Buna rağmen bu veriler tek başına üyelik için yeterli kabul edilmez.

3) Ebû Hanzala videolarının doktrinsel tartışma alanı

Ebû Hanzala’ya ait içeriklerin önemli bir kısmı, üretildikleri dönemde Türkiye’de açık erişime sahipti ve geniş bir kitle tarafından izlenebilmekteydi. Bu gerçeklik, içerik tüketiminin otomatik olarak suç sayılmasını hukuken sorunlu hale getirir. Ceza hukukunda bireyin hangi davranışının suç doğuracağını makul ölçüde öngörebilmesi gerekir. İçeriğin yıllar sonra farklı bir bağlamda değerlendirilmesi, geçmişteki tüketimi geriye dönük olarak suç haline getirmemelidir.

Bu noktada kanunilik, kusur ve şahsilik ilkeleri birlikte değerlendirilir. İçeriği üreten kişi ile o içeriği izleyen kişi aynı hukuki düzlemde ele alınamaz. İzleyicinin sorumluluğu, içeriğin örgütsel faaliyetle bağlantılı biçimde kullanılması halinde tartışılabilir hale gelir.

4) “Doğru bir fikir” terör örgütü tarafından da savunuluyorsa tartışması

DEAŞ / IŞİD propagandasında zaman zaman barış, adalet, zulme karşı çıkma, insani yardım gibi evrensel kavramların da kullanıldığı görülür. Bu kavramların bir terör örgütü tarafından dile getirilmesi, bu kavramları savunan herkesin suçlu sayılmasına yol açmaz. Ceza hukuku fikirleri değil, fikirlerin örgütsel amaçla kullanılmasını değerlendirir.

Bir kavram, örgütün meşrulaştırma stratejisinin parçası olarak, kitle devşirme veya finans sağlama amacıyla işlevselleştirildiğinde farklı değerlendirilir. Aynı kavram akademik tartışmada, dini yorumda ya da bireysel düşünce açıklamasında tamamen farklı bir hukuki anlam taşır. Ceza hukuku bağlamı esas alır; kavramın etiketi değil, kullanıldığı örgütsel bağ belirleyicidir.

5) Uygulamada videoların “kalın delile” dönüştüğü alan

Pratikte dijital videoların delil değeri, çoğu zaman tek başına değil, diğer delillerle birleştiğinde artar. İletişim kayıtları, para transferleri, örgütle irtibatlı kişilerle temas, açık kaynak tespitleri ve MASAK raporlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, videolar dosyada destekleyici rol oynar. DEAŞ dosyalarında ideolojik materyalin gerçek ağırlığı, diğer delillerle kurduğu bağlantı ölçüsünde ortaya çıkar.

Ders, Sohbet ve Toplantı Faaliyetlerinin DEAŞ Üyeliği Davalarındaki Yeri

DEAŞ – IŞİD dosyalarında sıkça karşılaşılan bir diğer delil kategorisi, sanıkların belirli periyotlarla bir araya geldiği iddia edilen ders, sohbet veya toplantı faaliyetleridir. İddianamelerde bu faaliyetler çoğu zaman salt dini buluşmalar olarak değil, örgütsel temasın kurulduğu ve ideolojik bağlılığın pekiştirildiği ortamlar şeklinde nitelendirilir. Savcılık makamı bu buluşmaları, örgütle organik bağın kurulduğu zemin olarak sunma eğilimindedir.

Uygulamada bu tür toplantılara ilişkin anlatım genellikle iletişim tespit tutanakları, açık kaynak araştırma raporları, tanık beyanları ve dijital materyal incelemeleriyle desteklenir. Aynı kişilerin düzenli aralıklarla bir araya gelmesi, toplantı yerlerinin değişmesi, katılımın haberleşme uygulamaları üzerinden duyurulması ve bazı katılımcıların “yönlendirici konumda” gösterilmesi, dosya kurgusunda örgütsel süreklilik iddiasını besleyen unsurlar olarak kullanılır.

1) Yargısal bakış: Toplantının niteliği mi, fonksiyonu mu?

Ceza yargılamasında belirleyici olan toplantının adı değil, işlevsel niteliğidir. Aynı faaliyet, farklı dosyalarda farklı hukuki anlamlar taşıyabilir. Bir araya gelme, dini metin okuma veya güncel meseleleri tartışma gibi faaliyetler tek başına suç teşkil etmez. Ancak savcılık makamı, bu buluşmaların örgütsel motivasyon üretme, bağlılık güçlendirme ve çevreyi konsolide etme fonksiyonu gördüğünü ileri sürdüğünde dosyanın hukuki çerçevesi değişir.

Mahkemeler bu noktada toplantının içeriğinden ziyade, örgütsel bağ kurmaya yarayıp yaramadığına odaklanır. Katılımcıların kimlerden oluştuğu, toplantıların ne sıklıkla yapıldığı, yeni kişilerin bu ortamlara dahil edilip edilmediği ve belirli kişilerin organizasyon rolü üstlenip üstlenmediği gibi hususlar değerlendirmede önem taşır.

2) Süreklilik ve düzenlilik meselesi

DEAŞ dosyalarında ders ve sohbet faaliyetleri çoğu zaman “süreklilik” kavramı üzerinden anlamlandırılır. Tek seferlik bir buluşma ile belirli aralıklarla tekrar eden toplantılar aynı kategoride değerlendirilmez. Yargı pratiğinde düzenli buluşmalar, savcılık makamınca örgütsel temasın istikrarlı biçimde sürdürüldüğü iddiasına dayanak yapılır.

Ancak süreklilik iddiası tek başına üyelik için yeterli kabul edilmez. Sürekliliğin yanında toplantının içeriği, katılımcı profili ve toplantı sonucunda ortaya çıkan davranışlar da dikkate alınır. Aksi halde aynı dini hassasiyeti paylaşan kişilerin bir araya gelmesi, otomatik olarak örgütsel faaliyet sayılma riski doğurur.

3) Organizasyon rolü atfedilen kişiler

İddianamelerde bazı sanıkların toplantıları organize eden, yer temin eden veya katılımcıları yönlendiren kişiler olarak gösterildiği görülür. Bu tür isnatlar, dosyada “örgüt içinde konum alma” iddiasını güçlendirmek için kullanılır. Özellikle toplantı yerinin belirlenmesi, katılımcılara haber verilmesi veya gündemin yönlendirilmesi gibi eylemler, savcılık makamınca örgütsel rol göstergesi olarak sunulabilir.

Bununla birlikte, organizasyonel katkının her zaman örgüt üyeliği anlamına gelmediği açıktır. Sosyal veya dini amaçlı birçok faaliyette de benzer organizasyon rolleri görülebilir. Ceza hukuku açısından belirleyici olan, bu organizasyonun örgütün amaçlarına hizmet edip etmediğidir.

4) Toplantıların “örgütsel eğitim” olarak nitelendirilmesi

DEAŞ / IŞİD dosyalarında zaman zaman ders ve sohbet faaliyetleri “örgütsel eğitim” olarak tanımlanır. Bu nitelendirme, toplantıların yalnızca bilgi paylaşımı değil, belirli bir ideolojik çerçeve içinde bağlılık üretme amacı taşıdığı iddiasına dayanır. Böyle bir değerlendirme yapılabilmesi için toplantıların sistematik bir içerik çerçevesine sahip olduğu ve katılımcılar üzerinde yönlendirici etki oluşturduğu somut verilerle desteklenmelidir.

Toplantıların içeriğine dair somut tespit bulunmadığında, yalnızca “ders yapıldığı” yönündeki genel ifadeler hukuki açıdan sınırlı değer taşır. Ceza hukukunda varsayıma dayalı değerlendirmelerle örgüt üyeliği kurulamaz.

5) Sosyal çevre ile örgütsel çevre arasındaki ayrım

DEAŞ / IŞİD dosyalarında en hassas ayrım, sosyal çevre ile örgütsel çevre arasındaki çizgidir. Benzer dini hassasiyetlere sahip kişilerin bir araya gelmesi, otomatik olarak örgütsel bağ anlamına gelmez. Aksi kabul, toplumsal ve dini hayatın doğal akışını suç alanına taşır.

Bu nedenle mahkemeler çoğu dosyada, toplantıların bireysel dini yönelim mi yoksa örgütsel faaliyet mi olduğunu somut olgular üzerinden tartışır. Katılımcıların örgütle irtibatlı kişiler olup olmadığı, toplantıların örgütsel faaliyetlerle kesişip kesişmediği ve toplantı sonrasında ortaya çıkan davranışlar değerlendirmede önem taşır.

6) Delil standardı ve ölçülülük

Ceza yargılamasında örgüt üyeliği gibi ağır sonuçlar doğuran bir suçlamanın, güçlü ve tutarlı delillerle desteklenmesi gerekir. Ders ve sohbet faaliyetleri, diğer delillerle bağlantı kurulmadığı sürece tek başına üyelik ispatı için yeterli görülmez. Ölçülülük ilkesi, bu tür faaliyetlerin değerlendirilmesinde önemli bir rol oynar.

Bu nedenle DEAŞ / IŞİD dosyalarında ders ve toplantı faaliyetlerinin hukuki değeri, dosyanın bütünü içinde anlam kazanır. İletişim kayıtları, finansal hareketler ve diğer temas verileriyle desteklenmeyen toplantı anlatımları, çoğu zaman sınırlı delil değeri taşır.

Finansal Hareketler, “İnfak” Terminolojisi ve Terörün Finansmanı Boyutu

DEAŞ / IŞİD davalarında finansal hareketler, çoğu zaman yargılamanın en belirleyici delil kategorisini oluşturur. İdeolojik içerikler veya sosyal çevre ilişkileri tartışmalı alanlar yaratabilirken, para transferleri somut ve izlenebilir veriler sunduğu için savcılık makamı açısından güçlü bir dayanak sağlar. DEAŞ soruşturmalarında birçok dosyanın para hareketleri üzerinden derinleştiği görülmektedir.

Bu dosyalarda finansal hareketler çoğunlukla örgütsel terminolojiyle örtüşen dini kavramlar üzerinden görünür hale gelir. “İnfak”, “emanet”, “yardım”, “destek”, “muhacir ailelere yardım”, “esir bacılara destek” ve özellikle El Hol kampındaki kadın ve çocuklara yardım çağrıları, birçok soruşturma dosyasında yer alan tipik ifadeler arasındadır. Bu terminoloji, transferlerin dini veya insani amaç taşıdığı algısını güçlendirse de, yargısal değerlendirme paranın nihai kullanım alanına odaklanır.

1) El Hol kampı ve “esir bacılar” söylemi

Suriye’de bulunan El Hol kampı, DEAŞ bağlantılı kişilerin aile bireylerinin tutulduğu bir kamp olarak bilinir ve birçok DEAŞ / IŞİD dosyasında finansal hareketlerin gerekçesi olarak karşımıza çıkar. Dosyalarda sıkça rastlanan anlatım, kampta bulunan kadın ve çocukların zor koşullarda yaşadığı, temel ihtiyaçlarının karşılanması için para gönderilmesi gerektiği yönündedir.

Benzer şekilde “esir bacılar” söylemi de örgütsel terminolojide yer alan ve duygusal mobilizasyon sağlayan bir ifade olarak kullanılır. Bu tür söylemler, yardım çağrılarını dini dayanışma çerçevesine oturtur. Ancak ceza hukuku bakımından belirleyici olan, yardımın insani niteliği değil, örgütsel yapıya maddi katkı sağlayıp sağlamadığıdır.

2) MASAK incelemelerinde öne çıkan finansal örüntüler

DEAŞ / IŞİD yargılamalarında MASAK raporları çoğu zaman para transfer zincirlerini ortaya koyar. Özellikle:

  • Aynı kişilere düzenli para gönderimi
  • Birden fazla kişinin aynı alıcıya para yollaması
  • Küçük tutarlı ancak süreklilik gösteren transferler
  • Açıklama kısmında dini terminoloji kullanılması

gibi örüntüler, finansal ağın örgütsel bağlantı taşıdığı iddiasını güçlendirmek için kullanılır. MASAK raporları sayesinde savcılık makamı, görünürde bireysel yardımların aslında kolektif bir finansal destek mekanizması oluşturduğunu ileri sürebilmektedir.

3) 6415 sayılı Kanun ve bağımsız suç tipi

6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun, terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek veya bilmesi gerekirken para sağlanmasını bağımsız bir suç olarak düzenler. Bu nedenle bir kişi örgüt hiyerarşisine dahil olmasa bile, finansal destek sağladığı tespit edildiğinde bu Kanun kapsamında sorumluluk doğabilir.

DEAŞ dosyalarında bu düzenleme, savcılık makamına alternatif bir hukuki zemin sağlar. Üyelik ispatı tartışmalı hale geldiğinde, finansal katkı üzerinden terörün finansmanı suçlaması yöneltilebilmektedir.

4) Temel cezanın belirlenmesi ve artırım etkisi

Finansal destek sağlanması, örgüt üyeliği suçundan hüküm kurulması halinde temel cezanın belirlenmesinde de etkili olur. Mahkemeler maddi katkıyı, örgütün sürdürülebilirliğine doğrudan destek olarak değerlendirebilir. Bu durum alt sınırdan uzaklaşmayı ve daha yüksek ceza tayinini beraberinde getirebilir.

Para akışının süreklilik göstermesi, birden fazla kişiyi kapsaması veya örgütle bağlantılı kişiler üzerinden yürütülmesi, aleyhe değerlendirme ihtimalini artırır. Bu nedenle finansal deliller, DEAŞ dosyalarında çoğu zaman ideolojik materyallerden daha ağır bir hukuki sonuç doğurur.

5) “İnsani yardım” savunmasının sınırları

Sanıklar sıklıkla para transferlerinin yalnızca insani yardım amacı taşıdığını ileri sürer. Ancak ceza hukuku değerlendirmesi, paranın nasıl kullanıldığına odaklanır. Eğer para örgütle bağlantılı kişilere ulaşıyor ve örgütsel faaliyetleri dolaylı biçimde destekliyorsa, insani yardım savunması hukuki sonucu değiştirmeyebilir.

Buna karşılık transferin gerçekten bağımsız sivil ihtiyaçlara yönelik olduğu somut verilerle ortaya konabiliyorsa, değerlendirme farklılaşabilir. Bu nedenle DEAŞ dosyalarında finansal hareketlerin hukuki anlamı, yalnızca niyet beyanıyla değil, objektif kullanım alanıyla belirlenir.

Uygulamada birçok dosyada finansal hareketler, örgüt üyeliği isnadını destekleyen en güçlü maddi veriler arasında yer alır. Para akışı, örgütle kurulan bağın görünür hale geldiği alanlardan biri kabul edilir.

DEAŞ Dosyalarında Etkin Pişmanlık Kurumunun Uygulanması

DEAŞ – IŞİD yargılamalarında etkin pişmanlık kurumu, uygulamada en karmaşık ve tartışmalı alanlardan birini oluşturur. Silahlı terör örgütlerine ilişkin davalarda etkin pişmanlık, yalnızca sanığın cezasını hafifletmeye yarayan bir mekanizma değil, aynı zamanda örgütsel yapının çözülmesine hizmet eden bir araç olarak görülür. Ancak DEAŞ dosyalarında bu kurumun uygulanışı, diğer örgütlere kıyasla farklı dinamikler içerir.

Türk Ceza Kanunu’nun 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri, örgütün yapısı ve işleyişi hakkında bilgi verilmesini ve bu bilgilerin örgütün çözülmesine katkı sağlamasını esas alır. Bu düzenlemenin arka planında, hiyerarşik ve kurumsallaşmış örgüt yapılarının içeriden çözülebileceği varsayımı bulunur. DEAŞ / IŞİD dosyalarında ise bu varsayım her zaman geçerli değildir.

1) DEAŞ’ın hücresel yapılanmasının etkisi

DEAŞ yapılanması, klasik hiyerarşik örgüt şemasından ziyade hücresel bir model sergiler. Birçok dosyada şüphelilerin sınırlı sayıda kişiyle temas kurduğu, geniş örgütsel yapıya dair bilgi sahibi olmadığı görülür. Bu yapı, örgütün güvenlik stratejisinin parçasıdır. Hücresel yapılanmada kişiler çoğu zaman yalnızca kendi dar çevresini tanır ve üst yapıya dair bilgiye sahip olmaz.

Bu gerçeklik, etkin pişmanlık değerlendirmesinde önemli bir sorun doğurur. Çünkü sanığın verebileceği bilginin kapsamı zaten sınırlıdır. Kişi gerçekten örgütsel yapıyı bilmiyor olabilir. Kaldı ki, DEAŞ / IŞİD terör örgütü tek bir dikey hiyerarşiden de oluşmaz. Bu durumda “yeterli bilgi vermediği” gerekçesiyle etkin pişmanlıktan yararlanamaması, doktrinde tartışmalı kabul edilir.

2) FETÖ dosyalarıyla yapısal fark

FETÖ yargılamalarında etkin pişmanlık uygulaması, örgütün bürokratik ve hiyerarşik yapısı nedeniyle daha işlevsel olmuştur. ByLock listeleri, imam yapılanmaları, kurum içi örgütlenme gibi somut şemalar sayesinde verilen bilgiler doğrulanabilir nitelik taşımıştır. DEAŞ dosyalarında ise benzer bir kurumsal kayıt sistemi çoğu zaman yoktur.

Bu nedenle DEAŞ dosyalarında etkin pişmanlık değerlendirmesi, FETÖ davalarındaki ölçütlerle birebir yapılamaz. Hücresel yapıya sahip bir örgütte sanığın sınırlı bilgi sunabilmesi, her zaman samimiyetsizlik göstergesi sayılmaz.

3) Samimiyet ve doğrulanabilirlik meselesi

Etkin pişmanlıkta temel kriter, verilen bilgilerin samimi ve doğrulanabilir olmasıdır. DEAŞ / IŞİD dosyalarında sanıkların çoğu, radikalleşme süreçlerini, kimler aracılığıyla belirli çevrelere dahil olduklarını ve hangi kanallar üzerinden iletişim kurduklarını anlatmaktadır. Bu tür bilgiler, her zaman örgütün çözülmesine doğrudan katkı sunmasa bile, soruşturma açısından anlamlı olabilir.

Yargısal değerlendirmede etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için yalnızca “yeni isim verilmesi” kriterine odaklanmak, DEAŞ / IŞİD dosyalarının yapısal gerçekliğiyle örtüşmeyebilir. Hücresel yapıda yeni isimlerin sayısı zaten sınırlı olabilir. Bu nedenle verilen bilgilerin niteliği, bağlamı ve iç tutarlılığı önem taşır.

4) Etkin pişmanlığın kötüye kullanım ihtimali

DEAŞ / IŞİD dosyalarında zaman zaman etkin pişmanlık beyanlarının yalnızca ceza indirimi amacı taşıdığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Özellikle dosya kapsamındaki diğer deliller güçlü olduğunda, son aşamada yapılan pişmanlık beyanları temkinle karşılanır. Bu noktada mahkemeler, beyanın zamanlamasına ve içeriğine dikkat eder.

Ancak sırf geç aşamada yapılmış olması, her pişmanlık beyanını değersiz kılmaz. Ceza hukuku bakımından önemli olan, beyanın gerçeğe uygunluğu ve soruşturmaya sağladığı katkıdır.

5) Ölçülülük ve bireyselleştirme gereği

DEAŞ / IŞİD dosyalarında etkin pişmanlık değerlendirmesi yapılırken, örgütün yapısı, sanığın konumu ve bilgiye erişim imkânı birlikte ele alınmalıdır. Hücresel yapılanmaya sahip bir örgütte, her sanıktan kapsamlı örgüt şeması sunması beklenemez.

Bu nedenle etkin pişmanlık uygulamasında bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılması gerekir. Kişinin gerçekten bildiği ölçüde bilgi vermesi ile bilinçli susma arasında ayrım yapılmalıdır. Bu ayrım gözetilmediğinde etkin pişmanlık kurumu, amacından sapabilir.

DEAŞ / IŞİD yargılamalarında etkin pişmanlık, mekanik bir indirim aracı olarak değil, somut katkı ve samimiyet üzerinden değerlendirilmesi gereken bir kurum niteliğindedir.

DEAŞ Davalarında Savunma ve Yargılama Dinamikleri

DEAŞ / IŞİD yargılamaları, klasik terör örgütü davalarından farklı olarak çoğu zaman maddi eylemlerden ziyade ilişki ağları, dijital materyaller ve finansal hareketler üzerinden yürür. Bu durum, yargılamaların teknik niteliğini artırırken delil değerlendirmesini de daha hassas hale getirir. Mahkemeler, çoğu dosyada doğrudan şiddet eylemi yerine bağlantı ve aidiyet iddialarını tartışmak zorunda kalır.

Bu çerçevede savunmanın temel rolü, deliller arasındaki bağın gerçekten örgütsel bir ilişki doğurup doğurmadığını ortaya koymaktır. Her temas, her dijital içerik veya her para transferi otomatik olarak örgüt üyeliği anlamına gelmez. Ceza hukukunun bireysel sorumluluk ilkesi, her sanığın kendi fiilleri üzerinden değerlendirilmesini gerektirir.

DEAŞ / IŞİD dosyalarında yargı makamlarının karşılaştığı en önemli güçlüklerden biri, ideolojik alan ile cezai sorumluluk alanı arasındaki sınırı doğru çizebilmektir. Radikal düşünceler, sert dini yorumlar veya marjinal görüşler, tek başına ceza hukuku müdahalesini gerektirmez. Ceza hukuku, düşünceyi değil, düşüncenin örgütsel eyleme dönüşmüş halini cezalandırır.

Bu nedenle fikir özgürlüğü ile terör örgütü üyeliği suçlaması arasındaki ayrımın titizlikle yapılması gerekir. Bir düşüncenin rahatsız edici, sert veya toplumun çoğunluğu tarafından kabul görmeyen nitelikte olması, onu otomatik olarak suç haline getirmez. Suç sayılabilmesi için örgütsel bağ, bilinçli katkı ve somut destek unsurlarının ortaya konması gerekir.

Yargılama sürecinde ölçülülük ilkesi de önemli bir rol oynar. Silahlı terör örgütü üyeliği suçu ağır yaptırımlar içerir. Bu nedenle bu suçun dar yorumlanması ve güçlü delillere dayanması, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Aksi halde ceza hukuku, güvenlik kaygısıyla genişleyen bir alana dönüşebilir.

DEAŞ / IŞİD davaları, modern ceza hukukunun en hassas denge alanlarından birinde yürümektedir. Bir yanda toplumsal güvenliği koruma yükümlülüğü, diğer yanda temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma sorumluluğu vardır. Sağlıklı bir yargılama pratiği, bu iki alan arasında dengeli bir yaklaşımı gerektirir.

Bu nedenle DEAŞ dosyalarında hukuki değerlendirme yapılırken, her delilin kendi bağlamında incelenmesi ve her sanığın bireysel durumunun ayrı ayrı ele alınması gerekir. Ceza hukukunun meşruiyeti de tam olarak bu titiz ve ölçülü değerlendirme sayesinde korunur.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1