İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

TCK m. 96 Eziyet Suçu ve Cezası

12.06.2025
2.291
TCK m. 96 Eziyet Suçu ve Cezası

Eziyet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 96. maddesinde düzenlenen ve kişinin bedensel ya da ruhsal bütünlüğünü, aynı zamanda insan onurunu korumayı amaçlayan bir suç tipidir. Kanun metni, hangi hareketlerin tek tek eziyet sayılacağını listelemez. Bunun yerine, bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışların cezalandırılacağını kabul eder. Bu tercih, suçun dar ve şekli bir tanımla değil, fiilin niteliği üzerinden değerlendirilmesini gerekli kılar.

Ceza hukuku bakımından eziyet, yalnızca fiziksel şiddetten ibaret değildir. Kişiyi uzun sayılabilecek bir süreç içinde yıpratan, aşağılayan, küçük düşüren, korku ve baskı altında bırakan, bedensel veya ruhsal acı doğuran davranışlar da bu kapsamda yer alabilir. Burada belirleyici olan husus, ortaya çıkan etkinin insan onuruyla bağdaşmayan bir ağırlığa ulaşmasıdır. Bu nedenle eziyet suçu, tek bir kaba hareketten çok, mağdur üzerinde yoğun ve yıpratıcı bir baskı doğuran davranış biçimleriyle ilişkilidir.

Maddenin yer aldığı sistematik de önem taşır. TCK m. 96, işkence suçundan hemen sonra düzenlenmiştir. Böylece kanun koyucu, kamu görevlisinin gerçekleştirdiği ağır insanlık dışı muamele ile herkes tarafından işlenebilen eziyet fiillerini ayrı suç tipleri olarak ele almıştır. Başka bir ifadeyle, eziyet suçunda fail bakımından özel bir sıfat aranmaz. Buna karşılık mağdura yönelen davranışların sıradan bir tartışma, anlık öfke patlaması veya tek başına basit bir saldırı niteliğinde kalmaması gerekir.

Bu suç tipinin koruduğu hukuki değer yalnızca vücut dokunulmazlığı değildir. Kişinin ruhsal huzuru, içsel bütünlüğü, onuru ve insan olarak saygı görme hakkı da koruma altındadır. Tam da bu nedenle, eziyet suçu kimi zaman yaralama suçuyla, kimi zaman tehdit, hakaret veya kötü muamele ile temas eder. Ancak eziyet suçunu özgün kılan, mağdura yönelen davranışların bütün halinde değerlendirildiğinde ağır, aşağılayıcı ve süreklilik taşıyan bir eziyet tablosu oluşturmasıdır.

TCK m. 96’nın ilk fıkrasında suçun temel hali düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise mağdurun niteliği veya fail ile mağdur arasındaki ilişki nedeniyle daha ağır cezayı gerektiren görünümlere yer verilmiştir. Bu yapı, eziyet suçunun yalnızca fiilin niteliğine göre değil, mağdurun kırılganlığına ve korunma ihtiyacına göre de değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Eziyet Suçunun Unsurları

Eziyet suçu serbest hareketli bir suçtur. Kanun, fiili belirli bir davranış kalıbına bağlamamıştır. Dövme, aç bırakma, sürekli aşağılama, baskı kurma, korkutma, kapatma, uyutmama, sistemli psikolojik yıpratma veya benzeri davranışlar, somut olayın özelliklerine göre bu suçun maddi unsurunu oluşturabilir. Önem taşıyan husus, hareketin adı değil, mağdur üzerinde meydana getirdiği ağır ve insan onurunu zedeleyen etkidir.

Fail bakımından özel bir sıfat aranmaz. Eziyet suçunu herkes işleyebilir. Mağdur yönünden de kural olarak herkes bu suçun mağduru olabilir. Bununla birlikte kanun, bazı mağdur gruplarını daha güçlü şekilde korumak için çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ve gebe kadına karşı işlenen fiilleri ayrıca daha ağır yaptırıma bağlamıştır. Bu ayrım, suçun temel yapısında failin değil, fiilin niteliğinin belirleyici olduğunu gösterir.

Maddi unsur bakımından en ayırt edici husus, fiilin mağdur üzerinde süreklilik taşıyan, yıpratıcı ve aşağılayıcı bir etki bırakmasıdır. Her eziyet fiili mutlaka çok uzun bir zaman dilimine yayılmak zorunda değildir. Buna rağmen tek seferlik ve ani bir hareket çoğu olayda bu suç için yeterli görülmez. Eziyet suçunda genellikle birbirini tamamlayan, art arda gelen veya belirli bir süreç içinde devam eden davranışlar söz konusudur. Yargısal değerlendirmede de tek tek fiillerden çok, ortaya çıkan bütün tablo dikkate alınır.

Suçun manevi unsuru kasttır. Failin, mağdura yönelttiği davranışların bedensel ya da ruhsal acı doğuracağını ve aşağılayıcı bir etki yaratacağını bilerek hareket etmesi gerekir. Taksirle eziyet suçu işlenemez. Failin doğrudan mağduru yaralamayı amaçlaması da şart değildir. Kişiyi baskı altına alma, sindirme, küçük düşürme veya sistemli biçimde yıpratma iradesiyle hareket edilmesi de kastın varlığı bakımından yeterli olabilir.

Eziyet suçunda fiillerin değerlendirilmesi parçalara ayrılarak yapılmamalıdır. Aynı olay içinde yer alan hakaret, tehdit, fiziksel saldırı, cinsel içerikli rahatsız etme veya ağır baskı davranışları tek başına farklı suç tiplerine temas edebilir. Ne var ki bunlar birleşerek mağdur bakımından süreklilik gösteren bir eziyet düzeni oluşturuyorsa, hukuki nitelendirme buna göre yapılır. Bu nedenle maddi unsur incelemesinde yalnızca tek bir eyleme odaklanmak çoğu zaman eksik bir sonuca götürür.

Netice bakımından da eziyet suçunun yalnızca görünür fiziksel yaralanmalarla sınırlı olmadığı unutulmamalıdır. Mağdurun ruhsal çöküntü yaşaması, yoğun korku geliştirmesi, aşağılanmış hissetmesi veya günlük yaşam düzeninin bozulması da suçun değerlendirilmesinde önem taşır. Özellikle fiziksel iz bırakmayan fakat kişiyi ciddi biçimde yıpratan fiillerde, ruhsal etki ve olayların bütünlüğü daha dikkatli incelenmelidir.

Eziyet Suçunun Temel Hali ve Cezası

Eziyet suçunun temel hali, Türk Ceza Kanunu’nun 96. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Kanun koyucu burada adli para cezasına çevrilebilir hafif bir yaptırım değil, doğrudan hapis cezası öngörmüştür. Bu yönüyle suç tipi, mağdurun insan onuru, bedensel bütünlüğü ve ruhsal varlığı üzerinde doğurduğu ağır etki nedeniyle ciddi bir ceza tehdidi altında tutulmuştur.

Temel ceza aralığı belirlenirken yalnızca tek bir hareketin dış görünüşüne bakılmaz. Fiillerin ne kadar süreye yayıldığı, mağdur üzerinde nasıl bir fiziksel veya psikolojik yıkım oluşturduğu, davranışların aşağılayıcı niteliği, failin kastının yoğunluğu ve olayın bütünü birlikte değerlendirilir. Aynı nedenle, eziyet suçunda cezanın belirlenmesi çoğu kez sıradan bir saldırı fiiline göre daha geniş bir değerlendirme gerektirir.

Kanun metninde ayrıca özel bir alt sınır düzenlemesi de yer almaktadır. Suçun kadına karşı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz. Bu hüküm, temel hal tamamen değiştiği için değil, belirli bir mağdur grubu yönünden alt sınır ağırlaştırıldığı için önem taşır. Dolayısıyla mahkeme, böyle bir olayda iki yılın altında kalamayacağı gibi iki yıl altı ayın da altına inemez.

Eziyet suçunun temel halinde cezanın belirlenmesinde mahkeme, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin niteliğini, davranışların tekrar sayısını, eylemlerin aynı zaman dilimi içinde nasıl yoğunlaştığını ve mağdurda bıraktığı etkinin ağırlığını dikkate alır. Fiziksel iz bulunması önemli olabilir. Bununla birlikte görünür yaralanma olmaması, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Özellikle ruhsal yıkım, korku, baskı ve sistemli aşağılamanın ispatlandığı davalarda da temel hal kapsamında mahkumiyet kararı verilebilir.

Bu suçun cezası belirlenirken dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, her eziyet fiilinin nitelikli hal oluşturmadığıdır. Önce olayın temel hal kapsamında mı kaldığı, yoksa ikinci fıkrada sayılan daha ağır görünüm içinde mi yer aldığı belirlenir. Bu ayrım, verilecek cezanın alt ve üst sınırını doğrudan etkiler.

Eziyet Suçunun Nitelikli Halleri

Eziyet suçunun nitelikli halleri, Türk Ceza Kanunu’nun 96. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada aynı fiili daha ağır yaptırıma bağlamış, mağdurun özel korunma ihtiyacı taşıdığı veya fail ile mağdur arasındaki ilişkinin suçu daha ağır hale getirdiği durumları ayrı bir kategori içinde ele almıştır. Bu hallerde verilecek ceza, temel halde öngörülen aralığın üzerine çıkar.

Nitelikli hallerden ilki, fiilin çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesidir. Bu kişiler bakımından mağduriyetin etkisi daha ağır sonuçlar doğurabileceği için kanun daha yüksek bir ceza aralığı kabul etmiştir. Buradaki koruma düşüncesi, yalnızca fiziksel zayıflığa değil, mağdurun içinde bulunduğu kırılganlığa da dayanır.

İkinci nitelikli görünüm ise fiilin üstsoya veya altsoya, babalık veya analığa, eşe ya da boşandığı eşe karşı işlenmesidir. Bu düzenleme, aile ilişkisi veya aile benzeri yakınlık ilişkisi içinde ortaya çıkan eziyet fiillerinin daha ağır değerlendirilmesini sağlar. Çünkü bu tür ilişkilerde mağdur çoğu zaman faille aynı yaşam alanını paylaşmakta, ondan uzaklaşmakta zorlanmakta veya uzun süre baskı altında kalabilmektedir.

Bu nitelikli hallerin varlığı halinde fail hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Görüldüğü gibi burada ceza yalnızca artırılmamakta, temel halden tamamen farklı bir alt ve üst sınır belirlenmektedir. Dolayısıyla mahkeme önce olayın temel hal kapsamında mı kaldığını, yoksa ikinci fıkrada sayılan ağır görünüm içinde mi yer aldığını tespit eder. Bu tespit, doğrudan uygulanacak ceza aralığını belirler.

Nitelikli hal değerlendirmesinde dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, her aile içi şiddet veya her çocuğa karşı yönelen hukuka aykırı davranışın kendiliğinden eziyet suçu oluşturmadığıdır. Öncelikle TCK m. 96 kapsamına giren bir eziyet fiilinin varlığı saptanmalıdır. Bundan sonra mağdurun niteliği veya faille olan ilişkisi dikkate alınarak ikinci fıkra uygulanır. Başka bir deyişle, nitelikli hal bağımsız bir suç tipi değil, eziyet suçunun daha ağır cezayı gerektiren görünümüdür.

Özellikle aile çevresi içinde gerçekleşen fiillerde, davranışların tek tek değil bir bütün halinde incelenmesi önem taşır. Süreklilik gösteren aşağılama, korkutma, fiziksel baskı, kapatma, yoksun bırakma veya ruhsal çöküntüye yol açan sistemli hareketler, mağdurun aynı zamanda eş, çocuk ya da boşanılan eş olması halinde çok daha ağır bir ceza tehdidi doğurur. Bu nedenle nitelikli hal incelemesi yalnızca akrabalık bağının varlığıyla sınırlı tutulmamalı, fiilin yarattığı baskı düzeni de ayrıca değerlendirilmelidir.

Eziyet suçu bakımından ceza aralığı, fiilin temel halde kalmasına veya kanunda sayılan nitelikli hallerden biri içinde değerlendirilmesine göre değişir. Aşağıdaki tablo, TCK m. 96 kapsamında öngörülen ceza sistemini sade biçimde göstermektedir.

Suçun Görünümü Kanuni Düzenleme Cezası
Eziyet suçunun temel hali TCK m. 96/1 2 yıldan 5 yıla kadar hapis
Eziyet suçunun kadına karşı işlenmesi TCK m. 96/1 Alt sınır 2 yıl 6 aydan az olamaz
Çocuğa karşı eziyet TCK m. 96/2-a 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı eziyet TCK m. 96/2-a 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Gebe kadına karşı eziyet TCK m. 96/2-a 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Üstsoy veya altsoya karşı eziyet TCK m. 96/2-b 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Babalık veya analığa karşı eziyet TCK m. 96/2-b 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Eşe karşı eziyet TCK m. 96/2-b 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
Boşandığı eşe karşı eziyet TCK m. 96/2-b 3 yıldan 8 yıla kadar hapis

Tablodan da görüleceği üzere, kanun koyucu temel halde iki yıldan başlayan bir hapis cezası öngörmüş, mağdurun özel korunma ihtiyacı taşıdığı veya faille mağdur arasında aile temelli yakın bir ilişki bulunduğu hallerde ise daha ağır bir ceza sistemine geçmiştir. Burada önemli olan, önce fiilin gerçekten eziyet suçu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesidir. Fiil bu suç tipine girmiyorsa, yalnızca mağdurun sıfatı sebebiyle TCK m. 96/2 uygulanamaz.

Kadına karşı işlenen eziyet fiilinde temel hal bakımından alt sınır iki yıl altı aya çıkarılmıştır. Buna karşılık olay aynı zamanda ikinci fıkradaki nitelikli hallerden birine de giriyorsa, bu kez üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası esas alınır. Bu nedenle somut olayın doğru fıkra altında değerlendirilmesi, ceza miktarı üzerinde doğrudan etki doğurur.

Eziyet Suçu ile Kasten Yaralama, Tehdit, Hakaret ve Kötü Muamele Arasındaki Farklar

Eziyet suçu, uygulamada en çok kasten yaralama, tehdit, hakaret ve kötü muamele suçlarıyla karıştırılır. Bunun temel nedeni, aynı olay içinde bu fiillerin bir arada görülebilmesidir. Yine de hukuki nitelendirme yapılırken her suçun koruduğu değer, hareket yapısı ve mağdur üzerinde oluşturduğu etki ayrı ayrı incelenmelidir. Eziyet suçunu diğerlerinden ayıran ana ölçüt, fiillerin bütün halinde mağdur üzerinde yoğun, yıpratıcı ve insan onurunu zedeleyen bir baskı düzeni oluşturmasıdır.

Kasten yaralama suçu, TCK m. 86’da kişinin vücuduna acı verilmesi veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulması üzerinden düzenlenmiştir. Bu suçta odak, bedensel veya doğrudan fiziksel etkidir. Eziyet suçunda ise yalnızca fiziksel zarar aranmaz. Ruhsal yıkım, sistemli aşağılama, korku altında bırakma ve süreklilik taşıyan baskı da belirleyici olabilir. Bu nedenle tek seferlik bir darp çoğu olayda kasten yaralama olarak değerlendirilirken, birbirini izleyen ve mağduru uzun süre baskı altına alan saldırılar daha farklı bir hukuki görünüm yaratabilir.

Tehdit suçu, TCK m. 106 kapsamında mağdura yöneltilen haksız saldırı bildirimine dayanır. Burada fail, gelecekte gerçekleşeceği belirtilen bir kötülükle korku yaratır. Eziyet suçunda ise korkutma davranışı çoğu zaman tek başına kalmaz. Aşağılama, baskı, fiziksel müdahale, izolasyon veya psikolojik yıpratma ile birleşerek daha ağır bir tablo oluşturabilir. Yalnızca tehdit içeren tekil bir söz ya da mesaj çoğu kez TCK m. 106 kapsamında kalırken, bunun süreklilik gösteren bir baskı sisteminin parçası haline gelmesi halinde değerlendirme değişebilir.

Hakaret suçu, TCK m. 125’te kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırı olarak düzenlenmiştir. Hakarette esas olan, mağdurun saygınlığını rencide eden söz veya isnattır. Eziyet suçunda ise aşağılayıcı sözler tek başına değil, daha geniş bir kötü davranış dizisinin parçası olarak önem kazanır. Sürekli hakaret edilmesi, küçük düşürülmesi, sosyal çevreden koparılması ve korku altında yaşatılması birlikte değerlendirildiğinde, olay artık yalnızca onur saldırısı sınırında kalmayabilir. Bu nedenle her ağır söz dizisi otomatik olarak eziyet sayılmaz; belirleyici olan bütün olayın yarattığı baskının ağırlığıdır.

Kötü muamele suçu, TCK m. 232’de daha dar bir ilişki alanı içinde düzenlenmiştir. Aynı konutta birlikte yaşanan kişilere karşı kötü muamele veya disiplin yetkisinin kötüye kullanılması bu madde kapsamında değerlendirilir. Eziyet suçunda ise mağdur ile fail arasında mutlaka aynı konutta yaşama ilişkisi aranmaz. Ayrıca eziyet, kötü muameleye göre daha ağır ve daha yıpratıcı bir içerik taşır. Bu nedenle aile çevresi içinde geçen her olumsuz davranış TCK m. 96 kapsamında kabul edilmez. Fiilin yoğunluğu düşükse veya eziyet düzeyine ulaşmıyorsa, nitelendirme TCK m. 232 içinde kalabilir.

İçtima bakımından da dikkatli bir ayrım gerekir. Aynı olay içinde mağdura yönelik yaralama, tehdit ve hakaret fiilleri bulunabilir. Mahkeme, bunların bağımsız suçlar olarak mı kalacağını, yoksa tüm davranışların birlikte eziyet suçunu mu oluşturduğunu somut olaya göre belirler. Burada mekanik bir formül yoktur. Davranışların zaman içindeki tekrarı, ortak amaç altında birleşmesi ve mağdur üzerinde bıraktığı toplam etki, hukuki sonucun belirlenmesinde belirleyici rol oynar.

Eziyet Suçunda Soruşturma ve Kovuşturma Süreci

Eziyet suçu, ceza muhakemesi bakımından ciddiyetle ele alınan suç tiplerinden biridir. Fiilin öğrenilmesiyle birlikte Cumhuriyet savcılığı tarafından soruşturma başlatılır. Suçun niteliği gereği, yalnızca tek bir olay anına değil, çoğu kez belirli bir zaman dilimine yayılan davranışların bütününe bakılır. Bu nedenle soruşturma aşamasında mağdur beyanı, tanık anlatımları, adli raporlar, mesaj içerikleri, görüntüler ve olayların kronolojisi birlikte değerlendirilir.

Eziyet suçu şikayete tabi değildir. Başka bir ifadeyle mağdurun sonradan şikayetinden vazgeçmesi, kural olarak soruşturmayı ve kamu davasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Kanun koyucu TCK m. 96 bakımından şikayete bağlılık öngörmemiştir. Bu sebeple yeterli suç şüphesinin bulunması halinde savcılık resen hareket eder ve dava açılması gündeme gelir yerine kamu davası açılması değerlendirilir.

Uzlaştırma da bu suç bakımından uygulanmaz. Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği ve Adalet Bakanlığı uzlaştırma listesinde yer alan suçlar arasında TCK m. 96 bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdur ile şüpheli arasında uzlaşma sağlanması suretiyle dosyanın kapanması mümkün değildir. Eziyet fiilinin niteliği, devletin doğrudan müdahalesini gerektiren bir ceza hukuku koruması altında tutulmuştur.

Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. 5235 sayılı Kanun uyarınca ağır ceza mahkemeleri, on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara bakar. TCK m. 96’da ise temel hal için iki yıldan beş yıla kadar, nitelikli haller için üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu ceza sınırları dikkate alındığında, özel bir görev kuralı bulunmadığı sürece eziyet suçuna ilişkin davalar asliye ceza mahkemesinde görülür.

Soruşturma evresinde savcılık, özellikle fiillerin süreklilik taşıyıp taşımadığını, aynı mağdura yönelen davranışların nasıl bir bütün oluşturduğunu ve olayın başka bir suç tipine mi yoksa doğrudan eziyet suçuna mı uyduğunu araştırır. Bu inceleme önemlidir. Çünkü aynı olay ilk bakışta yaralama, tehdit, hakaret veya kötü muamele gibi görünebilir. Ne var ki deliller birlikte incelendiğinde daha ağır bir eziyet tablosu ortaya çıkabilir.

Kovuşturma aşamasında mahkeme, yalnızca tek tek fiilleri değil, bu fiiller arasındaki bağlantıyı da değerlendirir. Mağdurun anlatımındaki süreklilik, fiziksel ve ruhsal etkilerin uzman raporlarıyla desteklenmesi, dijital verilerin zaman çizelgesi oluşturacak biçimde dosyaya sunulması ve tanık beyanlarının birbiriyle uyumu büyük önem taşır. Özellikle kapalı alanlarda ve aile çevresinde işlendiği iddia edilen fiillerde, olayların parçalı görünümü mahkeme tarafından bütüncül biçimde ele alınır.

Eziyet Suçunda İspat ve Delil Değerlendirmesi

Eziyet suçu çoğu kez kapalı alanlarda, sınırlı tanıkla veya uzun bir zaman dilimine yayılan fiillerle işlendiği iddiasıyla yargılamaya konu olur. Bu nedenle ispat faaliyeti, tek bir ana veya tek bir delile indirgenerek yürütülemez. Değerlendirme yapılırken mağdur anlatımı, adli raporlar, uzman görüşleri, tanık beyanları, dijital veriler ve olayların zaman içindeki akışı birlikte ele alınmalıdır. TCK m. 96’nın madde gerekçesinde de eziyetin sistematik şekilde ve belli bir süreç içinde işlenebilen davranışlarla ortaya çıkabileceği belirtilmektedir.

Mağdur beyanı, bu suç bakımından çoğu davada merkezi önemdedir. Bununla birlikte tek başına soyut bir anlatımın varlığı her olayda mahkumiyet için yeterli kabul edilmez. Beyanın kendi içinde tutarlı olması, olayın zaman çizelgesiyle uyum göstermesi, dış destekleyici delillerle çelişmemesi ve mümkün olduğu ölçüde başka bulgularla doğrulanması gerekir. Yargıtay uygulamasına ilişkin paylaşılan yeni tarihli karar özetlerinde de mağdur beyanının kendi iç tutarlılığı, başka delillerle örtüşmesi ve somut rapor bulgularına aykırı olmaması ölçütleri öne çıkarılmaktadır.

Adli raporlar ve psikolojik değerlendirmeler, özellikle bedensel izlerin sınırlı kaldığı veya hiç bulunmadığı davalarda ayrı bir ağırlık taşır. Eziyet suçunda görünür yaralanma bulunmaması tek başına beraat sonucunu zorunlu kılmaz. Buna karşılık mağdurun ruhsal çöküntü yaşadığı, korku geliştirdiği, travmatik belirtiler gösterdiği veya uzun süreli yıpranmaya maruz kaldığı uzman raporlarıyla desteklenebiliyorsa, bu veriler fiillerin ağırlığını ortaya koyabilir. Nitekim TCK m. 96’nın gerekçesinde de davranışların yalnızca bedensel değil, ruhsal yönden acı ve aşağılanma doğurabileceği kabul edilmektedir.

Tanık beyanları da çoğu olayda belirleyici hale gelir. Aynı konutta yaşayan kişiler, komşular, iş arkadaşları, öğretmenler, sağlık personeli veya mağdurun olaylardan hemen sonra görüştüğü kişiler, fiillerin dış dünyaya yansıyan etkisini ortaya koyabilir. Tanığın doğrudan olayı görmesi her zaman şart değildir. Mağdurun korku hali, bedensel izleri, sosyal çevreden kopması, sürekli baskı altında yaşaması veya olaylardan hemen sonra verdiği tepkiler de dolaylı ispat bakımından değer taşıyabilir.

Dijital veriler ise özellikle bilişim araçlarının yoğun kullanıldığı güncel davalarda ciddi önem taşır. Mesajlaşma kayıtları, e-postalar, sosyal medya yazışmaları, ses kayıtları, arama geçmişi, konum verileri, kamera görüntüleri ve zaman damgası taşıyan diğer elektronik kayıtlar, fiillerin tekrarını ve sürekliliğini göstermede güçlü bir işlev görebilir. Ceza muhakemesinde hükmün ancak hukuka uygun biçimde elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delillere dayanabileceği kabul edildiğinden, bu verilerin dosyaya sunuluş biçimi ve elde edilme yöntemi ayrıca dikkatle incelenmelidir.

Eziyet suçunda en sık hata, her fiili birbirinden kopuk biçimde incelemektir. Oysa aynı mağdura yönelen hakaret, tehdit, fiziksel baskı, yoksun bırakma, aşağılama ve kontrol davranışları tek tek değerlendirildiğinde eksik bir görünüm ortaya çıkabilir. Bunlar bir araya geldiğinde mağdur üzerinde sistemli bir yıpratma düzeni kuruyorsa, ispat faaliyeti de bu bütünlük üzerinden yapılmalıdır. Delil değerlendirmesinde parçalayıcı değil, bağlantıları gösteren bir yaklaşım benimsenmesi bu yüzden önem taşır.

Eziyet Suçunda Savunma

Eziyet suçu isnadıyla yürüyen davalarda savunma, yalnızca inkar üzerine kurulmamalıdır. Asıl mesele, fiilin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesidir. Çünkü her sert davranış, her aile içi gerilim, her yaralama iddiası veya her hakaret dizisi kendiliğinden TCK m. 96 kapsamında kabul edilemez. Savunmanın ilk adımı, iddia edilen eylemlerin gerçekten eziyet düzeyine ulaşıp ulaşmadığını ortaya koymaktır.

Bu suç bakımından en önemli ayrım, davranışların süreklilik taşıyan, sistemli ve mağduru yıpratan bir bütün oluşturup oluşturmadığıdır. Tekil bir tartışma, bir anlık saldırı, tek bir tehdit ya da münferit bir hakaret çoğu olayda başka suç tipleri içinde değerlendirilir. Savunmada bu ayrım açık biçimde gösterilmelidir. İddianamede anlatılan fiiller parçalardan oluşuyor ancak bunlar ortak bir eziyet düzeni kurmuyorsa, TCK m. 96 yerine başka bir suç tipinin tartışılması gerektiği ileri sürülebilir.

Bir diğer savunma hattı, yanlış hukuki nitelendirme itirazıdır. Aynı olay içinde yaralama, tehdit, hakaret veya kötü muamele iddiası bulunabilir. Ne var ki bu fiillerin tümünü doğrudan eziyet başlığı altında toplamak her zaman doğru değildir. Savunmada, her bir hareketin ayrı hukuki karakteri gösterilmeli, özellikle uzun süreli baskı düzeni kurulduğu yönündeki iddianın delillerle desteklenip desteklenmediği dikkatle incelenmelidir.

Mağdur beyanı bu davalarda çoğu kez merkezde yer alır. Bununla birlikte savunma bakımından ölçüt, yalnızca beyanın varlığı değildir. Anlatımın kendi içinde tutarlı olup olmadığı, tarih ve olay sıralaması bakımından netlik taşıyıp taşımadığı, dış delillerle desteklenip desteklenmediği ve başka verilerle çelişip çelişmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle uzun bir zaman aralığına yayıldığı ileri sürülen isnatlarda, soyut ve çerçevesi belirsiz anlatımların maddi olayla ne ölçüde örtüştüğü ayrıntılı biçimde denetlenmelidir.

Adli raporlar, psikolojik değerlendirmeler ve tanık anlatımları da savunmanın önemli inceleme alanlarıdır. Raporda yer alan bulgular ile iddia edilen fiiller arasında açık bir bağ kurulup kurulmadığı araştırılmalıdır. Tanıkların doğrudan gözleme mi dayandığı, yoksa duyuma dayalı mı konuştuğu da önem taşır. Aynı şekilde, mağdurun ruhsal etkilenmesine ilişkin değerlendirmelerde olayın başka nedenlerle açıklanıp açıklanamayacağı da savunma kapsamında tartışılabilir.

Dijital veriler yönünden savunma daha teknik bir dikkat gerektirir. Mesaj kayıtları, ekran görüntüleri, ses dosyaları, kamera görüntüleri ve diğer elektronik materyallerin hangi yolla elde edildiği, eksiksiz olup olmadığı, bağlamından koparılıp koparılmadığı ve zaman sıralamasını doğru yansıtıp yansıtmadığı incelenmelidir. Özellikle seçilerek sunulan yazışmalarda, olayın tamamını gösteren kayıtlarla dosyaya alınan parçalı içerik arasında fark bulunabilir. Bu sebeple savunma, yalnızca içeriğe değil, dijital verinin güvenilirliğine ve elde edilme biçimine de yönelmelidir.

Eziyet suçunda savunmanın güçlü kurulabilmesi için zaman çizelgesi ayrıca önem taşır. İddia edilen olayların hangi tarihlerde gerçekleştiği, aralarında nasıl bir bağ kurulduğu, kesintisiz bir süreç mi yoksa birbirinden kopuk olaylar mı söz konusu olduğu açık biçimde gösterilmelidir. Zaman bakımından belirsiz, sınırları çizilmemiş ve genelleştirilmiş isnatlar, savunma hakkını zedeleyebilir. Bu nedenle savunmada tarih, yer, fiil ve delil eşleştirmesi yapılması çoğu davada belirleyici hale gelir.

Son olarak, hükme esas alınacak delillerin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olması ve duruşmada tartışılması gerekir. Savunma, yalnızca maddi olayın farklı anlatımıyla yetinmemeli, aynı zamanda hangi delilin ne ölçüde kullanılabileceğini de sorgulamalıdır. Eksik inceleme, çelişkili beyan, denetlenmemiş dijital kayıt, yetersiz rapor veya hatalı suç vasfı, beraat ya da daha farklı bir nitelendirme sonucunu doğurabilecek başlıca savunma başlıkları arasında yer alır.

Av. Ramazan Sertan Safsöz

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (5 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1