İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir rssafsoz@gmail.com 0 505 949 36 27

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali, ceza soruşturmalarının ve davaların haklı bir gerekçe bulunmaksızın uzaması nedeniyle ortaya çıkan temel hak sorunlarından biridir. Bir kişinin yıllarca suç isnadı altında kalması, hukuk davasında hakkına kavuşamaması veya istinaf ve temyiz incelemesinin uzun süre tamamlanmaması, adil yargılanma hakkı bakımından değerlendirilmelidir. Ancak her uzun yargılama, kendiliğinden makul süre ihlali oluşturmaz.

Yargılamanın makul sürede tamamlanıp tamamlanmadığı belirlenirken uyuşmazlığın karmaşıklığı, tarafların davranışları, yargı makamlarının faaliyetleri ve davanın ilgili kişi açısından taşıdığı önem birlikte incelenir. Özellikle ceza davalarında soruşturmanın başlamasından kesin hükme kadar geçen sürenin tamamı önem taşıyabilir.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle tazminat talep edilmesi bakımından 2024 yılında önemli bir değişiklik yapılmıştır. 7499 sayılı Kanunla 6384 sayılı Kanun'da gerçekleştirilen düzenlemeler sonucunda, makul süre şikayetleri için Tazminat Komisyonuna doğrudan başvuru imkanı getirilmiştir. Güncel sistemde başvurunun hangi aşamada yapılacağı, süresi ve Komisyon kararına karşı izlenecek yolların doğru belirlenmesi gerekir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Nedir?

Anayasa 36 ve 141 Kapsamında Makul Süre

Anayasa'nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde iddia ve savunma hakkıyla adil yargılanma hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Anayasa m. 141/4 ise davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtir.

Makul sürede yargılanma hakkı, uyuşmazlığın gereksiz gecikmeler olmaksızın çözümlenmesini güvence altına alır. Hakkın amacı yalnızca dava süresini kısaltmak değildir. Kişilerin uzun süren belirsizlikten korunması ve yargısal korumanın etkili biçimde sağlanması da bu güvence kapsamındadır.

AİHS 6. Madde ve Adil Yargılanma Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar ile suç isnatlarının makul süre içinde karara bağlanmasını güvence altına almaktadır.

Bu hak, yalnızca ilk derece mahkemesindeki yargılamayla sınırlı değildir. Somut uyuşmazlığın niteliğine göre kanun yolu incelemeleri ve kararın etkili biçimde yerine getirilmesi de toplam sürenin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Ceza, Hukuk ve İdari Yargılamalarda Makul Süre

Makul sürede yargılanma hakkı ceza davalarında sanığın uzun süre suç isnadı altında kalmasını önlerken hukuk ve idari yargılamalarda kişilerin hak ve yükümlülükleri hakkındaki belirsizliğin makul zamanda sona erdirilmesini amaçlar.

Ancak bütün yargılamalarda başlangıç ve bitiş tarihleri aynı şekilde belirlenmez. Ceza yargılamasında suç isnadının kişi üzerindeki etkisi, hukuk davasında ise uyuşmazlığın yargı merciine taşındığı tarih ön plana çıkar.

Makul Yargılama Süresi Nasıl Hesaplanır?

Ceza Soruşturmasında Sürenin Başlangıcı

Anayasa Mahkemesinin B.E. kararında açıkladığı ölçüte göre ceza yargılamasında süre, kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlarca bildirildiği veya kişinin suç isnadından arama ve gözaltı gibi tedbirlerle ilk kez etkilendiği tarihten başlayabilir.

Bu nedenle makul sürenin başlangıcı her zaman iddianamenin düzenlendiği veya kabul edildiği tarih değildir. Şüphelinin soruşturma nedeniyle hangi tarihte suç isnadından etkilendiği belirlenmelidir.

Örneğin şüphelinin 2020 yılında ifadesi alınmış, iddianame 2023 yılında kabul edilmiş ve dava 2026 yılında halen devam ediyorsa yalnızca kovuşturma süresinin incelenmesi yeterli olmayabilir. Suç isnadının ilgili kişiyi etkilediği ilk tarihten itibaren geçen zaman değerlendirilmelidir.

İstinaf ve Temyiz Sürelerinin Hesaplanması

Ceza yargılamasında ilk derece mahkemesinin hüküm vermesi, makul süre hesabının her durumda sona erdiği anlamına gelmez. İstinaf ve temyiz aşamaları da suç isnadına ilişkin nihai karar verilinceye kadar toplam süreye dahil olabilir.

Özellikle dosyanın uzun süre kanun yolu incelemesinde beklemesi, yargılamanın toplam uzunluğu bakımından önem taşır. Ancak bu sürenin makul olup olmadığı belirlenirken dosyanın kapsamı, incelenen hukuki sorunlar ve yargı makamlarının faaliyetleri değerlendirilmelidir.

Kanun yolu başvurusunun koşulları, başvuru süreleri ve inceleme kapsamı temyiz başvuru şartları hakkındaki yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır.

Hukuk ve İdari Davalarda Sürenin Başlangıcı

Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davalarda süre kural olarak davanın açılmasıyla başlar. İdari yargılamalarda da uyuşmazlığın niteliğine göre yargısal sürecin başlangıcı esas alınır. Bazı uyuşmazlıklarda zorunlu idari başvuru süreçleri ve kararın icrası, sürenin değerlendirilmesini etkileyebilir.

Kararın icra edilmesi hakkın etkili biçimde elde edilmesi için zorunluysa icra aşamasının da değerlendirmeye dahil edilmesi gerekebilir. Her davada kesinleşme tarihinin otomatik olarak son tarih kabul edilmesi doğru değildir.

Bozma Sonrası Yeniden Yargılama

Yargıtay veya bölge adliye mahkemesince hükmün bozulmasından sonra yeniden yargılama yapılması, önceki aşamalarda geçen süreyi ortadan kaldırmaz.

Örneğin dört yıl süren ilk derece yargılamasının bozulması üzerine üç yıl daha yargılama yapılmışsa inceleme yalnızca son üç yıllık dönemle sınırlandırılamaz. Aynı uyuşmazlığın toplam süresi ve gecikmenin nedenleri araştırılmalıdır.

Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanıp Tamamlanmadığı Nasıl Belirlenir?

Davanın Hukuki ve Fiili Karmaşıklığı

Yargılamanın süresinin değerlendirilmesinde suçun niteliği, sanık sayısı, delillerin kapsamı ve araştırılması gereken hukuki sorunlar önem taşır. Çok sanıklı örgütlü suç davalarıyla tek sanıklı basit yaralama davalarının aynı sürede tamamlanması beklenmeyebilir.

Ancak dosyanın karmaşık olması, bütün gecikmeleri kendiliğinden haklı kılmaz. Karmaşıklığın hangi işlemlerin yapılmasını gerektirdiği ve yargı makamlarının bu işlemleri hangi sürede gerçekleştirdiği incelenmelidir.

Tarafların Davranışları

Sanığın veya diğer tarafların yargılamanın uzamasına neden olan davranışları makul süre değerlendirmesini etkileyebilir. Duruşmalara mazeretsiz katılmama, işlemlerin tamamlanmasını engelleme veya usuli yükümlülüklere uymama bu kapsamda incelenebilir.

Buna karşılık kişinin kanuni savunma ve başvuru haklarını kullanması, tek başına yargılamanın uzamasından sorumlu tutulması için yeterli değildir. Delil sunulması, tanık dinletilmesi veya kanun yoluna başvurulması meşru usuli haklardır.

Mahkemeden Kaynaklanan Gecikmeler

Duruşmalar arasında gereksiz uzun süre bırakılması, bilirkişi raporunun takip edilmemesi veya dosyanın uzun süre işlem yapılmaksızın bekletilmesi, makul süre ihlalinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Mahkemenin iş yükü veya personel eksikliği, yargılamaların gecikmesine neden olabilse de devletin yargı hizmetini makul sürede sunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Özellikle aynı işlemin gerçekleştirilmesi için defalarca ara karar kurulması veya zamanında tamamlanabilecek işlemlerin yıllara yayılması, gecikmenin niteliği bakımından araştırılmalıdır.

Bilirkişi Raporlarının ve Diğer İncelemelerin Gecikmesi

Teknik uzmanlık gerektiren davalarda bilirkişi incelemesi yapılması gerekli olabilir. Ancak raporun uzun süre hazırlanmaması, eksikliklerin geç fark edilmesi veya inceleme sürecinin etkin biçimde yönetilmemesi makul süre değerlendirmesini etkileyebilir.

Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırmış olmasını bütün gecikmeler bakımından yeterli gerekçe olarak gösteremez. İncelemenin kapsamı ve makul sürede tamamlanması için alınan önlemler önemlidir.

Kaç Yıllık Dava Makul Süreyi Aşar?

Türk hukukunda bütün davalar için geçerli, belirli bir yılın aşılmasıyla otomatik makul süre ihlali doğuran genel bir sınır bulunmamaktadır.

Yaklaşık beş yıl devam eden karmaşık bir ceza davası somut koşullarda makul bulunabilirken daha kısa süren ve basit nitelikteki bir uyuşmazlıkta açıklanamayan gecikmeler ihlale yol açabilir.

Makul süre incelemesinde belirleyici olan yalnızca toplam yıl sayısı değil, bu sürenin neden ve nasıl geçtiğidir.

Ceza Davalarında Makul Süre İhlalinin Sonuçları

Sanığın Uzun Süre Suç İsnadı Altında Kalması

Yıllarca devam eden ceza yargılaması, sanığın mesleki hayatını, ekonomik ilişkilerini ve kişisel yaşamını etkileyebilir. Hakkındaki suçlama kesin hükme bağlanmadığı sürece kişi hukuki belirsizlik altında kalır.

Makul sürede yargılanma hakkı, kişinin suçluluğunun veya suçsuzluğunun gereksiz gecikme olmaksızın belirlenmesini güvence altına alır. Bu güvence yalnızca beraat edecek kişiler için değil, ceza yargılamasına tabi bütün sanıklar açısından önemlidir.

Tutuklu ve Adli Kontrol Altındaki Sanıklar

Uzun süren ceza yargılaması sırasında sanığın tutuklu bulunması veya ağır adli kontrol yükümlülüklerine tabi tutulması, gecikmenin kişi üzerindeki etkisini artırabilir.

Ancak tutukluluğun makul sürede devam ettirilmesi, tutukluluk devam kararına itiraz ve yargılamanın makul sürede tamamlanması birbirinden farklı hukuki meselelerdir.

Tutuklama veya adli kontrol tedbirinin koşulları Anayasa m. 19 kapsamında ayrıca incelenebilir. Yargılamanın uzun sürmesi, bu tedbirlerin hukuka uygunluğuna ilişkin değerlendirmeyi de etkileyebilir.

Mağdurun ve Katılanın Yargılamanın Uzamasından Etkilenmesi

Suçtan zarar gören kişi bakımından yargılamanın uzun sürmesi, zararın giderilmesinin gecikmesine veya olayla ilgili belirsizliğin devam etmesine neden olabilir.

Ancak mağdurun makul sürede yargılanma hakkı kapsamında hangi güvencelerden yararlanacağı, ceza davasındaki konumuna ve ileri sürdüğü medeni hak ve taleplere göre değerlendirilmelidir. Suç isnadına ilişkin makul süre güvencesi doğrudan suçlanan kişiyle ilgilidir.

Delillerin Kaybolması ve Savunma İmkanlarının Zayıflaması

Yargılamanın uzaması, bazı delillerin elde edilmesini güçleştirebilir. Tanıkların olayları hatırlama imkanlarının azalması, kayıtların saklama sürelerinin dolması veya belirli kişilere ulaşılamaması maddi gerçeğin araştırılmasını etkileyebilir.

Bu sorunlar, makul süre ihlalinin yanında delillerin değerlendirilmesi ve savunma hakkı bakımından ayrıca incelenmelidir.

Makul Süre İhlali Beraat Nedeni midir?

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi, sanığın kendiliğinden beraat etmesini veya ceza davasının düşmesini gerektirmez. Suçun unsurlarının bulunup bulunmadığı, ispat durumu ve dava zamanaşımı ayrı hukuki konulardır.

Bir davada ceza zamanaşımı dolmamış olmasına rağmen makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilmiş olabilir. Tersine, zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi de her olayda makul süre ihlalinin bütün sonuçlarının giderildiği anlamına gelmez.

Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle genel ve otomatik bir ceza indirimi uygulanacağı da söylenemez. İhlalin giderim yolları, suçun sübutuna ve cezanın belirlenmesine ilişkin kurallardan ayrı değerlendirilmelidir.

Makul Süre İhlalinde Tazminat Komisyonuna Başvuru

6384 Sayılı Kanun ve 2024 Değişikliği

7499 sayılı Kanunla 6384 sayılı Kanun'un görev alanı genişletilmiş ve makul sürede sonuçlandırılmayan soruşturma, kovuşturma ve yargılamalara ilişkin manevi tazminat talepleri için Tazminat Komisyonuna başvuru imkanı getirilmiştir.

12 Mart 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme, halen devam eden yargılamalarda da Komisyona başvurulmasına imkan tanımaktadır. Böylece yalnızca makul süre şikayeti yönünden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmasına dayanan eski başvuru yaklaşımı değişmiştir.

Dava Devam Ederken Tazminat Başvurusu

6384 sayılı Kanun m. 5/A uyarınca soruşturma, kovuşturma veya yargılama devam ederken Tazminat Komisyonuna başvurulabilir. Başvuru için mutlaka kesin hükmün verilmesi beklenmez.

Örneğin altı yıldır devam eden bir ceza davasında, makul süre ihlali iddiası karar kesinleşmeden Komisyona taşınabilir. Ancak sürenin uzunluğu dışında davanın karmaşıklığı ve gecikmelerin niteliği de değerlendirilmelidir.

Kesinleşmiş Davalarda Bir Aylık Süre

6384 sayılı Kanun m. 5/A/1 uyarınca başvuru, yargılamanın kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren en geç bir ay içinde yapılmalıdır.

Haklı bir mazeret nedeniyle bu sürede başvuramayan kişi, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde mazeretini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilir.

Kanundaki bir aylık süre, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat taleplerine ilişkin farklı sürelerle karıştırılmamalıdır. Başvuru konusu ve uygulanacak kanun hükmü doğru belirlenmelidir.

Başvuru İçin Gerekli Bilgi ve Belgeler

Kanunun 5/A maddesine göre başvuru dilekçesinde kişinin açık kimliği ve adresi, zarara neden olduğu ileri sürülen işlem, zararın niteliği ve miktarı belirtilmeli; ilgili belgeler eklenmelidir.

Başvuruya konu dosyanın mahkemesi, esas numarası, soruşturma numarası, başlangıç tarihi, mevcut aşaması ve varsa kesinleşme bilgileri açıkça gösterilmelidir.

Komisyon, bilgi ve belgelerin yetersiz olduğunu belirlerse eksikliğin bir ay içinde tamamlanmasını isteyebilir. Süresinde tamamlanmayan eksiklik nedeniyle başvuru reddedilebilir.

Başvuru Nasıl Yapılır?

Başvuru doğrudan Tazminat Komisyonuna yapılabilir. 6384 sayılı Kanun m. 5/4 uyarınca Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla başvuru da mümkündür. Bu durumda başsavcılığa başvuru tarihi esas alınır.

Kanun elektronik ortamda başvuru yapılmasına da imkan tanımaktadır. Elektronik başvuruların usulü ve kullanılabilir başvuru kanalları, Adalet Bakanlığının güncel uygulamasına göre değerlendirilmelidir.

Komisyonun Manevi Tazminat Değerlendirmesi

Komisyon, makul süre şikayetini değerlendirirken toplam yargılama süresini, davanın karmaşıklığını, tarafların davranışlarını ve yargı mercilerinin faaliyetlerini dikkate alır.

İhlal nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilir. Ancak her başvuru için önceden belirlenmiş, yalnızca yıl sayısıyla çarpılarak bulunan sabit bir tazminat miktarı bulunmamaktadır.

Makul süreye ilişkin manevi tazminat talebi, kişinin uzun yargılama nedeniyle doğduğunu ileri sürdüğü bütün ekonomik zararların otomatik olarak karşılanması anlamına gelmez. Maddi zarar iddialarının hukuki dayanağı ve ispat koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.

Tazminat Komisyonu Kararına İtiraz ve AYM Başvurusu

Komisyonun Başvuruyu Reddetmesi

Komisyon, başvurunun süresinde yapılmadığına, başvurucunun hukuki menfaatinin bulunmadığına veya talebin kanuni görev alanına girmediğine karar vererek istemi reddedebilir.

Başvurunun esası hakkında yapılan incelemede ise somut yargılama süresinin makul olduğu sonucuna ulaşılabilir. Usuli ret gerekçeleri ile makul süre ihlali bulunmadığına ilişkin değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır.

Ankara Bölge İdare Mahkemesine İtiraz

6384 sayılı Kanun m. 7/4 uyarınca Komisyon kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

İtiraz merciinin Komisyon kararını yerinde bulmaması halinde işin esası hakkında karar vermesi mümkündür. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Bu aşamada Komisyonun sürenin hesabında yaptığı hatalar, gecikmenin nedenlerinin yanlış değerlendirilmesi veya hükmedilen tazminatın yetersizliği somut gerekçelerle ileri sürülebilir.

İtiraz Sonrasında Anayasa Mahkemesine Başvuru

Tazminat Komisyonu ve itiraz yolları tüketildikten sonra anayasal güvencelerin ihlal edildiği iddiası devam ediyorsa, diğer kabul edilebilirlik koşulları bulunmak kaydıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir.

Bireysel başvurunun genel süresi, nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gündür. Komisyon kararının doğrudan AYM'ye taşınması yerine öncelikle kanunda öngörülen itiraz yolunun tüketilmesi gerekir.

Eski AYM ve AİHM Başvurularına İlişkin Geçiş Kuralları

6384 sayılı Kanun'un geçiş hükümleri, daha önce Anayasa Mahkemesine veya AİHM'e yapılmış belirli başvurular için özel süreler öngörmektedir.

Özellikle 12 Mart 2024 tarihinde Anayasa Mahkemesinde derdest olan bazı makul süre başvurularında, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç aylık Komisyon başvuru süresi bulunmaktadır.

Bu özel hükümler, 5/A maddesindeki genel bir aylık süreyle karıştırılmamalıdır.

AYM Kararlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı

B.E. Kararı ve Ceza Yargılamasında Makul Süre

Anayasa Mahkemesinin B.E. (B. No: 2012/625, 09.01.2014) kararı, ceza yargılamalarında makul sürenin başlangıcı ve değerlendirme ölçütleri bakımından temel içtihatlardan biridir.

Mahkeme, suç isnadının kişiyi etkilemeye başladığı tarihin önemini açıklamış; yargılamanın karmaşıklığı, tarafların davranışları ve makamların faaliyetlerini dikkate alarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Güher Ergun ve Diğerleri Kararı

AYM'nin Güher Ergun ve diğerleri (B. No: 2012/13, 02.07.2013) kararında, yaklaşık on bir yıldır devam eden hukuk davası değerlendirilmiştir.

Mahkeme, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve başvurucular lehine manevi tazminata hükmetmiştir. Karar, medeni haklara ilişkin uyuşmazlıklarda sürenin hesaplanması bakımından önem taşımaktadır.

Nevriye Kuruç Pilot Kararı

Anayasa Mahkemesinin Nevriye Kuruç (B. No: 2021/58970, 05.07.2022) kararında, uzun yargılamalar nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi bakımından etkili bir başvuru yolunun bulunmaması yapısal sorun olarak değerlendirilmiştir.

AYM, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve pilot karar usulünü uygulamıştır.

Karar, sonraki dönemde Tazminat Komisyonunun görev alanını genişleten kanuni düzenlemelerin anlaşılması bakımından önemlidir.

Veysi Ado ve Ahmet Kartalkuş Kararları

AYM'nin Veysi Ado (B. No: 2022/100837, 27.04.2023) kararında, ilgili geçiş düzenlemesi kapsamında Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmesi gereken bir yol olarak kabul edilmiştir.

Ahmet Kartalkuş (B. No: 2019/39635, 19.03.2024) kararında ise 7499 sayılı Kanunla getirilen düzenleme dikkate alınarak makul süre şikayeti, Komisyona başvuru yolu tüketilmediğinden kabul edilemez bulunmuştur.

Ancak aynı kararda mahkemeye erişim hakkına ilişkin farklı şikayet yönünden ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Böylece yargılamanın uzun sürmesiyle diğer adil yargılanma güvencelerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Besime Günal ve Diğerleri Kararı

Anayasa Mahkemesinin Besime Günal ve diğerleri (B. No: 2020/24855, 23.10.2024) kararında, Tazminat Komisyonunca hükmedilen tazminatın yetersizliği değerlendirilmiştir.

AYM, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu karar, yalnızca tazminat başvurusu yapılabilecek bir merci bulunmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Sağlanan giderimin, somut ihlalin sonuçları bakımından yeterliliği de önemlidir.

Makul Süre İhlalinde Hukuki Başvuru ve İspat Sorunları

Dava Dosyasının Kronolojik İncelenmesi

Makul süre başvurularında yalnızca dava açılış ve karar tarihleri belirtilmemelidir. Dosyanın hangi aşamada ne kadar beklediği, hangi işlemlerin geciktiği ve gecikmenin hangi nedenden kaynaklandığı araştırılmalıdır.

Özellikle iddianamenin düzenlenmesi, ilk duruşma, bilirkişi incelemesi, ara kararların yerine getirilmesi, hüküm ve kanun yolu süreçleri kronolojik biçimde incelenebilir.

Hangi Gecikmelerin Yargı Makamlarına Atfedilebileceği

Mahkemenin işlem yapmadan beklediği dönemlerle tarafların davranışları nedeniyle ortaya çıkan gecikmeler ayrılmalıdır. Bir tanığa ulaşılması için gerekli araştırmaların yapılmasıyla dosyanın herhangi bir işlem olmadan yıllarca bekletilmesi aynı değildir.

Başvuru, her gecikmenin otomatik olarak devlete yüklenmesine değil, yargı makamlarının davayı gereken özenle yürütüp yürütmediğinin somut biçimde değerlendirilmesine dayanmalıdır.

Devam Eden Davanın Hızlandırılması

Yargılama sürerken taraflar, dosyada uzun süredir tamamlanmayan işlemlerin yerine getirilmesini isteyebilir. Bilirkişi raporunun akıbetinin araştırılması, bekletici mesele kararının yeniden değerlendirilmesi veya duruşma tarihinin öne alınmasının talep edilmesi bu kapsamda düşünülebilir.

6384 sayılı Kanun m. 8 uyarınca Komisyonun kesinleşen kararının bir örneği ilgili adli veya idari mercie gönderilir. İşlem henüz sonuçlandırılmamışsa ilgili merciin bunu ivedilikle sonuçlandırması öngörülmektedir.

Bununla birlikte Tazminat Komisyonunun manevi tazminata hükmetmesi, devam eden davanın kendiliğinden sona ermesi veya belirli bir tarihte sonuçlandırılmasının doğrudan güvence altına alınması anlamına gelmez.

Birden Fazla Yargılama ve Ayrı Tazminat Talepleri

Aynı kişinin birden fazla uzun yargılamasının bulunması halinde her dosyanın süresi, konusu ve gecikme koşulları ayrı değerlendirilmelidir.

Bir davaya ilişkin tazminat değerlendirmesinin başka dosyadaki gecikmeyi kendiliğinden kapsadığı kabul edilemez. Başvurularda dosyaların ve talep edilen giderimin hangi yargılamalara ilişkin olduğu açıklanmalıdır.

Tazminat Kararının Asıl Davaya Etkisi

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle tazminat kararı verilmesi, asıl davada sanığın beraat edeceği veya hukuk davasındaki talebin kabul edileceği anlamına gelmez.

Komisyonun görevi, yargılamanın uzunluğuna ilişkin tazminat talebini incelemektir. Uyuşmazlığın esasını karara bağlayan mahkemenin yerini almaz.

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlaline İlişkin Hukuki Değerlendirme

Makul sürede yargılanma hakkı, kişilerin belirsiz sürelerle yargısal süreçlerin sonuçlanmasını beklemek zorunda bırakılmamasını güvence altına alır. Ceza davalarında bu güvence, uzun süre suç isnadı altında kalan sanıklar bakımından özellikle önem taşır. Hukuk ve idari yargılamalarda ise hak ve yükümlülüklerin gereksiz gecikme olmaksızın belirlenmesine hizmet eder.

Yargılamanın makul sürede tamamlanıp tamamlanmadığı, yalnızca geçen yıl sayısından hareketle belirlenemez. Davanın karmaşıklığı, tarafların davranışları, mahkemenin faaliyetleri ve gecikmenin nedenleri birlikte değerlendirilmelidir.

Güncel hukukta makul süre ihlali nedeniyle manevi tazminat taleplerinin başlıca başvuru yolu, 6384 sayılı Kanun kapsamında Tazminat Komisyonudur. Dava devam ederken başvuru yapılabilmesi, kesin karardan sonra bir aylık genel süre bulunması ve Komisyon kararına karşı on beş günlük itiraz yolunun öngörülmesi, başvuru sürecinin temel unsurlarıdır.

Makul süre ihlalinin tespiti, yargılamanın esası hakkında otomatik sonuç doğurmaz. Bununla birlikte uzun süren yargılamanın neden olduğu manevi zararların giderilmesi ve devam eden yargısal sürecin hızlandırılması bakımından hukuki güvence sağlar.

Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 36, 40 ve 141), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 6 ve 13), 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun (m. 2, 5, 5/A, 6, 7 ve 8), 7499 sayılı Kanun, 6216 sayılı Kanun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Anayasa Mahkemesi B.E. (B. No: 2012/625, 09.01.2014), Güher Ergun ve diğerleri (B. No: 2012/13, 02.07.2013), Nevriye Kuruç (B. No: 2021/58970, 05.07.2022), Veysi Ado (B. No: 2022/100837, 27.04.2023), Ahmet Kartalkuş (B. No: 2019/39635, 19.03.2024) ve Besime Günal ve diğerleri (B. No: 2020/24855, 23.10.2024) kararları.

Av. Ramazan Sertan Safsöz Profil Fotoğrafı.
Yazar
Kurucu Avukat
Teknik mahiyeti güçlü uyuşmazlıklarda ceza hukuku ile bilişim hukuku kesişiminde yürüttüğü çalışmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle dijital delillerin belirleyici olduğu soruşturma ve kovuşturmalarda, elektronik cihaz incelemeleri, iletişim verileri ve sayısal / mali kayıtlar etrafında şekillenen hukuki uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede, teknik inceleme ile hukuki değerlendirmeyi aynı düzlemde ele alan ve yerleşik kabullerin ötesine geçen savunma yaklaşımları geliştirmektedir.
Yasal Uyarı
Bu makaledeki açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, hukuki durumunuza uygun değerlendirme için profesyonel destek alınması gerekir.

Puanınız

Yorum Yapın

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanacaktır.

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.0 505 949 36 27