Mansuroğlu Mah. 288/6 Sk. No: 12/2, Bayraklı / İzmir

Kasten yaralama suçu / davaları – İzmir Avukat (2026)

20.08.2024
3.658
Kasten yaralama suçu / davaları – İzmir Avukat (2026)

Kasten yaralama, uygulamada en sık karşılaşılan ceza soruşturmalarından biridir. Dosyaların büyük kısmı; anlık öfke, tartışma, kavga, aile içi gerilim, komşuluk ihtilafı veya trafik tartışması gibi “gündelik” olaylardan doğar. Bu nedenle, kasten yaralama suçu çoğu zaman planlı bir saldırıdan değil, olayın akışında ortaya çıkan bir fiilden kaynaklanır. Tam da bu yüzden, kasten yaralama dosyalarında kritik mesele genellikle “oldu mu olmadı mı?” tartışmasından çok, yaralamanın hukuki nitelendirmesi, adli raporun içeriği, nitelikli hâllerin uygulanıp uygulanamayacağı ve içtima rejiminin doğru kurulup kurulmadığı olur.

Uygulamada sık yapılan ilk hata, yaralamanın yalnızca “ağır darp” durumlarında oluşacağını düşünmektir. Oysa ceza hukuku bakımından; tokat atmak, itmek, çekiştirmek, boğaz sıkmak, başı duvara vurmak, kişiyi yere düşürmek, kolunu bükmek gibi fiiller yaralama kapsamında değerlendirilebilir. Kan çıkmaması veya gözle görülen bir iz bulunmaması, her olayda suçun oluşmadığı anlamına gelmez. Bazı olaylarda fiziksel bulgu sınırlı olsa bile mağdurun ağrı yaşaması, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulması iddiası soruşturmayı başlatmaya yeterli görülür. Bu sebeple “iz yok, suç da yok” yaklaşımı pratikte çoğu zaman doğru sonuç vermez.

Kasten yaralama dosyalarında dosyanın yönünü belirleyen ikinci nokta, olayın bağlamıdır. Örneğin iki kişi arasında “karşılıklı kavga” görüntüsü veren olaylarda çoğu kez hem meşru savunma hem de haksız tahrik tartışmaları aynı dosyada yürür. Benzer şekilde aile içi olaylarda yaralama fiili tek başına kalmaz; tehdit, hakaret, konut dokunulmazlığını ihlal, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ısrarlı takip gibi suç tipleriyle aynı zaman diliminde gündeme gelebilir. Trafikte yaşanan olaylarda ise yaralama iddiası sıklıkla hakaret ve tehdit suçlarıyla birlikte soruşturulur; ayrıca “silah” kavramının (örneğin sopa, taş, şişe gibi) yorumlanması nedeniyle nitelikli hâl tartışmaları ortaya çıkar.

Bu yönüyle kasten yaralama dosyaları, yalnızca bir “darp” dosyası değildir. İddia makamı ve mahkeme, çoğu zaman tek fiile değil; olayın bütününe bakarak bir ceza tayini yapar. Bu da savunma açısından şunu zorunlu kılar: Olayı yalnızca “yumruk atıldı/atılmadı” düzleminde değil, olayın başlangıcı, tarafların konumu, tahrik unsurları, meşru savunma şartları, kullanılan araç, sonucun ağırlığı ve adli raporun teknik içeriği ile birlikte değerlendirmek gerekir.

Son olarak, pratikte çok sık gözlenen bir husus da şudur: Aynı olay için taraflar birbirinden bağımsız şekilde şikâyetçi olur ve dosya “karşılıklı şikâyet” dosyasına dönüşür. Bu tür dosyalarda soruşturmanın seyri, çoğu zaman ilk alınan ifadeler ve ilk sağlık raporları üzerinden şekillenir. Bu nedenle soruşturmanın erken aşaması, kasten yaralama dosyalarında olağan dosyalara kıyasla daha belirleyici olabilir. Bir başka ifadeyle; kasten yaralama dosyasında “sonradan toparlarız” yaklaşımı, özellikle delillerin hızla kaybolabildiği durumlarda ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Kasten Yaralama Suçunun Cezası

Kasten yaralama suçunun temel düzenlemesi Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde yer alır. Cezai çerçevenin anlaşılmasında asıl belirleyici konu, dosyanın hangi kategoriye girdiğidir. Uygulamada “kasten yaralama” tek bir başlık gibi görünse de, ceza bakımından dosyalar genel olarak şu üç eksende ayrılır:

1- Temel/“basit” yaralama,

2- Nitelikli hâller (örneğin silahla, aile bireylerine karşı, kamu görevlisine karşı),

3- Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (örneğin kemik kırığı, yüz sabit izi, organ kaybı, hayati tehlike).

Basit yaralama dosyalarında, çoğu zaman şu iki soru öne çıkar: Yaralama “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” nitelikte mi, değil mi? Ayrıca dosya şikâyete tabi bir nitelik taşıyor mu? Zira bazı yaralama türlerinde şikâyet, soruşturma şartı gibi çalışır ve süreler kritik hale gelir. Buna karşılık bazı hâllerde (özellikle nitelikli hâller veya neticesi ağırlaşan durumlar) şikâyet aranmaksızın soruşturma yürütülür. Bu ayrım, dosyanın hem savunma stratejisini hem de usule ilişkin imkanlarını doğrudan etkiler.

Nitelikli hâller ise cezanın artmasına yol açan ve uygulamada sıkça karşımıza çıkan durumlardır. Özellikle “silahla yaralama” başlığı, pratikte geniş yorum tartışmalarını beraberinde getirir. “Silah” kavramı yalnızca ateşli silahlarla sınırlı değildir; olayın niteliğine göre sopa, taş, şişe, kesici-delici aletler, hatta bazı durumlarda araç gibi unsurların “silah” kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılır. Benzer şekilde aile bireylerine karşı işlenme, kadına karşı işlenme veya kamu görevlisine karşı işlenme gibi durumlar dosyanın riskini yükseltir. Bu tür dosyalarda yalnızca yaralamanın gerçekleşip gerçekleşmediği değil, “nitelikli hâl koşulları gerçekten var mı?” sorusu önem kazanır.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama başlığında ise ceza, fiilin oluşturduğu sonuca göre ağırlaşır. Burada adli raporun teknik ayrıntıları, cezanın sınırlarını belirleyen bir parametreye dönüşür. Örneğin kemik kırığı varsa derecesi, yüzde sabit iz iddiası varsa kalıcılık kriteri, organ kaybı iddiası varsa fonksiyon kaybının kapsamı ve özellikle “hayati tehlike vardır/yoktur” değerlendirmesi dosyanın niteliğini değiştirir. Bazı olaylarda hayati tehlike değerlendirmesi, yalnızca ceza artırımına değil; kasten öldürmeye teşebbüs tartışmalarına kadar uzanan bir nitelendirme zinciri doğurabilir. Bu nedenle cezai çerçeve, kasten yaralama dosyalarında “kanundaki sayıların” ötesinde, dosyanın teknik dilini (rapor dili, nitelendirme dili, içtima dili) anlamayı gerektirir.

Pratikte ceza çerçevesi değerlendirilirken ayrıca şu kurumlar da gündeme gelir: hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), cezanın ertelenmesi ve adli para cezasına çevrilme ihtimalleri. Bu ihtimallerin varlığı, yalnızca ceza miktarıyla değil; sanığın adli sicili, suçun niteliği, mağdurun durumu, dosyadaki uzlaşma/şikâyet durumu ve mahkemenin kanaati gibi değişkenlerle birlikte ele alınır. Bu nedenle kasten yaralama dosyasında “ceza şu kadar çıkar” yaklaşımı, rapor ve nitelendirme netleşmeden sağlıklı bir öngörü vermez.

Adli Tıp Raporlarının Dosyanın Kaderini Belirlemesi

Kasten yaralama dosyalarında en sık karşılaşılan gerçek şudur: Dosyanın sonuç kısmı çoğu zaman, olay anlatımından ziyade adli raporun içeriği üzerinden şekillenir. Bu durum, adli raporu “dosyadaki evraklardan biri” olmaktan çıkarır; adli rapor, pratikte ceza tayininin ana eksenlerinden biri haline gelir. Bu nedenle savunma bakımından adli raporun nasıl okunduğu, hangi ibarelerin ne anlama geldiği ve hangi hallerde rapora itiraz stratejisinin kurulacağı hayati önem taşır.

“Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir / giderilemez” ibaresi nedir?

Uygulamada “BTM ile giderilebilir” ibaresi (basit tıbbi müdahale ile giderilebilir), kasten yaralama dosyalarında en kritik eşiklerden biridir. Çünkü bu ibare, çoğu dosyada cezanın alt-üst sınırlarına etki eder; ayrıca bazı durumlarda şikâyet/uzlaştırma rejimini de etkileyen bir sonuç doğurur. Bunun anlamı şudur: Aynı olay, raporda BTM ile giderilebilir olarak değerlendirilirse “daha hafif sonuçlara” bağlanabilirken; BTM ile giderilemez olarak değerlendirilirse dosya daha ağır bir ceza skalasına doğru kayabilir.

Pratikte BTM değerlendirmesi, yalnızca “yaralanma basit mi ağır mı?” sorusu değildir. Rapor dili, yaralanmanın türüne ve tıbbi bulgulara göre kurulur. Örneğin yüzeysel ekimoz (morarma), basit sıyrık, kısa süreli ağrı gibi bulgular çoğu dosyada BTM kapsamında değerlendirilirken; daha derin doku hasarı, fonksiyon kaybı iddiası, belirgin travma bulguları veya kırık şüphesi gibi haller BTM dışına itebilir. Bu nedenle savunmada yalnızca “rapor BTM demiş” cümlesiyle yetinmek yerine, raporun dayandığı muayene verileri, tetkikler, görüntüleme sonuçları ve süreklilik gösteren şikâyetler birlikte ele alınmalıdır.

BTM ile giderilemez değerlendirmesi, dosyayı çoğu zaman daha ağır bir cezai zemine taşır ve dosyanın “sıradan kavga dosyası” görüntüsünü değiştirir. Uygulamada bu ibare; olayın nitelikli hâllere yakınlaştırılması, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ihtimalinin araştırılması veya bazı durumlarda uzlaştırma/şikâyet tartışmalarının yeniden kurulması gibi sonuçlar doğurabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: BTM ile giderilemez ibaresi her zaman “ağır yaralama” anlamına gelmez; ancak çoğu dosyada ceza tayini bakımından ağırlaştırıcı bir eşik gibi çalışır. Bu nedenle savunma, raporun bu sonuca nasıl vardığını sorgulamalıdır: Muayene objektif mi? Görüntüleme var mı? İlk raporla ikinci rapor çelişiyor mu? Yaralanmanın nedeni ile rapor bulgusu arasında uyumsuzluk var mı? Örneğin “tek tokat” iddiasıyla “yaygın travma bulguları” raporunun aynı dosyada bulunması, savunma açısından sorgulanması gereken bir çelişki alanı yaratır.

“Hayati tehlike vardır / yoktur” ibaresinin hükme etkisi

“Hayati tehlike vardır/yoktur” değerlendirmesi, kasten yaralama dosyalarında çoğu zaman en büyük kırılma noktasıdır. Çünkü hayati tehlike tespiti; dosyanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama kapsamında değerlendirilmesine kapı aralayabilir ve ceza bakımından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Ayrıca bazı olaylarda hayati tehlike değerlendirmesi, nitelendirme tartışmasını kasten öldürmeye teşebbüs zeminine doğru çekebilir. Uygulamada özellikle bıçaklama, baş-boyun bölgesine darbe, yüksekten düşmeye sebebiyet verme, boğaz sıkma gibi fiillerde “hayati tehlike” ifadesi dosyanın seyrini dramatik biçimde etkileyebilir.

Bu noktada, raporun “hayati tehlike” değerlendirmesinin nasıl yapıldığı çok önemlidir. Kimi dosyalarda ilk hastane raporunda hayati tehlike yok denirken, daha sonra düzenlenen raporda hayati tehlike var sonucuna varıldığı görülebilir. Ya da tersine, ilk raporda hayati tehlike var denilip, süreç sonunda yapılan değerlendirmede bu sonucun sürdürülemediği ortaya çıkabilir. Çelişkili raporlar, savunma açısından ciddi bir tartışma alanı doğurur. Çünkü hüküm kurulurken raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekir; aksi halde ceza tayini üzerinde belirleyici olan teknik mesele “muallakta” kalır.

Kemik kırığı raporları ve derecelendirme

Kemik kırığı tespitleri, yaralama dosyalarında ceza üzerinde etkili sonuçlar doğurur. Ancak burada kırığın varlığı kadar, kırığın derecesi ve “hayat fonksiyonlarına etkisi” de belirleyicidir. Uygulamada kırığın derecesine ilişkin raporlamalar, çoğu zaman görüntüleme sonuçları (röntgen, tomografi vb.) üzerinden kurulur. Kırığın varlığının tartışmalı olduğu dosyalarda görüntüleme bulgularının dosyaya getirtilmesi, raporun dayandığı verinin incelenmesi ve gerekirse ek rapor/uzman görüşü stratejisi önem kazanır.

Özellikle “kırık var” iddiasının yalnızca klinik muayene notlarıyla desteklenmesi, görüntülemenin dosyada bulunmaması veya farklı kurum raporlarının birbirini doğrulamaması halinde savunma açısından önemli bir itiraz zemini oluşabilir. Çünkü kemik kırığı, netice değerlendirmesinde dosyayı ağırlaştıran bir parametre olduğundan, tespitin objektif verilerle desteklenmesi gerekir.

Yüzde sabit iz, organ kaybı ve kalıcılık tartışmaları

Yüzde sabit iz veya organ kaybı gibi değerlendirmeler, yaralamanın “kalıcı etkileri” üzerinden kurulur ve bu nedenle zamana yayılmış bir tıbbi takip gerektirebilir. Uygulamada en sık görülen sorun, erken aşamada yapılan değerlendirmelerin “kalıcılık” kriterini yeterince sağlamadan dosyada kesinleşmiş gibi ele alınmasıdır. Oysa kalıcılık değerlendirmesi, belirli bir sürecin sonunda netleşebilir. Bu nedenle, raporun düzenlenme zamanı, kontrol muayeneleri, fotoğraflama, tedavi süreci ve tıbbi sekelin kalıcılığı savunma bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Özetle; kasten yaralama dosyasında adli rapor, yalnızca “darp var/yok” demekle kalmaz. Rapor, dosyanın ceza çerçevesini, nitelendirme ihtimallerini ve hatta içtima tartışmalarını dolaylı biçimde etkileyen bir merkez haline gelir. Bu nedenle hem vatandaşın hem de avukatın, adli raporu “dosyanın teknik omurgası” olarak görmesi; rapor ibarelerini, raporlar arası çelişkileri ve raporun dayandığı verileri dikkatle incelemesi gerekir.

Yaralama Dosyalarında Nitelendirme Sorunları

Kasten yaralama dosyalarında en sık yaşanan hukuki tartışma, fiilin gerçekten hangi suç tipine girdiği meselesidir. Uygulamada birçok dosyada sorun, olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinden çok, doğru nitelendirme yapılıp yapılmadığı noktasında ortaya çıkar. Yanlış nitelendirme, sanık açısından gereğinden ağır bir ceza riski doğurabileceği gibi, mağdur açısından da hatalı beklentiler yaratabilir. Bu nedenle yaralama dosyalarında ilk yapılması gerekenlerden biri, olayın hangi suç tipine daha yakın olduğunun soğukkanlı biçimde analiz edilmesidir

Yaralama mı, kasten öldürmeye teşebbüs mü?

Bu ayrım, özellikle bıçaklı olaylarda ve hayati bölgelere yönelik darbelerde gündeme gelir. Yargılama pratiğinde yalnızca yaranın ağırlığına bakılmaz; failin eylemi hangi yoğunlukta gerçekleştirdiği de değerlendirilir. Darbe sayısı, hedef alınan vücut bölgesi, kullanılan aletin öldürücülüğü, saldırının devamlılığı ve taraflar arasındaki husumet geçmişi birlikte ele alınır.

Örneğin tek bir darbe ile oluşan ve hayati tehlike doğurmayan bir yaralanmada çoğu zaman yaralama suçu kapsamında değerlendirme yapılır. Buna karşılık, hayati bölgeye yönelen çok sayıda bıçak darbesi, mağdurun yerdeyken saldırının sürdürülmesi veya saldırının dış müdahale ile sona ermesi gibi durumlar, öldürme kastı tartışmasını gündeme taşır. Bu noktada adli rapor kadar olayın oluş şekli de belirleyici hale gelir.

Kasten yaralama mı, taksirle yaralama mı?

Trafik olaylarında ve iş kazalarında bu ayrım sıklıkla tartışılır. Kasten yaralamada fail, sonucu bilerek ve isteyerek hareket eder. Taksirle yaralamada ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık söz konusudur. Örneğin araçla bilerek birinin üzerine sürmek ile kontrolsüz manevra sonucu çarpma arasında hukuken ciddi fark vardır.

Uygulamada bazı dosyalarda taraflar arasındaki tartışma, olayın “kasıtlı çarpma” mı yoksa “kontrol kaybı” mı olduğu üzerinden yürür. Kamera kayıtları, fren izleri, hız tespitleri ve tanık anlatımları bu ayrımda önem kazanır. Yanlış nitelendirme, dosyanın tamamen farklı bir ceza rejimine girmesine yol açabilir.

Yaralama mı, eziyet suçu mu?

Eziyet suçunda belirleyici olan unsur sürekliliktir. Tek seferlik bir darp fiili çoğu zaman yaralama olarak değerlendirilirken, sistematik biçimde tekrarlanan şiddet davranışları eziyet suçuna yaklaşır. Özellikle aile içi şiddet dosyalarında, birden fazla olaya yayılan davranışlar söz konusuysa bu ayrım önem kazanır.

Burada yalnızca fiziksel şiddet değil, mağdur üzerinde kurulan baskı ve sistematik kötü muamele de değerlendirilir. Aynı mağdura karşı tekrarlayan darp olayları bulunan dosyalarda savunma, her olayın ayrı ayrı mı yoksa süreklilik içinde mi ele alınacağını dikkatle analiz etmelidir.

Yaralama mı, yağma suçu mu?

Yağma suçunda şiddet, malvarlığına yönelik bir amaç için araç olarak kullanılır. Buna karşılık yaralamada temel hedef mağdurun vücut bütünlüğüdür. Örneğin bir kişiyi darp ederek telefonunu almak ile yalnızca tartışma sırasında darp etmek farklı hukuki sonuçlar doğurur.

Dosyada mal alma amacı bulunup bulunmadığı, olayın öncesi ve sonrasındaki davranışlarla anlaşılır. Bu ayrım, ceza miktarını ciddi biçimde etkilediğinden nitelendirme tartışmaları çoğu zaman dosyanın merkezine yerleşir.

Yaralama Dosyalarında İçtima Uygulamaları

Kasten yaralama dosyaları çoğu zaman tek suçtan ibaret kalmaz. Aynı olay içinde birden fazla suç tipi gündeme gelebilir. Bu durumda hangi suçtan ne şekilde ceza verileceği, içtima kuralları çerçevesinde belirlenir. İçtima meseleleri, ceza miktarı üzerinde doğrudan etkili olduğundan savunma stratejisinin önemli bir parçasını oluşturur.

Yaralama ve hakaret birlikte işlendiğinde

Kavga dosyalarında hakaret neredeyse rutin biçimde yaralama ile birlikte görülür. Fiziksel saldırı sırasında söylenen sözler, çoğu zaman bağımsız hakaret suçunu oluşturur. Mahkemeler genellikle yaralama ile hakareti ayrı suçlar olarak değerlendirir ve gerçek içtima uygular.

Ancak bazı dosyalarda sözlerin olayın gerginliği içinde, anlık tepki olarak söylenip söylenmediği tartışma konusu olabilir. Bu tür ayrımlar, dosyanın ceza toplamını etkileyebilir.

Yaralama ve tehdit birlikteliği

“Seni öldürürüm” gibi ifadeler, yaralama fiilinden bağımsız şekilde tehdit suçunu oluşturabilir. Tehdidin ciddiyeti, olayın koşulları ve mağdur üzerinde yarattığı etki değerlendirilir. Uygulamada yaralama ile tehdit çoğu zaman ayrı ayrı cezalandırılır.

Yaralama ve mala zarar verme

Kavga sırasında araç camının kırılması, telefonun parçalanması gibi durumlarda mala zarar verme suçu gündeme gelir. Fiziksel saldırı ile mala zarar verme farklı hukuki değerleri koruduğundan çoğu dosyada gerçek içtima uygulanır.

Zincirleme yaralama

Aynı mağdura karşı farklı zamanlarda tekrarlanan yaralama fiilleri zincirleme suç tartışmasını doğurabilir. Bu durumda tek ceza üzerinden artırım yapılması gündeme gelir. Olayların birbirinden bağımsız mı yoksa aynı suç işleme kararının devamı mı olduğu değerlendirilir.

Kasten Yaralama Davalarında Meşru Savunma ve Sınırın Aşılması

Kasten yaralama dosyalarında en sık başvurulan savunmalardan biri meşru savunmadır. Meşru savunmada temel soru, haksız saldırının varlığı ve buna verilen karşılığın orantılı olup olmadığıdır. Uygulamada birçok kavga dosyası, tarafların birbirini suçladığı ve “ilk saldırıyı kimin başlattığı” tartışmasının yürüdüğü dosyalardır.

Meşru savunma değerlendirmesinde saldırının devam ediyor olması veya gerçekleşmesinin muhakkak olması gerekir. Geçmişte yaşanan bir olayın intikamı niteliğindeki karşılıklar, meşru savunma kapsamında değerlendirilmez. Ayrıca savunma ile saldırı arasında ölçülülük aranır. Basit bir itmeye karşı ağır bir darp fiili çoğu zaman orantısız kabul edilir.

Karşılıklı kavga dosyalarında tarafların her biri kendini savunma pozisyonunda gösterebilir. Bu noktada kamera kayıtları, tanık anlatımları ve adli rapor bulguları birlikte değerlendirilir. Savunmanın başarısı çoğu zaman olayın ilk anlarının nasıl ortaya konduğuna bağlıdır.

Meşru savunmada sınırın aşılması ise ayrı bir tartışma alanıdır. Kişi kendini savunurken ölçüyü aşmış olabilir. Bu durumda cezada indirim gündeme gelebilir. Özellikle ani gelişen kavga ortamlarında sınırın aşılması değerlendirmesi dosyanın kaderini değiştirebilir.

Kasten Yaralama Davalarında Haksız Tahrik

Kasten yaralama dosyalarında haksız tahrik hükümleri, ceza miktarını doğrudan etkileyen en önemli indirim sebeplerinden biridir. Uygulamada birçok yaralama olayı, taraflardan birinin diğerini provoke etmesiyle başlar. Küfür, ağır hakaret, tehdit, fiziksel sataşma, aldatma veya küçük düşürücü davranışlar, haksız tahrik tartışmasını gündeme taşıyabilir.

Haksız tahrik değerlendirmesinde mahkeme, mağdurun davranışının sanık üzerinde ne tür bir etki yarattığını ve failin fiili bu etki altında işleyip işlemediğini inceler. Her rahatsız edici davranış tahrik sayılmaz. Davranışın objektif olarak haksız kabul edilmesi ve failde öfke veya elem yaratabilecek nitelikte olması gerekir.

Uygulamada en sık görülen tahrik iddiaları; aile bireylerine yönelik hakaretler, onur kırıcı sözler, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar ve fiziksel sataşmalardır. Ancak tahrikin kabulü için yalnızca sözlü iddia yeterli görülmez. Tanık anlatımları, mesaj kayıtları, kamera görüntüleri ve olayın genel akışı birlikte değerlendirilir.

Haksız tahrik indirimi, oran bakımından geniş bir takdir alanı içerir. Bu nedenle aynı tür olaylarda farklı mahkemeler farklı indirim oranlarına hükmedebilir. Savunma açısından önemli olan, tahriki doğuran fiilin dosyada somut delillerle gösterilebilmesidir. Soyut “beni tahrik etti” savunması, uygulamada çoğu zaman karşılık bulmaz.

Delil Değerlendirmesinin Pratik Önemi

Kasten yaralama dosyalarında delil değerlendirmesi, çoğu zaman dosyanın sonucunu belirleyen ana faktördür. Birçok dosyada tarafların anlatımları birbirini tamamen dışlar. Bu durumda dosyanın yönünü, maddi deliller belirler. Kamera kayıtları, sağlık raporları, tanık anlatımları ve dijital veriler birlikte ele alınır.

Kamera kayıtları

Günümüzde birçok yaralama olayı işyeri kameraları, site güvenlik sistemleri veya belediye kameraları tarafından kaydedilebilmektedir. Kamera görüntüleri, olayın başlangıcını ve tarafların pozisyonlarını ortaya koyduğu için büyük önem taşır. Özellikle meşru savunma ve tahrik tartışmalarında görüntüler belirleyici olabilir.

Ancak kamera kayıtlarının çoğu kısa süre saklandığından, zamanında talep edilmemesi halinde geri dönülmez delil kayıpları yaşanabilir. Uygulamada birçok dosyada, savunmanın geç harekete geçmesi nedeniyle kritik görüntüler silinmiş olur.

Tanık anlatımları

Tanık beyanları yaralama dosyalarında sıkça kullanılır; ancak taraf tanıklarının objektifliği her zaman tartışmalıdır. Mahkemeler, taraflarla yakın ilişkisi bulunan tanıkların anlatımlarını temkinli değerlendirir. Çelişkili beyanlar, savunma açısından sorgulama imkânı yaratır.

HTS ve konum verileri

Telefon sinyal kayıtları ve konum verileri, tarafların olay yerinde bulunup bulunmadığını gösterebilir. Özellikle taraflardan birinin olay yerinde olmadığını iddia ettiği dosyalarda bu veriler önem kazanır. Dijital deliller, klasik tanık anlatımlarına kıyasla daha objektif kabul edilir.

Sosyal medya ve mesajlaşmalar

Olay öncesi veya sonrası yazışmalar, taraflar arasındaki husumeti veya tahrik iddialarını destekleyebilir. Hakaret içerikli mesajlar, tehditler veya kavga davetleri dosyada delil olarak yer alabilir. Bu nedenle tarafların olay sonrası paylaşımları dahi dosyaya yansıyabilir.

Uzlaştırma Kurumunun Yaralama Dosyalarındaki Yeri

Kasten yaralama suçunun bazı türleri uzlaştırma kapsamındadır. Bu durum, dosyanın mahkemeye gitmeden sonuçlanmasına imkân tanır. Uzlaştırma süreci, tarafların anlaşması halinde soruşturmanın sona ermesini sağlayabilir.

Uzlaştırma yalnızca “barışma” anlamına gelmez; çoğu zaman maddi tazminat, özür, zarar giderimi gibi unsurlar içerir. Ancak uzlaşma teklifinin kabulü veya reddi stratejik bir karardır. Özellikle adli sicil sonuçları ve ileride doğabilecek hukuki etkiler değerlendirilmeden karar verilmesi, uzun vadede sorun yaratabilir.

Bazı dosyalarda uzlaştırma, taraflar arasında baskı unsuru haline de gelebilir. Bu nedenle sürecin bilinçli yürütülmesi önemlidir. Uzlaştırma sağlanamadığında soruşturma normal seyrinde devam eder ve dosya kamu davasına dönüşebilir.

Yaralama Dosyalarında Sık Yapılan Savunma Hataları

Kasten yaralama dosyalarında yapılan hatalar çoğu zaman dosyanın başında ortaya çıkar. İlk ifade aşamasında verilen kontrolsüz beyanlar, ileride geri dönülmesi zor sonuçlar doğurabilir. Özellikle “sinirle oldu” veya “bir kez vurdum” gibi ifadeler, kast tartışmasını doğrudan etkiler.

Bir diğer yaygın hata, adli raporun içeriği incelenmeden savunma kurulmasıdır. Raporun hangi bulgulara dayandığı, hangi tarihte düzenlendiği ve çelişki içerip içermediği mutlaka değerlendirilmelidir.

Kamera kayıtlarının zamanında talep edilmemesi, tanıkların geç bildirilmesi ve dijital delillerin korunmaması da uygulamada sık görülen sorunlardandır. Ayrıca tahrik ve meşru savunma iddialarının geç ileri sürülmesi, mahkemenin bu savunmalara şüpheyle yaklaşmasına yol açabilir.

Ceza Avukatları Açısından Kritik Noktalar

Kasten yaralama dosyalarında etkili savunma, dosyanın erken aşamada doğru okunmasına bağlıdır. Adli raporun teknik dili dikkatle incelenmeli, çelişkiler tespit edilmelidir. Nitelikli hâl ihtimali bulunan dosyalarda risk analizi erken yapılmalıdır.

Adli Tıp Kurumu’na sevk taleplerinin zamanlaması önemlidir. İçtima meseleleri doğru kurulmadığında gereksiz ceza artışları ortaya çıkabilir. Bu nedenle dosyada yer alan her suç tipinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Uzlaştırma mı yoksa yargılama mı daha avantajlı sorusu, her dosyada ayrı değerlendirilmelidir. Standart bir yaklaşım çoğu zaman doğru sonuç vermez.

Uygulamada Yol Haritası Niteliğinde Değerlendirmeler

Kasten yaralama dosyaları, görünürde basit olsa da teknik ayrıntıları yoğun dosyalardır. Adli raporlar, nitelendirme tartışmaları ve içtima meseleleri ceza miktarını ciddi biçimde etkiler. Bu nedenle dosyanın yalnızca olay anlatımı üzerinden değil, teknik veriler üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

Tarafların erken aşamada bilinçli hareket etmesi, delillerin zamanında toplanması ve hukuki sürecin dikkatle yürütülmesi, dosyanın sonucunu doğrudan etkiler. Kasten yaralama dosyalarında küçük görünen ayrıntılar, hüküm aşamasında büyük farklar yaratabilir.

Avukat Ramazan Sertan Safsöz

5/5 - (9 votes)
Ziyaretçi Yorumları - 11 Yorum
  1. Hayat zor dedi ki:

    merhabalar. Bıçaklı yaralama olayına karıştım kalabalık ortamdı suç üstüme kaldı. Kollarda bacaklarda kesiler mevcut. Katı raporda kaçıncı derece olur ne kadar ceza alırım. Kumpasa kurban gittim. Bilgi verirseniz sevinirim

  2. Avukat dedi ki:

    Kasten yaralama suçu eşe karşı işlendiğinden, şikayetinizden vazgeçmeniz halinde de kamu davası açılır ve suçun sabit olması halinde eşiniz ceza alır.

  3. Haticd dedi ki:

    Bende eşimle kavgada kaburgalarım kırılmıştı ben şikayetimi aldım a ma kamu davası açılmış eçım ceza alırmı acaba

  4. Anonim dedi ki:

    Çok aydınlatıcı bilgiler olmuş teşekkürler

  5. Avukat dedi ki:

    Mesaiyi başlattık Kaan Bey, iletişim numaralarımız üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

  6. kaan dedi ki:

    2 yıl 1 ay ceza aldım avukat bey acil ulaşamıyorum size bayram boyu yokmusunuz

  7. hayat pahalı dedi ki:

    Ramazan bey sizinle çalışmayı çok istiyoruz ama şu fiyatları indirin biraz gelin bakın davama artık yoruldum usandım ?

  8. Hikmet dedi ki:

    Ramazan bey merhabalar, yaklaşık 2 ay önce annem ile evde şiddetli tartıştık ikimiz de birbirimize BTM niteliği taşıyan eylemlerde bulunduk. Polis merkezinde ikimiz de Şikayetçi olmadık. Hastanede ise ben tokat için o da kolundaki çizikler için rapor tutuldu diye hatırlıyorum. Daha sonra benim için 1 ay süreyle uzaklaştırma kararı alındı. Kamu davası açılmış, annem ve ben adliye sarayına gidip şikayetçi olmadığımıza dair dilekçe verdik fakat kamu davası düşmemiş, annemden gelir testi iştenmiş(şikayetçi değilim dilekçesinde pandemi ve eşinden fiziken ayrı olması sebebi ile maddi zorluklar çektiğini ve bunaldığımızı bu yüzden agresifleştiğimizi belirtmişti belki bununla bir ilgisi vardır). Dediğim gibi tekrar tebligat gelmiş eve(ben eve çok sık gidemediğim için göremedim) ve annemden gelir testi istemişler. Benim sorum kasten BTM olmasına rağmen ve şikayetçi olmamıza rağmen neden kamu davası açıldı ve dilekçeye rağmen düşmedi? Cevaplarsaniz çok sevinirim, iyi günler diliyorum.

  9. dikkat dedi ki:

    hakikaten cezanın hesaplanması noktası tam usta işi en küçük hatada aylarca fazla yatabilirsiniz dikkat edin

  10. SeSe dedi ki:

    İzmirde ceza davalarının kralıdır ramazan bey. çokta iyi yazmış ama anlamak için azda olsa hukuk bilmek gerek sanırım.

  11. Av. dedi ki:

    Tipik bir Avukat Ramazan Bey makalesi olmuş. Gayet yalın ve ihtiyaç odaklı. İşin üstadısınız meslektaşım saygılarımla.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1