İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

İşe İade Davası Nedir? Şartları Nelerdir?

20.07.2024
1.424
İşe İade Davası Nedir? Şartları Nelerdir?

İşe İade Davası Nedir

Çalışma hayatında iş sözleşmeleri çeşitli nedenlerle sona erdirilebilir. Ancak işverenin iş sözleşmesini feshetme yetkisi sınırsız değildir. İş hukukunda çalışanların keyfi biçimde işten çıkarılmasını önlemek amacıyla iş güvencesi adı verilen bir koruma mekanizması oluşturulmuştur. Bu sistemin en önemli araçlarından biri işe iade davasıdır.

İşe iade davası, iş sözleşmesinin işveren tarafından geçerli bir sebep olmaksızın sona erdirildiği iddiasıyla açılan bir iş davasıdır. Bu dava ile işçi, yapılan feshin hukuka aykırı olduğunu ileri sürer ve işine geri dönme talebinde bulunur. Mahkeme, fesih işleminin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığını inceler ve sonucuna göre karar verir.

Mahkeme feshin geçersiz olduğuna karar verirse işçinin işe iadesine hükmedilir. Bu karar, işçinin aynı işyerinde yeniden çalışabilmesini sağlayan önemli bir hukuki sonuç doğurur. Bunun yanında işçi belirli bir süreye ilişkin ücret alacağı ve işe başlatmama tazminatı gibi haklar da elde edebilir.

İşe iade davası yalnızca işten çıkarılan her çalışan tarafından açılamaz. İş Kanunu, bu davanın açılabilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olmasını arar. İşyerinde çalışan sayısı, işçinin kıdem süresi ve iş sözleşmesinin niteliği bu şartlar arasında yer alır. Bu nedenle her işten çıkarılma durumunda işe iade davası açılması mümkün değildir.

İş güvencesi hükümleri, işverenin fesih yetkisini tamamen ortadan kaldırmaz. İşveren belirli koşullar altında iş sözleşmesini sona erdirebilir. Ancak bu fesih işleminin hukuken kabul edilebilir bir nedene dayanması gerekir. Geçerli bir sebep bulunmadan yapılan fesihler, işe iade davasının konusunu oluşturur.

İşe iade davasının nasıl açılacağı, hangi şartlarda mümkün olduğu ve dava sonucunda işçinin hangi haklara sahip olacağı iş hukukunun önemli konularından biridir.

İşe İade Davasının Hukuki Dayanağı

İşe iade davası, 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenen iş güvencesi hükümlerine dayanır. Kanunun 18, 19, 20 ve 21. maddeleri işverenin fesih yetkisini sınırlar ve işçinin belirli koşullar altında işine geri dönmesini mümkün kılar. Bu hükümler, çalışma hayatında keyfi işten çıkarmaların önüne geçmeyi amaçlayan önemli bir koruma mekanizması oluşturur.

İş Kanunu’nun 18. maddesine göre işveren, iş sözleşmesini feshederken geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. İşçinin davranışlarından kaynaklanan nedenler, işçinin yetersizliği veya işletmenin işleyişinden doğan zorunlu sebepler geçerli fesih nedenleri arasında sayılabilir. Buna karşılık somut bir gerekçe bulunmadan yapılan fesihler hukuken geçerli kabul edilmez.

Kanunun 19. maddesi fesih bildiriminin nasıl yapılacağını düzenler. İşveren fesih kararını yazılı şekilde bildirmek zorundadır. Ayrıca fesih sebebi açık ve kesin biçimde belirtilmelidir. İşçinin savunması alınmadan yapılan fesih işlemleri çoğu zaman hukuka aykırı kabul edilir.

İş Kanunu’nun 20. maddesi ise işe iade davasının açılma usulünü düzenler. Buna göre iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren belirli süre içinde dava açabilir. Günümüzde bu süreç zorunlu arabuluculuk aşaması ile başlar. Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamazsa işçi iş mahkemesinde dava açma hakkına sahip olur.

Kanunun 21. maddesi, mahkemenin feshin geçersiz olduğuna karar vermesi halinde ortaya çıkacak sonuçları belirler. Mahkeme işçinin işe iadesine karar verdiğinde işverenin işçiyi tekrar işe başlatma yükümlülüğü doğar. İşveren işçiyi işe başlatmazsa işçiye işe başlatmama tazminatı ödemek zorunda kalabilir. Ayrıca işçi, boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer haklarını da talep edebilir.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde işe iade davasının temel amacının işçinin iş güvencesini korumak olduğu görülür. İş Kanunu, işverenin fesih yetkisini tamamen ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte fesih işleminin belirli kurallara uygun şekilde yapılmasını zorunlu kılar.

İşe İade Davası Açabilmenin Şartları

Her işten çıkarılan çalışan işe iade davası açamaz. İş Kanunu, iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmek için bazı koşulların gerçekleşmiş olmasını arar. Bu şartlar sağlanmadığında fesih hukuka aykırı olsa bile işe iade davası açılamaz. Bu nedenle iş sözleşmesi sona eren bir çalışanın öncelikle bu şartların mevcut olup olmadığını değerlendirmesi gerekir.

İş güvencesi hükümleri belirli büyüklükteki işyerleri ve belirli çalışma süresine sahip çalışanlar için uygulanır. İş Kanunu bu korumayı sınırsız şekilde genişletmemiştir. Aşağıda yer alan şartların birlikte gerçekleşmesi halinde işçi işe iade davası açabilir.

İşyerinde En Az 30 İşçi Çalışması

İşe iade davası açılabilmesi için işyerinde en az 30 işçi çalışıyor olması gerekir. İş Kanunu iş güvencesi hükümlerini yalnızca belirli büyüklüğe ulaşmış işyerleri için öngörmüştür. İşyerinde çalışan işçi sayısı bu sınırın altında kalıyorsa işe iade davası açılamaz.

Örneğin bir işyerinde toplam 25 çalışan bulunuyorsa iş sözleşmesi feshedilen bir işçi işe iade davası açamaz. Buna karşılık aynı işyerinde çalışan sayısı 30 veya daha fazlaysa iş güvencesi hükümleri uygulanabilir hale gelir.

İşçinin En Az 6 Ay Kıdeminin Bulunması

İşe iade davası açabilmek için işçinin aynı işveren nezdinde en az 6 aylık kıdeme sahip olması gerekir. Bu süre işçinin işyerinde belirli bir çalışma geçmişine sahip olduğunu göstermeyi amaçlar. Altı aydan daha kısa süre çalışan kişiler iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz.

Örneğin bir çalışan dört ay çalıştıktan sonra işten çıkarılmışsa işe iade davası açma hakkı bulunmaz. Buna karşılık sekiz ay çalışan bir işçi için bu şart sağlanmış kabul edilir.

Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi

İşe iade davası yalnızca belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler için söz konusudur. Belirli süreli iş sözleşmeleri, sözleşmede kararlaştırılan sürenin sona ermesi ile kendiliğinden sona erer. Bu nedenle belirli süreli sözleşmelerde işe iade davası açılması mümkün değildir.

Örneğin bir çalışan ile işveren arasında bir yıl süreli sözleşme yapılmış ve sözleşme süresi sonunda çalışma ilişkisi sona ermişse işe iade davası açılamaz. Buna karşılık süresiz olarak çalışan bir işçi için iş güvencesi hükümleri uygulanabilir.

İşveren Vekili Olmamak

İş Kanunu bazı üst düzey yöneticileri iş güvencesi hükümlerinin dışında bırakmıştır. İşyerinin tamamını yöneten veya işveren adına işe alma ve işten çıkarma yetkisine sahip olan kişiler işveren vekili olarak kabul edilir. Bu kişiler işe iade davası açamaz.

Örneğin bir şirketin genel müdürü veya tüm personel üzerinde işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan üst düzey yönetici iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz.

Feshin Geçerli Bir Sebebe Dayanmaması

İşe iade davasının açılabilmesi için iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmadan feshedilmiş olması gerekir. İşveren fesih işlemini işçinin performans düşüklüğü, disiplin ihlali veya işletme zorunlulukları gibi geçerli nedenlere dayandırabilir. Bu tür durumlarda fesih hukuka uygun kabul edilebilir.

Örneğin işyerinde ciddi bir ekonomik küçülme yaşanmış ve bazı departmanlar kapatılmışsa işverenin fesih kararı geçerli kabul edilebilir. Buna karşılık herhangi bir somut gerekçe olmadan yapılan fesihler iş güvencesi hükümlerine aykırı sayılabilir. Bu tür durumlarda işçi işe iade davası açarak feshin geçersiz olduğunu ileri sürebilir.

İşe İade Davası Açma Süresi

İşe iade davası açılabilmesi için kanunda belirlenen sürelerin kaçırılmaması gerekir. İş güvencesi hükümleri belirli bir zaman sınırı içinde kullanılabilir. Bu sürelerin geçirilmesi halinde işçi artık işe iade talebinde bulunamaz. Bu nedenle iş sözleşmesi feshedilen çalışanların sürelere özellikle dikkat etmesi gerekir.

4857 sayılı İş Kanunu’na göre iş sözleşmesi feshedilen işçi doğrudan dava açamaz. Öncelikle zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulması gerekir. Arabuluculuk başvurusu, fesih bildiriminin işçiye tebliğ edilmesinden itibaren bir ay içinde yapılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Örneğin işveren fesih bildirimini 1 Mart tarihinde işçiye tebliğ etmişse işçi en geç 1 Nisan tarihine kadar arabuluculuğa başvurmalıdır. Bu süre içinde başvuru yapılmazsa işe iade talebi ileri sürülemez. Daha sonra açılacak bir dava süre yönünden reddedilebilir.

Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar anlaşmaya varamazsa süreç tutanak ile sona erer. Bu durumda işçi, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Bu süre de hak düşürücü niteliktedir ve kaçırılması halinde dava açma hakkı ortadan kalkar.

Örneğin arabuluculuk görüşmeleri sonucunda anlaşamama tutanağı 10 Mayıs tarihinde düzenlenmişse işçi en geç 24 Mayıs tarihine kadar işe iade davasını açmalıdır. Bu süre içinde dava açılmazsa feshe karşı başvurulabilecek hukuki yollar önemli ölçüde sınırlanır.

İşe iade davalarında sürelerin doğru hesaplanması büyük önem taşır. İşten çıkarılan çalışanların hak kaybı yaşamamak için fesih tarihinden itibaren süreci dikkatle takip etmesi gerekir. Bu nedenle fesih bildirimi alındığında hukuki destek alınması çoğu zaman faydalı olur.

İşe İade Davasında Arabuluculuk Zorunluluğu

İş hukukunda birçok uyuşmazlıkta olduğu gibi işe iade davası açılmadan önce de arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen bu düzenleme, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan önce uzlaşma yoluyla çözülmesini amaçlar. Bu nedenle arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması mümkün değildir.

İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde arabuluculuğa başvurmalıdır. Başvuru genellikle işçinin bulunduğu yerdeki adliyelerde kurulan arabuluculuk bürolarına yapılır. Ayrıca elektronik başvuru yöntemleri de kullanılabilir. Başvuru üzerine taraflar arabulucu tarafından görüşmeye davet edilir.

Arabuluculuk görüşmeleri sırasında işçi ve işveren fesih işlemini ve uyuşmazlığın diğer yönlerini müzakere eder. Taraflar anlaşmaya varırsa düzenlenen anlaşma belgesi mahkeme kararı niteliğinde sonuç doğurabilir. Böylece uyuşmazlık mahkeme sürecine gerek kalmadan çözülebilir.

Örneğin işveren işçinin işe dönmesini kabul edebilir veya taraflar belirli bir tazminat ödenmesi konusunda anlaşabilir. Bu tür anlaşmalar arabuluculuk sürecinde sıkça görülen sonuçlardır. Tarafların karşılıklı iradesi ile hazırlanan anlaşma belgesi bağlayıcı nitelik taşır.

Tarafların anlaşmaya varamaması halinde arabulucu tarafından anlaşamama tutanağı düzenlenir. Bu tutanak dava açılabilmesi için gerekli olan önemli bir belgedir. İşçi bu tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde işe iade davası açabilir.

Arabuluculuk süreci iş hukukunda önemli bir aşama haline gelmiştir. Bu süreç hem mahkemelerin iş yükünü azaltmayı hem de tarafların daha kısa sürede çözüm bulabilmesini hedefler.

İşe İade Davası Nasıl Açılır

İşe iade davası açılabilmesi için öncelikle arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması gerekir. Arabuluculuk görüşmeleri sonunda anlaşma sağlanamazsa arabulucu tarafından düzenlenen anlaşamama tutanağı ile birlikte işçi iş mahkemesinde dava açabilir. Bu dava, iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmadan sona erdirildiği iddiasına dayanır.

Dava açma süreci belirli usul kurallarına tabidir. Arabuluculuk sürecinin sona erdiği tarihten itibaren iki hafta içinde dava açılması gerekir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sürenin geçirilmesi halinde işçi işe iade talebinde bulunamaz. Bu nedenle arabuluculuk görüşmelerinden sonra dava sürecinin geciktirilmemesi önem taşır.

İşe iade davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise davaya asliye hukuk mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Bu davalarda yetkili mahkeme genellikle işin yapıldığı yer mahkemesi veya davalı işverenin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.

Dava dilekçesinde fesih işleminin neden hukuka aykırı olduğu açık şekilde açıklanmalıdır. İşçinin işyerindeki çalışma süresi, işyerinde çalışan işçi sayısı ve fesih sebebine ilişkin bilgiler dilekçede yer alır. Ayrıca arabuluculuk sürecinde düzenlenen anlaşamama tutanağı da dava dosyasına eklenir.

Mahkeme sürecinde tarafların sunduğu deliller incelenir. İşveren feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat etmekle yükümlüdür. İşçi ise feshin hukuka aykırı olduğunu ileri sürer. Tanık beyanları, yazılı belgeler, performans kayıtları ve işyeri tutanakları bu davalarda sık kullanılan deliller arasında yer alır.

Mahkeme yapılan inceleme sonucunda fesih işleminin geçerli bir nedene dayanmadığı kanaatine varırsa feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verir. Böyle bir karar işçi açısından önemli hukuki sonuçlar doğurur.

İşe İade Davası Ne Kadar Sürer

İşe iade davası, iş hukukunda nispeten hızlı sonuçlanması amaçlanan dava türlerinden biridir. İş Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu, iş güvencesi uyuşmazlıklarının mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını hedefler. Bu nedenle işe iade davalarında yargılama süreci diğer bazı iş davalarına kıyasla daha kısa sürebilir.

Uygulamada ilk derece mahkemesinde görülen işe iade davaları genellikle birkaç ay içinde sonuçlanabilir. Bununla birlikte dava süresi mahkemenin iş yoğunluğuna, tarafların sunduğu delillere ve tanık sayısına göre değişebilir. Büyük şehirlerde mahkemelerin iş yükü daha fazla olduğu için yargılama süresi zaman zaman uzayabilir.

Mahkeme tarafından verilen karar kesin nitelikte değildir. Taraflardan biri karara karşı istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf incelemesi bölge adliye mahkemeleri tarafından yapılır. İstinaf sürecinin tamamlanması da birkaç ay sürebilir. Bu nedenle davanın kesinleşmesi bazen bir yılı bulabilir.

Buna rağmen işe iade davaları iş hukukunun hızlı ilerlemesi gereken uyuşmazlıkları arasında kabul edilir. Mahkemeler bu davalarda delilleri daha kısa sürede toplar ve karar verme sürecini mümkün olduğunca hızlandırmaya çalışır. İşçinin çalışma hayatına yeniden dönebilmesi açısından bu durum büyük önem taşır.

Davanın süresi her olayda aynı değildir. Tarafların uzlaşma ihtimali, delillerin niteliği ve istinaf süreci davanın toplam süresini etkileyebilir. Buna rağmen işe iade davalarının temel amacı iş güvencesi uyuşmazlıklarının makul sürede çözüme kavuşmasını sağlamaktır.

İşe İade Davasını Kazanan İşçi Ne Elde Eder

İşe iade davası sonucunda mahkeme feshin geçersiz olduğuna karar verirse işçi açısından önemli haklar doğar. Bu davanın amacı yalnızca feshin hukuka aykırı olduğunu tespit etmek değildir. Aynı zamanda işçinin uğradığı hak kayıplarının belirli ölçüde telafi edilmesi hedeflenir.

Mahkeme tarafından verilen karar ile işçinin işe iadesine hükmedilir. Bu karar işçinin aynı işyerinde yeniden çalışabilmesine imkan tanır. Ancak işe iade kararının uygulanabilmesi için işçinin belirli süre içinde işverene başvuru yapması gerekir. Aksi halde işe iade kararından doğan bazı haklar kaybedilebilir.

Boşta Geçen Süre Ücreti

Mahkeme feshin geçersiz olduğuna karar verdiğinde işçiye en fazla dört aya kadar boşta geçen süre ücreti ödenmesine hükmeder. Bu ücret, işçinin dava süreci boyunca çalışamadığı döneme ilişkin bir telafi niteliği taşır. İşçi bu süre içinde fiilen çalışmamış olsa da mahkeme kararı ile bu döneme ait ücret ve diğer haklarını talep edebilir.

Örneğin mahkeme kararının kesinleşmesi altı ay sürmüş olsa bile işçiye ödenecek boşta geçen süre ücreti en fazla dört ay üzerinden hesaplanır. Bu ödeme işveren tarafından yapılmak zorundadır.

İşe Başlatmama Tazminatı

Mahkeme işe iade kararı verdikten sonra işveren işçiyi yeniden işe başlatmayabilir. Böyle bir durumda işverenin işe başlatmama tazminatı ödemesi gerekir. Bu tazminatın miktarı mahkeme tarafından belirlenir ve genellikle işçinin dört ila sekiz aylık ücreti arasında değişir.

Bu tazminatın amacı, işverenin mahkeme kararına rağmen işçiyi işe başlatmaması halinde ortaya çıkan mağduriyeti telafi etmektir. İşçi işe başlatılmasa bile bu tazminat ve boşta geçen süre ücreti birlikte talep edilebilir.

İşe iade davasını kazanan bir işçi bu iki temel hak sayesinde önemli bir mali kazanım elde edebilir. Bu nedenle feshin hukuka aykırı olduğu durumlarda işe iade davası işçiler açısından önemli bir hukuki koruma sağlar.

İşe İade Kararı Sonrası Süreç

Mahkeme tarafından verilen işe iade kararı tek başına işçinin otomatik olarak işine dönmesini sağlamaz. Kararın uygulanabilmesi için hem işçi hem de işveren bakımından belirli sürelerin takip edilmesi gerekir. İş Kanunu bu aşamada izlenecek süreci açık şekilde düzenlemiştir.

Mahkeme kararı kesinleştikten sonra ilk adım işçinin başvurusu ile başlar. Kanuna göre işçi, kararın kesinleşmesinden itibaren 10 iş günü içinde işverene başvurarak işe başlamak istediğini bildirmelidir. Bu başvuru genellikle noter aracılığıyla yapılan yazılı bir ihtar ile gerçekleştirilir. Başvurunun amacı işçinin gerçekten işe dönme iradesini ortaya koymasıdır.

İşçi bu süre içinde başvuru yapmazsa işe iade kararından doğan haklarını kaybedebilir. Bu durumda iş sözleşmesinin feshi geçerli kabul edilir ve işçi işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretini talep edemez. Bu nedenle karar kesinleştikten sonra 10 günlük başvuru süresinin dikkatle takip edilmesi gerekir.

İşçi süresi içinde başvurusunu yaptıktan sonra süreç işverenin yükümlülüğü ile devam eder. İşveren, işçinin başvurusunun kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. İşveren bu süre içinde işçiyi aynı işte veya eşdeğer bir pozisyonda yeniden çalıştırabilir. Böyle bir durumda iş ilişkisi kesintiye uğramamış gibi devam eder.

İşveren İşçiyi İşe Başlatmazsa Ne Olur

Mahkeme işe iade kararı vermiş olsa bile işveren işçiyi yeniden işe başlatmayı tercih etmeyebilir. Kanun bu ihtimali de öngörmüştür. İşveren bir ay içinde işçiyi işe başlatmazsa işçiye işe başlatmama tazminatı ödemek zorunda kalır. Bu tazminatın miktarı mahkeme tarafından belirlenir ve genellikle işçinin dört ila sekiz aylık ücreti arasında değişir.

Buna ek olarak işçiye ayrıca boşta geçen süre ücreti ödenir. Mahkeme feshin geçersiz olduğuna karar verdiğinde işçi en fazla dört aya kadar ücret ve diğer haklarını talep edebilir. Bu ödeme, işçinin dava sürecinde çalışamadığı döneme ilişkin bir telafi niteliği taşır.

Örneğin bir işçinin aylık brüt ücretinin 30.000 TL olduğunu düşünelim. Mahkeme işe başlatmama tazminatını altı aylık ücret olarak belirlemiş olabilir. Bu durumda işçi yaklaşık 180.000 TL işe başlatmama tazminatı alabilir. Ayrıca dört aylık boşta geçen süre ücreti de eklendiğinde toplam ödeme önemli bir tutara ulaşabilir.

Başka bir örnek vermek gerekirse işveren işe iade kararına rağmen işçiyi tekrar işyerine kabul etmeyebilir. Bu durumda işçi işine geri dönemese bile mahkeme kararı sayesinde hem boşta geçen süre ücretini hem de işe başlatmama tazminatını talep edebilir. Bu mekanizma, işverenin mahkeme kararını dikkate almadan fesih işlemini sürdürmesi halinde işçinin mağduriyetini azaltmayı amaçlar.

Uygulamada birçok işveren, işe iade kararı sonrasında işçiyi yeniden çalıştırmak yerine işe başlatmama tazminatını ödemeyi tercih edebilir. Bunun nedeni iş ilişkisi tamamen bozulmuş olan tarafların yeniden birlikte çalışmasının çoğu zaman zor olmasıdır. Buna rağmen kanun işçiye önemli bir mali koruma sağlamaktadır.

İşe iade kararından sonra izlenecek sürecin doğru şekilde yürütülmesi işçi açısından önemli hakların korunmasını sağlar. Bu nedenle karar kesinleştikten sonra yapılacak başvuruların ve sürelerin dikkatle takip edilmesi gerekir.

Av. Betül SAFSÖZ

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (1 vote)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1