İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

İtirazın İptali Davası

15.05.2026
8
İtirazın İptali Davası

İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine borçlu tarafından yapılan itirazın haksız olduğunun ileri sürülmesi üzerine açılan ve takibin devamını sağlamayı amaçlayan bir eda davasıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen bu dava, borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmesi nedeniyle duran takibin yeniden işler hale getirilmesi amacıyla açılır.

İlamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı, takibi kendiliğinden durdurur. Alacaklı bu aşamadan sonra ya itirazın kaldırılması yoluna başvurur ya da genel mahkemelerde itirazın iptali davası açar. İtirazın iptali davasında mahkeme yalnızca icra takibinin şekli yönünü incelemez. Taraflar arasındaki temel borç ilişkisi de değerlendirilir ve alacağın gerçekten mevcut olup olmadığı hakkında hüküm kurulur.

Davanın kabul edilmesi halinde mahkeme, borçlunun itirazının iptaline ve icra takibinin devamına karar verir. Böylece durmuş olan takip kaldığı yerden sürdürülür ve alacaklı haciz aşamasına geçebilir. Ret kararı verilmesi halinde ise takip dayanaksız hale gelir. Şartları varsa borçlu lehine kötü niyet tazminatına da hükmedilebilir.

İçindekiler

İtirazın İptali Davasının Amacı

Bu davanın temel amacı, borçlunun itirazı nedeniyle duran icra takibinin yeniden işler hale getirilmesidir. Bunun yanında taraflar arasındaki uyuşmazlığın maddi hukuk bakımından kesin biçimde çözümlenmesi de hedeflenir. Mahkeme, yalnızca takip dosyasını değil, alacağın dayandığı sözleşmeyi, ticari ilişkiyi, ödeme iddialarını ve taraf savunmalarını birlikte değerlendirir.

Takibin Devamına Etkisi

İtirazın iptali davasının kabul edilmesi tek başına yeni bir ilamlı icra takibi başlatılması anlamına gelmez. Mahkeme kararıyla birlikte mevcut ilamsız icra takibi devam eder. Başka bir ifadeyle alacaklı yeniden ödeme emri göndermek zorunda kalmaz. Takip, borçlunun itiraz ettiği aşamadan itibaren sürdürülür.

Mahkemenin alacağı tamamen kabul etmesi halinde takip tüm alacak yönünden devam eder. Kısmi kabul kararı verilirse yalnızca kabul edilen miktar bakımından takip sürdürülür. Faiz, işlemiş faiz, vekalet ücreti veya feri alacaklara ilişkin itirazların da ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

İtirazın iptali kararı kesinleşmeden icraya konulabilir niteliktedir.

İtirazın İptali Davasının Hukuki Niteliği

İtirazın iptali davası, takip hukukuna ilişkin sonuç doğurmasına rağmen esas itibarıyla maddi hukuka dayanan bir eda davasıdır. Mahkeme, yalnızca borçlunun icra takibine yaptığı itirazın şeklen geçerli olup olmadığını incelemez. Taraflar arasındaki temel hukuki ilişki değerlendirilir ve alacağın mevcut olup olmadığı hakkında hüküm kurulur.

Davada verilen kararın etkisi, icra müdürlüğündeki işlemlerle sınırlı değildir. Mahkeme tarafından alacağın varlığı tespit edildiğinde bu karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Aynı alacak ilişkisinin daha sonra yeniden dava konusu yapılması mümkün olmaz.

Eda Davası Niteliği

İtirazın iptali davası öğretide ve Yargıtay kararlarında ağırlıklı olarak eda davası niteliğinde kabul edilir. Çünkü davacı alacaklı, mahkemeden yalnızca bir hukuki durumun tespitini istemez. Borçlunun itirazının hükümsüz hale getirilmesini ve takibin devamını talep eder. Bu talep doğrudan icra edilebilir bir sonuç doğurur.

Davada verilen kabul kararıyla birlikte alacaklı, durmuş olan takip dosyasında haciz işlemlerine devam edebilir. Mahkeme ayrıca şartların oluşması halinde icra inkar tazminatına da hükmedebilir. Bu nedenle dava yalnızca teorik bir tespit niteliği taşımaz.

Alacaklının aynı alacak için ayrıca bağımsız bir alacak davası açması da mümkündür. Ancak ilamsız icra takibi başlatılmış ve borçlu tarafından itiraz edilmişse, takip hukukunun devamını sağlamak bakımından en işlevsel yol çoğu durumda itirazın iptali davasıdır.

Takip Hukuku ile İcra Hukuk İlişkisi

İtirazın iptali davası, icra hukuku ile borçlar hukuku arasındaki bağlantının en yoğun görüldüğü dava türlerinden biridir. Dava icra takibi nedeniyle ortaya çıksa da uyuşmazlığın çözümü çoğu zaman temel borç ilişkisinin incelenmesini gerektirir.

Örneğin eser sözleşmesinden kaynaklanan bir takipte işin ayıplı yapılıp yapılmadığı, kira ilişkisinden doğan bir takipte tahliye veya ödeme savunmaları, ticari satışlarda teslim ve cari hesap kayıtları ayrıntılı şekilde incelenebilir. Mahkeme, yalnızca takip dosyasındaki belgelerle bağlı değildir.

İcra hukukuna ilişkin bazı sonuçlar ise maddi hukuktaki değerlendirmeden bağımsız biçimde ortaya çıkar. İcra inkar tazminatı, takibin devamı, işlemiş faiz hesabı ve feri alacakların kapsamı buna örnek gösterilebilir. Bu nedenle itirazın iptali davaları, hem usul hukuku hem de maddi hukuk bakımından teknik niteliği yüksek uyuşmazlıklar arasında yer alır.

İtirazın İptali Davasının Şartları

İtirazın iptali davası açılabilmesi için öncelikle geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması gerekir. Takip kesinleşmişse veya borçlu tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmemişse bu dava yoluna başvurulamaz. Aynı şekilde itiraz süresinin kaçırılması halinde de takip zaten kesinleşeceğinden itirazın iptali davası açılmasına hukuki ihtiyaç kalmaz.

Dava şartları yalnızca icra dosyasının varlığıyla sınırlı değildir. İtirazın süresinde yapılmış olması, takibin durmuş bulunması ve davanın kanunda öngörülen hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Bu unsurlardan birinin eksik olması halinde dava usulden veya esastan reddedilebilir.

İlamsız İcra Takibinin Başlatılmış Olması

İtirazın iptali davasının ön şartı, alacaklı tarafından daha önce ilamsız icra takibi başlatılmış olmasıdır. İlamsız takip bulunmadan doğrudan itirazın iptali davası açılamaz. Çünkü dava, mevcut bir takibe yöneltilen itirazın ortadan kaldırılmasını amaçlar.

Kambiyo senetlerine özgü takipler veya ilamlı icra takipleri bakımından farklı usuller geçerlidir. Bu nedenle takip türünün doğru belirlenmesi gerekir. Özellikle kira alacakları, cari hesap alacakları, hizmet ilişkilerinden doğan alacaklar ve yazılı belgeye dayanmakla birlikte ilam niteliği taşımayan talepler çoğu zaman ilamsız takip konusu yapılmaktadır.

Borçlunun Süresinde İtiraz Etmiş Olması

Borçlunun ödeme emrine yasal süresi içinde itiraz etmiş olması gerekir. Genel haciz yoluyla takipte itiraz süresi ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gündür. Süresinde yapılan itiraz takibi kendiliğinden durdurur.

İtirazın kapsamı önem taşır. Borcun tamamına itiraz edilebileceği gibi yalnızca belirli bir kısmına veya faiz gibi feri alacaklara yönelik itiraz da ileri sürülebilir. Kısmi itiraz halinde takip, itiraz edilmeyen bölüm yönünden kesinleşir.

Süresi geçtikten sonra yapılan itirazın takibi durdurucu etkisi bulunmaz. Böyle bir durumda alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmadan icra işlemlerine devam etmesi mümkündür.

Ayrıntılı bilgi: İcra Takibinde Borca İtiraz

Takibin Durmuş Olması

İtirazın iptali davasının açılabilmesi için borçlunun itirazı nedeniyle icra takibinin durmuş olması gerekir. Takibin herhangi bir nedenle zaten devam ediyor olması halinde bu davanın hukuki yararı ortadan kalkar.

Takibin durması, alacaklının haciz ve satış gibi cebri icra işlemlerine devam edememesi anlamına gelir. İcra müdürlüğü, borçlunun süresinde yaptığı itiraz üzerine takip işlemlerini kendiliğinden durdurur ve alacaklıya yeni işlem yapma imkanı tanımaz.

Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme tarafından resen dikkate alınır.

Hak düşürücü sürenin geçirilmesi halinde alacaklı, durmuş olan icra takibine devam edilmesini sağlayamaz. Buna rağmen alacağın varlığı sona ermez. Genel mahkemelerde ayrı bir alacak davası açılması mümkündür. Ancak bu durumda önceki icra takibinin sağladığı avantajlar kaybedilmiş olur.

Sürenin başlangıcının doğru tespit edilmesi gerekir. Özellikle elektronik tebligat, vekile yapılan tebligat veya birden fazla borçlunun bulunduğu takiplerde süre hesabına ilişkin uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir.

Hangi Alacaklar İçin İtirazın İptali Davası Açılabilir?

İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine konu edilebilen para ve teminat alacakları bakımından açılabilir. Alacağın mutlaka belirli bir sözleşmeye dayanması gerekmez. Kanundan, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya ticari ilişkilerden doğan pek çok alacak bu davaya konu olabilir.

Belirleyici ölçüt, alacağın ilamsız icra takibi yoluyla talep edilmiş ve borçlu tarafından itiraza uğramış olmasıdır. Mahkeme, davada alacağın hukuki kaynağını inceleyerek gerçekten mevcut olup olmadığını değerlendirir.

Alacağın likit olup olmaması, yazılı belgeye dayanıp dayanmaması veya ticari nitelik taşıyıp taşımaması dava açılmasına engel değildir. Bu unsurlar daha çok ispat yükü, icra inkar tazminatı ve delil değerlendirmesi bakımından önem taşır.

Sözleşmeden Doğan Alacaklar

İtirazın iptali davalarının önemli bölümü sözleşme ilişkilerinden kaynaklanır. Satış sözleşmeleri, eser sözleşmeleri, hizmet sözleşmeleri, vekalet ilişkileri ve abonelik sözleşmeleri bu kapsamda en sık karşılaşılan örnekler arasındadır.

Taraflar arasındaki sözleşmenin yazılı olması zorunlu değildir. Ancak yazılı belge bulunması ispat bakımından önemli avantaj sağlar.

Sözleşmenin geçerliliği de mahkeme tarafından incelenebilir. Şekil şartına aykırılık, irade sakatlığı veya sözleşmenin hiç kurulmadığına ilişkin savunmalar doğrudan davanın sonucunu etkileyebilir.

Fatura ve Cari Hesap Alacakları

Ticari davalarda en sık rastlanan takip türlerinden biri fatura ve cari hesap alacaklarına dayanır. Tek taraflı düzenlenen faturalar tek başına kesin borç ikrarı anlamına gelmese de taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığını gösteren önemli deliller arasında kabul edilir.

Ticari defter kayıtları, BA-BS formları, banka hareketleri ve teslim belgeleriyle birlikte değerlendirilen faturalar çoğu zaman alacağın ispatında etkili olur. Özellikle tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda Türk Ticaret Kanunu hükümleri ayrıca önem taşır.

Kira Alacakları

Kira bedeline ilişkin alacaklar da sıklıkla itirazın iptali davasına konu edilir. Kiracının ödeme emrine itiraz etmesi halinde kiraya veren, alacağın tahsili amacıyla bu davayı açabilir.

Kira sözleşmesinin yazılı olması ispat bakımından önem taşısa da zorunlu değildir. Banka havaleleri, açıklama içeren ödeme kayıtları, kira ilişkisini gösteren mesajlaşmalar ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilebilir.

Kira uyuşmazlıklarında faiz hesabı, depozito mahsupları, ortak giderler ve tahliye süreçleri çoğu zaman ek uyuşmazlık yaratır. Özellikle ticari kira ilişkilerinde zorunlu arabuluculuk şartının bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.

Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşme Kaynaklı Alacaklar

Haksız fiilden doğan tazminat alacakları ile sebepsiz zenginleşmeye dayanan talepler de ilamsız icra takibine konu edilebilir. Bu tür alacaklarda uyuşmazlık çoğu zaman alacağın miktarı ve hukuki dayanağı üzerinde yoğunlaşır.

Örneğin hatalı havale işlemleri, yanlışlıkla yapılan ödemeler veya zarar doğuran eylemler nedeniyle başlatılan takiplerde borçlular sıklıkla itiraz yoluna başvurmaktadır. Bu durumda alacaklı, alacağın doğum sebebini ve miktarını genel hükümlere göre ispat etmek zorundadır.

İtirazın İptali Davası ile İtirazın Kaldırılması Arasındaki Farklar

İlamsız icra takibine yapılan itiraz sonrasında alacaklının başvurabileceği itirazın iptali davası ve itirazın kaldırılması davası olmak üzere iki temel yol bulunmaktadır. Her iki kurum da durmuş olan takibin devamını sağlamayı amaçlasa da hukuki nitelikleri, ispat sistemi ve sonuçları bakımından önemli farklılıklar içerir.

Özellikle yazılı belgeye dayanan alacaklarda hangi yöntemin tercih edilmesi gerektiği stratejik önem taşır. Yanlış yolun seçilmesi hem süre kaybına hem de ciddi usul sorunlarına yol açabilir.

İtirazın kaldırılması daha sınırlı ve hızlı bir inceleme sistemine dayanırken, itirazın iptali davası geniş kapsamlı bir yargılama içerir. Bu nedenle uyuşmazlığın niteliği, eldeki deliller ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.

Başvuru Merciindeki Fark

İtirazın iptali davası genel mahkemelerde açılır. Görevli mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre sulh hukuk mahkemesi, asliye hukuk mahkemesi veya asliye ticaret mahkemesi olabilir.

İtirazın kaldırılması talepleri ise icra hukuk mahkemesinde incelenir. İcra hukuk mahkemesinin inceleme alanı daha dardır ve takip hukukuna özgü sınırlı bir denetim yapılır.

Mahkemenin niteliği, uygulanacak usul hükümlerini de doğrudan etkiler. Genel mahkemelerde tanık, bilirkişi ve kapsamlı delil incelemesi yapılabilirken icra hukuk mahkemesindeki inceleme çoğu zaman belge ağırlıklı yürütülür.

İspat Araçları Bakımından Fark

İtirazın kaldırılması yoluna başvurulabilmesi için alacağın İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen nitelikte belgelerle ispat edilmesi gerekir. İmzası ikrar edilmiş adi senetler, noterlikçe düzenlenen belgeler veya resmi dairelerden alınan bazı kayıtlar buna örnek gösterilebilir.

İtirazın iptali davasında ise genel ispat kuralları geçerlidir. Taraflar hukuka uygun her türlü delile dayanabilir. Ticari defterler, banka kayıtları, elektronik yazışmalar, uzman incelemeleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilebilir.

Belge yetersizliği nedeniyle icra hukuk mahkemesinde sonuç alınamayacak birçok uyuşmazlıkta, genel mahkemelerde açılan itirazın iptali davası daha etkili bir çözüm yolu haline gelir.

Kesin Hüküm Etkisi Bakımından Fark

İtirazın iptali davasında verilen karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Mahkeme alacağın varlığı veya yokluğu hakkında esaslı değerlendirme yaptığı için aynı uyuşmazlığın yeniden dava konusu yapılması mümkün olmaz.

İtirazın kaldırılması kararlarının etkisi ise daha sınırlıdır. İcra hukuk mahkemesi çoğu zaman yalnızca takip hukukuna ilişkin inceleme yapar. Bu nedenle tarafların genel mahkemelerde ayrıca dava açabilmesi mümkündür.

Örneğin borçlu hakkında itirazın kaldırılması kararı verilmiş olması, borçlunun daha sonra menfi tespit davası açmasına engel oluşturmaz. Buna karşılık itirazın iptali davasında verilen kesinleşmiş karar, aynı alacak ilişkisi bakımından bağlayıcı hale gelir.

İtirazın İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İtirazın iptali davalarında görevli ve yetkili mahkeme belirlenirken icra takibinin yapıldığı yerden çok, alacağın dayandığı temel hukuki ilişki dikkate alınır. Çünkü bu dava takip hukukundan doğsa da esasen maddi hukuk uyuşmazlığının çözümlendiği bir eda davasıdır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir ve mahkeme tarafından resen incelenir. Yetki itirazı ise süresi içinde ileri sürülmediği takdirde kesin yetki hali bulunmadıkça dikkate alınmaz.

Görevli Mahkemenin Belirlenmesi

Görevli mahkeme, alacağın hukuki niteliğine göre belirlenir. Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda sulh hukuk mahkemesi görevliyken, genel alacak ilişkilerinde çoğu zaman asliye hukuk mahkemesi görev alanına girer.

Tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın ticari iş niteliği taşıması halinde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Özellikle fatura alacakları, cari hesap ilişkileri, ticari satışlar ve şirketler arası hizmet sözleşmeleri bu kapsamda değerlendirilir.

Tüketici işlemlerinden kaynaklanan takiplerde ise tüketici mahkemelerinin görev alanı gündeme gelir. Takibin icra dairesinde başlatılmış olması, uyuşmazlığın tüketici hukuku niteliğini ortadan kaldırmaz.

Yetki Kurallarının Değerlendirilmesi

Yetkili mahkeme belirlenirken genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesi esas alınır. Bunun yanında sözleşmenin ifa yeri, kira ilişkisinin bulunduğu yer veya haksız fiilin gerçekleştiği yer gibi özel yetki kuralları da uygulanabilir.

İcra takibinin belirli bir icra dairesinde yapılmış olması tek başına aynı yerde dava açılmasını zorunlu hale getirmez. Özellikle yetki şartı içeren sözleşmelerde tarafların tacir sıfatı taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yetki itirazının ilk itiraz niteliğinde olduğu unutulmamalıdır. Davalı taraf süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa mahkeme yetkili hale gelir. Kesin yetki halleri ise bunun dışındadır.

Ticari Dava Niteliği Taşıyan Uyuşmazlıklar

Ticari dava niteliği taşıyan uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi görevli olur ve dava çoğu zaman zorunlu arabuluculuk kapsamında değerlendirilir. Ticari defterlerin delil niteliği, cari hesap ilişkileri ve ticari teamüller de bu davalarda özel önem taşır.

Şirket ortaklık ilişkileri, distribütörlük sözleşmeleri, e-ticaret faaliyetleri ve profesyonel hizmet sözleşmeleri gibi alanlarda görev tespiti zaman zaman tartışmalı hale gelebilmektedir. Özellikle karma nitelikli sözleşmelerde uyuşmazlığın baskın yönünün belirlenmesi gerekir.

İtirazın İptali Davalarında Arabuluculuk Şartı

İtirazın iptali davalarında zorunlu arabuluculuk, alacağın dayandığı hukuki ilişkinin niteliğine göre değerlendirilir. Dava doğrudan icra hukukundan kaynaklanıyor gibi görünse de mahkeme esasen temel alacak ilişkisini incelediği için, uyuşmazlığın ticari veya tüketici işlemi niteliği taşıması halinde dava şartı arabuluculuk gündeme gelir.

Özellikle ticari alacaklara ilişkin takiplerde arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması ciddi usul sorunlarına yol açmaktadır. Mahkeme dava şartı yokluğunu resen dikkate alır ve eksiklik sonradan giderilemeyecek nitelikteyse dava usulden reddedilir.

Arabuluculuk zorunluluğunun bulunup bulunmadığı değerlendirilirken yalnızca icra dosyasına değil, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kapsamına bakılması gerekir. Bu nedenle aynı dava türü farklı uyuşmazlıklarda farklı usul kurallarına tabi olabilir.

Dava Şartı Yokluğunun Sonuçları

Zorunlu arabuluculuk kapsamında bulunan bir uyuşmazlıkta arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması halinde mahkeme davayı usulden reddeder. Bu eksiklik tarafların ileri sürmesine bağlı değildir. Mahkeme tarafından kendiliğinden incelenir.

Usulden ret kararı özellikle hak düşürücü süre bakımından ciddi risk yaratır. İtirazın iptali davasındaki bir yıllık süre devam ettiği için, dava şartı eksikliği nedeniyle geçen zaman alacaklı açısından telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

Arabuluculuk son tutanağının dava dilekçesine eklenmesi gerekir. Tutanağın eksik olması veya uyuşmazlığın kapsamını karşılamaması halinde de dava şartı yönünden sorun ortaya çıkabilir.

Yargıtay kararlarında, sırf icra takibine dayanılarak uyuşmazlığın arabuluculuk dışında tutulamayacağı vurgulanmaktadır. Bu nedenle dava açılmadan önce uyuşmazlığın ticari veya tüketici işlemi niteliği dikkatle analiz edilmelidir.

İcra İnkar Tazminatı

İcra inkar tazminatı, borçlunun haksız itirazı nedeniyle alacaklının uğradığı gecikmenin telafi edilmesini amaçlayan özel bir tazminat türüdür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen bu kurum, ilamsız icra takibine yapılan itirazın kötüye kullanılmasını önlemeyi hedefler.

Her itirazın iptali davasında otomatik olarak icra inkar tazminatına hükmedilmez. Kanunda belirtilen şartların birlikte oluşması gerekir. Özellikle alacağın likit nitelikte olup olmadığı, borçlunun itirazının haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı ve alacaklının açık biçimde tazminat talep edip etmediği önem taşır.

İcra İnkar Tazminatının Şartları

İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması ve borçlunun bu takibe itiraz etmiş olması gerekir. Bunun yanında açılan itirazın iptali davasının alacaklı lehine sonuçlanması şarttır.

Alacaklının dava dilekçesinde açık şekilde icra inkar tazminatı talep etmesi gerekir. Mahkeme kendiliğinden tazminata hükmedemez. Talebin hiç ileri sürülmemesi halinde, dava tamamen kabul edilse bile icra inkar tazminatı kararı verilemez.

En önemli şartlardan biri alacağın likit olmasıdır. Borç miktarı belirli veya kolayca hesaplanabilir nitelikte değilse icra inkar tazminatına hükmedilmez. Özellikle bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkan karmaşık hesap alacaklarında Yargıtay çoğu zaman likidite şartının oluşmadığını kabul etmektedir.

Likit Alacak Kavramı

Likit alacak, miktarı belirli olan veya basit bir hesaplama ile kolayca belirlenebilen alacak anlamına gelir. 

Taraflar arasındaki sözleşmede bedelin açık şekilde kararlaştırılmış olması, faturaların net miktar içermesi veya hesaplamanın objektif verilere dayanması likidite değerlendirmesinde önem taşır. Buna karşılık teknik uzmanlık gerektiren zarar hesapları, ayıp bedeli tartışmaları veya kapsamlı cari hesap uyuşmazlıkları çoğu zaman likit kabul edilmez.

Alacağın yargılama sonunda belirlenmiş olması tek başına likit olduğu anlamına gelmez. Mahkeme, borçlunun takip tarihinde borç miktarını öngörebilecek durumda olup olmadığını da değerlendirir.

Yargıtay kararlarında özellikle ticari defter incelemesi, bilirkişi hesabı veya uzun süreli ticari ilişki gerektiren uyuşmazlıklarda likidite şartına daha dar yaklaşılmaktadır.

İcra İnkar Tazminatı Oranı

İcra ve İflas Kanunu uyarınca icra inkar tazminatı, kabul edilen alacak miktarının yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere belirlenir. Mahkeme somut olayın özelliklerine göre daha yüksek oranda tazminata da hükmedebilir.

Tazminat hesabında takip konusu yapılan asıl alacak esas alınır. Faiz, vekalet ücreti ve yargılama giderleri genellikle bu hesabın dışında değerlendirilir. 

İcra inkar tazminatı, asıl alacaktan bağımsız ek bir yükümlülük doğurduğu için özellikle yüksek meblağlı ticari davalarda ciddi mali sonuçlar yaratabilmektedir.

Kısmi İtiraz Halinde İtirazın İptali Davası

Borçlu, ödeme emrine karşı borcun tamamına değil yalnızca belirli bir kısmına da itiraz edebilir. Bu durumda itiraz edilmeyen bölüm yönünden icra takibi kesinleşir ve alacaklı takip işlemlerine devam edebilir. İtiraz edilen kısım bakımından ise takip durur.

Kısmi itiraz, özellikle ticari alacaklar, cari hesap ilişkileri ve faiz hesaplamalarına dayanan takiplerde sık görülmektedir. Borçlu çoğu zaman asıl borcu kabul etmekte, ancak faiz, masraf, cezai şart veya feri alacaklara itiraz etmektedir.

İtirazın kapsamının doğru belirlenmesi büyük önem taşır. Çünkü alacaklı yalnızca durmuş olan bölüm için itirazın iptali davası açabilir. Takibin kesinleşmiş kısmı bakımından ayrıca dava açılmasına hukuki ihtiyaç bulunmaz.

Kısmi Kabul ve Takibin Devamı

Kısmi itiraz halinde icra müdürlüğü, itiraz edilmeyen miktar bakımından takibi sürdürür. Alacaklı bu bölüm yönünden haciz talep edebilir ve cebri icra işlemlerine devam edebilir.

İtiraz edilen kısım için açılan itirazın iptali davasında mahkeme, alacağın yalnızca uyuşmazlık konusu yapılan bölümünü inceler. Dava sonunda takip, kabul edilen miktar kadar devam eder.

Örneğin 500.000 TL tutarındaki bir takipte borçlu 300.000 TL’lik kısmı kabul edip kalan bölüme itiraz etmişse, takip kabul edilen miktar yönünden kesinleşir. Mahkeme yalnızca itiraz edilen 200.000 TL bakımından değerlendirme yapar.

Kısmi kabul kararlarında icra inkar tazminatı hesabı da yalnızca kabul edilen ve itiraz konusu yapılan miktar üzerinden yapılır.

Menfi Tespit ve İstirdat Davaları ile İlişkisi

İtirazın iptali davaları, menfi tespit ve istirdat davalarıyla yakın bağlantı içindedir. Bu dava türlerinin tamamı icra takibinden kaynaklanan uyuşmazlıklara dayanmakla birlikte, tarafların hukuki pozisyonları ve dava amaçları farklıdır.

İtirazın iptali davasında alacaklı, borçlunun yaptığı itirazın haksız olduğunu ileri sürerek takibin devamını sağlamaya çalışır. Menfi tespit davasında ise borçlu olduğunu iddia eden kişi, gerçekte böyle bir borcunun bulunmadığının tespitini talep eder. İstirdat davası ise cebri icra tehdidi altında ödenen bir borcun geri alınmasına yöneliktir.

Bu davalar aynı alacak ilişkisi etrafında ortaya çıkabildiği için zaman zaman birlikte değerlendirilmeleri gerekir. Özellikle derdestlik, kesin hüküm ve bekletici mesele sorunları uygulamada önemli tartışmalara neden olmaktadır.

Davaların Birbirine Etkisi20

Borçlu tarafından açılmış bir menfi tespit davasının bulunması, her zaman itirazın iptali davasını engellemez. Ancak aynı alacak ilişkisi ve aynı taraflar bakımından verilen kararlar birbirini doğrudan etkileyebilir.

Örneğin borçlu tarafından açılan menfi tespit davasında borcun bulunmadığı kesinleşmişse, aynı alacak için açılan itirazın iptali davasının kabul edilmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde itirazın iptali davasında verilen kesin hüküm niteliğindeki karar da daha sonra açılacak menfi tespit davaları bakımından bağlayıcı hale gelir.

İstirdat davalarında ise genellikle ödeme yapılmış olması söz konusudur. Borçlu, icra tehdidi altında ödediği paranın gerçekte borç olmadığı gerekçesiyle geri verilmesini talep eder. Bu durumda önceki takip süreci ve verilen kararlar ayrıca önem taşır.

İtirazın İptali Davasında Zamanaşımı

İtirazın iptali davalarında zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken hem icra takibine ilişkin süreler hem de alacağın dayandığı temel hukuki ilişki birlikte dikkate alınır. İcra takibinin başlatılmış olması her durumda alacağı süresiz hale getirmez. Takibin dayandığı alacak hangi zamanaşımı süresine tabi ise dava bakımından da esasen aynı süreler geçerlidir.

Uygulamada en sık karıştırılan meselelerden biri, itirazın iptali davasındaki bir yıllık sürenin zamanaşımı süresi sanılmasıdır. Oysa bu süre hak düşürücü niteliktedir ve yalnızca durmuş olan icra takibinin devam ettirilmesine ilişkindir. Alacağın esasına ilişkin zamanaşımı değerlendirmesi ayrı yapılır.

Borçlu tarafından ileri sürülen zamanaşımı defi, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir. Zamanaşımı kendiliğinden dikkate alınmaz. Borçlunun bunu açık biçimde ileri sürmesi gerekir.

Takibin Zamanaşımına Etkisi

İlamsız icra takibi başlatılması, kural olarak zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Bu nedenle takip tarihine kadar dolmamış olan zamanaşımı süresi kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar.

Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması, zamanaşımının kesilmesi sonucunu ortadan kaldırmaz. Ancak takibin uzun süre işlemden kaldırılması veya alacaklının gerekli işlemleri yapmaması farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

İtirazın iptali davasının açılması da ayrıca zamanaşımını kesen işlemler arasında değerlendirilir. Dava süreci boyunca zamanaşımı işlemez ve kararın kesinleşmesinden sonra yeni süre işlemeye başlar.

Zamanaşımının kesilmesi ile hak düşürücü sürenin birbirinden farklı kurumlar olduğu unutulmamalıdır. Bir yıllık dava açma süresi geçirilmiş olsa bile, alacak zamanaşımına uğramamışsa genel hükümlere göre ayrıca alacak davası açılması mümkündür.

Alacağın Dayandığı Hukuki İlişkiye Göre Süreler

Zamanaşımı süresi, alacağın hukuki kaynağına göre değişir. Genel zamanaşımı süresi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca on yıl olmakla birlikte, birçok alacak türü için daha kısa özel süreler öngörülmüştür.

Kira bedelleri, ücret alacakları, vekalet ilişkilerinden doğan bazı talepler ve ticari satışlardan kaynaklanan uyuşmazlıklar farklı zamanaşımı sürelerine tabi olabilir. Taşıma hukuku, sigorta ilişkileri ve eser sözleşmeleri bakımından da özel düzenlemeler bulunmaktadır.

Ticari davalarda Türk Ticaret Kanunu hükümleri ayrıca dikkate alınmalıdır. Özellikle cari hesap ilişkileri ve kambiyo bağlantılı ticari işlemlerde zamanaşımı değerlendirmesi teknik hale gelebilmektedir.

Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi de uyuşmazlık konusudur. Muacceliyet tarihi, temerrüt anı, sözleşmenin sona ermesi veya zararın öğrenildiği tarih gibi unsurlar somut olaya göre ayrıca değerlendirilir.

İtirazın İptali Davasında Verilen Kararın Sonuçları

İtirazın iptali davasında verilen karar yalnızca icra dosyasını değil, taraflar arasındaki temel borç ilişkisini de etkiler. Mahkeme alacağın mevcut olup olmadığını değerlendirerek maddi hukuk bakımından hüküm kurar. Bu nedenle kararın sonuçları, takip hukukunun sınırlarını aşan etkiye sahiptir.

Davanın kabulü halinde durmuş olan icra takibi devam eder. Ret halinde ise takip dayanaksız hale gelir ve alacaklı bakımından kötü niyet tazminatı riski ortaya çıkabilir. Kısmi kabul kararlarında ise takip yalnızca kabul edilen miktar yönünden sürdürülür.

Kararın kapsamı, icra inkar tazminatı, faiz, feri alacaklar ve yargılama giderleri bakımından ayrıca önem taşır. Özellikle yüksek meblağlı ticari uyuşmazlıklarda verilen kararın ekonomik etkisi asıl alacak miktarının çok üzerine çıkabilmektedir.

Takibin Devamı Kararı

Mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmesi halinde borçlunun icra takibine yaptığı itiraz iptal edilir ve durmuş olan takip kaldığı yerden devam eder. Alacaklı yeniden takip başlatmak zorunda kalmaz.

Takibin devamı kararıyla birlikte alacaklı haciz, muhafaza ve satış işlemleri dahil olmak üzere cebri icra yollarına başvurabilir. Karar kesinleşmeden de icra edilebilir niteliktedir. Bununla birlikte kanun yollarına başvurulması halinde icranın geri bırakılması talepleri gündeme gelebilir.

Kısmi kabul halinde yalnızca kabul edilen miktar bakımından takip devam eder. Reddedilen bölüm yönünden takip sona erer ve alacaklı bu kısım için icra işlemi yapamaz.

Kesin Hüküm Etkisi

İtirazın iptali davasında verilen karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Mahkeme alacağın varlığı veya yokluğu konusunda esaslı inceleme yaptığı için aynı alacak ilişkisi yeniden dava konusu yapılamaz.

Kesin hüküm etkisi yalnızca asıl alacakla sınırlı değildir. Tarafların ileri sürdüğü ödeme savunmaları, zamanaşımı defi, takas iddiaları ve benzeri meseleler de karar kapsamında değerlendirilmiş olur.

Bu yönüyle itirazın iptali davası, icra hukuk mahkemesinde görülen itirazın kaldırılması yolundan ayrılır. İtirazın kaldırılması kararları çoğu zaman maddi anlamda kesin hüküm oluşturmazken, itirazın iptali kararları taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi kesin biçimde çözümler.

Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti

Yargılama giderleri ve vekalet ücreti kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilir. Davanın tamamen kabul edilmesi halinde tüm giderlerden borçlu sorumlu olur. Kısmi kabul kararlarında ise kabul ve ret oranına göre paylaştırma yapılır.

İcra inkar tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri birlikte değerlendirildiğinde davanın toplam maliyeti ciddi seviyelere ulaşabilir. Özellikle ticari uyuşmazlıklarda dava stratejisinin yalnızca asıl alacak üzerinden değil, tüm mali sonuçlar dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.

Takip öncesinde yapılan ihtarname giderleri, noter masrafları, bilirkişi ücretleri ve keşif giderleri de somut olayın özelliklerine göre yargılama gideri kapsamında değerlendirilebilir.

Kaynaklar: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu

Av. Ramazan Sertan Safsöz Profil Fotoğrafı.
Yazar
Kurucu Avukat
Teknik mahiyeti güçlü uyuşmazlıklarda ceza hukuku ile bilişim hukuku kesişiminde yürüttüğü çalışmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle dijital delillerin belirleyici olduğu soruşturma ve kovuşturmalarda, elektronik cihaz incelemeleri, iletişim verileri ve sayısal / mali kayıtlar etrafında şekillenen hukuki uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede, teknik inceleme ile hukuki değerlendirmeyi aynı düzlemde ele alan ve yerleşik kabullerin ötesine geçen savunma yaklaşımları geliştirmektedir
 
Yasal Uyarı
Bu makaledeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, hukuki durumunuza uygun değerlendirme için profesyonel destek alınması gerekir.
5/5 - (1 vote)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1