İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Kamulaştırma kararının iptali davası (2026)

20.07.2024
1.600
Kamulaştırma kararının iptali davası (2026)

Kamulaştırma kararı ve hukuki temel

Kamulaştırma, mülkiyet hakkına doğrudan müdahale eden istisnai bir idari işlemdir. Bu nedenle hem Anayasa hem de 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, idareye tanınan yetkiyi sıkı şartlara bağlar. Kamu yararı sağlanırken malikin mülkiyet hakkı anlamsız hâle getirilemez.

Anayasa’nın 46. maddesi, kamu yararı için taşınmazlara el konulabilmesini “gerçek karşılığın ödenmesi” güvencesiyle birlikte düzenler. Bedelin ödenmesi, müdahalenin ölçülü kalmasını sağlayan ana araçtır. Anayasa Mahkemesi de kamulaştırma müdahalelerinde kamu yararı ile malikin menfaati arasındaki dengenin bedelin ödenmesiyle kurulabildiğini vurgular.

Mülkiyet hakkının Anayasa’daki koruması yalnızca bedel boyutuyla sınırlı değildir. Kamulaştırma kararının hukuka uygunluğunun etkili şekilde denetlenebilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma kararına karşı açılan iptal davasının amacının taşınmaz mülkiyetini korumak olduğunu, bu korumanın da kamulaştırma süreci kesinleşmeden önce idari yargıda yapılan denetimle anlam kazandığını açık biçimde ortaya koymuştur.

Kamulaştırma kararının “kamu yararı” dayanağı, işlemin usulü, yetki unsuru, gerekçesi ve ölçülülüğü iptal davasının merkezindedir. İdari işlem niteliği taşıyan kamulaştırma kararı, idarenin tek taraflı iradesiyle doğar fakat bu irade sınırsız değildir. Yargısal denetim, idarenin takdir alanını hukukla çevreler.

Yakın dönemde verilen Anayasa Mahkemesi kararları, özellikle iptal davasının etkili olmasını sağlayan güvencelerin önemine işaret ediyor. Örneğin AYM, Kamulaştırma Kanunu m.10/14 ve m.14/6 hükümlerini iptal ederken, kamulaştırma kararına karşı denetimin yalnızca belirli bir koşula bağlanmasının (örneğin yalnız yürütmenin durdurulması verilirse bekletici mesele) mülkiyet hakkı bakımından yeterli koruma üretmediğini, ayrıca hissedarlar yönünden iptal kararının sonuç doğurmamasının meşru kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir.

Kamulaştırma kararının iptali davası, bu nedenle yalnız “işlem hatası” arama davası değildir. Mülkiyet hakkının korunması, kamu yararı ölçütünün somutlaştırılması ve idari işlemlerin hukukla bağlı kalması bakımından kritik bir denetim yoludur.

Kamulaştırma kararının iptali davasının esasları

Kamulaştırma kararının iptali davası, idarenin taşınmaz mülkiyetine yönelik müdahalesinin hukuka uygun olup olmadığının idari yargıda denetlenmesini sağlar. Kamulaştırma kararı idari işlem niteliğindedir. Bu nedenle işlem; yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları yönünden yargısal denetime tabidir.

Bu dava, kamulaştırma bedelinin miktarından ziyade kamulaştırma kararının kendisini hedef alır. Kamu yararı kararının hukuka uygun alınmaması, gerekçesiz veya soyut gerekçelerle işlem tesis edilmesi, planlama süreciyle uyumsuzluk, yetki devri sorunları ve usule aykırı tebligat gibi iddialar iptal davasının çekirdeğini oluşturur.

İptal davasında mahkeme, idarenin kamu yararı gerekçesini ve bu gerekçeyi ortaya koyan işlemleri dosya üzerinden inceler. Kamu yararının varlığı, idarenin her iddiasını otomatik olarak haklı kılmaz. İşlem, ölçülülük ve mülkiyet hakkının korunması ilkeleriyle birlikte değerlendirilir.

Kamulaştırma kararına karşı iptal davası açma süresi, idari yargılama sisteminde tebliğ tarihine göre işlemeye başlar. Süre hesabının doğru yapılması önem taşır. Çünkü sürenin kaçırılması, işlemin hukuka aykırı olduğu iddiası bulunsa bile davanın esasının incelenmesini engelleyebilir.

İptal davasında yürütmenin durdurulması talebi ayrıca önem taşır. Kamulaştırma işlemi, taşınmazın tescil süreciyle aynı dönemde ilerleyebilir. Bu nedenle iptal davasının etkili olabilmesi için yürütmenin durdurulması talebinin dosyanın gerekçelerine uygun şekilde kurgulanması gerekir.

Yakın dönemde Anayasa Mahkemesi’nin kamulaştırma mevzuatına ilişkin iptal kararları, iptal davasının etkili bir koruma üretmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı güçlendirmiştir. Bu çerçevede, idari yargı denetiminin pratikte sonuç doğurması ve mülkiyet hakkının korunması bakımından kamulaştırma kararının iptali davası daha kritik bir konuma gelmiştir.

Başvuru yolları – İdari ve yargısal süreç

Kamulaştırma kararına karşı hak arama süreci, idari aşama ve yargısal aşama olmak üzere iki düzlemde ilerler. Taşınmaz malikinin hangi aşamada hangi yola başvuracağını bilmesi, hak kaybı yaşamaması açısından önem taşır.

İdari başvuru, kamulaştırma kararını tesis eden idareye yapılan başvuruları kapsar. Malik, kamu yararı kararına veya kamulaştırma işlemine ilişkin itirazlarını idareye sunabilir. Bu başvurular idarenin işlemi geri almasını veya düzeltmesini sağlayabilir. Ancak idari başvuru yapılması, dava açma süresini her zaman durdurmaz. Süre takibinin ayrıca yapılması gerekir.

Yargısal başvuru ise idari yargıda açılan iptal davasıdır. Kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu iddiası bu davanın konusunu oluşturur. Dava, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır. Yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi usul açısından önem taşır.

Kamulaştırma sürecinde çoğu zaman iki ayrı yargı kolu devreye girer. İdari yargıda kamulaştırma kararının iptali incelenirken, adli yargıda ise kamulaştırma işlemini tamamlamayı amaçlayan, idare tarafından açılan bedel tespiti ve tescil davası yürütülür. Bu davalar farklı konulara odaklanır. Bedel davası mülkiyetin devrini ve bedelin miktarını, iptal davası ise işlemin hukuka uygunluğunu değerlendirir.

Bu paralel süreçler, uygulamada karmaşa yaratabilir. İptal davası sürerken adli yargıda tescil kararı verilmesi mümkündür. Bu nedenle maliklerin haklarını koruyabilmesi için zamanında ve koordineli başvuru yapması gerekir.

Yürütmenin durdurulması talebi, bu aşamada stratejik bir araçtır. İptal davası sonuçlanıncaya kadar kamulaştırma işleminin ilerlemesini durdurabilir. Talebin kabulü için telafisi güç zarar ihtimali ve açık hukuka aykırılık birlikte değerlendirilir.

Başvuru yollarının doğru kullanılması, kamulaştırma sürecinde mülkiyet hakkının korunmasında belirleyici rol oynar. Usule uygun ve zamanında yapılan başvurular, yargısal denetimin etkili sonuç doğurmasını sağlar.

Yakın tarih değişiklikleri ve Anayasa Mahkemesi kararları

Kamulaştırma kararının iptali davası bakımından son dönemdeki en kritik gelişme, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal davasının etkili bir koruma üretmesi gerektiğine yönelik vurgusunu güçlendiren kararlarıdır. Bu kararlar, idari yargıda yürüyen iptal davası ile adli yargıda görülen bedel tespiti ve tescil davası arasındaki “eşzamanlılık” sorununu merkezine alır.

1) Bedel tespiti ve tescil davasında “bekletici mesele” şartına ilişkin iptal (E.2024/101, K.2024/232 – 25/12/2024)

2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, idari yargıda iptal davası açılması tek başına yeterli görülmeyip ayrıca idari yargıda yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde adli yargıdaki tescil davasının bekletici mesele yapılacağı öngörülüyordu. AYM bu kurgunun, iptal davasını zayıflattığı ve mülkiyet hakkının korunmasını güçleştirdiği gerekçesiyle ilgili bölümü iptal etti.

“…yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde… dava bekletici mesele kabul edilerek…”

AYM’nin gerekçesinin ağırlık noktası şu risktir: İptal davasında yürütmenin durdurulması kararı çıkmaz ve adli yargı tescil davasını iptal davasından önce bitirirse, idari yargının sonradan verdiği iptal kararı tescil üzerinde etkisiz kalabilir. Bu, iptal davasını kağıt üzerinde bırakabilecek bir mekanizma olarak görülmüştür.

Bu yaklaşım, AYM’nin bireysel başvuru içtihadıyla da uyumludur. AYM, acele kamulaştırma işlemi iptal edilmesine rağmen tescil ve bedel süreci tamamlandığı için iptal kararının pratikte sonuç doğurmamasını mülkiyet hakkı bakımından ihlal olarak değerlendirmiştir.

2) “Yürütmenin durdurulması aldığını belgeleme” şartına ilişkin iptal (K.2025-141 – 10/07/2025)

AYM’nin 2025 tarihli bir diğer önemli kararı, kamulaştırma işlemine karşı iptal davası açan hak sahiplerinin, ayrıca yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmemeleri hâlinde kamulaştırma sürecinin “kesinleşme” ve tescile doğru ilerlemesine kapı aralayan yapıyı tartışmaya açmıştır. Kararda, yürütmenin durdurulmasına fiilen “nihai sonuç” bağlanması eleştirilmiş; idari yargının iptal denetiminin etkisizleşmesi riski vurgulanmıştır.

“…sonradan verilen bir iptal kararının tescil kararı üzerinde herhangi bir etki doğurmayacağı…”

Bu tespit, iptal davasının “etkili başvuru” niteliği açısından kritik bir eşiktir: İptal davası açılmış olmasına rağmen taşınmazın idare adına tescili tamamlanırsa, malikin mülkiyet hakkı bakımından telafisi güç sonuçlar ortaya çıkabilir.

3) Paydaşlar bakımından sonuç doğurmama kuralının iptali (2942 m.14/6)

AYM, iştirak hâlinde veya paylı mülkiyette paydaşlardan yalnız bir kısmının açtığı iptal davasının sonucunun, dava açmayan paydaşları etkilemeyeceğini öngören kuralı da iptal etmiştir. Bu düzenleme, aynı taşınmaza ilişkin tek bir kamulaştırma işleminde farklı paydaşlar yönünden farklı hukuki sonuçlar doğurabilmesi riskini taşıyordu. AYM, mülkiyet hakkının korunması ve etkili yargısal denetim bakımından bu ayrışmayı kabul edilemez bulmuştur.

Bu kararın pratik etkisi şudur: Paydaşlardan biri iptal davasını kazanıp kamulaştırma işlemi hukuka aykırı bulunurken, diğer paydaşların aynı işlemle mülkiyet kaybına maruz kalabilmesi ihtimali ciddi biçimde daralmıştır. Böylece kamulaştırma kararının iptali davası, paydaşlık ilişkilerinde de daha tutarlı bir koruma üretir.

Bu kararlar neyi değiştirdi? Kamulaştırma kararının iptali davası artık yalnızca “işlemin hukuka aykırılığı” tartışması değil; aynı zamanda iptal denetiminin, tescil süreci karşısında etkisiz kalmaması için usul kurgusunun doğru kurulması gereken bir alan hâline gelmiştir. Yürütmenin durdurulması, bekletici mesele ve paydaşlık gibi başlıklar, davanın stratejik omurgasını doğrudan etkiler.

Uygulamada yaşanan uyuşmazlık türleri

Kamulaştırma kararının iptali davalarında ortaya çıkan uyuşmazlıklar çoğu zaman benzer başlıklarda yoğunlaşır. Son dönem yargı kararları incelendiğinde, özellikle acele kamulaştırma işlemleri, plan dayanaklı kamulaştırmalar ve paralel yargılama süreçleri öne çıkar. Bu alanlarda yapılan hatalar, işlemin iptaline kadar gidebilen sonuçlar doğurur.

Acele kamulaştırma işlemleri en tartışmalı alanlardan biridir. Acelelik kararının gerçekten kamu yararı gerektirip gerektirmediği yargısal denetime açıktır. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, acele kamulaştırmanın olağan bir yöntem gibi kullanılmasına mesafeli yaklaşıldığı görülür. Gerçek ve somut bir aciliyet bulunmayan durumlarda işlemin hukuka aykırı sayılabildiği örnekler mevcuttur.

Plan kararlarına dayalı kamulaştırmalar da yoğun uyuşmazlık üretir. İmar planı veya üst ölçekli plan iptal edildiğinde, bu plana dayalı kamulaştırma kararının hukuki zemini zayıflar. Planın iptali ile kamulaştırma işlemi arasındaki bağ, davalarda belirleyici olur. Yargı mercileri, dayanak planın hukuki durumunu dikkate alarak değerlendirme yapar.

Paralel yargılama süreçleri uygulamada en karmaşık tabloyu oluşturur. İdari yargıda iptal davası sürerken adli yargıda bedel tespiti ve tescil davası ilerleyebilir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, bu iki sürecin zamanlaması mülkiyet hakkı bakımından kritik sonuçlar doğurur. Tescilin tamamlanması hâlinde iptal kararının pratik etkisi sınırlanabilir.

Bir diğer uyuşmazlık alanı, kamu yararı kararının yeterince somutlaştırılmamasıdır. Genel ifadelerle alınan kamu yararı kararları yargı denetiminde zayıf kalabilir. Mahkemeler, işlemin gerçekten kamu yararı amacı taşıyıp taşımadığını somut veriler üzerinden inceler.

Bu uyuşmazlık türleri, kamulaştırma kararının iptali davasında delil ve gerekçe kurgusunun önemini artırır. İşlemin dayandığı belgeler, plan kararları ve süreç kronolojisi davanın yönünü doğrudan etkiler.

Deliller ve dava gerekçeleri

Kamulaştırma kararının iptali davalarında başarı çoğu zaman delil setinin gücüne bağlıdır. İdari işlemler kural olarak dosya üzerinden denetlendiği için, sunulan belgeler ve ortaya konulan hukuka aykırılık iddiaları belirleyici olur.

En temel gerekçelerden biri kamu yararı bulunmadığı iddiasıdır. Kamu yararı kararı soyut ifadeler içeriyor ve somut verilere dayanmıyorsa bu durum dava konusu yapılır. Proje raporları, plan notları ve resmi yazışmalar bu noktada önem taşır.

Yetki unsuru da sık başvurulan bir dava gerekçesidir. Kamulaştırma kararının yetkili organ tarafından alınmamış olması, işlemi sakatlar. Yetki devri bulunan durumlarda devrin hukuka uygun yapılıp yapılmadığı incelenir.

Usul ve şekil eksiklikleri önemli bir başka alandır. Tebligat sürecindeki hatalar, maliklerin yeterince bilgilendirilmemesi veya kamulaştırma sürecinin kanunda öngörülen aşamalara uygun yürütülmemesi iptal gerekçesi olabilir.

Planlara dayalı kamulaştırmalarda, dayanak planın hukuki durumu kritik rol oynar. İptal edilmiş ya da askı süreci sorunlu olan planlara dayalı işlemler yargı denetiminde zayıflar. Bu nedenle plan belgeleri ve plan değişiklikleri dosyaya sunulur.

Yürütmenin durdurulması talebinde deliller ayrıca önem kazanır. Telafisi güç zarar ihtimali ve açık hukuka aykırılık somut verilerle ortaya konur. Taşınmazın niteliği, kullanım şekli ve mülkiyet kaybının etkileri bu değerlendirmede dikkate alınır.

Delillerin kronolojik ve düzenli sunulması, mahkemenin dosyayı sağlıklı incelemesini sağlar. Dağınık ve bağlantısız belgeler davanın gücünü azaltır. Bu nedenle dava stratejisi ile delil sunumu birlikte planlanır.

Yüksek yargı içtihatlarında yaklaşım

Kamulaştırma kararının iptali davalarında Danıştay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları yönlendirici rol oynar. Yüksek yargı organları, kamulaştırmanın mülkiyet hakkına ağır müdahale oluşturduğunu kabul eder ve bu nedenle işlemlerin sıkı denetime tabi tutulması gerektiğini vurgular.

Danıştay kararlarında, kamu yararı kavramının soyut ifadelerle geçiştirilemeyeceği sıkça belirtilir. İdarenin kamu yararı iddiasını somut proje verileriyle ortaya koyması beklenir. Gerekçesi zayıf işlemler yargısal denetimde iptale daha açık hâle gelir.

Planlara dayalı kamulaştırmalarda Danıştay, dayanak planın hukuki durumuna dikkat eder. Planın iptal edilmesi ya da hukuka aykırılığının tespiti, kamulaştırma işlemini de doğrudan etkiler. Bu bağ, içtihatlarda istikrarlı biçimde korunur.

Anayasa Mahkemesi kararlarında ise mülkiyet hakkının korunması merkezde yer alır. Mahkeme, kamulaştırma sürecinde malikin hakkını fiilen korumayan mekanizmaları eleştirel biçimde değerlendirir. İptal davasının etkisiz kalmasına yol açan uygulamalara mesafeli yaklaşır.

Özellikle iptal kararının pratik sonuç doğurması gerekliliği, son dönem AYM içtihatlarında öne çıkar. Yargısal denetimin yalnızca teorik kalmaması gerektiği vurgulanır. Mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunması hedeflenir.

Yüksek yargı yaklaşımı, kamulaştırma işlemlerinde idareye geniş bir serbesti tanınmadığını gösterir. Takdir yetkisi vardır ancak bu yetki hukukla sınırlıdır. Bu sınırın aşıldığı durumlarda iptal kararı gündeme gelir.

Bu içtihat çizgisi, kamulaştırma kararının iptali davalarında dava stratejisinin içtihat bilgisiyle kurulmasını gerektirir. Güncel kararların takip edilmesi, davanın yönünü etkileyebilir.

İptal kararı sonrası hukuki sonuçlar

Kamulaştırma kararının iptal edilmesi, idari işlemin hukuka aykırı bulunduğu anlamına gelir. İptal kararıyla birlikte işlem, tesis edildiği andan itibaren hukuk düzeninden çıkar. Bu durum, kamulaştırma sürecinde atılan adımların da yeniden değerlendirilmesini gerektirir.

İptal kararının en önemli sonucu, kamulaştırma işleminin dayanağının ortadan kalkmasıdır. İdare, iptal edilen işleme dayanarak mülkiyet devri gerçekleştiremez. İşlem devam ediyorsa sürecin durdurulması gerekir.

Tescil süreci henüz tamamlanmamışsa iptal kararının etkisi daha belirgin olur. Taşınmazın idare adına tescili engellenir. Malik, mülkiyet hakkını korumaya devam eder.

Tescilin tamamlandığı durumlarda hukuki tablo daha karmaşık hâle gelebilir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, iptal kararının pratik etkisiz kalması mülkiyet hakkı bakımından sorun yaratır. Bu tür durumlarda tazminat ve mülkiyetin iadesi tartışmaları gündeme gelir.

İptal kararından sonra idare, aynı taşınmaz hakkında yeni bir kamulaştırma süreci başlatabilir. Ancak bu durumda önceki hukuka aykırılıkların giderilmesi gerekir. Aynı gerekçelerle tekrar işlem tesis edilmesi yeni bir dava konusu yaratabilir.

İptal kararı ayrıca zarar gören malik açısından tazminat taleplerinin önünü açabilir. Mülkiyet kaybı, gelir kaybı ve kullanım kaybı gibi zararlar gündeme gelebilir. Bu talepler ayrı yargılama süreçlerinde değerlendirilir.

Bu nedenle iptal kararı, yalnız bir “iptal sonucu” değildir. Kamulaştırma sürecinin tamamını etkileyen hukuki sonuçlar doğurur. Maliklerin bu aşamada haklarını dikkatle takip etmesi önem taşır.

Kamulaştırma sürecinde güncellik, strateji ve profesyonel destek

Kamulaştırma kararının iptali davaları, mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendiren ve sonuçları uzun yıllar etkisini sürdürebilen davalardır. Bu davalarda yalnızca işlemin hukuka aykırı olup olmadığı tartışılmaz. Aynı zamanda idarenin kamu gücünü kullanırken sınırları aşıp aşmadığı da denetlenir. Bu yönüyle kamulaştırma davaları, hukuk devleti ilkesinin pratikte sınandığı alanlardan biridir.

Son yıllarda kamulaştırma mevzuatında yapılan değişiklikler ve Anayasa Mahkemesi kararları, bu alanın durağan olmadığını açık biçimde gösterir. Özellikle iptal davasının etkili bir koruma üretmesi gerektiğine yönelik yaklaşım güç kazanmıştır. Yargı mercileri, iptal kararının yalnız teorik kalmaması gerektiğini vurgular. Mülkiyet hakkı ancak pratikte korunabiliyorsa gerçek anlam taşır.

Bu tablo, kamulaştırma davalarında güncel mevzuat bilgisinin zorunlu olduğunu ortaya koyar. Kanun metninde yapılan bir değişiklik, süre rejimini veya başvuru yollarını doğrudan etkileyebilir. Aynı şekilde yüksek yargı içtihatlarında ortaya çıkan yeni bir eğilim, dava stratejisinin tamamen farklı kurulmasını gerektirebilir.

Bu nedenle kamulaştırma kararına karşı dava açmayı düşünen maliklerin, yalnız genel bilgilere dayanarak hareket etmesi risklidir. Her dava açılışında güncel mevzuatın, yeni iptal kararlarının ve içtihat yönelimlerinin ayrıca incelenmesi gerekir. Güncelliği kontrol edilmemiş bilgilerle hareket edilmesi hak kaybına yol açabilir.

Dava stratejisinin doğru kurulması büyük önem taşır. Hangi hukuka aykırılık iddiasına ağırlık verileceği, yürütmenin durdurulması talebinin nasıl temellendirileceği ve delil setinin nasıl kurgulanacağı davanın yönünü belirler. Sürelerin kaçırılması veya yanlış yargı koluna başvurulması telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

Kamulaştırma davaları teknik ayrıntılar içerir. İmar hukuku, idare hukuku ve mülkiyet hakkı bir arada değerlendirilir. Bu nedenle profesyonel hukuki destek, yalnız bir tercih değil çoğu zaman gerekliliktir. Dosyanın doğru okunması, plan kararlarının analiz edilmesi ve güncel içtihatların davaya yansıtılması uzmanlık gerektirir.

Avukat desteği, sürecin başından itibaren hak kaybı riskini azaltır. Doğru zamanda doğru başvurunun yapılması, yürütmenin durdurulması talebinin etkili sunulması ve paralel davaların koordinasyonu profesyonel yaklaşım gerektirir. Kamulaştırma süreci karşısında mülkiyet hakkını korumanın en güçlü yolu bilinçli ve güncel hukuki hareket tarzıdır.

Kamulaştırma kararının iptali davası, yalnız bir dava türü değildir. Mülkiyet hakkının korunması, kamu gücünün sınırlandırılması ve idarenin hukuka bağlılığının sağlanması bakımından önemli bir denetim aracıdır. Bu denetimin etkili olabilmesi için güncel bilgi, doğru strateji ve uzman desteği birlikte hareket etmelidir.

Av. Ragıp BAŞOL

Not Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (2 votes)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1