Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Ölçülülük ve Kişi Özgürlüğü

Konutu terk etmeme tedbiri, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında şüpheli ya da sanığın belirlenen konuttan ayrılmasını yasaklayan bir adli kontrol yükümlülüğüdür. Kamuoyunda ev hapsi olarak bilinen bu tedbir, tutuklamaya alternatif olarak uygulanmasına rağmen kişinin hareket özgürlüğünü günün tamamında sınırlandırabilir. Hakkında henüz kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan kişinin çalışamaması, eğitimine devam edememesi, sağlık hizmetlerine ulaşmakta güçlük çekmesi ve ailevi yükümlülüklerini yerine getirememesi, tedbirin ölçülülüğünü doğrudan ilgilendirir.
Konutu terk etmeme kararının hukuka uygunluğu, yalnızca tutuklamadan daha hafif bir müdahale olmasına dayanılarak kabul edilemez. Suç işlendiğine ilişkin kuvvetli belirti bulunması, tedbirin meşru bir amaca yönelmesi ve aynı amaca daha hafif yükümlülüklerle ulaşılamaması gerekir. Tedbirin başlangıçta gerekli görülmesi de aylar boyunca değiştirilmeden sürdürülmesini kendiliğinden haklı kılmaz.
Konutu terk etmeme tedbirinde ölçülülük, kişinin neden evinde tutulduğunun ve bu kısıtlamanın neden halen gerekli olduğunun somut gerekçelerle açıklanmasını gerektirir. Anayasa Mahkemesi, konutu terk etmeyi yasaklayan adli kontrol kararlarını yalnızca seyahat özgürlüğü kapsamında değil, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirmektedir.
İçindekiler
- Konutu Terk Etmeme Tedbirinin Hukuki Niteliği
- CMK 109/3-j Kapsamında Konutu Terk Etmeme
- Ev Hapsi ile Tutuklama Arasındaki Fark
- Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkına Müdahale
- Elektronik Kelepçeyle Denetim
- Konutu Terk Etmeme Kararının Hukuki Şartları
- Kuvvetli Suç Belirtisinin Bulunması
- Kaçma Şüphesi ve Delillerin Karartılması Riski
- Suçun Niteliği ve Katalog Suçlar
- Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Ölçülülük İlkesi
- Elverişlilik, Gereklilik ve Orantılılık
- Daha Hafif Adli Kontrol Tedbirleri
- Uzun Süreli Ev Hapsinin Ölçüsüz Hale Gelmesi
- Basmakalıp Gerekçelerle Tedbirin Devam Ettirilmesi
- Ev Hapsinin Çalışma ve Aile Hayatına Etkileri
- Çalışma Hayatından Uzaklaştırılma
- İşletme Sahipleri ve Serbest Meslek Mensupları
- Gelir Kaybı ve Ailenin Geçimi
- Sağlık Sorunları ve Tedavi İhtiyacı
- Çalışma İzni ve Geçici Muafiyet
- Konutu Terk Etmeme Tedbirinin Süresi ve Denetimi
- CMK 110/A Kapsamında Azami Süreler
- En Geç Dört Ayda Bir İnceleme
- Soruşturmanın Uzamasının Etkisi
- Elektronik Kelepçe ve Tedbirin İhlali
- Elektronik İzlemenin Teknik Sınırları
- Konutun İzinli veya Zorunlu Nedenle Terk Edilmesi
- CMK 112 Kapsamında Tutuklama
- Anayasa Mahkemesi Kararlarında Konutu Terk Etmeme
- Esra Özkan Özakça Kararı
- AYM Tuğba Geyik Kararı (2026)
- AYM B.G. Kararı ve Hakim Önüne Çıkarılma Güvencesi
- AYM E.Y. Kararı ve Tazminat Hakkı
- Ev Hapsinin Kaldırılması ve Hukuki Başvuru Yolları
- CMK 111 Kapsamında Kaldırma Talebi
- Adli Kontrol Kararına İtiraz
- Daha Hafif Adli Kontrole Geçiş Talebi
- Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
- Haksız Ev Hapsi Nedeniyle Tazminat
- Ev Hapsinde Geçen Sürenin Cezadan Mahsubu
- Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Ölçülülüğe İlişkin Hukuki Değerlendirme
Konutu Terk Etmeme Tedbirinin Hukuki Niteliği
CMK 109/3-j Kapsamında Konutu Terk Etmeme
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109/3-j maddesi, konutunu terk etmemeyi adli kontrol yükümlülüklerinden biri olarak düzenlemektedir. CMK m. 109/1 uyarınca, tutuklama nedenlerinin bulunması halinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında ise ilgili mahkeme adli kontrol kararı verebilir. Tedbir, suç isnadıyla bağlantılı olarak uygulanan geçici bir koruma tedbiridir; cezanın konutta infaz edilmesiyle karıştırılmamalıdır.
Ev Hapsi ile Tutuklama Arasındaki Fark
Tutuklama, kişinin ceza infaz kurumunda tutulmasını gerektirirken konutu terk etmeme tedbirinde kişi belirlenen konutta bulunmaya devam eder. Bununla birlikte her iki tedbir de henüz kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadan kişi özgürlüğüne müdahale eder.
Ev hapsi, kişinin ailesiyle aynı konutta kalmasına imkan verebilir. Ancak konut dışındaki iş, eğitim ve sosyal yaşamını ciddi biçimde sınırlandırır. Dolayısıyla tutuklamadan daha hafif olması, tedbirin mutlaka gerekli ve ölçülü olduğu anlamına gelmez.
Tutuklama ve adli kontrol arasındaki hukuki farklar ile ceza soruşturmalarında uygulanan diğer koruma tedbirleri, ceza davaları ve ceza avukatlığı sayfamızda da açıklanmaktadır.
Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkına Müdahale
Anayasa Mahkemesi, Esra Özkan Özakça kararında konutu terk etmemenin kişinin fiziksel özgürlük alanını konutuyla sınırlandırdığına dikkat çekmiştir. Tedbirin gün boyunca kesintisiz uygulanabilmesi ve ihlali halinde tutuklama sonucunu doğurabilmesi, sıradan seyahat sınırlamasından daha ağır bir müdahale oluşturur.
Bu nedenle konutu terk etmeme kararları Anayasa m. 19 kapsamında denetlenir. Hukuki değerlendirmede yalnızca kişinin şehirler arasında seyahat edip edemediği değil, günlük yaşamını konut dışında sürdürme imkanından yoksun kalıp kalmadığı esas alınır.
Elektronik Kelepçeyle Denetim
Konutu terk etmeme tedbirinin uygulanması elektronik izleme sistemiyle denetlenebilir. Elektronik kelepçe, kişinin belirlenen konutta bulunup bulunmadığının izlenmesini sağlayan yöntemlerden biridir.
Ancak elektronik kelepçe takılması, adli kontrol tedbirinin zorunlu unsuru değildir. Konutu terk etmeme kararı elektronik cihaz kullanılmadan da uygulanabilir. İzlemenin teknik yöntemi ile tedbirin hukuki kapsamı birbirinden ayrılmalıdır.
Konutu Terk Etmeme Kararının Hukuki Şartları
Kuvvetli Suç Belirtisinin Bulunması
Konutu terk etmeme tedbirinin uygulanabilmesi için isnat edilen suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli belirti bulunmalıdır. Bu koşul, kişinin suçlu olduğunun kesinleşmesini gerektirmez; ancak suçlamanın somut ve inandırıcı delillerle desteklenmesini zorunlu kılar.
Yalnızca suç duyurusunda bulunulması, soyut tanık anlatımı veya suçun ağırlığı, kuvvetli belirtinin mevcut olduğunu her olayda göstermez. Hakim, tedbirin dayandığı delillerin neden kuvvetli suç şüphesi oluşturduğunu değerlendirmelidir.
Kaçma Şüphesi ve Delillerin Karartılması Riski
Anayasa m. 19 ve CMK m. 100 çerçevesinde adli kontrolün yöneldiği amaçlar arasında kişinin kaçmasının önlenmesi ile delillerin yok edilmesi, gizlenmesi veya değiştirilmesi riskinin giderilmesi bulunmaktadır.
Sanığın sabit ikametgahının bulunması, soruşturma çağrılarına katılması ve delillerin toplanmış olması gibi olgular, tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Ancak bu özellikler de her olayda tek başına kaçma riskinin bulunmadığını kanıtlamaz.
Önemli olan, karar tarihinde mevcut koşulların kişi bakımından somutlaştırılmasıdır. Hangi delile müdahale edilebileceği veya kaçma ihtimalini gösteren hangi davranışın bulunduğu açıklanmadan verilen kararlar, meşru amaç bakımından sorun oluşturabilir.
Suçun Niteliği ve Katalog Suçlar
İsnat edilen suçun ağırlığı ve kanunda öngörülen ceza miktarı, koruma tedbirine ilişkin değerlendirmede dikkate alınabilir. Ancak suçun katalog suçlar arasında yer alması, kendiliğinden konutu terk etmeme kararı verilmesini gerektirmez.
Hakim, kuvvetli suç belirtisi ve tutuklama nedenlerinin yanı sıra neden daha hafif bir adli kontrol yükümlülüğünün yeterli olmadığını da değerlendirmelidir. Yalnızca suçun vasıf ve mahiyetine ilişkin genel ifadeler, kişinin konutuyla sınırlandırılmasını her durumda haklı kılmaz.
Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Ölçülülük İlkesi
Elverişlilik, Gereklilik ve Orantılılık
Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurlarından oluşur. Elverişlilik, müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirebilmesini; gereklilik, aynı amaca daha hafif bir tedbirle ulaşılamamasını; orantılılık ise kişi üzerindeki külfet ile korunmak istenen yarar arasında makul denge bulunmasını ifade eder.
Konutu terk etmeme kararında bu üç aşama ayrı önem taşır. Kaçma riskini önleyebilecek bir tedbirin elverişli olması, kişinin bütün gün evde tutulmasının zorunlu olduğunu göstermez.
Daha Hafif Adli Kontrol Tedbirleri
CMK m. 109, yurt dışına çıkamama, belirlenen yerlere düzenli başvurma, belirli yerleşim bölgesini terk etmeme ve belirli yerlere gitmeme gibi farklı yükümlülükler öngörmektedir.
Örneğin şüphelinin yalnızca yargılama sürecinde yurt dışına çıkmasının önlenmesi amaçlanıyorsa konutu terk etmeme tedbirinin neden zorunlu görüldüğü ayrıca açıklanmalıdır. Daha hafif yükümlülüğün yeterli olması halinde ağır müdahalenin sürdürülmesi ölçülülük ilkesiyle bağdaşmaz.
Alternatif adli kontrollerden biri olan yurt dışı çıkış yasağına itiraz konusunda, bu tedbirin kaldırılması ve değiştirilmesine ilişkin başvuru koşulları ayrıca incelenebilir.
Uzun Süreli Ev Hapsinin Ölçüsüz Hale Gelmesi
Başlangıçta hukuka uygun görülen konutu terk etmeme tedbiri, zamanın geçmesiyle ölçüsüz hale gelebilir. Soruşturmanın ilerlemesi, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve kişinin adli kontrol yükümlülüğüne eksiksiz uyması, devam kararında dikkate alınmalıdır.
Kanuni azami sürenin dolmamış olması, ev hapsinin bütün bu süre boyunca otomatik olarak devam ettirilebileceği anlamına gelmez. Bir kişinin üç ay boyunca konuttan çıkamamasının oluşturduğu sonuçlarla aynı kısıtlamanın iki yıl sürmesinin sonuçları aynı ağırlıkta değildir.
Basmakalıp Gerekçelerle Tedbirin Devam Ettirilmesi
Adli kontrolün devamına ilişkin kararlarda yalnızca mevcut delil durumu, suçun vasıf ve mahiyeti veya dosya kapsamı gibi ifadelerin tekrarlanması, tedbirin halen neden gerekli olduğunu açıklamayabilir.
Devam kararında önceki incelemeden sonra ortaya çıkan gelişmeler, şüphelinin davranışları ve daha hafif yükümlülüklerin neden yeterli olmadığı değerlendirilmeli; ileri sürülen somut itirazlara cevap verilmelidir.
Ev Hapsinin Çalışma ve Aile Hayatına Etkileri
Çalışma Hayatından Uzaklaştırılma
Konutu terk etmeme tedbiri, düzenli olarak iş yerine gitmesi gereken kişinin mesleğini sürdürmesini fiilen imkansız hale getirebilir. Ücretli çalışanlar bakımından gelir kaybı, iş sözleşmesinin sona ermesi veya mesleki konumun kaybedilmesi gibi sonuçlar doğabilir.
Bu sonuçlar tedbirin tek başına hukuka aykırı olduğunu göstermez. Ancak ulaşılmak istenen amaç bakımından daha hafif bir önlemin yeterli olup olmayacağı değerlendirilirken önem taşır.
İşletme Sahipleri ve Serbest Meslek Mensupları
İşletmenin faaliyetini doğrudan yöneten kişi hakkında ev hapsi uygulanması, işletmenin ticari faaliyetini ve çalışanların durumunu etkileyebilir. Serbest meslek mensuplarında ise işin niteliğine göre müvekkil görüşmelerine katılamama, duruşmalarda bulunamama veya mesleki faaliyetin sürdürülememesi söz konusu olabilir.
Bu koşulların genel ifadelerle ileri sürülmesi yerine vergi kayıtları, iş sözleşmeleri, mesleki faaliyet belgeleri ve çalışma zorunluluğunu gösteren diğer kayıtlarla somutlaştırılması önem taşır.
Gelir Kaybı ve Ailenin Geçimi
Kişinin ailesinin tek gelir sağlayıcısı olması, bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının bulunması veya konuttan çıkamadığı için mevcut gelirini tamamen kaybetmesi, tedbirin ağırlığını artırabilir.
Bu nedenle ev hapsinin ölçülülüğü yalnızca şüphelinin şahsi hareket özgürlüğü üzerinden değil, aile yükümlülüklerinin yerine getirilmesine etkisi bakımından da değerlendirilmelidir.
Sağlık Sorunları ve Tedavi İhtiyacı
Sürekli tedavi gerektiren hastalıklar, hastane kontrolleri ve acil sağlık müdahaleleri, konutu terk etmeme tedbirinde ayrı değerlendirme gerektirir.
Önceden planlanan muayene ve tedaviler için izin veya geçici muafiyet talep edilebilir. Acil sağlık sorunlarında ise olayın zorunluluğu, sağlık kayıtları ve ilgili mercilere yapılan bildirimler önem taşır. Çalışma veya sağlık ihtiyacı, genel bir izinsiz ayrılma yetkisi olarak yorumlanmamalıdır.
Çalışma İzni ve Geçici Muafiyet
CMK m. 110/2 kapsamında yükümlülüğün tamamen veya kısmen kaldırılması, değiştirilmesi ya da belirli yükümlülüklerden geçici muafiyet sağlanması mümkündür. Bu düzenleme, çalışma ve sağlık gerekçesiyle yapılabilecek taleplerin hukuki dayanaklarından biridir.
Ancak tedbir devam ederken kişinin kendi kararıyla belirli saatlerde işe gitmeye başlaması hukuken izinli ayrılma anlamına gelmez. Talebin yetkili merci tarafından değerlendirilmesi ve verilen kararın kapsamının belirlenmesi gerekir.
Konutu Terk Etmeme Tedbirinin Süresi ve Denetimi
CMK 110/A Kapsamında Azami Süreler
CMK m. 110/A, adli kontrol altında geçirilebilecek azami süreleri düzenlemektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde süre en çok iki yıldır. Zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde genel süre üç yıldır. Zorunlu hallerde gerekçeli uzatmalar yapılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Maddede ayrıca belirtilen devlet güvenliği, anayasal düzen ve ilgili diğer suç grupları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda uzatma süresi toplam dört yıla kadar çıkabilir.
Bu sınırlar, ağır ceza mahkemesinin görev alanındaki genel işler bakımından üç yıl artı üç yıl, kanunda belirtilen özel suçlar bakımından ise üç yıl artı dört yıl şeklinde değerlendirilmelidir. Çocuklar için kanuni süreler yarı oranında uygulanır.
Ancak bu sürelerin hiçbiri, somut olayda tedbirin tamamı boyunca ölçülü olduğuna ilişkin peşin kabul oluşturmaz.
En Geç Dört Ayda Bir İnceleme
CMK m. 110/4 uyarınca şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekli olup olmadığı en geç dört aylık aralıklarla incelenmelidir.
Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında ise mahkeme resen değerlendirme yapar. Bu inceleme, tedbirin başlangıç koşullarının halen devam edip etmediğinin araştırılmasına hizmet eder.
Dört aylık inceleme süresinin bulunması, kişi tarafından daha önce kaldırma veya değiştirme talebinde bulunulmasına engel değildir.
Soruşturmanın Uzamasının Etkisi
Soruşturmanın karmaşık olması veya çok sayıda şüpheli bulunması, uzun süreli adli kontrol bakımından değerlendirmeye alınabilir. Ancak gecikmenin nedenleri ve tedbirin amacına etkisi incelenmelidir.
Deliller toplanmış, incelemeler tamamlanmış ve kişinin yargılamadan kaçacağına ilişkin somut olgu ortaya konulamamışsa konutu terk etmeme tedbirinin devamı daha güçlü gerekçe gerektirebilir.
Elektronik Kelepçe ve Tedbirin İhlali
Elektronik İzlemenin Teknik Sınırları
Elektronik izleme sistemlerinde cihazın konumu, bağlantı durumu ve belirlenen sınırların aşılıp aşılmadığı takip edilebilir. Ancak teknik sistem tarafından ihlal bildirimi oluşturulması, kişinin mutlaka konutu bilerek terk ettiğini kanıtlamaz.
Sinyal kaybı, cihaz arızası, elektrik kesintisi veya iletişim bağlantısındaki sorunlar, ihlal iddialarında araştırılması gereken teknik nedenler arasında bulunabilir.
Konutun İzinli veya Zorunlu Nedenle Terk Edilmesi
Önceden verilen izin kapsamında konuttan ayrılma ile yükümlülüğün ihlali birbirinden ayrılmalıdır. Geçici muafiyetin hangi tarihler, saatler ve amaç için verildiği önem taşır.
Acil sağlık müdahalesi gibi öngörülemeyen durumlarda ayrılmanın zorunluluğu ve süresi değerlendirilmelidir. Sağlık kuruluşu kayıtları, ambulans bilgileri ve ilgili birimlerle yapılan görüşmeler, iddia edilen ihlalin koşullarını açıklayabilir.
CMK 112 Kapsamında Tutuklama
CMK m. 112, adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesini düzenler.
Kanunda aranan unsur, yükümlülüğe isteyerek uyulmamasıdır. Bu nedenle teknik arıza veya kişinin iradesi dışında ortaya çıkan zorunlu bir durum, kasıtlı ihlalle aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
İhlal nedeniyle tutuklama kararı verilebilmesi, her ihlal iddiasında mutlaka tutuklama uygulanacağı anlamına gelmez. Tedbirin koşulları ve olayın özellikleri ayrıca incelenmelidir.
Anayasa Mahkemesi Kararlarında Konutu Terk Etmeme
Esra Özkan Özakça Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 08.10.2020 tarihli, Esra Özkan Özakça (B. No: 2017/32052) kararı, konutu terk etmeme tedbirinin anayasal niteliğini belirleyen başlıca içtihatlardan biridir.
Mahkeme, ev hapsinin kişinin özgürlüğünü konutuyla sınırlandıran ve gün boyunca devam eden bir tedbir olduğunu belirterek Anayasa m. 19 kapsamında inceleme yapmıştır.
Kararda, tedbirin uygulanabilmesi için kuvvetli suç belirtisi, meşru amaç ve ölçülülük koşullarının bulunması gerektiği açıklanmıştır. Ayrıca daha hafif adli kontrol yükümlülüklerinin yeterli olması halinde konutu terk etmeme tedbirine başvurulmaması gerektiği vurgulanmıştır.
Somut başvuruda ise kuvvetli suç belirtisinin yeterince ortaya konulmadığı kabul edilerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Mahkeme, bu tespitten sonra meşru amaç ve ölçülülüğü ayrıca incelememiştir.
AYM Tuğba Geyik Kararı (2026)
Anayasa Mahkemesinin 06.01.2026 tarihli, Tuğba Geyik (B. No: 2024/19895) kararı, konutu terk etmeme tedbirinin meşru amacı bakımından önem taşımaktadır.
Başvurucu hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan soruşturma yürütülmüş, tutuklama talebi reddedilerek konutu terk etmeme tedbirine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, paylaşımların suç işlendiğine ilişkin kuvvetli belirti olarak değerlendirilmesinin temelsiz olmadığını kabul etmiştir. Ancak kaçma ihtimali veya delillere müdahale riskinin karar gerekçelerinde somutlaştırılmadığını belirlemiştir.
Bu nedenle tedbirin meşru amacının ortaya konulamadığına ve Anayasa m. 19/3'ün ihlal edildiğine karar verilmiştir. Mahkeme, meşru amaç koşulunun bulunmadığını tespit ettiğinden ölçülülüğü ayrıca incelememiş ve başvurucuya 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Karar, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli belirti bulunmasının tek başına konutu terk etmeme tedbirini haklı kılmadığını göstermektedir.
AYM B.G. Kararı ve Hakim Önüne Çıkarılma Güvencesi
Anayasa Mahkemesinin 21.06.2023 tarihli, B.G. (B. No: 2020/36865) kararında, konutu terk etmeme tedbirinin hukuka uygunluğu ve hakim önüne çıkarılma güvencesi birlikte değerlendirilmiştir.
Mahkeme, somut olayda kuvvetli suç belirtisinin ortaya konulamadığını belirlemiştir. Ayrıca gözaltı sonrasında mevcutlu olarak sevk edilen başvurucu hakkında, kendisi ve müdafii hakim önünde dinlenmeden dosya üzerinden konutu terk etmeme kararı verilmesini kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden ihlal kabul etmiştir.
Bu karar, ev hapsinin yalnızca maddi koşullar bakımından değil, uygulanmasına karar verilen usul bakımından da anayasal denetime tabi olduğunu göstermektedir.
AYM E.Y. Kararı ve Tazminat Hakkı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 14.12.2022 tarihli, E.Y. (B. No: 2018/10482) kararında, konutu terk etmeme tedbirinin haksız olduğu iddiasıyla etkili biçimde tazminat istenebilecek bir hukuki yolun bulunmaması değerlendirilmiştir.
Mahkeme, bu eksikliği kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı tazminat güvencesi bakımından ihlal olarak kabul etmiştir.
Karardan sonra 7499 sayılı Kanunla CMK m. 141/1-l hükmü getirilmiş ve belirli adli kontrol tedbirleri sonrasında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar verilen kişiler için tazminat yolu düzenlenmiştir.
Ev Hapsinin Kaldırılması ve Hukuki Başvuru Yolları
CMK 111 Kapsamında Kaldırma Talebi
CMK m. 111 uyarınca şüpheli veya sanık, konutu terk etmeme tedbirinin kaldırılmasını veya değiştirilmesini talep edebilir. Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hakim veya mahkeme, kanunda öngörülen usule göre beş gün içinde karar verebilir.
Başvuruda yalnızca tedbirin ağır olduğu belirtilmekle yetinilmemelidir. Delillerin toplanmış olması, kişinin soruşturma işlemlerine katılması, çalışma ve sağlık koşulları ile daha hafif yükümlülüklerin yeterliliği somut biçimde açıklanmalıdır.
Adli Kontrol Kararına İtiraz
CMK m. 111/2 uyarınca adli kontrol kararlarına itiraz edilebilir. CMK m. 268/1 kapsamında genel itiraz süresi, kanunda ayrıca hüküm bulunmadıkça kararın öğrenildiği tarihten itibaren iki haftadır.
İtiraz, kararı veren mercie sunulur ve kanuni usule göre yetkili merci tarafından incelenir. Tedbirin devam ettiği dönemde yeni koşullar ortaya çıkması halinde kaldırma veya değiştirme talebi ayrıca gündeme gelebilir.
Daha Hafif Adli Kontrole Geçiş Talebi
Konutu terk etmeme yerine belirli günlerde kolluğa başvurma, yurt dışı çıkış yasağı veya belirli bölgeyi terk etmeme gibi tedbirlerin uygulanması talep edilebilir.
Bu talebin kabul edilebilmesi için alternatif yükümlülüğün tedbirle ulaşılmak istenen amacı neden karşılayabileceği açıklanmalıdır. Örneğin kaçma riskinin bulunmadığına ilişkin olgular ile iş ve aile bağlarını gösteren belgeler birlikte sunulabilir.
Tutuklama tedbirinin devamına karşı başvuru koşulları ise tutukluluk devam kararına itiraz başlıklı yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır.
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
Konutu terk etmeme tedbirinin Anayasa m. 19'da güvence altına alınan hakları ihlal ettiği iddiası, gerekli başvuru yolları tüketildikten sonra bireysel başvuruya konu edilebilir.
Ancak bireysel başvuru, adli kontrol kararlarına karşı olağan itiraz yolunun yerine geçmez. Başvuru yollarının tüketilmesi, süre koşulları ve ihlalin somut gerekçeleri değerlendirilmelidir.
Haksız Ev Hapsi Nedeniyle Tazminat
CMK m. 141/1-l uyarınca konutu terk etmeme yükümlülüğü uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatine karar verilen kişiler, kanuni koşullarla maddi ve manevi zararlarının tazminini isteyebilir.
CMK m. 142/2 uyarınca bu kapsamdaki talepler, 6384 sayılı Kanun çerçevesinde Tazminat Komisyonu tarafından incelenmektedir. Komisyonun ilgili görevi 01.06.2024 tarihinden itibaren yapılan başvuruları kapsamaktadır.
Tazminat istemi bakımından CMK m. 142/1'de öngörülen süreler, karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kesinleşme tarihini izleyen bir yıldır. Geçiş hükümleri ve somut başvurunun dayanağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Tedbirin başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olması nedeniyle ileri sürülen tazminat iddiaları ile beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararına dayanan tazminat istemleri, hukuki dayanak ve görevli merci bakımından birbirinden ayrılmalıdır.
Ev Hapsinde Geçen Sürenin Cezadan Mahsubu
CMK m. 109/6 uyarınca konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçirilen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.
Örneğin 120 gün konutu terk etmeme tedbiri uygulanmışsa kanuni hesaplama kapsamında 60 günlük mahsup söz konusu olabilir. Bu düzenleme, ev hapsinde geçirilen sürenin hukuken özgürlükten yoksun bırakılmayla ilişkili olduğunu gösterir.
Ancak mahsubun yapılabilmesi için ilgili ceza ve tedbir sürelerinin kanuni koşullar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Ceza mahsubu ile haksız koruma tedbirinden doğan tazminat hakkı birbirinden farklı hukuki kurumlardır.
Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Ölçülülüğe İlişkin Hukuki Değerlendirme
Konutu terk etmeme tedbiri, kişinin ceza infaz kurumu yerine kendi konutunda bulunmasını sağlayan bir adli kontrol yöntemi olsa da temel haklara ağır müdahale niteliği taşır. Bu tedbirin hukuka uygunluğu, yalnızca tutuklamadan hafif olduğu düşüncesiyle kabul edilemez.
Kuvvetli suç belirtisi, kaçma veya delillere müdahale riskine ilişkin meşru amaç ve ölçülülük koşulları her somut olayda değerlendirilmelidir. Tedbirin süresi uzadıkça çalışma hayatı, aile yükümlülükleri, sağlık koşulları ve yargılamanın geldiği aşama önem kazanır.
Konutu terk etmeme kararının hukuki denetiminde belirleyici soru, kişinin neden tutuklanmadığı değil, neden daha hafif bir adli kontrol yerine gün boyunca konutunda tutulmasının gerekli görüldüğüdür.
Kanuni azami süreler, düzenli inceleme zorunluluğu, değiştirme ve itiraz yolları ile Anayasa Mahkemesinin kişi özgürlüğüne ilişkin içtihatları, bu tedbirin sürekliliğinin denetlenmesi için güvence oluşturmaktadır. Tedbirin devamına ilişkin kararlar, önceki gerekçelerin tekrarıyla değil, güncel koşullar ve bireyselleştirilmiş değerlendirmeyle oluşturulmalıdır.
Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 13, 19, 20, 23 ve 41), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (m. 100, 109, 110, 110/A, 111, 112, 141, 142, 267 ve 268), 6384 sayılı Kanun, 7499 sayılı Kanun, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği, Anayasa Mahkemesi Esra Özkan Özakça (B. No: 2017/32052, 08.10.2020), Tuğba Geyik (B. No: 2024/19895, 06.01.2026), B.G. (B. No: 2020/36865, 21.06.2023) ve E.Y. (B. No: 2018/10482, 14.12.2022) kararları.
