İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir rssafsoz@gmail.com 0 505 949 36 27

Hukuka Aykırı Tutuklama Nedeniyle Tazminat

Hukuka aykırı tutuklama nedeniyle tazminat, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında kişi özgürlüğüne yönelik gerçekleştirilen müdahalelerin kanuni koşullara aykırı olması ya da sonradan kanunda belirtilen tazminat nedenlerinin ortaya çıkması halinde Devletten maddi ve manevi zararların karşılanmasının istenmesidir. Tutuklama, henüz hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunmayan kişinin özgürlüğünü ortadan kaldıran ağır bir koruma tedbiridir. Bu nedenle yalnızca suç şüphesinin bulunması tutuklama için yeterli değildir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141 ila 144. maddeleri, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hakkının koşullarını, başvuru usulünü ve istisnalarını düzenlemektedir. Anayasa'nın 19. maddesi de kanunda belirtilen esaslar dışında özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre Devletçe karşılanmasını güvence altına alır.

Haksız tutuklama tazminatı bakımından tutuklamanın başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olması ile hukuka uygun tutuklanan kişinin sonradan beraat etmesi farklı tazminat nedenleridir. Bu ayrım, 2024 yılında yürürlüğe giren değişikliklerin ardından başvurulacak merci bakımından da önem kazanmıştır. Bazı tazminat talepleri ağır ceza mahkemesinde incelenirken diğerleri Tazminat Komisyonunun görev alanına alınmıştır.

Hukuka Aykırı Tutuklamanın Hukuki Koşulları

Anayasa 19 ve CMK 100 Kapsamında Tutuklama

CMK m. 100 uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Ayrıca tutuklama, işin önemi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olmalıdır.

Kaçma şüphesi, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali ve tanıklar üzerinde baskı kurulması riski tutuklama nedenleri arasında yer alır. Ancak bu risklerin kişiselleştirilmeden, yalnızca kanun hükmündeki ifadeler tekrarlanarak kabul edilmesi hukuka uygunluk bakımından sorun oluşturabilir.

Kuvvetli Suç Şüphesinin Bulunmaması

Kişinin suç işlediğine ilişkin soyut iddialar, tutuklama kararını haklı kılmaya yeterli değildir. Kuvvetli suç şüphesinin somut delillerle desteklenmesi gerekir. Şüpheli aleyhindeki delillerin niteliği, güvenilirliği ve isnat edilen suçla bağlantısı değerlendirilmelidir.

Örneğin bir kişinin yalnızca başka bir şüpheliyle tanışıyor olması, suç faaliyetlerine katıldığını gösteren başka olgular bulunmadıkça tutuklama açısından yeterli kabul edilemeyebilir. Delillerin varlığı kadar kişiye yöneltilen isnadı ne ölçüde desteklediği de önem taşır.

Kaçma ve Delilleri Karartma Riskinin Somutlaştırılması

Tutuklama kararının gerekçesinde kişinin kaçma ihtimalini veya delillere müdahale riskini destekleyen somut olgular gösterilmelidir. Sabit ikametgah, soruşturma işlemlerine katılım, delillerin toplanmış olması ve şüphelinin davranışları bu değerlendirmede önem taşıyabilir.

İsnat edilen suçun cezasının ağır olması tek başına bütün tutuklama nedenlerinin mevcut olduğunu göstermez. Hakimin, somut olayın özelliklerine göre özgürlükten yoksun bırakmanın gerekliliğini açıklaması gerekir.

Tutuklamada Ölçülülük ve Adli Kontrol

CMK m. 101 uyarınca tutuklama kararlarında adli kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağına ilişkin hukuki ve fiili nedenler gösterilmelidir. Yurt dışına çıkış yasağı, belirli yerlere düzenli başvurma veya diğer adli kontrol yükümlülükleri aynı amacı gerçekleştirebilecekse tutuklama ölçüsüz hale gelebilir.

Tutuklamaya alternatif tedbirlerin değerlendirilmemesi, özellikle kaçma riskinin düşük ve delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğu soruşturmalarda önem kazanır. Tutuklamadan daha hafif müdahalelerin neden yetersiz olduğunun açıklanmaması, tazminat isteminde ileri sürülebilecek hukuka aykırılık nedenlerindendir.

Hukuka Aykırı Tutuklama ile Haksız Tutuklama Arasındaki Fark

CMK 141/1-a Kapsamında Hukuka Aykırı Tutuklama

CMK m. 141/1-a, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen kişilere tazminat isteme hakkı tanır.

Bu hüküm kapsamında incelenen mesele, tutuklama kararının verildiği veya sürdürüldüğü tarihte kanuni koşulların bulunup bulunmadığıdır. Kişinin sonradan mahkum edilmesi, önceki tutuklama kararındaki olası hukuka aykırılığı kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

CMK 141/1-e Kapsamında Beraat veya KYOK

CMK m. 141/1-e, kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraatlerine karar verilenlerin tazminat hakkını düzenler.

Bu bent kapsamında tazminat istenebilmesi için tutuklamanın başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olduğunun ayrıca kanıtlanması gerekmez. Başlangıçta kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmasına rağmen yargılama sonunda beraat kararı verilmiş olabilir. Kanuni istisnalar saklı kalmak üzere, bu durum tazminat hakkına dayanak oluşturur.

Mahkumiyet Kararına Rağmen Tazminat

Hakkında mahkumiyet kararı verilen kişi de CMK 141/1-a kapsamında hukuka aykırı tutuklandığını ileri sürebilir. Mahkumiyet, tutuklama kararının verildiği tarihte bütün kanuni koşulların mevcut olduğu anlamına gelmez.

Buna karşılık CMK 141/1-e, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararına bağlı özel bir tazminat nedenidir. Mahkumiyetle sonuçlanan davada yalnızca bu hükme dayanılarak tazminat istenmesi mümkün değildir.

Tutukluluk Süresinin Mahkumiyet Süresini Aşması

CMK m. 141/1-f, gözaltı ve tutuklulukta geçirilen sürenin hükümlülük süresinden fazla olması halinde tazminat hakkı tanır. İşlenen suç için kanunda yalnızca para cezası öngörülmesi nedeniyle zorunlu olarak bu cezaya hükmedilen kişiler de aynı düzenleme kapsamındadır.

Örneğin sekiz ay tutuklu kaldıktan sonra altı ay hapis cezasına mahkum edilen kişi bakımından, mahsup ve diğer kanuni koşullar gözetilerek hükümlülük süresini aşan özgürlük kısıtlaması nedeniyle tazminat talebi değerlendirilebilir.

Hangi Tutuklama İşlemleri Tazminat Hakkı Doğurur?

Hukuka Aykırı Tutukluluğun Devam Ettirilmesi

İlk tutuklama kararının hukuka uygun olması, tutukluluğun bütün yargılama boyunca devam ettirilebileceği anlamına gelmez. Delillerin toplanması, kaçma riskinin azalması veya adli kontrolün yeterli hale gelmesi, tutukluluğun devamına ilişkin değerlendirmeyi değiştirebilir.

CMK 141/1-a, yalnızca ilk tutuklama kararını değil, kanuni koşullar dışında verilen tutukluluğun devamı kararlarını da kapsamaktadır. Bu nedenle tazminat incelemesinde farklı tarihlerdeki devam kararlarının gerekçeleri ayrı önem taşır.

Tutukluluğun devamına ilişkin kararlara karşı kullanılabilecek olağan başvuru yolu, tutukluluk devam kararına itiraz hakkındaki yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır.

Kanuni Hakların Hatırlatılmaması

CMK m. 141/1-c, kanuni hakları hatırlatılmadan veya bu haklardan yararlanma isteği yerine getirilmeden tutuklanan kişilere tazminat hakkı tanır.

Şüphelinin müdafi yardımından yararlanma imkanının engellenmesi veya kanuni haklarına ilişkin bilgilendirmenin yapılmaması, özgürlükten yoksun bırakılmanın usuli güvenceleri bakımından önem taşır. İhlalin niteliği ve zarar üzerindeki etkisi somut olay çerçevesinde değerlendirilir.

Tutuklama Nedenlerinin Açıklanmaması

CMK m. 141/1-g kapsamında yakalama veya tutuklama nedenleriyle haklarındaki suçlamalar kendilerine yazıyla veya bunun hemen mümkün olmadığı hallerde sözle açıklanmayan kişiler tazminat isteyebilir.

Kişinin hangi fiil nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakıldığını bilmesi, tutuklama kararına karşı etkili biçimde itiraz edebilmesinin de ön koşullarındandır.

Yakınlara Haber Verilmemesi

CMK m. 141/1-h, yakalandıkları veya tutuklandıkları yakınlarına bildirilmeyen kişiler için ayrı bir tazminat nedeni düzenlemektedir. Bu hak, tutuklama kararının maddi koşulları mevcut olsa bile usuli güvencelerin ihlal edilmesinden doğabilir.

Tutuklama Kararına İtiraz İmkanının Engellenmesi

CMK m. 141/1-k, yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişilere tazminat hakkı sağlar.

Bu hüküm, başvuru hakkının yalnızca kanunda tanınmasının yeterli olmadığını, ilgili kişinin bu haktan fiilen yararlanabilmesinin de korunması gerektiğini gösterir.

Tutukluluğun Makul Süreyi Aşması

CMK m. 141/1-d, kanuna uygun tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişiler bakımından tazminat öngörmektedir.

Tutukluluğun makul süreyi aşması ile ceza davasının bütününün uzun sürmesi farklı sorunlardır. Kişi tahliye edildikten sonra dava yıllarca devam edebilir. Tutukluluğun gereğinden uzun sürmesine ilişkin tazminat iddiası, devam eden yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması şikayetinden ayrı değerlendirilmelidir.

Hukuka Aykırı Tutuklama Nedeniyle Tazminat Nereye Açılır?

2024 Değişikliği Sonrasında Görevli Merci

7499 sayılı Kanunla CMK m. 142/2 değiştirilmiş ve bazı koruma tedbiri tazminatları Tazminat Komisyonunun görev alanına alınmıştır. Yeni görev düzeni 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren yapılan başvurular bakımından uygulanmaktadır.

CMK 141/1-e, 141/1-f ve 141/1-l kapsamındaki talepler Tazminat Komisyonunda; diğer tazminat nedenlerine dayanan talepler ise kural olarak ağır ceza mahkemesinde incelenir.

Tazminat sebebiGörevli merci
Kanuni koşullar dışında tutuklama (141/1-a)Ağır ceza mahkemesi
Hakların bildirilmemesi veya başvuru imkanının engellenmesiAğır ceza mahkemesi
Tutukluluğun makul süreyi aşması (141/1-d)Ağır ceza mahkemesi
Tutuklama sonrası beraat veya KYOK (141/1-e)Tazminat Komisyonu
Tutukluluk süresinin hükümlülük süresini aşması (141/1-f)Tazminat Komisyonu
CMK 141/1-l kapsamındaki adli kontrol tedbirleriTazminat Komisyonu

Ağır Ceza Mahkemesinin Yetkisi

CMK m. 142/2 uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu tazminat talepleri, kural olarak zarara uğrayan kişinin oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde incelenir.

Bu mahkemenin tazminata neden olan işlemle ilişkili olması ve aynı yerde başka ağır ceza dairesinin bulunmaması halinde en yakın yer ağır ceza mahkemesi yetkilidir.

Tazminat davası, tutuklama kararını veren hakime şahsen yöneltilmez. Kanuni sistemde tazminat sorumluluğunun muhatabı Devlettir.

Aynı Tutukluluk Nedeniyle Birden Fazla Tazminat Sebebi

Bir kişi hem kanuni koşullar dışında tutuklandığını hem de sonradan beraat ettiğini ileri sürebilir. İlk iddia CMK 141/1-a, ikinci iddia ise CMK 141/1-e kapsamındadır.

Bu iki talebin hukuki dayanakları farklı olduğundan görevli merciler de farklıdır. Aynı olaydan kaynaklanmaları, bütün taleplerin tek merci tarafından incelenmesini zorunlu kılmaz.

CMK m. 142/2 ve 6384 sayılı Kanun m. 5/B, görev alanına girmeyen taleplerin ilgili mercie gönderilmesini ve birlikte yapılan istemlerin ayrılmasını düzenlemektedir. Komisyon ile ağır ceza mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı çıkarsa 6384 sayılı Kanun m. 5/B/2 uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesince kesin karar verilir.

Aynı zarar için iki ayrı yoldan mükerrer tazminat elde edilmesi mümkün değildir. Taleplerin dayanakları ve karşılanan zarar kalemleri açık biçimde ayrılmalıdır.

Haksız Tutuklama Tazminatında Başvuru Süresi

CMK 142 Kapsamında Üç Ay ve Bir Yıl

CMK m. 142/1 uyarınca tazminat istemi, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde yapılabilir.

6384 sayılı Kanun m. 5/B/1, Tazminat Komisyonunun görev alanına giren koruma tedbiri tazminatları için de aynı süreleri öngörmektedir.

Üç aylık süre ile bir yıllık üst sınır birbirinden bağımsız dikkate alınmalıdır. Kararın kesinleştiğinin geç tebliğ edilmesi, kesinleşmeden itibaren başlayan bir yıllık üst sınırın göz ardı edilebileceği anlamına gelmez.

Beraat ve KYOK Kararlarında Sürenin Başlangıcı

Beraat nedeniyle tazminat istenebilmesi için kararın kesinleşmesi gerekir. Kesinleşmenin ilgiliye bildirildiği tarih, üç aylık sürenin hesabında önem taşır.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararlarında da kararın kesinleşme durumu ve tebliğ işlemleri değerlendirilmelidir. Başvurunun yalnızca kararın verildiği tarihe göre hazırlanması süre hesabında hataya neden olabilir.

Tazminat Hakkının Bildirilmemesi

CMK m. 141/2 uyarınca ilgili merciler, 141/1-e, (f) ve (l) bentleri kapsamındaki kararları verirken tazminat hakkını ilgiliye bildirmeli ve bu hususu karara geçirmelidir.

Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, tebliğ ve başvuru süresi bakımından ayrıca incelenmesi gereken bir usul sorunudur. Bununla birlikte hak bildiriminin yapılmaması nedeniyle hiçbir sürenin işlemeyeceği yönünde genel bir varsayımda bulunulmamalıdır.

Hukuka Aykırı Tutuklamada Kesinleşme Sorunu

CMK 141/1-a kapsamındaki istemler, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararına bağlı değildir. Bu nedenle başlangıçtan itibaren hukuka aykırı tutuklama iddiasıyla açılacak tazminat davasında ceza yargılamasının kesinleşmesi meselesi, 141/1-e kapsamındaki taleplerle aynı şekilde değerlendirilmez.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarında ve Yargıtay kararlarına ilişkin değerlendirmelerde, tutuklamanın hukukiliğine dayanan tazminat taleplerinin ceza davası devam ederken ileri sürülmesi tartışılmıştır. CMK 141/1-a hükmünde beraat veya kesinleşmiş mahkumiyet bulunması açık bir tazminat koşulu olarak düzenlenmemiştir.

Bununla birlikte başvurunun erken açılması, somut talebin dayanağı, koruma tedbirinin sona erip ermediği ve süre hesabı birlikte değerlendirilmelidir. Kesinleşme şartının bütün tazminat nedenlerine aynı biçimde uygulanması isabetli değildir.

Hukuka Aykırı Tutuklamada Maddi Tazminat

Tutukluluk Nedeniyle Kaybedilen Gelir

Maddi tazminat, tutuklama nedeniyle ortaya çıkan ve hukuken tazmini mümkün olan ekonomik zararları kapsar. Ücret kaybı, mesleki faaliyetin durması ve belirli giderler bu kapsamda ileri sürülebilir.

Talep edilen zarar ile tutuklama arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Tutuklama gerçekleşmeseydi de doğacak ekonomik kayıpların tamamı Devlete yüklenemez.

Ücretli Çalışanların Kazanç Kaybı

Ücretli çalışan bakımından tutukluluk nedeniyle çalışılamayan dönemde elde edilemeyen ücret, maddi zarar hesabının başlıca unsurlarındandır. SGK hizmet dökümü, ücret bordroları, iş sözleşmesi ve banka kayıtları gelir durumunun belirlenmesinde kullanılabilir.

Tutukluluk süresindeki gelir kaybının hesabında yalnızca kişinin ileri sürdüğü aylık ücret değil, çalışma durumunu ve fiilen elde edilebilecek kazancı gösteren belgeler önem taşır.

Serbest Meslek Mensupları ve İşletme Sahipleri

Serbest meslek mensuplarıyla işletme sahiplerinin zararları, ücretli çalışanlara göre farklı özellikler gösterebilir. Vergi beyannameleri, ticari defterler, faaliyet kayıtları ve önceki dönem gelirleri dikkate alınabilir.

İşletmenin toplam cirosunun kayıp olarak gösterilmesi, tek başına gerçek zararı ortaya koymaz. Tutuklama nedeniyle elde edilemeyen kazancın belirlenmesinde faaliyet giderleri, kar oranları ve ticari süreklilik incelenmelidir.

İşten Çıkarılma ve Mesleki Kayıplar

Tutuklama nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi veya mesleki faaliyetlerin kesintiye uğraması, uygun koşullarda maddi tazminat talebine dayanak oluşturabilir. Ancak işten çıkarma işleminin hukuki nedeni ile tutuklama arasındaki bağlantının araştırılması gerekir.

Varsayımsal kazanç beklentileri ile belgelerle desteklenen gelir kayıpları aynı ispat gücüne sahip değildir. Gelecekteki kazanç kayıpları ileri sürülüyorsa bunların gerçekleşme ihtimali ve tutuklamayla bağlantısı ayrıca ortaya konulmalıdır.

Ceza Davasındaki Avukatlık Giderleri

Ceza soruşturması veya kovuşturması nedeniyle yapılan müdafi giderlerinin maddi zarar kapsamında istenmesi, giderin niteliğine ve tazminata konu koruma tedbiriyle bağlantısına bağlıdır.

Serbest meslek makbuzları, avukatlık ücret sözleşmesi ve ödeme belgeleri önem taşıyabilir. Bununla birlikte ceza davasının tamamı için yapılan bütün avukatlık harcamalarının, yalnızca tutuklama gerçekleştiği gerekçesiyle otomatik olarak tazmin edileceği kabul edilemez.

Hukuka Aykırı Tutuklamada Manevi Tazminat

Özgürlükten Yoksun Kalmanın Kişisel Etkileri

Manevi tazminat, tutuklama nedeniyle kişinin yaşadığı elem, kaygı, itibar kaybı ve kişisel yaşamındaki olumsuzlukların giderilmesine yöneliktir. Özgürlükten yoksun bırakılmanın manevi etkisi yalnızca ceza infaz kurumunda geçirilen gün sayısıyla açıklanamaz.

Kişinin yaşı, sağlık durumu, ailevi yükümlülükleri, mesleği ve tutuklamanın yaşam koşulları üzerindeki sonuçları değerlendirmede önem taşıyabilir.

Tutukluluk Süresinin Tazminata Etkisi

Tutukluluğun süresi, manevi tazminat miktarı belirlenirken dikkate alınan unsurlardan biridir. Ancak gün başına sabit ve bütün olaylarda geçerli bir tazminat tutarı bulunmamaktadır.

İki gün süren hukuka aykırı tutuklama ile aylarca devam eden özgürlük kısıtlamasının sonuçları aynı olmayabilir. Buna karşılık kısa süreli bir müdahalenin de kişinin koşullarına göre ciddi manevi etkiler doğurması mümkündür.

Mesleki İtibar ve Aile Yaşamına Etkiler

Tutuklama, kişinin mesleki ilişkilerini ve sosyal çevresini etkileyebilir. Aileden ayrılma, çocukların bakımına katılamama, sağlık sorunlarının ağırlaşması ve toplum önündeki itibarın zedelenmesi gibi olgular manevi zararın ağırlığı bakımından ileri sürülebilir.

Bu etkilerin tazminata konu koruma tedbiriyle bağlantısı açıklanmalıdır. Tutuklamaya ilişkin kamuoyu haberlerinin veya kişinin mesleki konumunun her olayda aynı manevi tazminat sonucunu doğuracağı varsayılamaz.

Manevi Tazminatın Miktarı ve Faiz

Manevi tazminat miktarı belirlenirken hakkaniyet ilkesi, özgürlükten yoksun bırakılmanın süresi ve müdahalenin somut etkileri birlikte değerlendirilir. Tazminatın sembolik düzeyde kalması, anayasal güvencelerin etkili biçimde karşılanması bakımından sorun oluşturabilir.

Faiz talebinde bulunulması halinde faizin başlangıç tarihi, talebin hukuki dayanağı ve ilgili içtihatlar ayrıca incelenmelidir. Tutuklama tarihinden itibaren faiz istenmesi ile mahkemenin hükmedeceği faiz başlangıcının her olayda aynı olacağı kabul edilmemelidir.

Manevi tazminata ilişkin genel hukuki ilkeler, manevi tazminat davasının koşulları hakkındaki yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır. Koruma tedbirlerinden doğan tazminatlarda ise CMK'nın özel hükümleri öncelikle dikkate alınır.

Haksız Tutuklama Tazminatı Alamayacak Kişiler

CMK 144 Kapsamındaki İstisnalar

CMK m. 144, kanuna uygun olarak yakalanan, adli kontrol altına alınan veya tutuklanan bazı kişilerin tazminat isteyemeyeceğini düzenler.

Bu hükmün uygulanmasında kanuna uygun koruma tedbirleri ile başlangıçtan itibaren hukuka aykırı müdahaleler birbirinden ayrılmalıdır. Kanuni istisnalar, bütün hukuka aykırılık iddialarını herhangi bir inceleme yapılmadan ortadan kaldıran genel bir sorumsuzluk düzenlemesi değildir.

Af, Uzlaşma ve Şikayetten Vazgeçme

Genel veya özel af, şikayetten vazgeçme ve uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen kişiler bakımından CMK 144/1-c hükmü önem taşır.

Bu nedenlere dayalı kararlar ile delillerin yetersizliği veya suçun oluşmaması nedeniyle verilen beraat kararları aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararları

CMK 144/1-d uyarınca kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişiler, kanuna uygun koruma tedbirleri bakımından düzenlenen tazminat istisnası kapsamındadır.

Ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının tamamının aynı nedenle verildiği düşünülmemelidir. Kararın dayandığı somut hukuki sebep belirlenmelidir.

Gerçeğe Aykırı Beyanla Tutuklamaya Neden Olma

CMK 144/1-e, adli makamlar huzurunda gerçeğe aykırı beyanda bulunarak suç işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi nedeniyle tutuklanan kişileri kapsamaktadır.

Kanun, kişinin kendi gerçeğe aykırı beyanıyla özgürlüğünü kısıtlayan tedbire neden olmasına ayrı hukuki sonuç bağlamaktadır. Beyanın gerçekten bu nitelikte olup olmadığı ve tutuklamayla bağlantısı somut olarak araştırılmalıdır.

Sonradan Yürürlüğe Giren Lehe Kanunlar

CMK 144/1-b, başlangıçta tazminata hak kazanmadığı halde sonradan yürürlüğe giren lehe düzenlemeler nedeniyle durumu tazminat istemeye uygun hale gelen kişiler bakımından istisna öngörür.

Bu nedenle sonradan gerçekleşen kanun değişikliği ile tutuklamanın verildiği tarihteki hukuka uygunluk koşulları birbirine karıştırılmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi Kararlarında Hukuka Aykırı Tutuklama Tazminatı

Hicret Aksoy Kararı ve Yetersiz Tazminat

Anayasa Mahkemesinin Hicret Aksoy (B. No: 2021/2107, 13.04.2022) kararında, hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen tazminatın yeterliliği incelenmiştir.

Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle verilen tazminatın ihlalin ağırlığıyla açıkça orantısız derecede düşük kalmasını Anayasa'nın 19. maddesindeki tazminat güvencesi bakımından değerlendirmiştir.

Kararda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı tazminat hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Bu içtihat, yalnızca tazminat kararı verilmesinin anayasal giderim yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelmediğini göstermektedir.

Gülseren Çıtak Kararı ve Tazminat Hakkı

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Gülseren Çıtak (B. No: 2020/1554, 27.04.2023) kararı, hukuka aykırı gözaltı nedeniyle hükmedilen tazminatın yetersizliğine ilişkindir.

Genel Kurul, tazminatın yeterliliği ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi konusunda anayasal ölçütleri değerlendirmiş; tazminat hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararın doğrudan konusu tutuklama değil, gözaltı tedbiridir. Bununla birlikte kişi özgürlüğünden yoksun bırakma nedeniyle ödenecek tazminatın anayasal yeterliliğine ilişkin ilkeler, hukuka aykırı tutuklama tazminatlarında da önem taşımaktadır.

Tazminatın Yetersizliği Nedeniyle Bireysel Başvuru

İç hukukta hükmedilen tazminatın açıkça yetersiz kalması, ilgili başvuru yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı tazminat güvencesi kapsamında incelenebilir.

Ancak bireysel başvuru, ağır ceza mahkemesi veya Tazminat Komisyonu kararlarının yerine geçen olağan bir tazminat hesaplama yolu değildir. Başvurucu, anayasal ihlalin hangi nedenle yeterince giderilmediğini ortaya koymalıdır.

Tazminat Kararına İtiraz ve Kanun Yolları

Ağır Ceza Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf

CMK m. 142/8 uyarınca ağır ceza mahkemesinin koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hakkında verdiği karara karşı istemde bulunan kişi, Cumhuriyet savcısı veya Hazine temsilcisi istinaf yoluna başvurabilir.

İnceleme öncelikle ve ivedilikle gerçekleştirilir. Bölge adliye mahkemesi, kararı yerinde görmediğinde işin esası hakkında karar verir. Bu kapsamda bölge adliye mahkemesinin verdiği karar kesindir.

Tazminat Komisyonu Kararına İtiraz

6384 sayılı Kanun m. 7/4 uyarınca Tazminat Komisyonunun kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Komisyonun talebi reddetmesi, zarar hesabında hata yapması veya manevi tazminatın yetersiz bulunması itirazın konusunu oluşturabilir.

Ağır ceza mahkemesi kararına karşı bölge adliye mahkemesine istinaf ile Tazminat Komisyonu kararına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz birbirinden farklı kanun yollarıdır.

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Olağan başvuru yolları tüketildikten sonra kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği veya verilen tazminatın yeterli giderim sağlamadığı iddiasıyla anayasal koşullar çerçevesinde bireysel başvuru yapılabilir.

Genel bireysel başvuru süresi, nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gündür. Başvurunun konusu ve tüketilmesi gereken hukuki yollar, tazminat talebinin dayanağına göre belirlenmelidir.

Tazminatın Ödenmesi ve Devletin Rücu Hakkı

Tazminatın Ödenmesi

CMK m. 142/10 uyarınca ağır ceza mahkemesince verilen tazminat kararları kesinleşmeden ve kanunda öngörülen idari başvuru süreci tamamlanmadan icra takibine konu edilemez. Kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı ödeme için banka hesap bilgilerinin idareye bildirilmesine ilişkin özel usul bulunmaktadır.

Tazminat Komisyonu kararlarında ise 6384 sayılı Kanun m. 7/5 uyarınca kesinleşen tazminatın üç ay içinde Bakanlık tarafından ödenmesi öngörülmüştür.

Devletin Kamu Görevlilerine Rücu Etmesi

Tazminatın Devlet tarafından ödenmesi, bütün koşullarda kamu görevlilerinin sorumluluktan bağışık olduğu anlamına gelmez. CMK m. 141/4 ve 143 kapsamında, görevin gereklerine aykırı davranarak görevini kötüye kullanan kamu görevlileri yönünden kanuni koşullarla rücu mekanizması bulunmaktadır.

Ayrıca iftira veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ya da tutuklanma halinde Devletin ilgili kişilere rücu etmesi mümkün olabilir. İftira nedeniyle doğan ceza sorumluluğu, TCK 267 kapsamında iftira suçu hakkındaki yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır.

Tazminatın Geri Alınması

CMK m. 143, belirli koşullarda daha önce ödenen tazminatın geri alınmasını düzenler. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasından sonra açılan kamu davasında mahkumiyet verilmesi veya yargılamanın aleyhe yenilenmesi sonucunda beraatin kaldırılarak mahkumiyet kararı verilmesi, kanunda belirtilen geri alma nedenleri arasındadır.

Geri alma işlemi kendiliğinden gerçekleşmez. Mahkumiyetin kapsamı, ödenmiş tazminatın hangi süreye ilişkin olduğu ve kanuni usul değerlendirilmelidir.

Hukuka Aykırı Tutuklama Nedeniyle Tazminata İlişkin Hukuki Değerlendirme

Hukuka aykırı tutuklama nedeniyle tazminat hakkı, ceza yargılamasında kişi özgürlüğüne yönelik müdahalelerin hukuki denetimini sağlayan güvencelerden biridir. Tutuklama kararının başlangıçta kanuni koşullardan yoksun olması, tutukluluğun gereksiz biçimde sürdürülmesi ve sonradan beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi farklı hukuki temellere dayanır.

Bu nedenle tazminat başvurularında öncelikle hangi CMK 141 bendine dayanıldığının belirlenmesi gerekir. Hukuka aykırı tutuklama nedeniyle ağır ceza mahkemesine yapılacak başvuru ile beraat veya KYOK sonrasında Tazminat Komisyonuna yapılacak müracaat aynı usule tabi değildir. Başvuru süresi, görevli merci ve kararın denetim yolu buna göre değişir.

Maddi tazminatta gerçek ekonomik kaybın ve nedensellik bağının ortaya konulması, manevi tazminatta ise özgürlükten yoksun bırakılmanın kişi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin içtihatları, tazminatın yalnızca şeklen tanınmış bir hak olarak kalmamasını ve ihlalin ağırlığıyla bağdaşan etkili bir giderim sağlanmasını amaçlamaktadır.

Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 19, 36 ve 40), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 5 ve 13), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (m. 100, 101, 109, 141, 142, 143 ve 144), 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun (m. 2, 5/B ve 7), 7499 sayılı Kanun, 6216 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi Hicret Aksoy (B. No: 2021/2107, 13.04.2022) ve Gülseren Çıtak (B. No: 2020/1554, 27.04.2023) kararları.

Av. Ramazan Sertan Safsöz Profil Fotoğrafı.
Yazar
Kurucu Avukat
Teknik mahiyeti güçlü uyuşmazlıklarda ceza hukuku ile bilişim hukuku kesişiminde yürüttüğü çalışmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle dijital delillerin belirleyici olduğu soruşturma ve kovuşturmalarda, elektronik cihaz incelemeleri, iletişim verileri ve sayısal / mali kayıtlar etrafında şekillenen hukuki uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede, teknik inceleme ile hukuki değerlendirmeyi aynı düzlemde ele alan ve yerleşik kabullerin ötesine geçen savunma yaklaşımları geliştirmektedir.
Yasal Uyarı
Bu makaledeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, hukuki durumunuza uygun değerlendirme için profesyonel destek alınması gerekir.

Puanınız

Yorum Yapın

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanacaktır.

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.0 505 949 36 27