Sanığın Susma Hakkının Delil Değerlendirmesine Etkisi

Susma hakkı, şüpheli veya sanığın kendisine yöneltilen suçlama hakkında açıklama yapmaya zorlanamamasını sağlayan ceza muhakemesi güvencesidir. Kişinin ifade vermemesi, kendisine sorulan soruları cevaplandırmaması veya savunmasını yargılamanın sonraki aşamalarında açıklamayı tercih etmesi, bu hakkın kullanılması kapsamında değerlendirilebilir. Ancak sanığın susma hakkını kullanmasının mahkemenin delil değerlendirmesine nasıl etki edeceği, masumiyet karinesi ve ispat yükü bakımından ayrıca incelenmelidir.
Ceza yargılamasında suçun sanık tarafından işlendiğinin kanıtlanması gerekir. Sanığın suçlamayı reddetmesi, açıklama yapmaması veya kendisini suçlayabilecek bilgileri vermekten kaçınması, iddia makamının suçun unsurlarını ispatlama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Susma hakkının kullanılması, sanığın suçlamayı kabul ettiği veya aleyhindeki delilleri doğruladığı anlamına gelmez.
Özellikle sanığın soruşturma aşamasında susup kovuşturma sırasında savunma yapması, bazı soruları cevapsız bırakması veya kendisini suçlayabilecek dijital bilgileri açıklamaması, delillerin değerlendirilmesinde farklı sorunlar doğurabilir. Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, bu sorunların çözümünde susma hakkının işlevi ile mahkemenin delilleri değerlendirme yetkisinin birlikte gözetilmesini gerektirir.
İçindekiler
- Ceza Yargılamasında Susma Hakkının Hukuki Niteliği
- Anayasa 38/5 ve CMK 147 Kapsamında Susma Hakkı
- Susma Hakkı ile Kendini Suçlamama İlkesi
- Masumiyet Karinesi ve İspat Yüküyle İlişkisi
- Soruşturma ve Kovuşturma Aşamalarında Susma Hakkı
- Sanığın Susması Aleyhine Delil Olarak Kullanılabilir mi?
- Susmanın Suçun Kabulü Olarak Değerlendirilmesi
- Susma Hakkından Olumsuz Sonuç Çıkarılmasının Sınırları
- Susmanın Diğer Delillerin İspat Gücüne Etkisi
- Sanığın Suçsuzluğunu Kanıtlama Yükümlülüğünün Bulunmaması
- Susma Hakkının Kısmen veya Sonradan Kullanılması
- Bazı Sorulara Cevap Verilip Diğerlerinin Cevapsız Bırakılması
- Kollukta Susup Mahkemede Savunma Yapılması
- Soruşturma ve Kovuşturma İfadelerinin Farklılaşması
- Sonradan İleri Sürülen Savunmanın Güvenilirliği
- Susma Hakkı ve Sanığın Delil Sunmaya Zorlanması
- İfade Vermeme ile Maddi Delillerin Toplanmasına Katlanma
- Şifre, Parola ve Dijital Hesap Bilgilerinin Açıklanması
- Banka İşlemleri ve Dijital Kayıtlar
- Kendini Suçlayıcı Belge Sunmaya Zorlanmanın Sınırları
- Susma Hakkının Cezanın Belirlenmesine Etkisi
- Susma Hakkının Cezayı Ağırlaştırma Nedeni Olarak Değerlendirilmesi
- Takdiri İndirim ve Pişmanlık Değerlendirmesi
- Susma Hakkı ile Suçu Kabul Etmeme
- AYM ve AİHM Kararlarında Susma Hakkı
- Anayasa Mahkemesinin Yakup Güneş Kararı
- AİHM John Murray/Birleşik Krallık Kararı
- AİHM Saunders/Birleşik Krallık Kararı
- Türk Hukuku ile AİHM Yaklaşımının Karşılaştırılması
- Susma Hakkının İhlali ve Hukuki Sonuçları
- Susma Hakkının Bildirilmemesi
- Baskı ve Yönlendirmeyle İfade Alınması
- Susmanın Mahkumiyet Gerekçesinde Kullanılması
- İstinaf ve Temyiz İncelemesi
- Susma Hakkının Delil Değerlendirmesine Etkisine İlişkin Hukuki Değerlendirme
Ceza Yargılamasında Susma Hakkının Hukuki Niteliği
Anayasa 38/5 ve CMK 147 Kapsamında Susma Hakkı
Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrası, hiç kimsenin kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan beyanda bulunmaya ya da bu yönde delil göstermeye zorlanamayacağını düzenlemektedir. Bu hüküm, susma hakkının ve kendini suçlamama güvencesinin anayasal dayanağını oluşturur.
CMK m. 147/1-e uyarınca şüpheli veya sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu bildirilmelidir. CMK m. 191/3-c kapsamında da duruşmada sanığa susma hakkı ve diğer kanuni hakları hatırlatılır.
Susma hakkı, suç isnadı karşısında açıklama yapma yükümlülüğünün bulunmamasını ifade eder. Bununla birlikte CMK m. 147/1-a uyarınca şüpheli veya sanığın kimliğine ilişkin soruları doğru cevaplandırma yükümlülüğü devam eder. Kimlik bilgilerinin verilmesi ile suçlamanın esasına ilişkin açıklama yapılması farklı hukuki konulardır.
Susma Hakkı ile Kendini Suçlamama İlkesi
Susma hakkı, kişinin suçlamaya ilişkin açıklama yapmamasını korurken kendini suçlamama ilkesi daha geniş bir güvence sağlar. Kişi, iradesi dışında kendisini suçlayacak beyanda bulunmaya veya bu yönde delil göstermeye zorlanamaz.
Bu güvence, yalnızca suçun açıkça kabul edilmesini kapsamaz. Kişinin suçlamayı destekleyebilecek bilgi veya açıklamaları baskı altında vermeye zorlanması da kendini suçlamama hakkı bakımından değerlendirilir.
Masumiyet Karinesi ve İspat Yüküyle İlişkisi
Masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu hukuken sabit oluncaya kadar suçsuz kabul edilmesini gerektirir. Ceza muhakemesinde sanığın masumiyetini kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.
CMK m. 217 uyarınca mahkeme, kararını duruşmada tartışılan ve hukuka uygun biçimde elde edilen delillere dayandırmalıdır. Sanığın açıklama yapmaması, maddi delillerin eksikliğini gidermez.
Örneğin sanığın belirli tarihte suç mahallinde bulunduğunu gösteren yeterli delil yoksa sanığın nerede olduğunu açıklamaması, olay yerinde bulunduğunun ispatı yerine geçemez.
Soruşturma ve Kovuşturma Aşamalarında Susma Hakkı
Susma hakkı hem soruşturma hem de kovuşturma evresinde kullanılabilir. Şüphelinin kollukta veya Cumhuriyet savcılığı huzurunda susması, mahkeme önünde de susmak zorunda olduğu anlamına gelmez.
Sanık duruşmada açıklama yapabileceği gibi savunmasını sonraki aşamalarda sunmayı da tercih edebilir. Bu tercih, kanunda öngörülen savunma ve delil sunma usullerine uyulması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.
Sanığın Susması Aleyhine Delil Olarak Kullanılabilir mi?
Susmanın Suçun Kabulü Olarak Değerlendirilmesi
Sanığın susma hakkını kullanması, suçlamayı zımnen kabul ettiği anlamına gelmez. Ceza muhakemesinde sessizlik, ikrar niteliğinde değildir.
Sanığın suçlamayı açıklamaması, aleyhindeki tanık anlatımını doğrulaması veya maddi delillerin gerçekliğini kabul etmesi şeklinde yorumlanmamalıdır. Mahkeme, sanığın susmasından bağımsız olarak delillerin güvenilirliğini ve ispat gücünü incelemelidir.
Susma Hakkından Olumsuz Sonuç Çıkarılmasının Sınırları
Susmanın doğrudan suçluluk göstergesine dönüştürülmesi, masumiyet karinesi ve savunma hakkıyla bağdaşmaz. Sanığın açıklama yapmaması nedeniyle aleyhindeki delillerin kendiliğinden güçlendiği kabul edilemez.
Ancak susma hakkına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yaklaşımı, bu konuda mutlak bir yasak öngörmemektedir. AİHM, belirli koşullarda sanığın sessizliğinden sınırlı çıkarımlar yapılmasının adil yargılanma hakkıyla bağdaşabileceğini kabul etmektedir.
Türk ceza muhakemesinde ise susmadan bağımsız yeterli delil bulunması ve sanığın suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü altında bırakılmaması gerekir. AİHM'in belirli bir ulusal hukuk sistemi için geliştirdiği ölçütler, Türk hukukunda susmayı başlı başına mahkumiyet deliline dönüştüren genel bir yetki olarak yorumlanamaz.
Susmanın Diğer Delillerin İspat Gücüne Etkisi
Sanığın susması, dosyada mevcut delillerin objektif ispat değerini değiştirmez. Bir kamera görüntüsünün gerçekliği, banka kaydının hangi işlemi gösterdiği veya tanığın anlatımının güvenilirliği, sanığın açıklama yapıp yapmamasından bağımsız olarak araştırılmalıdır.
Mahkeme, sanığın açıklama yapmadığı olaylara ilişkin delilleri değerlendirebilir. Ancak bu değerlendirmede sanığın susması, delilde bulunmayan bir olgunun varlığına dayanak yapılamaz.
Sanığın Suçsuzluğunu Kanıtlama Yükümlülüğünün Bulunmaması
Sanık, kendisine yöneltilen isnadın yanlış olduğunu kanıtlamak zorunda değildir. Alternatif bir olay anlatımı sunmaması veya savunmasını destekleyen belge göstermemesi, iddia makamının ispat yükünü ortadan kaldırmaz.
Özellikle dolaylı delillere dayanan davalarda sanığın açıklama yapmaması nedeniyle suçlu kabul edilmesi, ispat yükünün fiilen sanığa aktarılması sonucunu doğurabilir.
Susma Hakkının Kısmen veya Sonradan Kullanılması
Bazı Sorulara Cevap Verilip Diğerlerinin Cevapsız Bırakılması
Sanık, belirli soruları cevaplandırırken başka sorular hakkında susma hakkını kullanabilir. Bu tercih, cevap vermediği sorulara ilişkin suçlamaları kabul ettiği anlamına gelmez.
Verilen cevapların içeriği delillerle birlikte değerlendirilebilir. Buna karşılık cevaplandırılmayan soruların sanığın aleyhine bağımsız delil oluşturduğu kabul edilmemelidir.
Kollukta Susup Mahkemede Savunma Yapılması
Sanığın kollukta susması, kovuşturma aşamasında savunma yapmasına engel değildir. Kişi, dosyadaki delilleri öğrendikten veya müdafi yardımından yararlandıktan sonra olay hakkındaki açıklamalarını sunabilir.
Sonradan verilen savunmanın yalnızca soruşturmanın önceki aşamasında ileri sürülmemiş olması, anlatımın gerçek dışı olduğunu göstermez.
Bununla birlikte mahkeme, sonradan açıklanan olayların doğruluğunu bağımsız delillerle karşılaştırabilir. Önceki susmanın cezalandırılması ile sonradan verilen savunmanın içerik bakımından denetlenmesi birbirinden ayrılmalıdır.
Soruşturma ve Kovuşturma İfadelerinin Farklılaşması
Sanığın önceki açıklaması ile sonraki savunması arasında çelişki bulunması halinde mahkeme, çelişkinin nedenini araştırabilir. Ancak önceki aşamada hiç açıklama yapılmaması ile daha önce verilen somut bir beyanın sonradan değiştirilmesi aynı değildir.
Önceki ifadenin hukuka uygun biçimde alınmış olması da önemlidir. CMK m. 148/4 uyarınca müdafi hazır bulunmaksızın kollukta alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
Sonradan İleri Sürülen Savunmanın Güvenilirliği
Sonradan sunulan savunma, olayın gerçekleşme koşulları ve mevcut delillerle karşılaştırılabilir. Açıklamanın maddi kayıtlarla çelişmesi, güvenilirlik değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Ancak sanığın açıklamayı daha önce yapmamış olması tek başına güvenilmezlik nedeni olarak kabul edilmemelidir. Değerlendirme, anlatımın içeriği ve doğrulanabilirliği üzerinden yapılmalıdır.
Susma Hakkı ve Sanığın Delil Sunmaya Zorlanması
İfade Vermeme ile Maddi Delillerin Toplanmasına Katlanma
Susma hakkı, soruşturma makamlarının hukuka uygun biçimde maddi delil toplamasını bütünüyle engellemez. Kanuni koşullarla gerçekleştirilen arama, el koyma ve beden muayenesi işlemleri, sanığın açıklama yapmaya zorlanmasından farklıdır.
Ancak mevcut maddi delilin elde edilmesi ile kişinin kendi zihninde bulunan bilgiyi açıklamaya zorlanması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.
Şifre, Parola ve Dijital Hesap Bilgilerinin Açıklanması
Telefon, bilgisayar veya şifreli hesaba erişim amacıyla sanıktan parola istenmesi, kendini suçlamama hakkı bakımından özel sorunlar doğurabilir.
Kişinin bildiği parolayı açıklamaya zorlanması ile yetkili makamın kanuni koşullarla cihaz üzerinde teknik inceleme yapması birbirinden farklı işlemlerdir. Parola, kişinin zihinsel bilgisini açıklamasını gerektirdiğinden susma hakkıyla doğrudan ilişkili olabilir.
Bu uyuşmazlıklarda CMK m. 134 kapsamında dijital arama ve inceleme yetkisinin sınırları ile Anayasa m. 38/5'teki güvence birlikte değerlendirilmelidir. Konunun teknik ve hukuki ayrıntıları Telefon Şifresini Vermemenin Hukuki Sonuçları başlıklı yayınımızda ayrıca açıklanmaktadır.
Banka İşlemleri ve Dijital Kayıtlar
Sanığın banka hesabındaki para hareketlerini veya dijital iletişim kayıtlarını açıklamaması, işlemlerin suç amacıyla gerçekleştirildiğini kendiliğinden kanıtlamaz.
Banka hareketleri, oturum kayıtları ve diğer teknik veriler hukuka uygun yollarla elde edilerek değerlendirilebilir. Kayıtların varlığı ile sanığın suçun manevi unsurunu gerçekleştirmiş olması ayrı meselelerdir.
Örneğin sanığın hesabına para gelmesi ve kişinin bu transfer hakkında açıklama yapmaması, paranın suçtan kaynaklandığını veya hesap sahibinin dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğini tek başına kanıtlamaz.
Kendini Suçlayıcı Belge Sunmaya Zorlanmanın Sınırları
Kendini suçlamama güvencesi, kişinin iradesine aykırı biçimde kendisini suçlayacak açıklamalar vermeye zorlanmasına karşı koruma sağlar.
Bununla birlikte kişiden bağımsız olarak mevcut bulunan ve hukuka uygun yetkilerle elde edilebilen belgeler ile kişinin baskı altında oluşturmaya veya açıklamaya zorlandığı bilgiler arasında ayrım yapılmalıdır.
Belgenin önceden mevcut olması, her türlü zorlamanın hukuka uygun olduğunu göstermez. Delilin elde edilmesinde kullanılan yöntemin niteliği ve temel haklara müdahalenin kapsamı ayrıca incelenmelidir.
Susma Hakkının Cezanın Belirlenmesine Etkisi
Susma Hakkının Cezayı Ağırlaştırma Nedeni Olarak Değerlendirilmesi
Sanığın susma hakkını kullanması, temel cezanın alt sınırından uzaklaşılması için bağımsız bir ağırlaştırma nedeni oluşturmaz.
TCK m. 61 kapsamında cezanın belirlenmesinde suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar veya tehlike ve kastın yoğunluğu gibi kanuni ölçütler değerlendirilir. Susma hakkının kullanılması, suçun ağırlığını artıran bir davranış olarak kabul edilemez.
Takdiri İndirim ve Pişmanlık Değerlendirmesi
TCK m. 62, takdiri indirim nedenleri arasında failin geçmişini, sosyal ilişkilerini, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışlarını ve cezanın geleceği üzerindeki olası etkilerini düzenlemektedir.
Sanığın susma hakkını kullanması, tek başına pişman olmadığı veya cezalandırılmayı hak ettiği sonucuna dayanak yapılamaz.
Buna karşılık takdiri indirim otomatik olarak uygulanması gereken bir hüküm değildir. Somut olayda indirim nedeni bulunmaması ile yalnızca susma hakkını kullandığı için sanığın indirimden mahrum bırakılması farklı hukuki durumlardır.
Mahkemenin TCK m. 62'ye ilişkin değerlendirmesi, susma hakkının kullanılmasını cezalandırıcı bir gerekçeye değil, kanunda öngörülen ölçütlere dayanmalıdır.
Susma Hakkı ile Suçu Kabul Etmeme
Sanığın suçlamayı kabul etmemesi, kendisine tanınan savunma hakkının kullanılmasıdır. Suçlamayı reddetmesi veya kendisini suçlayacak açıklamalardan kaçınması, kişilik özellikleri hakkında otomatik olumsuz değerlendirme yapılmasını haklı kılmaz.
Suçu kabul etmeyen kişinin gerçekte pişmanlık gösterip göstermediği tartışılabilir. Ancak suçun kabul edilmesini takdiri indirimden yararlanmanın genel ve zorunlu koşulu haline getirmek, savunma hakkının kullanılmasına dolaylı baskı oluşturabilir.
AYM ve AİHM Kararlarında Susma Hakkı
Anayasa Mahkemesinin Yakup Güneş Kararı
Anayasa Mahkemesi, Yakup Güneş (B. No: 2019/15907, 19/3/2024) kararında, hakkında suç isnadı bulunan kişinin başka bir soruşturmada tanık sıfatıyla ifade vermeye zorlanmasını incelemiştir.
Başvurucu, kendisini suçlayabilecek sorulara cevap vermediği için disiplin hapsine tabi tutulmuştur. Anayasa Mahkemesi, kişinin kendi aleyhine kullanılabilecek beyanda bulunmak ile özgürlüğünden yoksun bırakılmak arasında seçim yapmaya zorlanmasını susma ve kendini suçlamama güvenceleriyle bağdaşmaz bulmuştur.
Mahkeme, disiplin hapsinin kanuni temelinin bulunmadığı gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Karar, kendini suçlamama güvencesinin yalnızca sanık sıfatıyla yapılan sorguyla sınırlı olmadığını göstermektedir.
AİHM John Murray/Birleşik Krallık Kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, John Murray/Birleşik Krallık (B. No: 18731/91, 8/2/1996) kararında, sanığın susmasından aleyhe çıkarım yapılmasının adil yargılanma hakkıyla ilişkisini değerlendirmiştir.
AİHM, mahkumiyetin yalnızca veya esas olarak sanığın susmasına dayandırılamayacağını kabul etmekle birlikte, güçlü suçlayıcı delillerin açıklama gerektirdiği ve yeterli usul güvencelerinin bulunduğu koşullarda susmadan sınırlı çıkarımlar yapılmasını mutlak biçimde yasaklamamıştır.
Bu değerlendirme, somut davadaki delillerin ağırlığı ve ilgili ulusal hukuk sistemindeki güvenceler esas alınarak yapılmıştır. Karar, sanığın susmasının her koşulda aleyhe delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez.
AİHM Saunders/Birleşik Krallık Kararı
AİHM, Saunders/Birleşik Krallık (B. No: 19187/91, 17/12/1996) kararında, kişinin yasal zorunluluk altında verdiği ifadelerin daha sonra ceza yargılamasında kendisine karşı kullanılmasını incelemiştir.
Mahkeme, kendini suçlamama hakkının adil yargılanmanın temel güvencelerinden olduğunu belirterek zorlamayla elde edilen ifadelerin sanık aleyhine kullanılmasını hak ihlali olarak değerlendirmiştir.
Kararda, kişinin iradesinden bağımsız mevcut bulunan ve hukuka uygun yollarla elde edilebilen maddi deliller ile zorlamayla alınan açıklamalar arasında ayrım yapılmıştır.
Türk Hukuku ile AİHM Yaklaşımının Karşılaştırılması
AİHM, susma hakkından olumsuz çıkarım yapılmasını bütün hukuk sistemleri bakımından kategorik olarak yasaklamamaktadır. Ancak bu çıkarımların yargılamanın bütününe etkisini ve savunmaya tanınan güvenceleri incelemektedir.
Türk hukukunda Anayasa m. 38/5, CMK m. 147 ve masumiyet karinesi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın açıklama yapmamasının suçun ispatı yerine geçirilmesi mümkün değildir.
Mahkeme, sanıktan bağımsız delilleri inceleyebilir ve hukuka uygun biçimde verilen savunmaların içeriğini değerlendirebilir. Ancak sanığın kanuni hakkını kullanması, ispat yükünün sanığa aktarılması için gerekçe oluşturamaz.
Susma Hakkının İhlali ve Hukuki Sonuçları
Susma Hakkının Bildirilmemesi
CMK m. 147 ve 191 uyarınca susma hakkının şüpheli veya sanığa bildirilmesi gerekir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, ifade alma veya sorgu işleminin hukuka uygunluğu bakımından değerlendirilmelidir.
İhlalin delilin kullanılabilirliğine ve yargılamanın adilliğine etkisi, ifade alma işleminin koşulları ve diğer usul güvenceleriyle birlikte incelenmelidir.
Baskı ve Yönlendirmeyle İfade Alınması
CMK m. 148, şüpheli ve sanığın özgür iradesini etkileyen işkence, kötü davranma, tehdit, aldatma ve diğer yasak yöntemlerle ifade alınmasını engellemektedir.
Yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler, rızayla verilmiş olsalar dahi delil olarak değerlendirilemez. Bu nedenle susma hakkının kullanılmasını engelleyen baskının varlığı, yalnızca ifade alma usulünü değil, elde edilen beyanın hükme esas alınıp alınamayacağını da etkiler.
Susmanın Mahkumiyet Gerekçesinde Kullanılması
Mahkumiyet kararında sanığın açıklama yapmamasının suçluluk göstergesi olarak değerlendirilmesi, masumiyet karinesi ve gerekçeli karar hakkı bakımından sorun oluşturabilir.
Mahkeme, suçun hangi hukuka uygun delillerle ispatlandığını açıklamalıdır. Sanığın susması nedeniyle delil eksikliğinin giderilmiş sayılması veya sanığın suçsuzluğunu ispatlayamadığının belirtilmesi, ceza muhakemesinin ispat esaslarıyla bağdaşmaz.
İstinaf ve Temyiz İncelemesi
Susma hakkının ihlal edildiği iddiası, kararın ve ihlalin niteliğine göre kanun yolu incelemesine konu edilebilir. Özellikle yasak yöntemlerle elde edilen ifadenin hükme esas alınması, savunma hakkının kısıtlanması ve susmanın mahkumiyet gerekçesine dönüştürülmesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kanun yolu başvurusunda ifade tutanakları, hakların bildirilmesine ilişkin kayıtlar, sorgu koşulları ve mahkumiyet gerekçesi karşılaştırılmalıdır. İhlalin hükme etkisi ve ilgili kanun yolu hükümleri somut biçimde açıklanmalıdır.
Susma Hakkının Delil Değerlendirmesine Etkisine İlişkin Hukuki Değerlendirme
Susma hakkı, ceza yargılamasında kişinin kendisine yöneltilen suçlamaya karşı açıklama yapma veya yapmama konusunda irade serbestisine sahip olmasını sağlar. Bu hak, masumiyet karinesi ve kendini suçlamama güvencesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sanığın susması, mevcut maddi delillerin değerlendirilmesini engellemez. Ancak delillerin ispat gücünü artıran bağımsız bir olgu olarak kabul edilemez. Mahkumiyet için gerekli ispat düzeyine sanığın açıklama yapmaması nedeniyle ulaşıldığı varsayılamaz.
Susma hakkının korunması, sanığın bütün davranışlarının delil değerlendirmesi dışında bırakılması anlamına gelmediği gibi mahkemenin delilleri serbestçe değerlendirme yetkisi de sanığın susmasını suçluluk göstergesine dönüştürme imkanı vermez.
Sanığın soruşturma sırasında susması, sonradan savunma yapması veya kendisini suçlayabilecek bilgileri açıklamaktan kaçınması, her olayda ilgili usul güvenceleri içinde değerlendirilmelidir. Suçun ispatı, sanığın susma hakkını kullanmasından bağımsız olarak hukuka uygun delillere dayanmalıdır.
Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 36 ve 38), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (m. 147, 148, 191, 206, 217, 223, 230 ve 289), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 61 ve 62), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 6), Anayasa Mahkemesi Yakup Güneş (B. No: 2019/15907, 19/3/2024), AİHM John Murray/Birleşik Krallık (B. No: 18731/91, 8/2/1996), Saunders/Birleşik Krallık (B. No: 19187/91, 17/12/1996), Condron/Birleşik Krallık (B. No: 35718/97, 2/5/2000).
