İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Göreve İade Kararının Uygulanmaması

30.06.2026
12
Göreve İade Kararının Uygulanmaması

1. Göreve İade Kararı Ne Anlama Gelir?

Göreve iade kararı, kamu görevlisinin hukuka aykırı biçimde görevden çıkarılmasına, görevine son verilmesine, açığa alınmasına, meslekten çıkarılmasına veya görevinden uzaklaştırılmasına ilişkin idari işlemin yargı kararıyla ortadan kaldırılması sonrasında, kişinin hukuken bulunması gereken statüye yeniden döndürülmesini ifade eder.

İdare mahkemesi tarafından verilen iptal kararı yalnızca dava konusu işlemi hukuk düzeninden silmez. Karar aynı zamanda idareye, hukuka aykırı işlem hiç tesis edilmemiş gibi eski hukuki durumu yeniden kurma yükümlülüğü yükler. İdari yargı kararlarının etkisi geçmişe yürüyen sonuç doğurduğundan, iptal edilen işlem baştan itibaren sakat kabul edilir.

Göreve son verme veya görevden çıkarma işlemi iptal edildiğinde, kamu görevlisinin statüsü de buna bağlı olarak yeniden doğar. Bu nedenle idarenin yükümlülüğü, yalnızca mahkeme kararını dosyaya koymak veya şeklen bir yazı düzenlemek değildir. İdarenin, personeli fiilen görevine döndürecek ve yoksun kalınan haklarını iade edecek somut işlemleri yapması gerekir.

Göreve iade kararlarının en kritik yönü, icrai nitelik taşımasıdır. Kararın uygulanması pasif bir bekleme süreci değil, aktif idari işlem tesis edilmesini gerektirir. Atama onayı düzenlenmesi, görev yeri belirlenmesi, özlük dosyasının düzeltilmesi, maaş ve diğer parasal hakların yeniden hesaplanması çoğu olayda bu sürecin parçasıdır.

Mahkeme kararıyla göreve iade edilen personelin hakları yalnızca görevine dönme ile sınırlı değildir. Görevden uzak kaldığı süreye ilişkin maaş, ek ödeme, kıdem, derece, kademe ve terfi etkileri de değerlendirilmek zorundadır. İptal kararının gereği eksik yerine getirildiğinde, karar şeklen uygulanmış görünse bile hukuken tam infaz gerçekleşmiş sayılmaz.

2. İdare Mahkeme Kararlarını Ne Kadar Sürede Uygulamak Zorundadır?

İdarenin mahkeme kararlarını yerine getirme yükümlülüğünün temel dayanağı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesidir. İlgili hüküm uyarınca idare, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri kararlarının icaplarına göre işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Kanun, bu yükümlülük için açık bir süre de öngörmüştür. Kararın idareye tebliğinden itibaren otuz gün içinde gereğinin yerine getirilmesi gerekir.

Otuz günlük sürenin başlangıcında çoğu zaman üç kavram karıştırılır. Bunlar kararın verilme tarihi, kesinleşme tarihi ve tebliğ tarihidir. Süre kural olarak kararın idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Her olayda kararın kesinleşmesi beklenmez. Özellikle yürütmenin durdurulması kararlarında veya icrası ertelenmeyen iptal kararlarında, idarenin “kesinleşsin, sonra uygularız” yaklaşımı çoğu durumda hukuki dayanak taşımaz.

1982 Anayasası’nın 138. maddesi de mahkeme kararlarının bağlayıcılığını güvence altına alır. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Kararların değiştirilmesi veya uygulanmasının geciktirilmesi anayasal düzeyde yasaklanmıştır.

İdarenin personel planlaması, kadro yetersizliği, kurumsal reorganizasyon veya bürokratik işlem yoğunluğu gibi gerekçelere dayanarak süreyi fiilen uzatması, mahkeme kararının bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz. İdari güçlükler, yargı kararını uygulamamanın meşru sebebi kabul edilmez.

3. Göreve İade Kararının Uygulanmaması Hangi Davranışlarla Ortaya Çıkar?

Göreve iade kararlarının ihlali yalnızca açık bir ret işlemiyle ortaya çıkmaz. Pek çok davada idare, kararı görünürde yerine getirirken fiilen etkisiz bırakmaya çalışır. Bu nedenle “uygulamama” kavramı geniş yorumlanmalıdır.

3.1 Açık Uygulamama

En net ihlal biçimi, mahkeme kararına rağmen hiçbir işlem tesis edilmemesidir. Personelin göreve başlatılmaması, atama onayının çıkarılmaması veya başvurulara hiç cevap verilmemesi bu kategoriye girer.

Otuz günlük yasal süre geçmesine rağmen idarenin sessiz kalması, kararın icra edilmediğini gösteren güçlü bir olgudur. İdare açıkça “uygulamıyorum” demese bile, eylemsizlik de hukuki sonuç doğurur.

3.2 Görünürde Uygulama

Daha karmaşık uyuşmazlıklar bu grupta yer alır. İdare kağıt üzerinde göreve iade işlemi yapar, fakat personelin fiilen görevini icra etmesine imkan tanımaz.

Örneğin kişi göreve başlatılmış görünmesine rağmen kendisine oda verilmemesi, sistem erişimlerinin açılmaması, imza yetkilerinin kaldırılması veya personelin iş üretmesini imkansız hale getiren idari kısıtlamalar getirilmesi gerçek anlamda göreve iade sayılmaz.

Mahkeme kararının özü, personelin statüsünü fiilen yeniden kurmaktır. Salt biçimsel işlem tesis edilmesi her zaman yeterli değildir.

3.3 Dolaylı Etkisizleştirme

Bazı idareler daha dolaylı yöntemler kullanır. Personel eski görev alanından tamamen koparılır, yetkisiz bırakılır veya kariyer çizgisiyle bağdaşmayan bir pozisyona alınır.

Aynı unvan korunmuş görünse bile görev içeriğinin boşaltılması, yönetim fonksiyonunun alınması, alt kademede işlevsiz pozisyona kaydırma yapılması veya mesleki itibarı zedeleyen görevlendirmeler yapılması, kararın etkisizleştirilmesi olarak değerlendirilebilir.

Yargısal denetimde esas alınan ölçüt, personelin yalnızca kadro üzerinde görünmesi değil, karar öncesindeki hukuki ve fiili statüsüne makul ölçüde dönüp dönmediğidir.

4. Eski Kadroya Aynen Dönüş Zorunlu mudur?

Göreve iade kararları bakımından en sık tartışılan meselelerden biri, kamu görevlisinin mutlaka eski görev yerine ve aynı pozisyona mı döndürülmesi gerektiğidir.

Bu soruya her olay için tek cümleyle cevap verilemez. İdarenin personel organizasyonu bakımından belirli bir takdir alanı bulunmakla birlikte, bu yetki sınırsız değildir. Mahkeme kararını dolanmak amacıyla kullanılamaz.

Eski kadronun kaldırılmış olması, kurumsal yapının değişmesi veya teşkilatın yeniden düzenlenmesi gibi sebepler ortaya çıkmış olabilir. Böyle hallerde idare, personeli eşdeğer bir kadroya atayabilir. Ancak eşdeğerlik yalnızca unvan benzerliğiyle ölçülmez.

Aşağıda yer alan unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:

1. Kadro derecesi ve statüsü
2. Maaş ve parasal haklar
3. Yetki kapsamı
4. Kariyer ve terfi imkanları
5. Mesleki itibar üzerindeki etki

Örneğin daha önce yönetici statüsünde bulunan bir personelin aynı maaşla fakat tüm yönetsel yetkileri kaldırılmış pasif bir göreve alınması, görünürde eşdeğer olsa bile gerçekte eşdeğer kabul edilmeyebilir.

Göreve iade kararının amacı, personeli cezalandırmanın farklı yollarını yaratmak değildir. Mahkeme kararına rağmen kişiyi kurumsal olarak izole eden veya etkisiz hale getiren tasarruflar, yeni hukuka aykırılıklar doğurabilir.

5. Göreve İade Kararı Uygulanmazsa Hangi Hukuki Yollar Kullanılabilir?

Mahkeme kararının gereği yerine getirilmediğinde veya eksik yerine getirildiğinde kamu görevlisinin kullanabileceği birden fazla hukuki yol bulunur. Hangi yolun tercih edileceği, ihlalin niteliğine göre değişir.

5.1 İdareye Başvuru

İlk adım çoğu olayda idareye yazılı başvuru yapılmasıdır. Başvuruda mahkeme kararının tarih ve esas bilgileri belirtilerek kararın tam olarak uygulanması talep edilir.

Bu başvuru, ileride açılacak davalarda ispat bakımından da önem taşır. İdarenin sessiz kalması veya olumsuz cevap vermesi, sonraki hukuki süreçte değerlendirilir.

5.2 Yeni İptal Davası veya Tam Yargı Davası

İdare mahkeme kararını etkisiz hale getiren yeni bir işlem tesis etmişse, bu işleme karşı ayrıca iptal davası açılabilir.

Zarar doğmuşsa tam yargı davası da gündeme gelir. Bu dava kapsamında maddi ve uygun koşullarda manevi tazminat talep edilebilir.

Özellikle göreve başlatmama nedeniyle maaş kaybı, ek ödeme kaybı, terfi gecikmesi veya özlük hakkı kaybı doğmuşsa, tazminat talebinin kapsamı genişleyebilir.

5.3 Kararın İcrasının Sağlanmasına Yönelik Başvurular

Mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmediği iddiası ayrıca yargı mercileri önünde ileri sürülebilir. İdarenin kararı uygulamamakta ısrar etmesi, yalnızca idari sorumluluk değil, belirli koşullarda kişisel sorumluluk da doğurabilir.

Özellikle açık direncin bulunduğu olaylarda, kararın neden uygulanmadığının somut verilerle ortaya konulması büyük önem taşır. Yanlış dava türü seçimi veya eksik talep kurulması, hak arama sürecini gereksiz biçimde uzatabilir.

6. Maddi Tazminat Talep Edilebilir mi?

Göreve iade kararının hiç uygulanmaması, geç uygulanması veya görünüşte uygulanıp fiilen etkisiz bırakılması, kamu görevlisi bakımından doğrudan maddi zarar doğurabilir. Mahkeme kararının zamanında ve eksiksiz icra edilmesi halinde personelin sahip olacağı ekonomik statü ile fiilen bulunduğu ekonomik durum arasındaki fark, tazminat hesabının temelini oluşturur.

Maddi zarar değerlendirmesi yalnızca maaş farkı üzerinden yapılamaz. Kamu görevlisinin görevde kalmaya devam etmesi halinde yararlanacağı tüm parasal ve özlük temelli kazanımlar birlikte dikkate alınmalıdır. Zararın kapsamı belirlenirken salt aylık ücret değil, kamu görevlisinin kariyer akışı boyunca uğradığı ekonomik kaybın bütünü incelenir.

Bu kapsamda zarar kalemleri çoğu olayda maaş ve ücret farkları, ek ödeme ve tazminatlar, döner sermaye gelirleri, performans ödemeleri, sosyal haklar, derece ve kademe ilerleme kayıpları ile terfi gecikmesinden doğan gelir kayıplarını içerir.

Görevden hukuka aykırı biçimde uzaklaştırılan bir kişinin kaybı, yalnızca görev dışında kaldığı döneme sıkışmaz. Terfi sıralamasının gerilemesi, emekliliğe esas kazançların etkilenmesi, ilerleyen yıllarda alınacak ücretin düşmesi ve kıdeme bağlı hakların zedelenmesi, zararın uzun vadeli sonuçları arasında yer alır.

Tazminat hesabında esas alınan ölçüt, hukuka aykırı işlem hiç tesis edilmemiş olsaydı personelin hangi mali ve mesleki konumda bulunacağının ortaya konulmasıdır. Başka bir ifadeyle hesaplama, varsayımsal fakat hukuken kurulabilir bir kariyer çizgisi üzerinden yapılır.

Faiz başlangıcı da ayrıca önem taşır. Yoksun kalınan her alacak kalemi bakımından faiz başlangıç tarihi aynı olmayabilir. Kimi alacaklarda zararın doğduğu tarih, kimilerinde idareye başvuru tarihi veya dava tarihi esas alınabilir. Bu nedenle faiz hesabı, talep edilen her parasal hak bakımından ayrı değerlendirilmelidir.

İdarenin personeli şeklen göreve başlatmış olması da tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kişi kadrosuna dönmüş görünse dahi, mali hakları iade edilmemiş veya kariyer basamakları fiilen bloke edilmişse maddi zarar devam ediyor kabul edilebilir.

7. Manevi Tazminat Hangi Hallerde Mümkündür?

İdari işlemlerde her hukuka aykırılık manevi tazminat sonucunu doğurmaz. Manevi tazminat için, hukuka aykırılığın kişinin şeref, saygınlık, mesleki itibar veya ruhsal bütünlüğü üzerinde belirgin ve ölçülebilir bir olumsuz etki yaratmış olması gerekir.

Göreve iade kararının uygulanmaması, özellikle kamu hizmeti içinde kariyer inşa etmiş kişiler bakımından ciddi manevi sonuçlar doğurabilir. Yargı kararıyla haklılığı tespit edilmiş bir personelin buna rağmen göreve başlatılmaması veya sistematik biçimde dışlanması, sıradan bir bürokratik gecikme olarak değerlendirilemez.

Mesleki itibarın zedelenmesi, kurumsal saygınlığın aşınması ve meslek çevresinde güven kaybı, manevi zararın en belirgin görünümlerindendir. Yönetici statüsündeki bir personelin karar sonrasında sembolik, etkisiz veya itibarsızlaştırıcı bir pozisyona kaydırılması, salt görev yeri değişikliği olarak yorumlanamaz.

Benzer şekilde, mahkeme kararına rağmen uzun süre belirsizlik içinde bırakılma, yetkisiz pozisyonda bekletilme veya personelin kurumsal yapının dışına itilmesi, kişinin mesleki kimliği üzerinde yıpratıcı etki yaratabilir.

Manevi tazminat değerlendirmesinde idarenin kusur yoğunluğu da önem taşır. Basit idari gecikme ile bilinçli direnç arasında ciddi fark vardır. Mahkeme kararının bilerek etkisiz bırakılması, kusurun ağırlığını artıran bir unsurdur.

İdare hukukunda manevi tazminatın amacı cezalandırma veya zenginleşme yaratmak değildir. Hukuka aykırı işlem nedeniyle bozulan manevi dengenin, hakkaniyete uygun ölçüde telafi edilmesi amaçlanır.

8. Kamu Görevlilerinin Kişisel Sorumluluğu Doğar mı?

Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi halinde sorumluluk her zaman yalnızca idare tüzel kişiliğiyle sınırlı kalmaz. Kararın uygulanmamasında doğrudan rol oynayan kamu görevlileri bakımından kişisel sorumluluk da ortaya çıkabilir.

Bu değerlendirmede öncelikle hizmet kusuru ile kişisel kusur ayrımının doğru yapılması gerekir. Kurumsal işleyiş bozukluğu, organizasyon eksikliği veya sistemsel aksaklıklar çoğu zaman hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir. Buna karşılık mahkeme kararına bilinçli direnç gösterilmesi, kararı etkisiz kılmak amacıyla iradi tasarruflarda bulunulması veya açık hukuki yükümlülüğe rağmen işlem tesis edilmemesi, kişisel kusur alanına yaklaşır.

Özellikle kararın uygulanmasını engellemek amacıyla hukuki dayanağı bulunmayan prosedürler yaratılması, personelin göreve dönüşünü fiilen imkansız hale getirecek işlemler kurulması veya kararın kapsamının bilerek daraltılması, sıradan idari hata sınırını aşabilir.

İdarenin ödediği tazminatın sorumlu kamu görevlisine rücu edilmesi de mümkündür. Kusurun derecesi, iradilik ve zararla illiyet bağı bu değerlendirmede belirleyici rol oynar.

Uyuşmazlığın niteliğine göre ceza hukuku boyutu da ortaya çıkabilir. Mahkeme kararının kasten uygulanmaması, somut olayın özelliklerine bağlı olarak görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin değerlendirmeleri gündeme taşıyabilir. Ceza sorumluluğu bakımından her olayda kast, görev yükümlülüğü ve meydana gelen zarar ayrıca incelenir.

9. Göreve İade Kararının Geç veya Eksik Uygulanmasında Yargı Yaklaşımı

Danıştay içtihatlarında yerleşik yaklaşım, yargı kararlarının yalnızca biçimsel değil, kararın doğurması gereken tüm hukuki sonuçlarla birlikte uygulanması gerektiği yönündedir. Mahkeme kararının lafzına şeklen uygun görünen her işlem, hukuken yeterli kabul edilmez.

Yargısal denetimde asıl sorgulanan mesele, iptal kararının ortadan kaldırdığı hukuka aykırılığın gerçekten giderilip giderilmediğidir. Personelin yalnızca kadro cetvelinde yer alması, göreve iade kararının eksiksiz uygulandığını göstermeye yetmez.

Aynı unvan altında görevlendirme yapılmış olsa bile, yetki alanı daraltılmış, yönetim fonksiyonları kaldırılmış veya kariyer imkanları fiilen ortadan kaldırılmışsa, yargısal denetimde bu durum kararın dolanılması olarak değerlendirilebilir.

Danıştay kararlarında özellikle mahkeme kararına uyma iradesinin gerçekliği, personelin önceki statüsüne fiilen dönüp dönmediği, parasal hakların iade edilip edilmediği ve yeni işlemin önceki hukuka aykırılığı farklı bir yöntemle sürdürüp sürdürmediği üzerinde durulmaktadır.

İdarenin görünürde uyum gösterip gerçekte direniş sergilediği durumlarda, yargı organları salt şekle değil fiili sonuca bakar. İnceleme, işlem metninin ötesine geçerek kararın gerçek etkisine yönelir.

10. Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Göreve iade kararının uygulanmaması kaynaklı uyuşmazlıklarda güçlük, çoğu zaman mahkeme kararının varlığında değil, ihlalin hukuki niteliğinin doğru teşhis edilmesinde ortaya çıkar. Her uygulama eksikliği aynı dava stratejisini gerektirmez.

Bazı olaylarda açık uygulamama vardır. Bazı olaylarda ise idare, kararı kağıt üzerinde yerine getirmiş görünmesine rağmen fiilen etkisiz hale getirmiştir. Bu ayrım, açılacak davanın hukuki dayanağını doğrudan değiştirir.

Yanlış hukuki yolun tercih edilmesi ciddi hak kayıplarına neden olabilir. Sürelerin kaçırılması, zarar kalemlerinin eksik hesaplanması, yalnızca görünür ihlale odaklanılması veya talep sonucunun eksik kurulması, hak arama sürecini zayıflatır.

Yeni işlemin bağımsız bir iptal davasına konu olup olmayacağı, tam yargı davası açılmasının gerekip gerekmediği, maddi zarar hesabının hangi esaslarla kurulacağı ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı teknik değerlendirme gerektiren meselelerdir.

Mahkeme kararının alınmış olması, hukuki mücadelenin sona erdiği anlamına gelmez. Kararın fiilen hayata geçirilmesi, özellikle idarenin direnç gösterdiği davalarda, ayrı ve çoğu zaman daha teknik bir hukuki mücadele gerektirir.

11. Sık Sorulan Sorular

11.1 Göreve iade kararı kesinleşmeden uygulanır mı?

Bu sorunun cevabı, kararın niteliğine ve karara karşı başvurulan kanun yolunun icraya etkisine göre değişir. İdari yargıda iptal kararlarının uygulanması bakımından genel kural, kararın idareye tebliğiyle birlikte bağlayıcılık doğurmasıdır.

İdarenin, her iptal kararının mutlaka kesinleşmesini bekleyerek uygulamayı ertelemesi hukuken kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Özellikle kararın icrasını durduran açık bir yargısal karar bulunmadığı sürece, yalnızca istinaf veya temyiz başvurusu yapılmış olması tek başına uygulamayı askıya almaz.

Öte yandan somut uyuşmazlığın niteliği, kanun yolu süreci ve üst yargı merciinin verdiği ara kararlar ayrıca değerlendirilmelidir. Her olay kendi usul çerçevesi içinde incelenmelidir.

11.2 Otuz günlük süre geçerse ne olur?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinde öngörülen otuz günlük süre içerisinde mahkeme kararının gereği yerine getirilmezse, idarenin yargı kararını icra yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilir.

Sürenin aşılması, tek başına otomatik tazminat doğurmaz. Bununla birlikte, kararın uygulanmaması nedeniyle zarar oluşmuşsa maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. Ayrıca idarenin eylemsizliği, yeni bir yargısal denetimin konusunu oluşturabilir.

Gecikmenin makul, zorunlu ve objektif sebeplerle açıklanıp açıklanamadığı da değerlendirmede önem taşır. Mahkeme kararını etkisiz bırakacak ölçüde gecikme, sıradan idari yavaşlık olarak görülemez.

11.3 Farklı bir birime atama yapılabilir mi?

Mutlak biçimde yasaktır denilemez. Ancak farklı birime atama yapılabilmesi için yeni görevlendirmenin personelin önceki hukuki statüsünü fiilen koruması gerekir.

Unvanın aynı kalması tek başına yeterli değildir. Yetki alanı, sorumluluk düzeyi, kariyer imkanları, özlük hakları ve kurumsal konum birlikte değerlendirilir.

Görünüşte aynı statü korunmuş olsa bile, personelin etkisiz, yetkisiz veya mesleki itibarı zedeleyen bir pozisyona alınması, göreve iade kararının gerçek anlamda uygulanmadığını gösterebilir.

11.4 Tazminat ile birlikte göreve dönüş istenebilir mi?

Evet. Göreve iade kararının uygulanmaması nedeniyle doğan zararların tazmini ile kararın fiilen icrasının sağlanmasına yönelik talepler aynı hukuki süreçte veya bağlantılı süreçlerde ileri sürülebilir.

Talep kombinasyonu, somut olayın yapısına göre değişir. Kimi davalarda öncelik kararın icrasının sağlanmasındadır. Kimi davalarda ise karar geç uygulanmış ve zarar artık tazminat boyutuna dönüşmüştür.

Doğru hukuki yolun belirlenmesi, talep sonucunun eksiksiz kurulması ve zarar kalemlerinin teknik olarak hesaplanması bakımından profesyonel hukuki destek büyük önem taşır.

Kaynaklar: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Danıştay içtihatları

Av. Ramazan Sertan Safsöz Profil Fotoğrafı.
Yazar
Kurucu Avukat
Teknik mahiyeti güçlü uyuşmazlıklarda ceza hukuku ile bilişim hukuku kesişiminde yürüttüğü çalışmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle dijital delillerin belirleyici olduğu soruşturma ve kovuşturmalarda, elektronik cihaz incelemeleri, iletişim verileri ve sayısal / mali kayıtlar etrafında şekillenen hukuki uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede, teknik inceleme ile hukuki değerlendirmeyi aynı düzlemde ele alan ve yerleşik kabullerin ötesine geçen savunma yaklaşımları geliştirmektedir
 
Yasal Uyarı
Bu makaledeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, hukuki durumunuza uygun değerlendirme için profesyonel destek alınması gerekir.
5/5 - (1 vote)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1